Makaleler

Muamma Nedir?

Yazar: Diba Bahadıroğlu

Muamma da lügaz da manzum bilmece demektir. Muamma ile lügazın ayrı ayrı ele alınmasının nedeni cevaplardır. Muamma bir ismi bize söyler ve askı asmak – askı indirmek geleneğinin bir parçasıdır, lugaz ise daha çok bir cismi bize söyler.  Biz önce muammadan başlayacağız, burada aşık geleneğine değineceğiz, daha sonraki yazımızda lugaz konusunu işleyeceğiz.

Muamma Nedir?

Edebiyat terimi olarak muamma  “şiirde remiz, ima veya işaret yoluyla dolaylı şekilde bir isme delâlet eden söz”  anlamına gelir. Muamma , Arap edebiyatından Fars edebiyatına ve oradan da bize geçmiştir. Şiirde bir ismi saklama işine muamma denir aslında, gizlenen isim muamma, muamma söyleyen kişiye Farsça bir mastar ekiyle muamma söyleyen anlamında muamma – gûy, ismi aklama işine ta’miye, bu muammayı çözen kişiye yine Farsça bir mastar ekiyle muamma-kûşa ( köşe ) denir.

Bir kısım Fars kaynaklarında ilk muamma söylenenin Hz. Ali olduğu yazar; yalnız bu konuda ilk çalışma 13.asırda Şerefeddin Ali Yezdî tarafından yapılmış, bu çalışmalar daha sonra Abdurrahman Cami tarafından geliştirilmiş ve nihayet Mîr Hüseyin b. Muhammed Şîrâzî-i Nîsâbûrî muammayı en ileri seviyeye taşımıştır. Tahminlere göre muamma, Fars edebiyatından bu aşamada alınmıştır Türk edebiyatına.

Elbette yukarıda bahsedilen muamma, aşıklık geleneğinden ziyade klasik şiirin muammasıdır; yani saray çevresinin muammasıdır. Fuat Köprülü, aşıkların  muammayı klasik şairlerden aldıklarını söylerken Umay Güler, muamma geleneğinin halk bilmecelerinden etkilenebileceği de ekler.

Klasik Şiirde Muamma Nasıl Yapılır?

Muamma genelde   bir beyitle yazılır, beyitin ilk dizesi doldurmadır, ikinci dizesinde muamma adla ilgili ipucu verilir. Muammada illa ki bir isim verilmez, iki ismin verildiği de görülmüştür. Bunun dışında birden  fazla beyitle, rubai veya kıta ile de muamma verildiği görülür.

Klasik edebiyatta muamma yazmak da çözmek da ebced hesabı, Arapça / Farsça bilgisi, İslam kültürü, çeşitli inançlar, dil bilgisi, belagat ve klasik edebiyat bilgisi gerektirir. Üstelik bilmece sorarken edebi zevki de kaybetmemek lazım. Muamma – gûy, muammayı ne çok gizlemeli ne de çok açığa çıkarmalıdır, iki durum da hoş karşılanmaz. Nabi’nin kendi ismini muamma yaptığı şu beyit bu bakımdan iyi bir örnek sayılabilir:

Muamma: Bende yok sabr u sükûn sende vefâdan zerre

         İki yoktan ne çıkar fikr edelim bir kere (NÂBÎ)

Çözüm: Burada ilk beyit doldurmadır, asıl ipucu sondaki dizedir. Burada biraz dil bilgisi biraz da Farsça bilgisi gerekir. “İki yoktan ne çıkar” derken Farsça “yokluk, eksiklik” ön eki olan “na” ve “bi” gelmeli aklımıza. Nitekim Nabi de ismini bu şekilde oluşturmuştur. 

Türk Klasik Edebiyatında İlk Muammayı Kim Söyledi?

Türk klasik edebiyatında yani divan şiirinde ilk muamma Ahmedî tarafından ( ölümü, 1412) muhtemelen 15. asırda  kaydedildi. Ahmedî ile Mûnî Anadolu sahasında muamma söyleyen ilk şairler olarak bilinir. Ayrıca Azeri sahasından ve İran sahasından gelen şairler de Türk klasik şairlerine muammayı sevdirmişlerdir. Kınalızade Hasan Çelebi Tezkiresinde, Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi dönüşünde yanına getirdiği ilim ve edebiyat alimleri arasında muammaya yetenekli pek çok alimin olduğunu söyler. Ayrıca Yavuz Sultan Selim muamma sanatına ayrıca bir önem vermiş, Nihânî’nin kendisine her beyitinde muamma olan bir kaside sunmasını dahi istemiştir. Yalnız bu şairin namı Emrullah Emrî tarafından söndürülmüştür çünkü Emrî 700’e yakın muamma yazmıştır.

Türk edebiyatında hem klasik edebiyatta hem halk edebiyatında muamma çok sevilmiş hatta Tanzimat döneminde de muamma yazılmıştır:

MUAMMA : Bir katre mâ düşünce gülün kalb-i pâkine

           İsmim çıkar hemân varak-ı tâb-nâkine ( NAMIK KEMAL)

ÇÖZÜM : Bu dönemde Arap harflerinin kullanıldığını unutmayarak ; eğer “gül”  kelimesinin arasında su anlamına gelen “mâ” eklenirse “Kemal” çıkar. 

Klasik Türk edebiyatında Cem Sultan, Lâmiî Çelebi, Bâkî, Fuzûlî, Âlî Mustafa Efendi, Nâbî, Nahîfî, Fıtnat Hanım, Sünbülzâde Vehbî muamma söyleyen şairlerden bazılarıdır; ayrıca Lami, büyük Fars şairlerinin (Mîr Hüseyin Nîsâbûrî’nin Esmâaü’l-ĥüsnâ’sını, Sürûrî Mustafa Efendi, Bihiştî Ramazan Efendi’nin, Nev‘î de Molla Câmî’nin) muammalarını şerh etmiş, kendisi de bazı muammalar eklemiştir. Ayrıca Azeri sahasının en sevilen şairlerinden olan Fuzuli’de muammalarını derlemiştir.

Muammalar, zeka ve yetenek gerektiren bir sanat kabul edilmiş ve bu bakımdan da divanlarda “ Muammeyât” başlığı altında toplanmıştır. Ayrıca teşbih ve mecaz unsurlarını da içine aldığı için edebi değeri de yüksektir. Bazen muamma ile lugaz da birleştirilir, yani hem bir nesne hem bir isim bir arada verilir, buna “muamma ber-tarîk-ı lugaz” denir ve o da divanlarda “Muammeyât” başlığında verilir.

Halk Edebiyatında Muamma Nedir?

Muamma ve askı, aşık fasıllarında yapılan bir tür oyundur. Muamma, halk edebiyatında kendisine bir kültür oluşturmuştur. Feyzi Halıcı muamma asma geleneğini şu şekilde anlatır: “ Bir beldeye gelen saz şairlerinin o beldenin şairlerine meydan okumaları öncelikle bir muamma asmak ile başlar. Bir saz şairi, bir şehre gelince, şairlerin şiir söyleyip atışma yaptıkları belirli bir kahveye uğrar, muammasının çözümünü kapalı bir zarf içerisinde kahveciye teslim eder, kahveci zarfı saklardı. Muamma bir büyükçe kağıda yazılarak kahvenin kapısına ya da duvarında bir tahtaya yapıştırılır tahtanın etrafına da takriben bir milimetre kalınlığında bal mumu sürülürdü. (...) Muammanın indirileceği zaman, aşık bir gazelden sonra, muammayı çözecek bir saz şairinin çıkıp çıkmayacağını sorar, cevap veren çıkmazsa kendisi yine bir şiirle muammasını açıklardı. Eğer halledenler olursa kahvecinin çekmecesinden muammasının aslıyla karşılaştırılır, toplanan bahşiş, saçı’lar eşit olarak aşıklara paylaştırılırdı.” 

Erman Artun, artık bu geleneğin 20. yüzyılda zayıfladığını artık muamma asma geleneğinin yok olduğunu söyler.

Umay Güler, muamma asma geleneğinin üç farklı şekilde geliştiğini öne sürer:

  1. Yazılı kaynaklara göre askı, bir mendil olmayıp bilmece ihtiva eden bir deyiştir.
  2. Günümüzde yaşayan aşıkların tecrübelerine göre bir mendil veya bohça içine gizlenen nesnelerin tespiti için  yapılan bir denemedir.
  3. Aşık Reyhani ve Aşık Şenlik kaynaklı bilgilere göre asılan bir mendil ve yanında yazılmış bir muamma söz konusudur.

Aşık kahvelerinde muamma geleneği çok sevilmiş, beğenilen muammalar süslü bir levha ile kahvehane duvarına asılmıştır; buna da “muamma asmak” denilmiştir.

Aşık kahvehanelerindeki muamma atışmaları halkın da ilgisini çekmiş, bazen kahvehanelerin bu yüzden çok kalabalık olmuştur. Ayrıca eskiden kasaba ya da beldeye bir aşığın geldiği asılan muammadan anlaşılırdı.

Aşık fasıllarında muamma çözülmeden önce hoş geldin anlamında bir “hoşlama” faslı olur, muamma hemen çözülmez önce türküler söylenirdi. Doğu Anadolu’da bir aşık fasıllarının düzeni şu şekildedir:

I. Hoşlama 

II. Hatırlatma

III. Tekellüm

1. Ayak Açma

2. Öğütleme

3. Bağlama – Muamma 

4. Sicilleme

5. Yalanlama

6. Taşlama ve Takılma

7. Tüketmece ve daralma

8. Uğurlama

Halk Edebiyatında Muamma Örnekleri:

AŞIK FEYMANÎ

Acayip bir nesne gördüm

Elde değmez başta değer

Senden bir muamma sordum

Dolu değmez başta değer ( Leb – değmez )

AŞIK HACI

Öyle bir nesne var ki çektikçe kısalır

Bunun çeken insanın ömrü biraz azalır ( Sigara )

MUAMMA ATIŞMASI ÖRNEĞİ:

AŞIK SALTANÎ

Dinle sözümü Hilmi Şahballı

İlk defa cennete giden kim idi

Yeryüzünde insan nesli yok iken

Evlenip ilk yuva kuran kim idi

HİLMİ ŞAHBALLI

Dinledim de sözünü ey Saltani

Ademdi cennete giren evveli

Ruhu sonra girdi vücuda balçık

Evlenip ilk yuva kuran evveli

Kaynaklar

Özkırımlı , Atilla, Türk Edebiyatı Ansiklopedisi, c.3, s. 863
Dilçin, Cem, Örneklerle Türk Şiir Bilgisi, TDK, 9.Baskı, Ankara
Artun, Erman, Aşıklık Geleneği ve Aşık Edebiyatı, Karahan Kitabevi, 4.baskı

Yorumunuzu Paylaşın