Makaleler

Miras Hukuku Nedir?

Yazar: Alperen Zeyli

Medeni Kanun’un üçüncü kitabı miras hukuku ile alakalıdır. Medeni Kanun'a göre kişilik ölümle son bulur. Ancak ölümle birlikte kişinin sahip olduğu haklar ve borçlar son bulmaz. Bu durumu düzenleyen hukuk dalı miras hukukudur.

Miras Hukuku Nedir?

Bu yazımızda miras hukukunun temel kavramları ve tanımlarından bahsedeceğiz.

Kişi öldüğünde bazı durumlarda haklar ve borçlar, hukuk gereği son bulur. Örneğin intifa hakkı, oturma hakkı gibi haklar son bulur. Bu haklar mirasçılara intikal etmez ama pek çok mal varlığı değeri kişinin mirasçılarına intikal eder.

Miras Nedir?

İnsan doğası gereği kazandığı mal varlığı değerlerini ölümden sonra yakınlarına ve sevdiklerine bırakmak ister. Aksi bir düşünce olsaydı, ölümle birlikte kişinin sahip olduğu bütün mal varlığı değerleri son bulmuş olsaydı o zaman insanoğlu daha az açgözlü bir tavır izleyebilirdi ama insanların sahip oldukları noktasında aktarma içgüdüsü vardır. Devletler bu noktada devreye girer. Kimi devlet mal varlığını kazanan kişi, ölümden sonra bu değerlerini istediği kişiye bırakma özgürlüğü tanır. Bazı devletler de ise ölüm anından itibaren bütün mal varlığı değerlerinin devlete intikal edeceğini belirlemişlerdir. Ama bu ikinci durumu benimseyen devletler gördüler ki sahip olduklarını aktaramayacaklarını bilen vatandaşlar kendi işlerini önemsememişlerdir. Bazı hukuk sistemlerinde ise miras aktarılabilir ama bunu miras bırakanın kendisinin belirlemesine izin vermez. Örneğin İslam hukukunda kime ne şekilde miras kalacağı miras bırakan tarafından belirlenmez. Bazı hukuk sistemleri de vardır ki bizim hukukumuzun benimsediği sistem de budur; bir yandan yasal mirasçılığa, bir yandan da miras bırakanın iradesine izin vermiştir. Bizim bahsedeceğimiz sistem yasal ve iradi mirasçılığın karması olan sistemdir.

Anayasa madde 35- Kişiler mülkiyet ve miras hakkına sahiptir. Dolayısıyla bunlar ancak kanunla sınırlandırılabilir.

Anayasa mülkiyet ve miras hakkını aynı cümle içerisinde zikrederek tanımıştır.

Miras kavramının da bazı olumsuz yönleri vardır. Bu öncelikle insanları tembelliğe itebilecek bir durumdur. Toplumsal olarak bakıldığında ise bazı insanları hayat maratonunda geride başlatabilecek bir durumdur. Diğer bir yandan miras hakkını elde eden kişiler üreterek kazanmak yerine tüketerek harcama yolunu tercih edebilirler ama bunlar mutlak durumlar değildirler.

Anayasada miras hakkıyla ilgili böyle bir düzenlemenin olmasının avantajı miras hakkını ortadan kaldırmaya yönelik yasal düzenlemeleri Anayasaya aykırılık iddiasıyla Anayasa Mahkemesinde yapılacak düzenlemenin iptali yoluna başvurabilirler. Mesela başa gelen bir hükümet çıkaracakları bir kanunla veraset ve intikal vergilerini aşırı bir şekilde artırmak suretiyle adeta miras haklarını etkisiz hale getirebilirler.

Medeni Kanun madde 5- Bu kanun ve Borçlar Kanununun genel nitelikli hükümleri uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanır.

Medeni Kanun madde 5 gereğince Medeni Kanun ve Borçlar Kanunu’nun bütünleşik kanunlar olması gerekir ama bu iki kanunumuzu da İsviçre’den aldığımız için ve onlarda da bu iki kanun ayrı biçimde olduğu için bizde de ayrı olmuştur. Zaten Medeni Kanun madde 5 bu iki kanunun ayrı olmadığını belirtmiştir.

Borçlar hukukunun bazı kuralları miras hukukuna uygulanacağı zaman bazı hususlara dikkat edilmesi gerekir:

  1. Miras hukukunda o konuyu düzenleyen özel bir hüküm olmamalıdır.
  2. Borçlar hukukunun kuralını miras hukukunda uyguladığımız zaman miras hukukunun disiplininin ana ilkelerine uygun olmalıdır.

Örneğin Medeni Kanun madde 504 irade fesadı hallerinden bahsetmiştir ama Borçlar Kanunu’ndaki irade fesadı hallerinden farklı olarak zorlama da ele alınmıştır.

Mirasın reddi diye bir kurum da vardır. Çünkü miras intikal ettiği zaman her zaman haklarıyla değil bazı zamanlarda da borçlarıyla birlikte geliyor, yani terekenin pasifinin aktifinden fazla olması durumu.

Medeni Kanun madde 599/1- Mirasçılar, miras bırakanın ölümü ile bir bütün olarak, kanun gereğince kazanırlar.

Maddemizin bahsettiği yasal mirasçıların mirası iktisap edebilmeleri için bir hareket tarzına ihtiyaç duyulmuyor. Normalde gayrimenkul malların devri için tapuda tescile, menkul malların devri için zilyetliğin devrine, alacak haklarının intikali için alacağın devrine ihtiyaç vardır. Ama kanunun belirlemesine göre miras durumunda intikal için hiçbir işlem yapılmadan miras bırakanın (muris) ölümü anı itibariyle haklar ve borçlar mirasçılara devreder. Ama bu şekilde intikalde sadece haklar değil onlarla birlikte borçlar da geçtiği için riskli bir durum söz konusu olabilir bu tehlikeyi bertaraf etmek için kanun koyucu mirası reddetme hakkını da vermiştir. Bu reddetme hakkı da 3 aylık bir hak düşürücü süreye tabidir.

Mirasın reddi için olan 3 aylık sürenin başlangıç tarihi yasal mirasçılar ve atanmış mirasçılar arasında farklılık gösterebilir.

Yasal mirasçılar için mirasın reddi süresi murisin ölüm tarihi itibariyle başlar. Fakat yasal mirasçılar ölümü daha sonra öğrendiklerini iddia ederlerse ve bunu ispatlarlarsa öğrendikleri tarihten itibaren bu 3 aylık süre başlar.

Atanmış mirasçılarda ise durum, murisin yapmış olduğu ölüme bağlı tasarrufun (vasiyetname veya miras sözleşmesi) kendilerine resmen bildirildiği tarihten itibaren başlar. Resmen bildirme sulh hâkiminin ölüme bağlı tasarrufu mirasçılara okumasıdır.

Ret hakkı gerçek ret ve hükmi ret olarak ikiye ayrılır. Hükmi redde terekenin borçları açıkça aktifinden fazlaysa 3 aylık süre kaçırılmış dahi olsa kanun koyucu farazi olarak mirasın reddedildiğini varsayıyor.

Medeni Kanun’un 504. maddesinde bahsedilen irade fesadı miras bırakanın iradesine yöneliktir, yani mirasçının iradesindeki fesada yönelik bir açıklama yapılmamıştır. Bu durumda mirasçı için Borçlar Kanunu genel hükümlerine baktığımızda aldatan tarafın bu işten doğrudan menfaati olması da gerekmez. Onun bilgisi dahilinde üçüncü kişilerin aldatması da etkilidir.


Burada A, C ile anlaşıyor ve C, B'yi aldatarak mirastan vazgeçiriyor. Bu durumda da Borçlar Kanunu ilkeleri uygulanabilecektir.

Miras Hukukunun Temel Kavramları

1) Miras (Tereke)

Miras bir kişinin ölümüyle mirasçılara intikal etme özelliğine haiz olan özel hukuk ilişkilerinin düzenlendiği özel hukuk dalıdır. Kısaca miras demek tereke demektir, yani tereke dediğimiz ölen kişinin intikale elverişli hakları ve borçlarıdır.

2) Miras bırakan (Muris, Müteveffa, Vasiyetçi)

Bizim hukukumuza göre gerçek kişiler miras bırakabilir.

3) Mirasçı

Mirasçılar yasal ve atanmış olmak üzere ayrılırlar. Yasal mirasçılar yasa gereği mirasçı olan kişilerdir. Bunlar da çoğunlukla kan hısımı, eş veya evlatlıktır. Atanmış mirasçılar ise miras bırakanın kendi iradesiyle atadığı mirasçıdır.

Yasal mirasçılarda zümre sistemi vardır. Yasal mirasçılarım murise yakınlığına göre belirli zümreler kabul edilmiştir.

1. zümre miras bırakanın alt soyudur. 1. zümrede mirasçı varken 2. zümre mirastan pay alamaz.

2. zümre miras bırakanın anne ve babasıdır ve onlardan türeyenlerdir. Anne ve baba hayattayken kardeşler yasal mirasçı olarak mirastan pay alamazlar ama atanmış mirasçı olarak yine mirasçı olabilirler. Ama anne veya babadan biri ölmüşse ona ait olan pay miktarı halefiyet ilkesi gereğince alt soyuna geçer.

3. zümre büyükanne ve büyükbabadır. Ardından onlardan türeyen amca, hala, teyze, dayı diye gider.

Medeni Kanun ilk kabul edildiği tarih itibariyle dört zümre tespit edilmişti. 4. zümrede de büyükanne ve büyükbabanın anne/babaları vardı. Ama 1990 yılında yapılan değişiklik ile 4. zümre kaldırıldı. Eğer ilk üç zümrede mirasçı yok ve muriste ölüme bağlı tasarrufta bulunmamış ise miras devlete intikal eder.

Kan hısımlığına dayalı yasal mirasçılar açısından da kanun koyucu bazı yakınlara mirastan belirli bir pay vermeyi zaruri kılmıştır. Bunlara saklı paylı mirasçılar (mahfuz hisseli mirasçılar) diyoruz. Bazı kan hısımları ve bazı mirasçılar kanunun öngördüğü şartlar gerekmedikçe mirasın dışına itilemezler.

Miras bırakan ölüme bağlı tasarruf yoluyla kişilere miras bırakabilir. İradi olarak bırakılan mirasta miras bırakan terekenin tamamı veya belirli bir oran belirterek bıraktığı mirasın mirasçısı atanmış mirasçıdır. Ama miras bırakan bu şekilde bir oran dahilinde miras bırakmak değil de sadece belirli bir mal bırakmışsa (mal vasiyeti/ belirli mal bırakma) bu daha farklı bir durumdur. Belirli mal bırakılan kişilerde yazımızın başında da belirttiğimiz mirasın ölümle hiçbir işleme gerek duymaksızın mirasçıya geçmesi durumu söz konusu değildir. Belirli mal bırakılan kişinin yasal ve atanmış mirasçılardan o malı istem hakkı vardır, yani doğrudan bir intikal söz konusu değildir. Yasal ve atanmış mirasçılar terekenin hem borçlarında hem de haklarında hak sahibi olurlar. Oysa belirli mal bırakmalarda bu kişiler borçlardan sorumlu değildirler. Vasiyet alacaklıları kendilerine vasiyet edilmiş şeyler hususunda yasal ve atanmış mirasçılardan bir talep hakkına haizdirler. Yani bu kişiler kanun gereği mirası kazanmazlar. Eğer yasal ve atanmış mirasçılar bu kişilere vasiyet edilmiş şeyleri vermeye yanaşmazlarsa vasiyet alacaklılarının dava açma hakları vardır. Bu davaya vasiyetin tenfizi davası denir. Yani vasiyet alacaklısının bir alacak hakkı vardır ve kanun bunu 10 yıllık bir zaman aşımı süresine tabi tutmuştur.

Miras bırakanın alacaklıları mirasçıların mirasın reddinin kötü niyetli ve muvazaaya dayalı işlemler (hileli işlemler) olduğunu iddia edebilirler.

Alt soyun saklı payı normal koşullarda ona kalacak olan yasal miras hissesinin yarısıdır. O halde miras bırakanın üç çocuğu varsa o zaman terekenin 3/6’sı başkalarına vasiyet edilebilir. Miras bırakan geri kalan 3/6’lık kısım hakkında başkaları lehine tasarrufta bulunamaz.

İkinci saklı paylı mirasçı ise eştir. Eşin saklı payı ise 1. ve 2. zümre ile mirasçı olduğunda sırasıyla yasal miras oranı 1/4 ve 1/2’dir. 3. zümre ile mirasçı olduğunda yasal miras oranı 3/4’tür. Yani miras bırakana uzaklık arttıkça eşin payı artar. Kanun koyucunun belirlemesine göre eş 1. ve 2. zümre ile mirasçı olduğunda saklı payı yasal payının tamamı kadardır. Bunun dışındaki bütün hallerde eşin saklı payı 3. zümre ile mirasçı olduğunda yasal payı oranının 3/4’ü kadardır. Yani diğer durumlarda eşin saklı payı oranı 9/16’dır.

Kanunumuza göre bir diğer saklı paylı mirasçı anne ve babadır. Anne ve babanın yasal miras oranı anneye 1/4, babaya 1/4 şeklindedir. Bunların saklı payları da yasal paylarının 1/4’ü kadardır. Yani her birinin 1/16 saklı payı vardır.

Eskiden kardeşlerin de saklı payı vardı ama 2007 yılında getirilen düzenlemeyle kardeşlerin saklı payları kaldırıldı.

Tereke

Tereke miras bırakanın ölümüyle mirasçılarına intikal eden özel hukuk ilişkilerinin tümüne denir.

Terekeye dâhil olan ve olmayan şeylerin belirlenmesi önemlidir. Tereke eşittir malvarlığı denklemi yanlıştır.

1) Malvarlığında bulunan ama terekede yer almayan hukuki ilişkiler

a) İntifa hakkı

b) Oturma hakkı

c) Miras bırakanın başkalarına karşı olan manevi tazminat alacağı, sağlığındayken ileri sürülmemişse mirasçılara intikal etmez. İleri sürmeden kastımız manevi tazminat borçlusunu dava edeceğine dair herhangi bir ihbarname, ihtarname gibi delile rastlanırsa ileri sürülmüş sayılır.

d) Eser sözleşmesinde yüklenicinin niteliği önemliyse.

2) Mal varlığında olmayan ama terekede bulunan hukuki ilişkiler

a) Denkleştirme

Medeni Kanun madde 669- Yasal mirasçılar, miras bırakandan miras paylarına mahsuben elde ettikleri sağlar arası karşılıksız kazandırmaları, denkleştirmeyi sağlamak için terekeye geri vermekle birbirlerine karşı yükümlüdürler.

Miras bırakanın çeyiz veya kuruluş sermayesi vermek ya da bir mal varlığı devretmek veya borçtan kurtarmak ve benzeri gibi karşılık almaksızın alt soyuna yapmış olduğu kazandırmalar, aksi miras bırakan tarafından açıkça belirtilmemiş olmadıkça denkleştirmeye tabidir.

b) Medeni Kanun madde 236/1- Her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinden hak sahibi olurlar. Alacaklar takas edilir.

Maddede bahsedilen artık değer de ölüm halinde terekeye dahil olur.

c) Normal koşullarda ölüm anında hukuksal durum neyse o baz alınır. Öldükten sonra davacı ve davalı sıfatını almak mümkün değildir ve bazı kişisel nitelikli davalar son bulur.

Medeni Kanun madde 159- Evlenmenin butlanını dava etme hakkı mirasçılara geçmez. Ancak, mirasçılar açılmış olan davayı sürdürebilirler. Dava sonucunda evlenme sırasında iyi niyetli olmadığı anlaşılan sağ kalan eş, yasal mirasçı olamayacağı gibi, daha önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendisine sağlanan hakları da kaybeder.

Medeni Kanun madde 181- Boşanan eşler, bu sıfatla birbirlerinin yasal mirasçısı olamazlar ve boşanmadan önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendilerine sağlanan hakları, aksi tasarruftan anlaşılmadıkça, kaybederler.

Bu maddeler boşanma ve evliliğin butlanı halinde açılan iki davadır. Örnek üzerinden gidersek kadın eş zina sebebiyle kocasına dava açmış ama dava devam ederken davacı ölmüş ise normal koşullarda bu dava son bulur ve eşler de boşanmamış sayılırlar. Ama bu durumda zinayı yapan eşi bir nevi ödüllendirmek olur. Buna istinaden ölen eşin mirasçıları davaya devam edilmesini isteyebilirler. Çünkü davalı eşin kusurlu olduğu ortaya çıkarsa mirasçı olamaz.

3) Ölüm sebebiyle mirasçıların doğrudan doğruya şahsında doğan haklar

  • Destekten yoksun kalma tazminatı
  • Kişilik haklarının ihlali sebebiyle doğan manevi tazminat
  • Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan elde edilen dul, yetim aylığı gibi benzeri haklar

Ölüme Bağlı Tasarruf

Miras bırakanın hayattayken yapmış olduğu tasarruflardandır. Bunlar da maddi anlamda ve şekli anlamda diye ikiye ayrılır. Şekli anlamda ölüme bağlı tasarruflar için miras hukukunda sınırlı sayı prensibi vardır. Bu ölüme bağlı tasarruf çeşitlerinin artırılıp azaltılamayacağını veya başka bir tür yapılamayacağına işaret eder. Bunlar da vasiyetname ve miras sözleşmesidir. Bunların içeriğine de maddi anlamda ölüme bağlı tasarruflar denir.                                            

Kaynaklar

Anayasa
Türk Medeni Kanunu
Türk Borçlar Kanunu
Prof. Dr. Mustafa Dural ve Prof. Dr. Turgut Öz, Türk Özel Hukuku Cilt 4/ Miras Hukuku. İstanbul: Filiz Kitabevi, 2017

Yorumunuzu Paylaşın