Makaleler

Sedef ve Sedefkârlık Nedir?

Yazar: Uğur Eskier

Sedef, kabuklu deniz canlılarının kabuklarının iç yüzeyinden elde edilir. Sedefçilik; Sümerlerde doğdu, en parlak dönemini Osmanlı’da yaşadı.

Sedef ve Sedefkârlık Nedir?

Sedef taşı, aslında yumuşakçaların kabuklarının bir salgısıdır. Organik kökenli bir süsleme materyalidir. Yumuşakçaların (mollusca), kabuk kısımlarının iç yüzeyinde oluşur. Örneğin, midye, istiridye gibi canlıların kabuklarının beyaz ve parlak iç yüzeyidir. Karadaki bazı fosillerde de bulunabilen sedef, hem denizde hem de karada bulunabilen nadir taşlardan biridir. Sadelik, zarafet, bereket, uzun ömür, cesaret ve gücü temsil eder. Bilimsel olarak kanıtlanmamış olsa da sedefin şifa verdiğine inanılır. Sedefin temsil ettiği terimleri kendi bünyesinde bulunduran veya bulundurmak isteyen insanlar takı ve süs eşyalarında sedefi tercih etme eğilimindedir.

Sedef taşı, ağırlıklı olarak süslemecilikte kullanılır. Takı, mücevherler, aksesuarlar ve düğmelerde kullanımı yaygındır. Osmanlı’da zirveye ulaşan sedef sanatı, günümüze kadar birçok tarihi eserde kendini gösterir. Özellikle Topkapı Sarayı’nda çok sayıda eşsiz sedef işleme örnekleri vardır. Hammaddesi sıcak denizlerde bulunduğu için sedef sanatının Doğu ülkelerinde başladığı tahmini yapılıyor. Nazik ve kırılgan bir taş olan sedefle ilgili merak ettiklerinizi makalemizde bulabilirsiniz.


Özellikleri Nelerdir?

Sedef, midye ve istiridye gibi deniz canlılarının kabuklarının iç yüzeyinde bulunan kısma denir. Karadaki milyonlarca yıllık bazı fosil kalıntılarında da bulunabilir. Gökkuşağı pırıltılı, beyaz renkte ve sert bir maddedir. Fosforik özelliği olan kompozit bir materyaldir. Yumuşakçaların gövdelerini saran ve “manto” adı verilen zarın kabuk salgısıyla oluşur. İri yumuşakçalar, zengin sedef kaynağıdır. Sıcak denizlerin akıntılı sularında kireç, fosfor ve tuzdan oluşan kalker bir maddedir. Sedef, oldukça fazla kireç taşı (kalker) içerir. Sedef, yumuşakçaların iç kabuklarında aragonitin konsantrik olarak birikmesiyle oluşur. Aragonit, kalsiyum ve kobalttan oluşan bir mineraldir. İnci taşı da sedefin yapısında oluşur. İnci, kalsiyum karbonat içerir.

Sedef; rengine göre beyaz, arusek, çöp ve taş sedef gibi isimler alır. Beyaz sedef; çift kabuklu ve daha düzdür. Hâkim renk beyazdır; ancak ışığa göre yeşil, pembe, açık mavi ve sarı tonlar taşıyabilir. Arusek sedef; tek kabukludur. Mavi, yeşil ve açık pembe tonlarındadır. Çöp sedef; daha çok meneviş ve desen taşıdır, koyu renklidir. Taş sedef ise, beyaz sedefin daha az parlak olan çeşididir.


Faydaları Nelerdir?

Sedef, insan sağlığı için şifalı taşlardan biri olarak kabul ediliyor. Topraktaki enerjiyi toplayarak vücuda verdiği, böylece insana dinçlik ve zindelik kazandırdığı rivayet edilir. Cesaret hissi, pozitif düşünme kabiliyeti, olayları analiz yeteneği sağladığı da diğer faydaları arasında sayılıyor. Bir diğer iddiaya göre de, sedef, vücuttaki toksinlerin atılmasına ve kan üretimine de faydaları olan bir taş. Sedefin mide, bağırsak, dalak, böbrek ve karaciğer rahatsızlıklarına karşı şifalı olduğu; katarkt gibi göz hastalıklarına ve baş dönmesine iyi geldiği de faydaları arasında sayılıyor.

Sedefin faydaları, şifalı olduğu iddia edilen birçok taş gibi bilimsel olarak kanıtlanmış değil. Bireysel gözlemler, tecrübeler ve iddialar üzerine şifalı olduğu belirtilen taşlardan biridir. Sedefin faydalarını bizzat test edebilirsiniz. Şifaları ve faydaları net olarak ispat edilemese de görsel açıdan oldukça estetik bir takı veya süs eşyası olabildiği bir gerçek.


Sedefkârlık (Sedefçilik) Nedir?

Sedefkârlık, Türk ve Doğu geleneksel sanatları içinde yer alan bir sanat dalıdır. “Sedef kakmacılığı” veya “sedefçilik” adı da verilir. Sedef kakma işine “sedefkâri”, sedef ustalarına “sedefkâr” denir. Sektörde sedefkârlar sanatçı, sedefçiler ise zanaatçı olarak anılır.

Çok eski medeniyetlerde kullanılan sedef sanatının Sümerlerden geldiği belirtiliyor. Sümer mezarlarındaki sedef süslemeler bu iddiaya dayanak olarak gösteriliyor. Uzakdoğu’daki Çin ve Hindistan gibi ülkelerde yayılan sedefçilik, Orta Asya Türkleri vasıtası ile Anadolu’ya ulaşmış. 15. yüzyıldan itibaren de Türk-İslam sanatı olarak tanınmaya başlandı. 17. yüzyılda sedef işlemeciliği Osmanlı’da zirveye ulaştı. Daha sonraki asırlarda barok sanatına yöneliş sebebiyle cazibesini yitirmeye başladı.

Son asrın en önemli sedef ustası Vasıf Hoca, sedefkârlığı yaşatabilmek için vefat ettiği 1940 yılına kadar çaba sarf etti. Vasıf Hoca, o dönemin en önemli güzel sanatlar akademisi olan Nefide-i Sanayi’de sedefçili dersleri de vermiştir. Sedefkârlık, Gaziantep’te yaygın olan bir sanat. Suriye’den geldiği belirtilen sedefçilik, Gaziantep’te 1963 yılında başladı. Gaziantep’te ilk sedef ustaları, piştol tabancaları tamir etmek için sedef kullanmış. Daha sonra ince marangozluk işleri yapan kişiler sedefkâr olmuş. Sedefkârlıkta sadece sedef değil, benzer materyaller olan kemik ve fildişi gibi maddeler de kullanılmış. O dönemde sadece sedef işleyen kişilere “sedefçi” denilirmiş.

Osmanlı’da çok yaygın olan sedefkârlıkla birçok önemli yapının süslemeleri yapılmış. Bu tarihi yapılarda halen sedef işlemeleri görmek mümkün. Örneğin; Edirne 2. Beyazıt Camii kapı kanatları, Topkapı Sarayı’nın bazı bölümlerindeki kapı ve pencere süslemeleri, Ayasofya’daki 3. Murat türbesinin kapı kanatları, Sultanahmet Camii bazı pencere ve kapı kanatları, Balıkesir Zağanos Paşa Camii kap kanatları… Bu arada, Topkapı Sarayı’nda sergilenen birçok ahşap tarihi eserde de sedef süslemelerine rastlamak mümkün.

Sedef, gökkuşağı renklerini yansıtması ve kolay işlenebilmesi gibi özellikleri sebebiyle ilgi çeken bir taş. Çok fazla çeşidi olmasına rağmen sedefçilikte belirli özelliklere sahip sedefler kullanılıyor. Her şeyden önce güzel bir sanat eseri olabilmesi için belirli bir kalınlıkta olması gerekiyor. Gökkuşağı renklerini yansıtma kuvveti de önemli bir tercih sebebi. Deniz veya okyanuslardan, tatlı su nehirlerinden çıkarılan yumuşakçaların kabukları özel testerelerle kesilerek sedef plakalar haline getiriliyor. Daha sonra da uygulanacağı alana göre şekil veriliyor.

Sedef işlemelerde gömme, kakma, sıvama, kaplama, macunlama, eser-i İstanbul işi, Şam işi, Viyana işi ve Kudüs işi gibi teknikler kullanılır. Bağa, fildişi, altın, gümüş, filetolar ve değerli madenler sedefkârlıkta kullanılan diğer materyaller. Ahşap olarak da ceviz, maun, abanoz ve pelesenk ağaç türleri tercih edilir. Kutular, sandıklar, pencereler, kapılar ve daha sayılabilecek birçok ahşap uygulamasında süsleme örneklerine rastlamak mümkün. Genellikle geometrik şekillerde dizilerek, kakma veya yapıştırma tekniği ile süslenecek alana uygulanıyor. Çiçek desenleri gibi desenler de ortaya çıkarılabiliyor.

Sedefçiliğin kullanılan bazı süsleme örnekleri ve ürünler şunlar; Kur’an-ı Kerim mahfazaları, rahleler, tüfek ve tabanca kabzaları, ağızlık, pipo, tespih, yüzük, kolye, küpe, bileklik, aksesuarlar, broş, kravat iğnesi, mobilyalar, sandık, süs kutuları, mücevher kutuları, vitray uygulamaları, sehpalar…

Sedef, uzun yıllar kullanılabilecek bir süs materyali; ancak bazı ortamlarda kararma yapabilir. Bunun için bakım yapılması gerekir. Parlaklığını tekrar kazandırmak için pamukla zeytinyağı kullanılarak silinmesi, daha sonra da yünlü bir bezle ovulması tavsiye ediliyor.

Günümüzde sedefkârların sayısı oldukça azaldı. Mevcut sedefkârlar da bu sanatın unutulmaması için çaba sarf ediyor. Bu sebeple sedefkârlık da kaybolmaya yüz tutmuş sanatlar arasında yer alıyor.


Bunları Biliyor Musunuz?

  • Amerika’daki Mississippi Nehri’nde yetişen midye kabuklarının sedefleri oldukça değerlidir.
  • Salyangoz kabukları da sedef olarak kullanılabilir.
  • “Karındanayaklı” familyasından bazı canlılar, beyaz, kırmızı, yeşil ve sarımtrak renklerde sedef ihtiva eder.
  • Bir deniz yumuşakçası olan denizkulağının (Haliotis) iç yüzeyi sedef tabakası ile örtülüdür. Bu canlıda pembe ve mor arası renklerde sedeflere rastlanabiliyor.
  • Sedef, beyaz renkli olsa da mercek özelliği ile ışığı emerek gökkuşağı renklerini verebilir.
  • Osmanlı’da bazı padişahlar yabancı devlet adamlarına sedef işlemeli hediye vermek için saray bünyesinde sedefkâr bulundururmuş.
  • Padişahlar kızlarına verdikleri önemli belirtmek için çeyizlerine mutlaka sedef kakmalı takunya koydururmuş.
  • Osmanlı’da mimarlar, sedefkârlık eğitiminden sonra mimar olabilirdi. Mimar Sinan ve Mimar Mehmet Ağa, sedefkârlık eğitimi alan mimarlardandır.
  • Fatih Sultan Mehmet’in tabutunun som sedeften yapıldığı belirtilir.
  • Son asrın en ünlü sedefkârı Vasıf Hoca, Topkapı Sarayı’ndaki Kutsal Emanetler Dairesi kapısını sedef bağa ile yapmıştır.
  • Evliya Çelebi, o dönemde İstanbul’da 100 sedef atölyesi, 5 bin sedefkâr olduğundan bahseder.
  • Gaziantep’te 55 adet sedef atölyesi bulunuyor.
  • Avustralya, Tahiti, Gambier Adaları, Meksika Büyük Okyanus kıyıları ve Madagaskar, bol sedef kaynaklarının bulunduğu bölgelerdir.

Yorumunuzu Paylaşın