Makaleler

Deniz Ticareti Hukuku Nedir?

Yazar: Alperen Zeyli

Bu yazımızda geminin tanımı, ticaret gemisi olma, gemi eklentisi ve bütünleyici parçası, bağlama limanı Türk gemisi olma kıstasları, bayrak çekme hakkı ve gemilik vasfının kazanımı ile kaybı kavramlarını inceleyeceğiz.

Deniz Ticareti Hukuku Nedir?

Deniz ticareti hukuku Türk Ticaret Kanunu’nun beşinci kitabıdır.

Deniz ticareti hukukunu genel olarak tanımlayacak olursak; gemiler ve gemilerin denizde seyrüseferine ilişkin hukuki işlemleri düzenleyen hukuk dalıdır. Kendi içeresinde sekiz bölüme ayrılmış durumdadır. Türk Ticaret Kanunu anlamından geminin ne olduğunun bilinmesi önem arz eder. Çünkü Türk Ticaret Kanunu içerisindeki tanıma uymayan gemiler bakımından bu kanun hükümleri uygulanmaz. Öncelikle donatan kimdir sorusuyla karşı karşıya kalırız. Donatan gemisini deniz ticaretinde kazanç elde etme maksadıyla işleten kimsedir. Dolatanın belli sorumlulukları vardır. Bu sorumluluklar hem Türk Ticaret Kanunu’nda hem de uluslararası sözleşmelerle düzenlenmiştir.

Türk Ticaret Kanunu madde 931/1- Tahsis edildiği amaç, suda hareket etmesini gerektiren, yüzme özelliği bulunan ve pek küçük olmayan her araç, kendiliğinden hareket etmesi imkanı bulunmasa da, bu Kanun bakımından “gemi” sayılır.

/2 Suda ekonomik menfaat sağlama amacına tahsis edilen veya fiilen böyle bir amaç için kullanılan her gemi, kimin tarafından ve kimin adına veya hesabına kullanılırsa kullanılsın “ticaret gemisi” sayılır.

Bu maddedeki ‘su’ kelimesi eleştirilen bir kelimedir. Su ile denizin farklı olduğu eleştirisi doktrinde çokça vardır. Eskiden gemiler bakımından iç su gemisi ve deniz gemisi ayrımı vardı ama kanunun bu tanımından dolayı artık böyle bir ayrım kalmamıştır. Yine de iç sulardaki taşıma işlerine ilişkin olarak hazırlanmış olan yönetmeliklerde iç su gemisi kavramından bahsediliyor. Buradan çıkarılacak sonuç ise; su kelimesinin kullanılması hatadır ancak bunun sonucu olarak artık gemilerle ilgili tasnif yaparken iç su gemisi, deniz gemisi ayrımı yapma şansı ortadan kalmıştır. Kanun devamında ‘suda hareket etmesini gerektiren, yüzme özelliği bulunan’ diye bahsetmiştir. Yüzme özelliği yine eleştiri konusu olan bir kullanımdır. Çünkü gemiler değil insanlar yüzer gibi bir terminolojik olarak yanlış kullanım olduğundan bahsedilir. O yüzden hareket etmesi ve yüzme özelliğinin bulunmasının her ikisinin de temelde aynı kavram olduğu bahsedilir. Burada suda hareket etmesinden kasıt seyrüseferde bulunması anlamını taşıyacaktır. Seyrüseferde bulunmasından kasıt ise geminin yolcu veya eşya taşımak için belirli bir noktadan diğer bir noktaya planlı ve organize bir şekilde ilerlemiş olmasıdır. Maddede bahsedilen ‘pek küçük olmayan araç’ tabirinden bahis ise olağan deniz tehlikelerine karşı koyabilecek büyüklükteki araçlardır. Burada araç kelimesi kullanılması şekil hakkında bir düşüncemizin olmayacağına işarettir. Bazı yazarlar klasik gemi şeklinin olması gerektiğinden bahseder, bazıları ise bu görüşe karşıdır. Çoğunluklu görüş klasik gemi şeklini aramaz, yeter ki kanundaki tanıma uysun. Bu yüzden maddede araç kelimesi kullanılmıştır. Kanunumuzun tabiriyle deniz araçlarının kendiliğinden hareket imkanı olmasa da gemi sayılabileceği yönündedir. Yani bir deniz aracı diğer koşulları sağladıktan sonra deniz üzerinde bir başka etken sayesinde de hareket edebilse gemi olarak sayılabilir. Maddemiz geminin tahsis edildiği amaç unsuru bahsini ortaya koymuştur. Bu gemilik vasfının kazanılıp kaybedilmesiyle ilgili bir durumdur. Bir aracın gemilik vasfı olup olmadığından bahsedilebilmesi için tahsis edildiği amaçtan bahsedilmesi gerekir. Belirtilen duruma göre geminin suda hareket etmesini gerektiren bir amaca tahsis edilmesi zorunludur. Bunu açıklamak için örnek olarak suda sabit duran restoran gemilerini veya sabit otel gemilerini örnek verebiliriz. Bu gemiler suda hareket etmezler oldukları yerde kalırlar. Bu gemilere Türk Ticaret Kanunu anlamında gemi diyemeyiz. Çünkü bu gemilerin suda hareket etme amacı yoktur ve tahsis edildiği amaç unsurunun şartını yerine getiremezler. Tartışılan durum ise petrol arama platformları ve yüzer havuzlardır. Daha önceleri petrol platformlarının tartışma konusu içerisinde olmasının sebebi şekli itibariyleydi ama artık şekil konusunda yukarıda da açıkladığımız sebepten ötürü bir tartışma kalmamıştır. Bunlarla ilgili yeni tartışma konusu ise tahsis edildiği amaç unsurudur. Bunların amacı denizde seyrüsefer etmek midir yoksa bir yere götürülüp oraya sabit bırakılması mıdır sorunu ortaya çıkmıştır. Petrol platformlarıyla ilgili olan tartışma gemi sayılmayacağı şeklinde neticeye ulaşmıştır ancak yüzer havuzlarla ilgili olan tartışma hala devam etmektedir.

Gemi taşınır mal mıdır yoksa taşınmaz mal mıdır sorusu çok önemlidir. Kural olarak gemi tescilli olsun veya olmasın bütün gemiler taşınır maldır. Sicile tescilli gemiler hakkında İcra flaş Kanunu hükümlerine göre ve Medeni Kanun’un belirli maddelerine göre taşınmaz mal hükümleri uygulanır. Bu kanunlara göre taşınmaz mal hükümlerinin uygulanmasının sebebi değerlerinin çok yüksek olması ve bu yüzden taşınmaz hükümlerine layık görülmesidir.

Türk Ticaret Kanunu madde 931/2’de ‘ekonomik menfaat sağlama amacı’ demiştir. Bundan gaye ticari amaç sağlamaktır. Yani bir geminin ticaret gemisi olabilmesi için o geminin sudaki seyrüseferinde ticari kazanç elde etme amacı gütmesi gerekir. Bu amaç doğrultusunda hareket edip kazanç elde edememesi onun ticaret gemisi olduğu yönünde bir engel teşkil etmez. Madde devamında ‘veya fiilen böyle bir amaç için kullanılan her gemi’ demiştir. Ticaret gemisi dışındaki gemilerde amaç kar elde etmek değildir. Örnek üzerinden gidecek olursak bilimsel araştırma amacıyla denizde seyrüsefer eden gemilerin ticari kazanç elde etme amaçları yoktur. Açıklayacağımız durum karşısında ikili bir görüş vardır. Birinci görüşe göre bilimsel araştırma yapan gemi İstanbul’daki limanda durduğunda bir tacir kendi mallarını o geminin rotası üzerinde olan Mersin limanına götürmesini istedi ve karşılığında ücret ödedi ise bu görüşe göre bu gemi normalde ticaret gemisi değildi ama para karşılığında böyle bir iş yaptığında bir kazanç elde edecek, o yüzden bu görüş sadece o seferlik o gemiyi ticaret gemisi olarak kabul eder. İkinci bir görüş ise bu durum tamamen tesadüfi bir durum ise o gemiye ticaret gemisi denmemesi eğer bunu belirli bir plan doğrultusunda ve belirli sürelerle yapıyorsa o zaman ticaret gemisi vasfında olması gerektiği görüşündedir.

Geminin ticaret gemisi olup olmaması uygulanacak hükümler bakımından çok büyük önem arz eder. Türk Ticaret Kanunu ticaret gemilerine uygulanır. Bazı durumlarda diğer gemilere de Türk Ticaret Kanunu’nun bazı hükümleri uygulanabilir.

Türk Ticaret Kanunu madde 931/2’de ‘kimin tarafından ve kimin adına veya hesabına kullanılırsa kullanılsın ticaret gemisi sayılır.’ ifadesi kullanılmıştır. Başka bir konudan yola çıkarsak tüzel kişi tacirler bir ticari işletme işletirlerse tacir sayılırlar. Belediyeler, il özel idaresi için ve bazı dernek, vakıflar için ayrım yapılması gerekir. Dernek ve vakıflarda gelirinin yüzde elliden fazlasını vermiş ve Bakanlar Kurulu tarafından da kamuya has vakıf ya da dernek olarak kabul edilmiş olan vakıf ve dernekler ticari işletme işletseler dahi tacir sayılamazlar. Bizim konumuzu da benzer şekilde değerlendirmek mümkündür. Maddemiz kimin tarafından ve kimin adına veya hesabına kullanılırsa kullanılsın diye bahsediyor ama bu şekilde kabul edilmeyecektir. Yani bahsettiğimiz tüzel şahıslar tarafından tamamen kamu hizmetine yönelik olarak işletilen gemileri ticaret gemisi olarak kabul etmeyeceğiz. Tamamen devlete ait olan gemiler, örneğin sağlık hizmeti veren gemiler ya da ulaşım hizmeti veren gemiler yada eğitim hizmeti veren gemiler yine tamamen kamuya has hizmet vermiş oldukları için bunları artık ticaret gemisi olarak kabul edemeyeceğiz. O yüzden de maddeden bahisle kime ait olursa olsun meselesi bir tartışma konusu yaratacaktır. Burada gemi derneğe veya vakfa ait olabilir ama bunlar kamuya has dernek veya vakıf iseler ticaret gemisi olarak kabul edilmeyeceklerdir. Donanmaya bağlı gemiler, münhasıran bir kamu hizmetine tahsis edilmiş devlet gemileriyle diğer kamu tüzel kişilerine ait olan gemiler de ticaret gemisi olarak değerlendirilmeyeceklerdir. Aynı şekilde ticaret gemilerinin denizde bir menfaat elde etme amacıyla işletilmesi gerektiği için tamamen keyfi olarak tahsis edilmiş olan gemiler, örneğin yatlar veya bilimsel araştırma yapan gemiler veya kütüphane gemileri ticaret gemisi olarak değerlendirilemeyecektir. Yalnız bu gemiler dahi olsa bunların sabit olmaması gerekir. Aksi taktirde gemilik vasfını kazanamamış olacaklardır.

Geminin eşya niteliği bakımından gördüğü kabul birleşik eşyadır. Bu birden fazla kendi başına özelliği olan eşyaların bir araya gelerek yeni bir eşya oluşturmasıdır. Gemiler de bu şekilde asıllarını oluştururlar. Bunun dışında bütünleyici parça (mütemmim cüz) ve eklenti (teferruat) kavramları da gemilerde vardır. Her ikisi içinde Medeni Kanun’un ilgili maddeleri temel alınacaktır.

Medeni Kanun madde 684/2- Bütünleyici parça, yerel adetlere göre asıl şeyin temel unsuru olan ve o şey yok edilmedikçe, zarara uğratılmadıkça veya yapısı değiştirilmedikçe ondan ayrılmasına olanak bulunmayan parçadır.

Bütünleyici parçanın özelliği aslının akıbetine tabi olmasıdır. Yani geminin bütünleyici parçası geminin kaderine tabidir. Geminin mülkiyeti değişirse bütünleyici parçanın da mülkiyeti geçecektir. Gemiler bakımından herhangi bir parçanın bütünleyici parça olup olmadığını yine madde 931’deki kıstaslara göre tespit edilecektir. Parçanın çıkarılması durumunda yapısının değişmesi gerekiyorsa o burada bütünleyici parça olarak kabul edilmelidir. Medeni Kanun’un ilgili maddesinde bütünleyici paça ile bahsedilen durum içerisinde yerel adetler denizcilik adetleri olarak öngörülmelidir ve buna ek olarak yasal unsurlar da yerel adetler kavramı içerisinde değerlendirilmelidir. Bunun sebebi ise denizcilik işletmelerinden dolayı bazı parçaları yerel adetler kavramı içerisinde teknik olarak geminin bütünleyici parçası kabul edilir ama bir takım kanunlardan dolayı da gemide mutlaka bulunması gereken parçalar vardır. Dolayısıyla kanunlar tarafından dayatılan mutlaka bulunması gereken parçalar da aslında bütünleyici parça olarak bu anlamada kabul edilecektir. Aynı mantık eklenti bakımından da geçerli olacaktır. Yine eklenti ile ilgili değerlendirme yapılırken yerel adetler teriminin içerisinde hem denizcilik işletmeleri anlamında, yani o piyasadaki gemi bakımından olan yerel adetler ve yasal düzenlemeleri göz önünde bulundurarak herhangi bir parçanın eklenti olup olunmadığına karar verilmesi gerekir. Genellikle dürbün, pusula, haritalar, ana makinenin bazı parçaları teferruat olarak kabul edilmektedir. Örnek olarak Marmara Denizi’nde sefer yapan bir gemi için harita eklenti olabilirken, Batı Akdeniz’de sefere çıkacak bir gemi için harita bütünleyici parçadır. Bu yüzden yerel adetler bu parçaların eklenti veya bütünleyici parça olarak değerlendirilmesinde önem taşır.

Türk Ticaret Kanunu madde 938- Geminin ilk Türk maliki, gemiye dilediği adı vermekte serbesttir. Şu kadar ki, seçilen ad karıştırılmaya yol açmayacak şekilde başka gemilerin adlarından farklı olmalıdır.

Gemi tasdiknamesi verilmiş olan bir geminin adı Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının izniyle değiştirilebilir.

Bir ayrım yapacak olunursa; gemi siciline tescil edilmiş olan gemilere gemi tasdiknamesi verilir. Gemi tasdiknamesi gemilerin bayrak çekme hakkını kullanabilmeleri için gereklidir. Gemi siciline tescil edilmemiş gemilerin rahatlıkla isim değiştirilebileceği sonucuna buradan varılabilir.

Bir başka kavram olarak geminin bağlama limanı meselesi önemli hususlardan birisidir.

Türk Ticaret Kanunu madde 946- Bir geminin bağlama limanı o gemiye ait seferlerin yönetildiği yerdir.

Geminin bağlama limanı bir ticari işletmenin merkezine benzetilebilir. Ticari işletmenin merkezi ticari, hukuki ve idari işlerin organize edildiği yerdir. Gemiler bakımından da gemi işletmesinin yönetildiği yer olarak düşünülmesi gerekir. Haklı olarak gemi sahipleri yoğunluklu şirketler oldukları için, yani tüzel kişi olduklarından dolayı tüzel kişilerin merkezlerinden bahsedeceğiz. Tüzel kişilerin merkezleri bir liman şehrindeyse bu durumda bir engel yoktur ve geminin bağlama limanı da orası kabul edilebilir ve oradaki gemi siciline tescil edilebilirler. Buradaki asıl tartışma konusu ise tüzel kişilerin merkezleri veya gemilerin idare olundukları merkezler liman şehrinde değilse ne olacağı konusudur.

Türk Ticaret Kanunu madde 955/2- Bir geminin seferleri yabancı bir limandan veya bir kara kentinden yahut bizzat gemiden yönetildiği takdirde, malik, gemisini dilediği yer siciline tescil ettirebilir.

Bağlama limanını gemi seferlerinin idare olunduğu yer olarak görüyoruz. Bu asıl olarak yetkili mahkemenin belirlenmesi açısından çok önemli bir husustur. Geminin sahibine, yani donatana karşı açılacak davalarda bağlama limanının bulunduğu yer mahkemeleri yetkilidir.

Kaptanın yetkileri gemi bağlama limanına yaklaştıkça sınırlanır, gemi bağlama limanından uzaklaştıkça kaptanın yetkileri artar. Bunun anlamı; açık denizlerde bağlama limanından uzak olduğu için kaptan tam yetkili hale gelir. Çünkü kaptan donatanı temsil eder. Kaptan bağlama limanına uzakta da olsa yakın da olsa konşimento düzenleyebilir, işçilerle sözleşme yapabilir. Kaptan bağlama limanına yakınken kambiyo taahhüdünde bulunmasının teknik olarak sınırlanması beklenir. Çünkü bu bir olağanüstü yetkidir ve bağlama limanına yaklaşıldığında bunun sınırlanması beklenir ama gemi bağlama limanından uzaklaştıkça bu yetkiden bahsetmek tekrar mümkün hale gelecektir.

Geminin tabiiyeti, yani bayrak çekme hususuna gelirsek biz kendi hukukumuzda geminin Türk gemisi olmasıyla ilgileniriz. Hemen hemen her ülke gemilerin kendi bayrağını taşıması, kendi milliyetine tabii olmasını ister. Çünkü bu bir güç göstergesidir. Bir ülkenin bünyesinde ne kadar çok gemi varsa o oranda da güçlü olduğuna işaret eder. Madde 940 hangi gemilerin Türk bayrağı çekebileceğinden bahseder ve bir yandan da bu hakka sahip olanları için bunun bir yükümlülük olduğunu belirtir.

Türk Ticaret Kanunu madde 940- Her Türk gemisi Türk Bayrağı çeker.

Yalnız Türk vatandaşının malik olduğu gemi, Türk gemisidir.

Birden fazla kişiye ait olan gemiler;

a) Paylı mülkiyet hâlinde, payların çoğunluğunun,

b) Elbirliğiyle mülkiyet hâlinde, maliklerinin çoğunluğunun, Türk vatandaşı olması şartıyla Türk gemisi sayılırlar.

Türk kanunları uyarınca kurulup da;

a) Tüzel kişiliğe sahip olan kuruluş, kurum, dernek ve vakıflara ait olan gemiler, yönetim organını oluşturan kişilerin çoğunluğunun Türk vatandaşı olması,

b) Türk ticaret şirketlerine ait olan gemiler, şirketi yönetmeye yetkili olanların çoğunluğunun Türk vatandaşı olmaları ve şirket sözleşmesine göre oy çoğunluğunun Türk ortaklarda bulunması, anonim ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde ayrıca payların çoğunluğunun nama yazılı ve bir yabancıya devrinin şirket yönetim kurulunun iznine bağlı bulunması, şartıyla Türk gemisi sayılırlar.

Türk ticaret siciline tescil edilen donatma iştiraklerinin mülkiyetindeki gemiler, paylarının yarısından fazlası Türk vatandaşlarına ait ve iştiraki yönetmeye yetkili paydaş donatanların çoğunluğunun Türk vatandaşı olması şartıyla Türk gemisi sayılırlar.

Türk Ticaret Kanunu madde 941/1- Bir Türk gemisi, kendilerine ait olduğu takdirde Türk Bayrağı çekme hakkını kaybedeceği kişilere, en az bir yıl süreyle kendi adlarına işletilmek üzere bırakılmış olursa, malikin istemi üzerine Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, bırakma süresince, o ülke kanunları buna imkân sağlıyorsa geminin yabancı bayrak çekmesine izin verebilir. Bu izin sona ermedikçe veya kanuni sebeplerle geri alınmadıkça gemi Türk Bayrağı çekemez.

Bu maddenin bahsetmek istediği, maliki Türk olan geminin maliki gemisini bir yıllığına bir yabancıya kiraya verdiğinde bu yabancı gemiye kendi bayrağını çekebilir. Bu kira süresinin sonuna gelindiğinde Türk malik tekrar Türk bayrağı çekmek istediğinde bunu kendiliğinden yapamaz. Bayrak çekme şartlarının tekrardan sağlandığını ispat etmesi ve ilgili bakanlıktan izin alması gerekiyor.

Türk Ticaret Kanunu madde 941/2- Türk gemisi olmayan bir gemi, ona Türk Bayrağı çekebilecek kişilere en az bir yıl süreyle kendi adlarına işletilmek üzere bırakılmışsa, malikin rızası alınmış olmak, Türk mevzuatının kaptan ve gemi zabitleri hakkındaki hükümlerine uyulmak ve yabancı kanunda da bunu engelleyen bir hüküm bulunmamak şartıyla, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı geminin Türk Bayrağı çekmesine izin verebilir. Şu kadar ki, izin alan kişi, her iki yılda bir, izin için gerekli şartların varlığını sürdürdüğünü ispatlamakla yükümlüdür.

Türk Ticaret Kanunu madde 938/2- Gemi tasdiknamesi verilmiş olan bir geminin adı Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının izniyle değiştirilebilir.

Bütün gemiler için gemi tasdiknamesi zorunlu bir unsur değildir. Sicile tescilli olan gemiler bakımından gemi tasdiknamesinin verilmesi zorunlu bir unsur olacaktır. Ancak her geminin sicile tescil edilmesi de zorunlu değildir. Ticaret gemileri sicile tescil edileceklerdir, bunun dışında da tescil edilebilecek gemiler vardır fakat bu en genel itibariyle bir belirlemedir. Sicile tescilli olmayan gemilerin Türk bayrağı çekmeleri hususunda da ihtimaller vardır. On sekiz gros tonilatodan daha küçük gemilerin gemi tasdiknamesi olmaksızın Türk bayrağı çekebilmeleri mümkündür. Yine münhasıran spor, gezinti ya da ilmi araştırmalar yapan gemilerin de Türk bayrağı çekebilmesi mümkündür. Ayrıca birde bayrak şehadetnamesi denilen bir kavram vardır. Bu terim de bayrak çekme hakkı ile alakalıdır. Bayrak şehadetnamesindeki durum gemi tasdiknamesinden biraz daha farklıdır. Örnek verecek olursak, yabancı bir ülkede inşa edilen ve bir Türk'e satılacak olan geminin Türkiye’ye gelebilmesi için yine bir Türk konsolosluğu tarafından ona bir bayrak şehadetnamesi verilir ve o gemi buna dayanarak Türk bayrağı çekebilir. Bahsettiğimiz durumun tam tersi şeklinde de gelişmesi mümkündür. Yani yabancıya satılacak gemi Türkiye’de inşa edilip o yabancı ülkeye götürülecek ise ilgili bakanlıktan alınacak olan bayrak şehadetnamesi ile varış ülkesine kadar Türk bayrağı buna dayanılarak çekilebilir. 

Gemilik Vasfının Kazanılması ve Sona Ermesi

Gemilik vasfının ne zaman kazanılacağı ile alakalı doktrinde süregelen tartışma vardır. Bir görüşe göre; gemi inşa edilip ardından suya indirildiği zaman gemilik vasfının başlayacağı yönündedir. Diğer bir görüşe göre ise geminin suya indirilmesine gerek yoktur. Gemi inşa edilip gemilik kabiliyetini kazandığı vakit kabul edilir. Yani geminin kızaktayken de gemilik vasfını kazanabileceği görüşündedirler. Çoğunluk olarak ikinci görüş ağır basmaktadır. Türk Ticaret Kanunu açısından bir aracın gemi olarak değerlendirilmesinde en temel unsur denizde hareket eden bir araca tahsis edilmiş olmasıydı. Dolayısıyla burada en önemli ölçüt geminin malikinin iradesidir. Çünkü gemi inşa edilsin edilmesin, eğer o gemi sabit olarak kalacaksa zaten gemilik vasfını hiç kazanamayacaktır. Ancak malikin iradesi kesin ise ondan sonra bu kısmın tartışılması daha sağlıklı olacaktır.

Gemilik vasfının kaybı meselesinde ise üç çeşit hal vardır. Birisi yukarıda da bahsetmiş olduğumuz denizde hareketi gerektirmeyecek bir amaca tahsis edilmiş olmasıdır. Bu gemilik vasfının tamamen kaybedileceği anlamına gelir.

Gemi kurtarılamayacak şekilde batarsa, tamir kabul etmez hale gelirse ve denizde hareketi gerektirmeyen bir amaca tahsis edilirse, bu üç durumdan herhangi biri söz konusu olursa gemi gemilik vasfını kaybeder.

Kurtarılamayacak şekilde batması ve tamir kabul etmeyecek hale gelmesi durumu incelenecek olursa; aslında bu ikisi birbirine benzemektedir. Çünkü kurtarılamayacak şekilde batmış gemi zaten tamiri de kabul etmeyen gemi şeklinde kendisini gösterecektir. Farklı olarak bir tanesi için tamamen batmıştır ve battığı yerden çıkarılması mümkün değildir veya battığı yerden çıkarılsa da denizin üzerinde durabilmesi mümkün değildir. O mutlaka başka bir araç tarafından taşınacak haldedir. Tamir kabul etmeyen gemi için de tamamen enkaz haline gelmiş gemi açıklaması yapılabilir.

Kaynaklar

Türk Ticaret Kanunu
Türk Medeni Kanunu
Dr. Jur. Bülent Sözer, Deniz Ticareti Hukuku-1(İstanbul:Vedat Kitapçılık,2017)

Yorumunuzu Paylaşın