Makaleler

Türk Dilinin Yurtları (Nevzat Özkan) Kitap Özeti

Yazar: gülcan şener

Kitap özeti bölüm sıralarına sadık kalınarak yapılmıştır. Alıntı şeklinde önemli yerler belirginleştirilmiştir. Hızlıca kitabı okuması gerekenler içindir.

Türk Dilinin Yurtları (Nevzat Özkan)  Kitap Özeti

Türk Dilinin Yurtları

Özkan, Nevzat, Türk Dilinin Yurtları, Ankara: Akçağ Yayınları, 2014, 413 Sayfa.

BİRİNCİ BÖLÜM: TÜRKİYE VE ÇEVRESİNDE TÜRK DİLİ

Türkiye Cumhuriyeti: Türkiye’de etnik kökenin sorulduğu ilk nüfus sayımı 1927 yılında son nüfus sayımı ise 1965 yılında yapılmıştır. 1965 yılındaki nüfus sayımında Türkçeden başka dil kullananların sayısı %9 olarak belirlenmiştir. Türkçe, Anadolu’da 6. Yüzyıldan itibaren değişik Türk topluluklarının ağız özelliklerini taşıyan bir konuşma dili olarak kullanılmaya başlamıştır. Türkiye Türkçesi, oluşum dönemi 13. yüzyıla uzanan bir yazı dili, gelişimini tamamlamış güçlü bir kültür dili, yaygın bir eğitim-öğretim dili ve geniş bir alana yayılmış bir basın-yayın dilidir.

Yurt Dışında Yaşayan Türkiye Türkleri: Bugün başta Almanya olmak üzere Batı Avrupa ülkelerinde 3 milyon civarında Türk yaşamaktadır. Bu ülkeleri şöyle sıralayabiliriz: Almanya, Hollanda, Fransa, Avusturya, Belçika, İsviçre, İngiltere, İsveç, İngiltere, İsveç, Danimarka, Norveç, İtalya, Finlandiya, İspanya, ABD, Kanada, Avustralya, Suudi Arabistan, Libya, Kuveyt, İsrail, Rusya Federasyonu, Azerbaycan, Gürcistan, Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan. Bu ülkelerde Türk çocuklarının ana dili eğitimi konusunda yaptıkları farklı uygulamalardan bahsedilmiştir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti: Kıbrıs Türkleri yazı dili olarak Türkiye Türkçesini esas almışlardır.

Bulgaristan: Türkçenin tarihî gelişimi ve Balkan ülkelerindeki Türk ağızları açısından önemli bir merkez olan Bulgaristan’da, Türkçenin bir yabancı dil olarak okutulması 20. Yüzyılın başına kadar gitmektedir. 20. Yüzyılın başlarında Bulgaristan’da yaşayan Türklerin ancak %4’ü okur-yazar durumdaydı. 1950’li yılların sonunda Türkçe eğitimi engellenme çabaları baş göstermiş, 1980’li yılların ortalarından itibaren de Türklüğe dair her şey gibi Türkçe eğitim de tamamıyla yasaklanmıştır. 1990’da Türkler Bulgar okullarını boykot etmiştir. Bunun üzerine 1992-1993 öğretim yılından itibaren Türkçenin adili olarak öğretimi yeniden serbest bırakılmıştır. Bulgaristan Türkleri, Türkiye’de Latin alfabesine geçilmesinin hemen ardından Arap alfabesini bırakarak Lâtin alfabesini almak için harekete geçmişlerdir.

Bulgaristan’da Müslüman Türklerle birlikte Müslüman Pomaklar ve Hristiyan Gagavuzlar da yaşamaktadır. 01.03.2001 tarihinde yapılan Bulgaristan nüfus sayımında Türk nüfusuna Pomaklara da Gagavuzlara da dahil edilmemiştir.

Yunanistan: Yunanistan’da yaşayan Türklerin azınlık hakları 1924’te Lozan Antlaşması’nın 38.-45. Maddeleriyle belirlenmiştir. Antlaşmanın 38. Maddesi medenî, siyasî hakları ve ana dilini kullanma hakları konusundaki teminatı düzenlemektedir. Bu açık hükümlere rağmen Batı Trakya Türklerinin hiçbir dönemde ne mal ne de can güvenliği sağlanmıştır.1960’lı yılların başlarına kadar Lozan Antlaşmasına sadık kalarak Türk azınlığın eğitim ve öğretimi ile ilgili olarak fazla bir problem çıkarmamış ancak 1964-1965 öğretim yılından başlamak üzere önce Türk çocuklarına zorunlu Rumca dersi konulmuş, Türk çocuklarının aldıkları diplomalardaki Türkçe bilgiler yerine sadece Yunanca kullanılmasına izin verilmiştir.

Bugünkü Yunanistan sınırları içinde Batı Trakya Türkleri, Anadolu’dan göçen Hristiyan Karamanlı Türkler, Gagavuz Türkleri ve Pomaklar olmak üzere farklı tarihî devirlerden gelen Türk toplulukları bulunmaktadır.

Makedonya: 14. yüzyılın başlarına kadar Makedonya’nın en önemli konuşma ve yazı dili olan Türkçe, Osmanlı sonrasında da bu bölgedeki önemini korumuştur. Bu sebeple Balkanlar’da en çok Türkçe eser Makedonya’da basılmıştır. Türk diliyle eğitim konusu da Makedonya Türklerinin hayatında önemli bir yere sahiptir. 1397 yılında Yiğit Paşa, Meddah Medrese adıyla bir okul yaptırarak Makedonya’da Türkçe öğretime öncülük etmiştir.

Kosava: Kosova’daki Türk yazı dili her dönemde Türkiye Türkçesine bağlı bir gelişim izlemiştir. Göçler ve baskılar yüzünden Türkçe, yazı ve kültür dili olarak gücünü yitirmesine rağmen özellikle konuşma dili olarak bugün de bölgenin en önemli dillerinden biri olma niteliğini sürdürmektedir. Bugün Kosava’da bir yüksekokul ve Priştine Filoloji Fakültesi’ne bağlı dört yıllık Türk Dili ve Edebiyatı kürsüsü açılmıştır.

Romanya: Romanya’da bulunan Türkler, Anadolu, Kırım ve Gagavuz Türkleri olarak üç grupta toplanmaktadır. Romanya’da yaşayan bugünkü Türk nüfusu hakkında değişik kaynaklarda birbirinden farklı sayılar verilmektedir. Romanya resmî belgelerinde bu ülkede 50bin kadar Türkün bulunduğu açıklanırken, Türk azınlığı yetkilileri 50 bini Kırım’dan göçen Tatar ve Nogay, 50 bini de Osmanlı döneminden kalan Oğuz Türkü olmak üzere Romanya’da 100 bin Türkün yaşadığını belirtmektedir.

Geçmişte uzun dönemler Oğuz Türkçesinin resmî dil olduğu Romanya’da bugün Türkler arasında yazı ve konuşma dili olarak Oğuz ve Kırım Tatar Türkçesi kullanılmaktadır. Romanya’da kullanılan Oğuz Türkçesi, Balkan Türk ağızlarının bir devamıdır. Kırım Tatar Türkçesi ise, Kırım’dan gelen Türklerin bağlı olduğu boya göre, Köstence’nin güneyinde kullanılan Dobruca Tatarcası ve Köstence’nin kuzeyinde kullanılan Dobruca Nogaycası olarak ikiye ayrılmaktadır. Romanya’da yaşayan Tatar Türkleri de Oğuz Türkleri de eserlerini Türkiye’de kullanılan Latin alfabesiyle vermektedir. 1948’de Oğuz ve Tatar Türkleri’ne ana dilinde eğitim hakkı verilmiştir.

Irak: Bugün Iraak’ın kuzeyindeki Türkmenler; Telafer, Musul, erbil, Altunköprü, Kerkük, Kadir-kerem, Tavuk, Tuzhurmatu, Kifri, Karatepe, Hanekin ve Mendeli’ye kadar devam eden coğrafi şerit üzerinde yaşarlar. Yazı dili olarak Türkiye Türkçesini kullanan Irak Türklerinin ağız özellikleri, Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türkmenlerinden kalma Erzurum, Urfa, Tebriz ağızlarına ve Azerbaycan Türkçesine yakındır. Irak Türkmen ağızları, 2. Şahıs bildirme ve iyelik eklerinde görülen ñ ünsüzünün v ve y ünsüzüne dönüşmesine göre v grubu Kerkük ağzı, y grubu Bayat ağzı olmak üzere iki grupta ele alınmaktadır.

Irak Türkleri arasında Osmanlı döneminde Türkiye’de olduğu gibi Arap alfabesi kullanılmış, ancak 1928’de Türkiye’nin Latin alfabesini kabul etmesinin ardından, Irak Türkleri, dil ve kültür alanında tam bir bütünlük içinde oldukları Türkiye’yle olan beraberliklerini sürdürebilmek amacıyla Latin alfabesine geçmek için birçok teşebbüste bulunmuşlardır. Arap alfabesinin Türkçenin yapısına uygun hâle getirilmesi için bir Türkmence Alfabe hazırlamışlar ve Türkçenin Arap alfabesiyle yazımına yeni bir imlâ düzeni getirmek istemişlerdir. Ancak Latin alfabesi de bu yeni imla kuralları da fazla bir uygulama imkânı bulamamıştır.

İran: Bugün İran’da Azerbaycan, Türkmen, Kaşkay, Afşar, Kaçar Türkleri yaşamakta ve bu Türk grupları ülkenin üçte birini oluşturmaktadır. Son dönemde İran’ın bazı bölgelerinde Türk dilinin hayat alanını daraltmakta, hatta Halaç Türkçesi gibi bazı arkaik Türk dili kolları yok olma tehlikesiyle yüz yüze gelmektedir. Bugünkü İran Türkleri, Arap alfabesi kullandıklarından Türkiye ve BDT ülkelerinde bulunan Türklerle kuvvetli kültür bağları kuramamışlardır. Son yıllardaki gelişmelerin etkisiyle İran’da okullarda kısmen de olsa Türk dili öğretilmektedir. Bu amaçla ana dili ders kitaplarının yayınına ve Türkçe kitapların basımına izin verilmektedir. Ancak İran’da henüz Türkçe yayın yapan radyo ve televizyon yayını bulunmamaktadır.

Azerbaycan Türkleri: 9. yüzyıldan beri İran’da Türkçe önemli bir konuşma dili olmuştur. Ancak Türkçenin İran, Azerbaycan ve Türkiye’yi içine alacak şekilde bir yazı dili hâline gelmesi 13. yüzyıla kadar uzanmaktadır. Bu dönemden itibaren Türkçe hem konuşma dili hem de edebî dil olarak İran’ın en önemli dillerinden biri olmaya devam etmiştir. Karadağlılar, Şahsevenler gibi Türk boyları da aslında Azerbaycan Türkleridir ve Azerbaycan Türkçesiyle konuşurlar.

Türkmen Türkleri: İran Türkmen ağzı, Doğu Oğuz Türkçesinin devamı olan Türkmenistan’daki Türkmen Türkçesinden çok, Batı Oğuz Türkçesinin devamı olan Türkiye ve Azerbaycan Türkçesine yakındır.

Kaşkay Türkleri: Oğuz grubuna dahil olan Kaşkay Türkçesi bir konuşma dili hüviyetindedir. Türkmen ve Gagavuz Türkçesinde olduğu gibi bu ağızda da uzun ünlü görülür. Farsçanın etkisiyle yuvarlaklaşmalara da rastlanır.

Afşar Türkleri: Afşar Türkleri, kültür dili olarak daha çok Farsça kullanmakta, günlük hayatta ise Türkçe konuşmaktadırlar. Bu sebeple Afşar Türkçesi çok yoğun bir Farsça etkisi taşımaktadır. Azerbaycan Türkçesine benzeyen İran’daki Afşar ağzı, hep konuşma dili olarak kullanılmıştır, geçmişte de günümüzde de yazı dili hâline gelmemiştir.

Bayat Türkleri: Oğuz Türklerinin Bayat boyundan gelen Bayat Türkleri, bugün Halaç, Şahseven ve Afşar Türkleriyle birlikte Bayadistan’ın Aşağı Bayat olarak adlandırılan bölgesinde yaşamaktadırlar. Bayat Türklerinin büyük birçoğunluğu kendi ağız özelliklerini sürdürmekte ve Türkçeyle birlikte Farsçayı da kullanmaktadırlar.

Halaç Türkleri: Halaç Türkçesi, Eski Türkçe ile ilgi çekici benzerlikler gösterir:Eski Türkçedeki –ñ- Halaç Türkçesinde n olmuş, ancak Eski Türkçedeki iç ve sonses –d-, -d ünsüzleri korunmuştur:hadak, kudruk vb. Halaç Türkçesi, çağdaş Türk lehçeleri arasında da ayrı bir lehçe grubu olarak ele alınmıştır.

Kaçkar Türkleri: Kaçarların kullandığı ağız Azerbaycan Türkçesiyle büyük benzerlikler göstermektedir.

Karapapak Türkleri: Azerbaycan Türkçesinin bir ağzı olan Karapapak Türkçesinin yazılı edebiyatı yokyur. Ancak Karapapakların, halk hikâyeleri bulunmaktadır.

Ebî Verdi/Bül Verdî Türkleri: Ebî Verdi ağzı yazı dili olarak kullanılmamaktadır.

Şahsevenler Ve Karadağlılar: Şahsevenler ve Karadağlılar Azerbaycan Türkçesiyle konuşurlar.

Hamse Türkleri: Hamseler, ikisi Arapça üçü Türkçe konuşan beş kabilenin birleşmesinden meydana gelmiş suni bir topluluktur. Hamse kabilelerinden, Baharlular Eynallular ve Neferler Türkçe konuşurlar. Kullandıkları ağızlar Azerbaycan Türkçesine çok yakındır.

Sungur Türkleri: Sungur ağzı, Azerbaycan Türkçesi ile Eynallu ağzı arasında bir karakter arz eder, ancak Eynallu ağzına daha yakındır.

Suriye: Suriye Türk ağızları, Hatay Türkmen ağızlarına büyük ölçüde benzemektedir. Bugün Suriye’de Ermeniler ve Süryaniler için azınlık okulları bulunduğu halde Türkçe eğitim yapan okullar yoktur.

İKİNCİ BÖLÜM: BAĞIMSIZ DEVLETLER TOPLULUĞU’NDA TÜRK DİLİ

Sovyetler Birliği’nin fiilen sona ermesinin ardından Türk cumhuriyetleri birbiri ardına bağımsızlılarını ilân ettiler ve Sovyet döneminde de resmi bir statüsü bulunan ana dillerini devlet dili hâline getirdiler.

Azerbaycan: 30 Ağustos 1991’de Azerbaycan bağımsızlığına kavuşmuştur. Azerbaycan’da nüfusu en çok artan gruplardan biri Ahıska Türkleridir. Azerbaycan Türkçesi, Türkiye, Türkmen ve Gagavuz Türkçeleri ile birlikte Oğuz (Batı/Güney) grubu Türk lehçelerini meydana getirmektedir.

Yazı dili olarak uzun bir işlenme döneminden geçen ve gelişmiş bir edebî dil hâline gelen Azerbaycan Türkçesi, konuşma dili olarak da çok geniş biri alana yayılmış durumdadır. Azerbaycan Türkçesinin doğu, batı, kuzey ve güney olmak üzere dört ağız grubu bulunmaktadır. Doğu grubuna Kuba, Bakû, Şamahı, Mugan ve Lenkeran ağızları, Batı grubuna Kazak, Karabağ, Gence ve Ayrım ağızları, Kuzey grubuna Nuha, Zagatala-Gah ağızları, Güney grubuna ise Nahçıvan, Ordubad ve Tebriz ağızları girmektedir. Azerbaycan edebî dili, tam olarak bu ağızlardan hiç birine dayanmaz.Bu ağız gruplarının bir karması niteliğindedir.22 Aralık 1992’de çıkarılan bir kanunla Azerbaycan Cumhuriyeti’nin resmî dilinin Türkçe olduğu hükme bağlanmış ve Azerbaycan dili ve Azerbaycanca yerine Türk dili terimi kullanılmaya başlamış, Rus diliyle eğitim veren okulların sayısı azaltılırken millî okulların sayısı artırılmıştır.

Özbekistan: 9 Eylül 1991’de Özbekistan bağımsızlığına kavuşmuştur. Son yirmi yıllık dönemde Özbekistan’da Özbek nüfusu hem sayı hem de oran olarak sürekli yükselmekte, Ruslar azalırken Tacikler ve diğer Türk toplulukları ağırlıklarını korumaktadırlar. Günümüzde, Çağatay Türkçesi 1921 yılından itibaren teşekkül etmeye başlayan Özbek Türkçesi ve Yeni Uygur Türkçesi ile temsil edilmektedir. Sovyet Türkologlarından Borokov, Çağatay terimi yerine Özbek terimini benimsemiştir. A. M. Şçerbak daha da ileri giderek Özbek terimini Müşterek Orta Asya Türkçesinin bütün dönemleri için kullanılmaktadır. Stefan Wurm, Özbek Türkçesini dört ayrı ağız grubuna ayırmıştır: 1-Klasik bir Kazak ağzı olan Kıpkaç Özbek Türkçesi, 2-Kazakistan’ın güneyindeki Özbeklerce konuşulan Kuzey Özbek Türkçesi, 3-Farsçadan etkilenmiş ağızların oluşturduğu Güney Özbek Türkçesi, 4-Karabulak ve Hive’de konuşulan Türkmenleşmiş Özbek Türkçesi. Özbekistan’daki bütün orta öğretim kurumlarında Özbek Türkçesi ana dili ve eğitim-öğretim dili olarak okutulmakla birlikte Kazak Türkçesi, Tacikçe ve Rusça olarak da eğitim yapılmaktadır.

Karakalpak Özerk Cumhuriyeti: 1925-1930 yılları arasında Kazakistan’a 1930’da Rusya Federasyonu’na, 1936’da ise Özbekistan’a bağlanmıştır. Bugün de Özbekistan’a bağlı özerk cumhuriyet statüsü devam etmektedir. Kuzey (Kıpçak) grubu Türk lehçeleri arasında yer alan Karakalpak Türkçesi, Kazak Türkçesinin bir ağzı gibidir, Kırgız ve Nogay Türkçeleriyle de büyük benzerlik gösterir. Özellikle Hive Özbek ağızlarından etkilenmiştir.

Türkmenistan: Türkmenistan, 27 Ekim 1991’de bağımsızlığına kavuştu. Türkmen Türkçesi, Türkiye, Gagavuz ve Azerbaycan Türkçesiyle birlikte Oğuz (Güney veya Batı) grubu Türk lehçelerine dahil edilmektedir. Türkçede var olduğu kabul edilen aslî uzun ünlüleri söyleyişte en iyi koruyan Türk lehçelerinden biri olan Türkmen Türkçesinde ünlü uzunlukları yazıda gösterilmektedir. Türkmen Türkçesini yazı dili hâline getiren Mahtumguludur.

Kazakistan: 14 Aralık 1991’de bağımsızlığını ilân etti. Uzay teknolojisine ve atom enerjisine sahip tek Türk cumhuriyetidir.Kazakistan’da Türk topluluklarından Özbeklerin 332 bin, Tatarların 328 bin, Uygurlarların 185 bini Azerbaycanlıların 90 bin, Ahıskalıların 50 bini Başkurtların 42 bin, Çavuşların 22 bin, Kırgızların 14 bin, Türkmenlelerin 4 bin, Malkarların 3.500, Karaçayların 3.000 nüfusu bulunmaktadır. Kıpçak (Kuzey, Kuzeybatı) grubu Türk lehçelerinin Aral-Hazar bölgesinde konuşulan çağdaş kolları olan Karakalpak, Nogay ve Kırgız Türkçeleri ile çok yakın bağlantısı bulunan Kazak Türkçesi, tarihî kökleri bakımından Tarih öncesi devir, Türklük devri ve Kazak dilinin eski tarihi olmak üzere üç dönemde ele alınmaktadır. 19 yüzyılda Kazak Türkçesinin yazı dili hâline gelmesinde Muhambed Ötemisoğlu’nun (1804-1846) çok önemli katkıları olmuştur.

Kırgızistan: 31 Ağustos 1991’de bağımsızlığını ilân etti. Kırgız Türkçesi, Baskakov’un, Samoyloviç’in ve Reşid Rahmeti Arat’ın çağdaş Türk lehçeleri tasnifinde Altay Türkçesi ile birlikte Kırgız-Kıpçak grubunda veya Tav (Kıpçak, Kuzey, Kuzeybatı) grubunda değerlendirilmektedir. Bugünkü Kıpçak grubu Türk lehçeleri içinde Tatar ve Kazak Türkçeleriyle birlikte Kırgız Türkçesinin de kendi dışında diğer lehçeleri temsil edebilecek kabiliyette olduğu ve Kırgız Türkçesinin, Altay Türkçesiyle beraber Hakas ve Şor Lehçesi gibi bazı Güney Sibirya grubu Türk lehçelerini de temsil ettiği belirtilmektedir.

Tacikistan: Tacikistan, 9 Eylül 1991’de bağımsızlığını kazanmıştır. Tacikistan’ın bugünkü nüfusu 5,4 milyon kadardır. Özbekler 1,5 milyona yaklaşan nüfuslarıyla genel nüfus içinde ¼’lük bir orana ulaşırken, diğer Türk topluluklarından Tatar, Kırgız ve Türkmen Türkleri 165 bini aşkın nüfusları ile Tacikistan nüfusunun %3’ünü meydana getirirler. Farsçanın bir kolu olan Tacikçenin; Semerkand ve Buhara’da kullanılan kuzey, Batı Fergana, Ura ve Pencikent’te kullanılan doğu, Zarefşan, Riştan ve Soh’ta kullanılan merkez, Bedahşan, Kulap ve Karatekin’de kullanılan güney, Darvaz grubu olarak da anılan güneydoğu ağızları olmak üzere dört ana ağız bölgesi bulunmaktadır. Tacikçenin özellikle kuzey ve doğu ağızları Özbek Türkçesinin etkisi altındadır. Tacikistan’da ilk ve orta öğretim Tacikçedir. Ancak bazı okullarda Rusça ve Özbek Türkçesiyle de öğretim yapılmaktadır.

Moldova: Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecine girmesinin ardından Moldova Sovyet Sosyolist Cumhuriyet Meclisi, 23 Haziran 1990’da aldığı bir kararla Moldova’nın egemenliğini ilân etti. Moldova’da yaşayan Gagavuz Türkleri, 5 Mart 1995’te yapılan bir referandumla özerkliklerini kazanmışlar ve yaşadıkları bölgeye Gagavuz Yeri (Gagauz Eri) adını vermişlerdir. Gagavuz Yeri dışında Moldova’nın başkenti Kişinev’de çoğu memur, öğrenci ve aydın 12 bin Gagavuz yaşamaktadır. Gagavuz Türkçesi, Türk lehçe ve şive tasniflerinde yönlere göre güney, güneybatı grubuna, tarihî Türk kavimlerine göre Oğuz grubuna, fonetik kıstaslara göre ise dağlı grubunun yev alt bölümüne dahil edilmektedir. Gagavuz Türkçesinin akraba olduğu çağdaş Türk lehçeleri, Türkiye Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi ve Türkmen Türkçesidir.

Gürcistan: Gürcistan’ın güneyinde Ahıska (Mesketya) bölgesinde yaşayan Türkler, başta Özbekistan olmak üzere başka ülke ve bölgelere sürülünceye kadar bu topraklarda yaşamışlardır. 13. yüzyılda Azerbaycan’dan göçen, Tatar ve Azerbaycan Türkçesinin özelliklerini taşıyan bir ağız kullanan Bun Türkleri, (Azgur Türkleri veya Gürcü Müslümanları olarak da tanırlar) hâlen Güney Gürcistan’da 220 köyde dağınık olarak yaşamaya devam etmektedirler.

Eski Sovyetler Birliği yönetimi tarafından Türk adıyla anılan tek Türk soylu topluluk olan Ahıska Türkleri, sürgün hayatı içinde bütünleşen Karapapak, Kürt, Türkmen, ve Hemşin Türklerinden meydana gelen bir topluluktur. Gürcü Türkolog S. Cikia da Ahıska Türklerinin kullandığı dili, Anadolu Türkçesinin Ahıska ağzı olarak değerlendirmiştir. Urumlar 18. yüzyılın ikinci yarısında, Gürcistan’daki madenlerde çalışmak için Türkiye’den göçmüşlerdir. Hiçbir nüfus sayımında sayıları belirtilmediği için nüfusları hakkında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Urumlar hem Yunanca hem Türkçe kullanmaktadırlar. Sadece bir konuşma dili durumunda bulunan Urum Türkçesi, bölge dillerinden ve Rusçadan oldukça etkilenmiştir.

Ukrayna: Ukrayna’da yaşayan Türk topluluklarının başında kökleri Hazarlara kadar giden Karaylar yer almaktadır. Gürcistan’daki Urumların bir kısmı 1944’te Kırım Tatar Türkleriyle beraber Özbekistan’a sürülmüşlerdir.Türkçe ve Yunanca olmak üzere iki dil kullanan bir halk olan Urumların Türkçesi, Kırım Tatar Türkçesine çok yakındır. Ukrayna Gagavuzları bütün sosyal ve kültürel özellikleri bakımından Gagavuz Yeri Gagavuzlarıyla aynıdır. Ukrayna Gagavuzları, Gagavuz Yeri’ndeki gelişmeleri yakından izlemekte ve Odesa’ya bağlı Gagavuz köylerinde de Gagavuz Türkçesiyle eğitim-öğretim yapan okullar açmak için çaba harcamaktadır.

Rusya Federasyonu: Rusya Federasyonu’nun %81,5’ini Ruslar, %3,8’ini Tatar Türkleri, %3’ünü Ukraynlar, %1,2’ini Çuvaş Türkleri, %0,9’unu Başkurt Türkleri, %0,8’ini Beyaz Ruslar, %0,7’sini Moldovanlar, %8,1’ini diğer unsurlar meydana getirmektedir.

Rusya Federasyonu Anayasasının 68. Maddesinin 1.paragrafında Rusya Federasyonu’nda resmî dilin Rusça olduğu belirtilmektedir.1990 yılı sonlarında ortaya çıkan milliyetçilik hareketlerinin etkisiyle aynı anayasa maddesinin 2. paragrafında cumhuriyetlerin kendi resmî dillerini tesis edebilecekleri ve bu resmî dili Rusçayla birlikte kullanabilecekleri öngörülmektedir. 1990 yılı sonrasında ortaya çıkan gelişmeler, hem BDT ülkelerinde hem de Rusya Federasyonu’na bağlı ülke ve bölgelerde millî dili sahiplenme duygusunu geliştirmiş, özellikle eğitim ve kültür alanında millî dillerin yeniden hayata geçirilmesi yolunda önemli adımları atılmıştır. Bu gelişmelerin etkisiyle Rusya Federasyonu Anayasası’nın 62. maddesinde özerk cumhuriyetlerin tümüne kendi dillerini geliştirme hakkı tanınmıştır.

Kırım: Çok eski Türk yerleşim alanlarından biri olan Kırım’da en önemli Türk topluluğu Tatar Türkleridir. Kırım’ın yerleşik Türk topluluklarından Kırımçaklar ve Karaylar ise gün geçtikçe azalmaktadır.

Tatar Türkleri: Kırım Tatar Türkçesi yazı dili, Kıpçak ve Oğuz esaslı ağızlar arasında bir geçiş teşkil eden, ol- ve bar- fiillerini kullanan Kuzey Merkez (Bahçesaray) ağzına dayanmaktadır. Kırım’da yaşayan Musevî Türklerden Karaylar ve Kırımçaklar da bulundukları bölgenin Kırım Tatar ağzıyla konuşmaktadırlar. 1944’te Kırım Türkleri sürgüne uğratılıncaya kadar Kırım Tatar Türkçesi Kırım’ın ikinci resmî dili olarak hem eğitim hem de kültür alanında oldukça etkiliydi. Ancak sürgün ve felâketler Kırım’daki her şey gibi, Kırım Türkçesini de tahrip etti. Kırımlılar uzun süre ana dillerini öğrenemeden ve kullanamadan yaşamak zorunda kaldı. Kırım Tatar Türkçesinin okullarda öğretilmesi, 1967 yılında Kırım Türklerinin haksız yere sürgün edildiklerinin resmen kabul edilmesinden sonra, Özbekistan’da Taşkent’teki Nizami Devlet Pedagoji Enstitüsünde bir Tatar Dili ve Edebiyatı Bölümü açılmasıyla başlamıştır.

Karay (Karaim) Türkleri: Bugünkü Karay Türklerinin hangi dönemden veya etnik kökenden geldiği konusunu din ve gelenekler açısından ele alan Ananiasz Zajaczkowski, eski Türk dini, Hristiyanlık, İslâmiyet ve Musevîlik ile ilgili unsurların Karay inanç ve kültüründe bugün de devam ettiğini belirterek Karay Türklerinin bu dört dinin bir arada bulunduğu Hazar Devletinde yaşayan Hazar Türklerinden geldiğini söylemektedir. Karay Türkçesi; Karadeniz-Hazar bölgesi arasında kullanılan Kırım Tatar, Karaçay-Malkar ve Kumuk Türkçeleriyle aynı alt grupta yer alır, hem Troki hem Haliç-Lutsk ağızları ses ve şekil özellikleri bakımından hâlis Kıpkaç özellikleri gösterirken, Kırım Karay ağzı, bir yandan güneydeki Kırım Tatar ağızlarına, bir yandan Osmanlı (Oğuz) Türkçesine yaklaşır. Karay Türkçesinin cümle yapısı ise, Gagavuz Türkçesi gibi Slav dillerinin etkisi altında kalmıştır. Karay Türkçesi eğitim ve öğretim dili olarak kullanılma imkânını hiçbir dönemde bulamamıştır. Bugün Karay Türkçesi, çok dar bazı bölgelerde bir konuşma dili olarak yaşamaktadır. Ancak Karay dini gibi, Karay dili de giderek yok olmaktadır.

Kırımçaklar: Kırımçaklar, Kıpçak ve Oğuz özellikleri taşıyan, ancak Kırım’ın güneyinde yaşadıkları için Oğuz özellikleri daha baskın olan bir Kırım Tatar Türkçesi kullanılmaktadırlar. Kırımçak Türkçesi bir edebî dil hâline gelememiş, sadece bazı dinî ve kültürel eserlerde yazı dili olarak kullanılmıştır. Günümüzde eğitim ve yayın dili olarak kullanılmayan Kırımçak Türkçesini konuşma dili olarak kullananların sayısı da birkaç kişiden ibarettir.

Kuzey Kafkasya: Kuzey Kafkasya’daki Türkler, Kuzey (Kıpkaç) grubuna girer. Kumuklar, Nogaylar, Karaçaylar ve Malkarlar Kuzey Kafkasya’nın yerli halklarıdır.Ayrıca bölgeye değişik zamanlarda gelmiş Türkmenler (Stavropol Türkmenleri), Tatarlar, Başkurtlar ve Azerbaycan Türkleri Kuzey Kafkasya’daki diğer Türk topluluklarıdır. Kuzey Kafkasya’nın Rus hâkimiyetinden önce kullanılan ortak dili (Lingua Franca) Kumuk Türkçesi olmuştur. Bugün Kuzey Kafkasya’da yaşayan Türkler arasında Kumuk, Nogay, Karaçay-Malkar ve Türkmen Türkçesi kullanılmaktadır.

Dağıstan: Bugün Dağıstan’da, başta Kumuk ve Nogay Türkleri olmak üzere Kuzey Kafkasya toplulukları ve Ruslar yaşamaktadır.

Kumuk Türkleri: Ahmet Caferoğlu ise Kumukların Oğuz ve Kıpçak Türklerinden gelen boyların karışmasıyla meydana geldiklerini düşünmektedir. Kumuk Türkçesi, Kuzey Kafkasya kavimlerinin 1918’de topladığı kurultayda Dağıstan ve Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin resmî dili ve bütün Kuzey Kafkasya topluluklarının ortak dili olarak kabul edilmiş ve yakın zamanlara kadar Çeçenlerin, Avarların ve diğer Kafkas kavimlerinin de kullandığı bir konuşma dili olmuştur. Kumuk Türkçesi, en fazla Karaçay-Malkar Türkçesine yaklaşırken, tarihî bakımdan Selçuklu-Osmanlı dönemlerinden kalma Oğuz Türkçesi özellikleri ve Doğu Türkçesi unsurları taşımaktadır. Geçmişte çok önemli bir yere sahip olan Kumuk Türkçesi bugün sadece Kumuk Türklerinin yaşadığı bölgelerde Kumuk Til gibi ders kitaplarıyla ilkokullarda öğretilmektedir.

Nogay Türkleri: Bugünkü Dağıstan’da yaşayan Nogaylar Ak Nogay ve Açıkulak Nogay olmak üzere üç grupta toplanmıştır. Nogay Türkleri BDT ülkelerinde Dağıstan’ın Terek deltasında, Çeçen-İngüş Cumhuriyeti’nde, Karaçay-Çerkez Cumhuriyeti’nde, Stavropol Krayı’nda yaşamaktadır. Kıpçak grubuna giren Nogay Türkçesi, tarihî olarak Kazak ve Karakalpak Türkçeleriyle Özbek Türkçesinin Kıpçak ağzının da dahil olduğu Kıpçak-Nogay koluna, coğrafi olarak ise Kazak, Karakalpak, ve Kırgız Türkçeleriyle birlikte Aral-Hazar bölgesi Kıpçak lehçelerine dahil edilmektedir. Nogay Türkçesinin, çağdaş Türk lehçelerinden özellikle Karakalpak Türkçesine, Astrahan bölgesi Kazan Tatar Türkçesine ve Kırım Tatar Türkçesine yakın olduğu tespit edilmiştir. Günümüzde Nogay Türkçesiyle eğitim tamamen kaldırılmış ya da öğrenci velilerinin isteğine bağlı olarak yine ilkokul seviyesinde seçmeleri ders olarak okutulmaktadır.

Karaçay- Çerkez Cumhuriyeti: Karaçaylar 1950’de Çeçen-İnguşlarla birlikte eski topraklarına dönünce 1957’de yeniden bir Karaçay-Çerkez yönetim birimi kurulmuş 1993 yılında özerk cumhuriyet hâline getirilmiştir.

Karaçay Türkleri: Son yıllarda yapılan araştırmalar Karaçay Türklerinin Kuban Bulgurları, Alan ve Kıpçak Türkleri ile ilgili olduklarını ortaya koymuştur.

Kabartay-Malkar Cumhuriyeti: Karaçaylardan idarî olarak ayrılan Malkarlar Kabartaylarla aynı idarî birimde birleştirilerek yeni yönetim birimine Kabartay-Malkar Özerk Oblastı adı verilmiş 1936’da bu oblast özerk cumhuriyet statüsüne geçirilmiştir.

Malkar (Balkar) Türkleri: Malkar vadisine yerleşenler daha sonra Malkarlılar adını benimsemiş, yabancılar ise onları Balkar olarak anmışlardır. Malkar vadisine yerleşenler daha sonra Malkarlaılar adını benimsemiş, yabancılar ise onları Balkar olarak anmışlardır. Karaçay-Malkar Türkleri; kendilerini, soy olarak bağlantılı oldukları Alanlardan dolayı Alan veya yaşadıkları dağlık bölge sebebiyle Tavlı (dağlı) olarak adlandırılmakta ve dillerine de Tav Til (dağ dili) adını vermektedirler. Karaçay bölgesi yakınında bulunan Hamur adlı eski bir şehir kalıntısında taş ocağında çalışan işçiler tarafından bulunan taş levhalar ve yine aynı bölgede 1962 yılında bulunan bazı epigrafik kalıntılar, bilim adamlarının dikkatlerini bu bölgeye yöneltmiştir.A. M. Şçerbak, Acta Orientalia dergisinde yayımladığı bir makalesinde bu yazının Don ve Talas kitabeleriyle benzerliğine işaret etmiş, arkeolog V.A. Kuznets ,se 1963 yılında Sovetskaya Arheologiye dergisinde yayımlanan yazısında kitabelerden birinde yer alan Peçenek merdivenine dikkat çekmiştir. Humar kitabelerinin Göktürk (Runik) alfabesiyle yazıldığını ortaya koymuştur.M.A. Habiçev, bu kitabelerin Karaçay-Malkar Türklerinin ataları olan Alanlara ait olduğunu belirtmiştir. Bugünkü Karaçay-Malkar Türkçesinde Bulgar Türkçesi unsurlarına Oğuz ve Kıpçak Türkçesi unsurları da karışmıştır.

Stavropol Krayı: Rusya Federasyonu’na bağlı olan ve 2,5 milyonu bulan nüfusunun büyük çoğunluğu Ruslardan oluşan Stavropol Krayı’nda yaşayan Türkler, 16. Yüzyılda esas Türkmenlerden 18.000 evlik bir grup hâlinde koparak Kafkasya’ya yerleşmişlerdir. Stavropol Türkmenleri, Kafkas Türkmenleri veya Truçmenler diye de anılırlar. Stavropol Türkmen ağzı, Çavdur ağzına dayanmaktadır.Kafkaslar’da kullanılan Nogay, Kumuk ve Tatar Türkçelerinin etkisi ile kelime başında bulunan g-, d-, b- ünsüzleri tonsuzlaşarak k-, t-, p- olmuştur:kelin v.b.

İdil-Ural: İdil- Ural bölgesi Tatar, Başkurt ve Çavuş Türkleri ile Ruslar ve Finlilerin yaşadığı Rusya Federasyonu’na bağlı 3 Türk (Çuvaşistan, Başkurdistan ve Tataristan), 3 Fin özerk cumhuriyeti (Mari, Mordvin ve Udmurt) ve 10 oblasttan meydana gelmektedir.

Çuvasistan: Daha önce Kazan ve Ulyanovsk eyaletlerine bağlı iken, 1992 yılında Rusya Federasyonu’yla yapılan bir anlaşmayla Çuvaşistan’ın özerklik sınırları genişletilmiştir. Çuvaşlar, Çuvaşistan dışında Tatar, Başkurt, Komi ve Mari özerk cumhuriyetlerinde Türk ve Fin toplulukları ile bir arada yaşamaktadır. Altayist Ramstedt, Genel Türkçedeki z ve ş ünsüzlerinin hem Çuvaşçada hem de Moğolca ve Mançu-Tunguzcada r ve l ünsüzlerine tekabül etmesine rağmen Çuvaşçanın bir Türk dili olduğunu, diğerlerinin ise ayrı birer dil olduğunu düşünmektedir. Ramstedt’in öğrencisi Poppe ise Çuvaşçanın Türkçeyleçok eski bağlarının bulunduğunu, Altay dilleri ailesinin üçüncü bir üyesi olarak Ana Türkçeden ilk farklılaşan Türk dili kolu olan Bulgar dalının ses sistemini taşıdığını düşünmektedir. 19. yüzyılın ortalarından itibaren Çuvaş Türkçesinin bir yazı dili olarak gelişmesini sağlayan yazar ve şairlerin hepsi eserlerinin konusunu Çuvaş sözlü edebiyatından almışlardır. Bugünkü Çuvaşların %82’si Çuvaş Türkçesini ana dilleri olarak kabul etmekte, ancak %83’ü günlük hayatta Rusçayı iyi seviyede kullanabilmektedir.

Başkurdistan: 9. Yüzyıldan beri Başkurt Türklerinin vatanı olmuştur. Tabii kaynakları bakımından Rusya Federasyonu’nun en zengin ülkelerinden biridir. Bu sebeple Başkurdistan iç göç almakta ve Rusya Federasyonu içindeki önemi artmaktadır. Başkurt Türklerinin Tatar Türkçesinin yazı dili olarak kullandığı dönemlerde, Tatar Türkleri gibi Başkurtlar da Arap alfabesini kullanmıştır. 1923 yılının Aralık ayında imlâ komisyonu, Arap alfabesinde bazı değişiklikler yaparak Başkurtlar için yeni bir alfabe hazırlamıştır. Başkurdistan parlamentosu Ocak 1999’da ‘Başkurdistan’ın resmî dilleri Rusça ve Başkurtçadır.’ Hükmünü anayasaya (I. bölüm, 3. madde) yerleştirmiştir.

Tataristan: Tatar Türkleri, soy olarak Bulgar ve Kıpçak Türklerine dayanmaktadır. 1 Şubat 1992’de Tataristan bağımsızlığını ilân etmiş, Rusya ise petrol boru hattına kapatma tehdidi ile durdurulmaya çalışmıştır. Bugün Tatar adını taşıyan Türk toplulukları beş grupta toplanmaktadır: I)İdil-Ural Tatarları, II)Astrahan Tatarları, III)Sibirya Tatarları, IV)Kırım Tatarları, V)Litvanya ve Polonya Tatarları. Kıpçak grubu Türk lehçeleri arasında ilk yazı dili hâline gelen ve Başkurt Türkçesiyle birlikte bu lehçe grubunun İdil-Ural bölgesi kolunu meydana getiren bugünkü Tatar Türkçesi, 11.-12. yüzyıllar arasında Bulgar, 14. yüzyılın ortalarından 15. yüzyılın ilk yarısına kadar Kıpçak, 15. yüzyılın ikinci yarısından 18. yüzyılın sonlarına kadar İdil-Ural bölgesi Türkîsi veya Çağatay Türkçesi ve 19. yüzyıldan günümüze kadar mahallî Tatar ağızlarından gelişen Tatar Türkçesi yazı dili olmak üzere dört ana dönemden geçmiştir. Yaygın bir ağız alanına ve köklü bir yazı dili geçmişine sahİp olan Tatar Türkçesi, 19. yüzyılın başlarından itibaren eğitin ve öğretim dili olarak da kullanılmaya başlamıştır.

Sibirya: Sibirya’nın batısında Batı Sibirya Tatar Türkleri, kuzeydoğusunda Saha Türkleri yaşamaktadır. Sibirya’nın güney kısımlarında ise Altay, Hakas ve Tuva Türkleri bulunmaktadır.Sibirya’da bulunan toplam Türk nüfusu 1 milyona yakındır.

Saha Cumhuriyeti: Saha Özerk Cumhuriyeti, 1922’de kurulmuştur.27 Eylül 1990’da Saha Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu’na karşı egemenliğini ilân etmiş egemenlik ilânından sonra milliyet adı olarak Yakut adı yerine Saha adı benimsenmiş ve Yakutistan adı da Saha Sire (Saha Yeri) olarak değiştirilmiştir. Sahalar için kullanılan Yakut ve Saha adları, aynı sözün iki ayrı fonetik düzende kullanılmasından ibarettir. Türkçenin uzak kollarından biri olan Saha Türkçesi, fonetik özellikleri ve söz varlığı bakımından Tuva, Hakas ve Başkurt Türkçelerine yakındır. Saha Türkçesi, 80 yıllık bir yazı dili geleneğine sahip olmasına rağmen, ağızlardan birine tam olarak dayandırılmadığından ve istikrarlı bir kullanım alanı bulamadığından henüz standart bir imlâya kavuşamamıştır.

Güney Sibirya: Güney Sibirya’da, Rusya Federasyonu’na bağlı Altay, Hakas ve Tuva cumhuriyetleri bulunmaktadır. Türk lehçe tasniflerindeki önemli fonetik kıstaslardan biri olan önses yünsüzü, Güney Sibirya Türk lehçeleri için de belirleyici fonetik değişkenlerinden biri olarak görülmektedir.

Altay Cumhuriyeti: Altay-Sayan Dağlık bölgesini, Ob, Abakan, Yenisey nehirlerinin kaynak ve havzalarını içine almaktadır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından gelişen bağımsızlık hareketleri, Altay Cumhuriyetini de etkilemiş, Dağlık Altay Bölge Sovyeti’nin 25 Ekim 1990’da yaptığı toplantıdan egemenlik ilân etme kararı çıkmıştır. Altay Cumhuriyetinin kuzeyinde yaşayan boyların ağızları Oğuz özelliği taşırken, güneyindeki ağızlarda hâkimdir. 1992 yılına kadar Altay Türkçesinin yazı dili olan Teleüt ağzı, bugün tıpkı diğer Güney Sibirya ağızları ve yazı dilleri gibi, yok olmak üzeredir. Daha önceleri fazla önemsenmeyen Altay Türkçesi, yeni başlatılan millî dili sahiplenme seferberliğinin etkisiyle, 1994 yılında yapılan bir ankete göre Altay Türklerinin %74’ü tarafından evde, öğrencilerin %50’si tarafından okulda, çalışanların %57’si tarafından da iş yerlerinde kullanılır hâle gelmiştir.

Hakas Cumhuriyeti: Göktürk, Uygur ve Kırgız devletlerinin kurulduğu bugünkü Hakas toprakları, Türk dili ve tarihî bakımından çok büyük bir yere sahiptir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından 1990’da başlayan Tun hareketi Hakas Cumhuriyeti’nin idarî yapısında değişiklikler talep etmiş, ayrıca kaybolmaya yüz tutan Hakas dili ve kimliğinin diriltilmesi için faailiyet yürütmeye başlamıştır. Tarihî bakımından eski Uygur Türkçesiyle ve yazılı belgeleri Tuva’dan Hakas bölgesine kadar uzanan Yenisey Kırgız Türkçesiyle, çağdaş Türk lehçelerinden de Çin’in Kansu bölgesinde kullanılan Sarı Uygur Türkçesiyle ve Çulım, Şor, Altay, Tuva gibi Güney Sibirya Türk lehçeleri ile yakın ilgisi olduğu tespit edilen Hakas Türkçesi, aslında bir ağızlar topluluğudur.

Şor Türkleri: 1939’da Şor bölgesinin özerkliğine son verilerek Şorlar Hakas Cumhuriyetine bağlanınca Şorların sahip olduğu kültürel haklarda da gerilemeler baş göstermiştir.1926 yılından 1943 yılına kadar bir yazı dili olarak kullanılan Şor Türkçesi, bugün Hakas grubu ağızlarından biridir. Son yıllarda, Şor Türkçesinin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalması üzerine, Şor Türkçesinin yaşatma çabaları da artmaya başlamıştır.

Tuva Cumhuriyeti: Çin’de 1911’de yapılan hürriyet inkılâbı sırasında Tuva ülkesi bağımsızlığına kavuşmuş, ancak bölgedeki askerî boşluktan faydalanan Ruslar, Rus ailelerini Tuva topraklarına yerleştirmeye başlamıştır. Tuva Türkleri, 9. yüzyılda büyük bir göçebe devlet kuran Yenisey Kırgızlarının (Çin kaynaklarındaki Heges veya Hakasların) kalıntılarıdır. Tuvaların batısında ve güneyinde bulunan Darhat boyu da son asırlarda Moğollaşmış Tuva Türklerindendir. Tuva Türkçesini Kıpçak grubuna sokanlar, Uygur Türkçesinden ve adak grubundan getirenler ve Uygur-Oğuz dil birliğinin devamı sayanlar vardır. Tuva Türkçesi, Eski Türkçenin ses özellikleri günümüzde en iyi temsil eden Türk dili kolu olarak görülmektedir.

Batı Sibirya: Sibirya Türklerinin özerklik talepleri 13 Mayıs 2000’de kabul edilerek yaşadıkları şehirler Ural ve Sibirya Federal bölgeleri arasında paylaştırılmıştır. Kazan Tatar Türkleriyle yakın akraba olan ve yaşadıkları şehirlerin adıyla anılan Batı Sibirya Türkleri Baraba, İrtiş, Tara Tobol, Tomsk, Tura, Tümen, Yalutorovski gibi şehirlerde oturmaktadır. 18.-19. yüzyıllarda çok sayıda Tatar Türkü İdil-Ural bölgesinden Batı Sibirya’ya göç etmiş, böylece Kıpçak grubu şîvelerinden olan Sibirya Tatar Türkçesi, aynı kökten gelen İdil-Ural Tatar Türkçesiyle daha da yakınlaşmıştır.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: DÜNYANIN DOĞUSUNDA TÜRK DİLİ

Afganistan: Ülkede Afgan adıyla herhangi bir topluluk yoktur. Peştunlar, Tacikler ve Türkler ülkenin üç büyük sosyal grubunu meydana getirmektedir. Bugünkü Afganistan’da Özbek, Kazak, Karakalpak, Kırgız, Kızılbaş, Türkmen ve Afşar Türkleri ile Hazaralar yaşamaktadır.

Özbek Türkleri: Afganistan Özbekleri arasında Katagan ve Kongurat Özbeklerinin yünsüzünü c- ünsüzüne çeviren Kıpçak özellikleri gösteren bir ağız kullandıkları, diğer Özbek gruplarının ise Karluk özellikleri taşıyan ağızlar kullandıkları görülmektedir.

Türkmen Türkleri: Afganistan’da yaşayan Türkmenlerin çoğu göçebedir. Afganistan Türkmen ağzında, tıpkı Türkmenistan’da kullanılan Türkmen Türkçesinde olduğu gibi aslî uzun ünlüler korunmuştur.

Hazaralar: Bugün Farsçanın bir kolu olan Dari dilini kullanan Hazaraların geçmişte Moğolca ve Türkçe kulandığı yolunda bilgiler veren bazı kaynaklar bulunmaktadır. Bu bilgileri , Hazaraların bugün kullandıkları Dari dilinde yer alan çok sayıdaki Türkçe ve Moğolca kelime desteklemektedir.

Çin: Bugün nüfusu 1,5 milyara dayanan Çin’de Türkistan’ın doğusunda bulunan Uygur, Kazak, Kırgız, Tatar ve Özbek Türkleri, Çin’in doğu bölgelerinden Kansu eyaletine yerleşmiş olan Salar ve Sarı Uygur Türkleri ile Kingan Dağlarının doğusunda ikamet eden Fu-Yu Kırgız Türkleri yaşamaktadır. Resmî rakamlara göre Çin’de yaşayan Türk topluluklarının topla nüfusu 12 milyon kadardır.

Doğu Türkistan: Doğu Türkistan batıdan doğuya doğru Cungarya, Tanrı dağları ve tarım havzası olmak üzere üç bölgeye ayrılmaktadır. Tarihî ve coğrafî bakımdan Batı Türkistan’daki Türk cumhuriyetlerinin tabiî bir uzantısı olan Doğu Türkistan’da Uygurlar dışında, Kazak, Özbek, Kırgız ve Tatar Türkleri de yaşamaktadır. Ancak dil ve kültür bakımından bütün Doğu Türkistan Türkleri Uygur Türkçesi ve kültürü etrafında bütünleşmiş görünmektedir.

Uygur Türkleri: Tarih boyunca Çin’in sosyal değerlerine yakınlık göstermeyen ve tamamına yakını Müslüman olan Uygur Türkleri, çok zengin bir tarihî geçmişten gelmelerine rağmen, bugünkü Çin yönetimi altında büyük sıkıntılarla boğuşmaktadırlar. Özbek Türkçesiyle birlikte Karluk veya Doğu Türkçesi lehçe grubuna giren Çağdaş Uygur Türkçesi, Bengütaş dönemi, Eski Uygur Türkçesi, Karahanlı veya Müşterek Orta Asya Türkçesi, Harezm Türkçesi ve Çağatay Türkçesi dönemleri olmak üzere uzun bir tarihî yazı dilleri tecrübesine dayanmaktadır. Eski Uygur Türkçesi ve edebiyatı Budist ve Maniheist dil ve edebiyat alanları olmak üzere iki ana gruba ayrılarak incelenmektedir. 10. yüzyıldan sonra Uygur Türkçesinin yerini alan Karahanlı Türkçesi Kaşgâr ağzına dayalı bir yazı dili olarak İslamiyet’în kabulünden sonra bütün Türkistan’da kullanılmıştır. 1930’dan itibaren kullanılmaya başlanan Çağdaş Uygur Türkçesi yazı dili Urumçi ağzını esas alan, ancak Kaşgâr, Aksu, Kumul, Turfan ve İli vilâyetleri ağızları ile birlikte Uygur Türk ağızlarının tamamına yakınını içine alan merkezî ağız grubuna dayanmaktadır. Çağdaş Uygur Türkçesi, 19. yüzyılın sonlarından itibaren eğitim dili olarak kullanılmaktadır.

Doğu Türkistan Kazak, Kırgız, Tatar Ve Özbek Türkleri: Doğu Türkistan’da Uygur Türkleriyle iç içe yaşayan Kazak, Kırgız, Tatar ve Özbek Türkleri dil ve kültür hayatı bakımından Uygur Türkçesi ve kültürü çevresinde bir gelişim göstermişlerdir. Bu Türk toplulukları konuşma dili olarak kendi lehçelerini kullanmışlar, ancak yazı dili olarak Çağdaş Uygur Türkçesini tercih etmişlerdir.

Tuva Türkleri: Tuva Türkleri 17. yüzyılda Altay bölgesinden Doğu Türkistan’ın kuzeyine Kazakistan sınırı yakınlarında buluna Cungarya bölgesine göçmüşlerdir. 1950’den beri Türkologların ilgi alanı içine giren Cungarya Tuva Türkçesi üzerinde bazı önemli çalışmalar yapılmıştır. Tuva Türkçesi, Yenisey Kırgız Türkçesinin ve Eski Uygur Türkçesin ses özelliklerini en iyi koruyan çağdaş Türk lehçesi olarak kabul edilmektedir.

Çin’in Doğusunda Yaşayan Türk Toplulukları:

Fu-Yu Kırgızları: Kırgızistan’daki Kırgız Türkçesinde Kıpçak etkileri çok açık bir şekilde görülmesine rağmen Çin’de kullanılan Kırgız ağızlarında Yenisey Kırgız Türkçesi özellikleri devam etmekte, daha sonra ortaya çıkan Kıpçak etkileri yer almamaktadır. Tiyanşan ve Fu-yu Kırgızları bazı ufak ağız farklarına rağmen Yenisey Kırgız Türkçesine dayanan Kırgız ağızları kullanmaktadırlar.

Sarı Uygurlar: Sarı Uygurlar, bugün Çin’in Kansu ilinin güneyindeki step ve dağlık bölgelerde otururlar. Sarı Uygur Türkçesinin ses özellikleri, kelime yapımı ve çekimi, söz dağarcığı ve diğer gramer özellikleri Yeni Uygur Türkçesiyle aynıdır.

Salarlar: Salar Türkleri, Ming hanedanı devrinde 1370 yılında, bügün yaşadıkları Kansu ilinin Sarısu vadisinde yer alan Lan-su bölgesinin doğusuna göçmüşlerdir. Salar ağzını Samoyloviç Kıpçak-Türkmen (tağlı) grubuna sokmakta; Talat Tekin ise ayrı bir lehçe grubu olarak kabul etmektedir. Sarı Uygurlar gibi Salarların da kendi lehçelerine dayanan bir yazı dilleri yoktur.

Moğolistan: Moğolistan, en eski Türk yerleşim alanlarından biridir. Türk tarihi bakımından çok önemli bir ülke olan Moğolistan’da bugün başta Kazak Türkleri olmak üzere nüfusları 170.000 aşan 7 ayrı Türk topluluğu yaşamaktadır.

Kazak Türkleri: Moğolistan’da yaşayan Kazak Türkleri son yıllarda ortaya çıkan gelişmelerin etkisiyle Kazak Liberal Partiyası adıyla bir parti kurmuşlar ve Moğolistan Parlamentosunda temsil edilme hakkı kazanarak yönetimdeki ağırlıklarını artırmışlardır. Moğolistan’daki Kazaklar, her dönemde Kazakistan’daki Kazaklarla aynı alfabeyi ve yazı dilini kullanmışlardır.

Tuva Türkleri Ve Diğer Türk Toplulukları: Tuva Türkleri Moğolistan’ın kuzeyindeki Hövsgöl bölgesinde ve Kazak Türkleri ile birlikte Hovd bölgesinde yaşarlar. Moğolistan’da sayıları hakkında kesin bilgi bulunmayan ve ticaretle uğraşan az sayıda Özbek ve Uygur Türkü de yaşamaktadır.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: DÜNYANIN BATI VE KUZEYBATI UCUNDA TÜRK DİLİ

Litvanya: Litavanya Tatar Türkleri, 14. yüzyılda Litvanya prensine yardım için gelen Kıpçakların torunlarıdır. Litavanya’da yaşayan Karaylar, 14. yüzyılda Kırım’dan göçerek bu ülkeye yerleşmişlerdir.

Polonya: Polonya Tatar Türkleri, günümüze kadar kitap veya hamail adını verdikleri dua kitaplarıyla Arap alfabesiyle yazı geleneğini korumuşlardır. Böylece Arap harfleriyle yazılmış Tatarlar’a ait yazma eserler günümüze kadar gelebilmiştir. Polonya Karaylarının kullandığı dil daha önce Litvanya ve Polonya’nın ortak bir devlet olduğu Lehistan’a kadar uzanmaktadır. Karay Türkçesi, Karay cemaatinin ibadet dili olduğu için dinî hayatta en arkaik şekliyle korunmuştur.

Finlandiya: Finlandiya Tatar Türkleri arasında konuşulan Türkçe, Türkiye Türkçesine benzer özellikler kazanmıştır. Zaten Mişer-Tatar ağzı, Çağatay ve Kıpçak Türklerinden daha çok Oğuz Türkçesine yakın özellikler göstermektedir.

SONUÇ: Türkçe, bugün resmî dil, azınlık dili ve göçmen dili statüsüyle dünyanın beş kıtasına yayılmış olan değişik ülke ve bölgelerde konuşma-iletişim, yazı-edebiyat ve sözlü-görüntülü yayın dili olarak kullanılmaktadır. Bugün Türklerin, yani Türkçenin yayıldığı coğrafyanın 12 milyon km2 genişliğinde olduğu belirlenmiştir. Her şeye rağmen tarihte olduğu gibi bugün de dil ve bilinç olarak bütünleşme ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bütünleşmek için hiçbir Türk dili kolunun yok edilmesi veya yok sayılması gerekmemektedir. Sadece bir Türk dili kolunun tabii ki en gelişmiş ve en yaygınlaşmış olan Türkçeyi diğer Türklerin de okullarda öğrenmesini, basın ve sesli-görüntülü yayın yoluyla benimsemelerini sağlamak yeterli olacaktır.

Yorumunuzu Paylaşın