Makaleler

Mevlana'nın Mesnevi Adlı Eseri Hakkında

Yazar: Diba Bahadıroğlu

Türk edebiyatında şekil olarak kullanılan mesnevinin yanında ansiklopedi ve kaynaklarda bir konu daha çok önemli bir yer tutar  : Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin Mesnevi adlı eseri. Yazıldığı nazım şekli ile aynı ada sahip olan Mesnevi, Türk edebiyatına kazandırılmış en önemli eserlerden birisidir. Biz de bu yazıda Mevlana’nın Mesnevi adlı eserinden söz edeceğiz.

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin (ö. 672/1273) kendi tasavvuf anlayışını sergilediği ve yazdığı, nazım biçimi ile aynı adı verdiği Mesnevi adlı eseri 6 defterden oluşur. 25.700 beyitten oluşan Mesnevi, Fars dilinde yazılmıştır. 

Eserin Adı Neden Mesnevi?

Akıllara gelen sorulardan bir tanesi Mevlana’nın neden özellikle eserine Mesnevi adını verdiği olur çoğu zaman. Bu konuda uzman araştırmacıların görüşlerine göre Mesnevi adının verilmesinin ilk nedeni nazım şeklinin mesnevi olarak yazılmasıdır.

Mesnevi sözcüğünün anlamı da eserin adının Mesnevi olmasında etkilidir. Mesnevi  “bir şeyi ikilemek, ikiye katlamak” anlamına gelir. Mesnevi şairi de hem anlamı da hem de içeriği iki katmanlı olarak yazar.

Tasavvufta bütün varlıklar çift çift zuhur eder : ışık – karanlık, iyi – kötü, güzel – çirkin gibi. Yani mesnevi  şeklindedir. Mevlana’nın da tasavvuf anlayışı bu zıtlıklar üzerine kurulmuştur.  Mevlana, çirkini güzeli yarattığı için de sever ve hepsini Allah nimeti olarak görür. Birçok araştırmacı da buradan hareketle eserinin adını Mesnevi olduğuna hükmeder.

Mevlana eserine sadece Mesnevi ismini vermemiştir. Ayrıca Keşşâfü’l-Ķur’ân, Fıķh-ı Ekber, Sayķalü’l-ervâh ve Hüsâmînâme gibi isimler vermiştir ki bu da araştırmacıların Mevlana’nın tasavvuf anlayışından ötürü eserine Mesnevi adını verdiğini kanıtlar niteliktedir. Ama Mevlana’nın eseri daha çok Mesnevi adıyla anılmıştır. Hatta kitabın Mesnevi adı ile ünlenmesinden sonra mesnevi bir nazım şeklinden çok Mevlana’nın eseri olarak anılmaya başlanmıştır.

Mevlana, seyr-i sülük yolundakiler bir kılavuz gibi hazırladığı eserini bu şekilde de tanıtır. Tasavvufun bütün inceliklerinin didaktik ama duygusal bir dille ele alındığı bu kitap gerçekten de Türk edebiyatında devasa bir şerh edebiyatında zemin açmıştır. Bu esere bağlı olarak Abdurrahman-ı Câmî, Mevlana için “Peygamber değil fakat kitabı vardır” demektedir. 

Mesnevi Nasıl Yazılmaya Başlandı?

Bu konuda birçok söylenti olsa da en sağlam bilgiyi yine yazılı kaynaklardan alıyoruz.  Şeyhi Ulu Arif Çelebi'nin isteği ile 35 yıllık bir zamanda biten  Âriflerin Menkıbeleri ya da diğer adıyla  Menâkıbu'l-Arifîn adlı eser Ahmed Eflakî tarafından Farsça yazılmıştır. Bizim için önemi ise Mevlana ve Mevlevilik hakkında tarihi gerçekleri barındırmış olmasıdır. Bu eserde Ahmed  Eflakî, Mesnevi’nin yazılışına da değinir. Bu esere göre Mevlana’nın yazmanı  ve ilk halifesi olan Hüsâmeddin Çelebi, onun derin bilgisine değinerek Mevlana’dan Senâî ve Ferîdüddin Attâr gibi tasavvufun hakikatlerini gösteren bir mesnevi yazmasının hoş olacağından söz eder. Tam bu esnada Mevlana sarığından bir tomar çıkarır ve “Bu fikir sizin kalbinize gelmeden önce gayb âleminden bu manzum kitabın telifi kalbime ilham olundu” diyerek ilk 18 beyitini yazdığı Mesnevi’sini halefine gösterir. Birçok kaynağın ortak olduğu fikre göre eseri yazma süreci bu şekilde başlamıştır.

Mesnevi Kim Tarafından  Yazılmıştır?

Mesnevi’nin mimari Mevlana’dır evet ama bu eseri Mevlana yazmamıştır. Hüsamettin Çelebi Mevlana’nın katibi olmuştur. Mevlana, irticalen yani ilhamla bu beyitleri söylemiş ve halefi Hüsamettin Çelebi de bu beyitleri yazmıştır.

Mesnevi, irticalen söylendiği ve Hüsamettin Çelebi’ce yazıldığı için sistematik ve düzenli değildir. Yani eserde bir plan aranmamaktadır.  Hatta eserde Hüsamettin Çelebi ile Mevlana arasındaki diyaloglara da yer verilir.

Defter I, beyit 3990-4003 ‘de Hüsamettin Çelebi’nin acıktığı ve bir şeyler yediği için Mevlana’nın ilhamının kaçtığından;

Defter I, beyit 1807-1809’de Mevlana’nın sabaha kadar beyit söylediği için Hüsamettin Çelebi’nin uykusuz kaldığından bahsedilir. 

Kısaca biz Hüsamettin Çelebi’nin bu eserin katibi olduğunu Mevlana’nın Mesnevi adlı eserinden direk öğreniyoruz. Ayrıca şu da bir gerçek ki Hüsamettin Çelebi olmasaydı Mevlana’nın Mesnevi adlı eseri de olmayacaktı.

Hüsamettin Çelebi, Mevlana’nın bu beyitleri hamamda, yemekte, sofa, sofrada kısaca aklına nerede geldiyse beklenmeden bir anda söylediğini ve kendisinin de bu beyitleri yazmaya bazen yetişemediğini ifade eder. Yalnız bu durumun sürekli olmadığını yani bazen gece – gündüz beyitlerin aktığını bazen de aylarca hiç beyitin söylenmediğini aktarır Hüsamettin Çelebi.  Belli ki bu durum da Mesnevi’ye kutsal bir anlam yüklemiş.

Mevlana, Mesnevi bittiğinde kendisine okunmasın istemiş ve emeklerinden dolayı Hüsamettin Çelebi’yi yine eserinde güzel iltifatlarla anmıştır. Düzeltme sırasında yine söyleyen Mevlana, yazan Çelebi olmuştur.

Mesnevi’nin Yazılış Amacı Nedir?

Mevlana, ünlü mutasavvıflardan  Senai ve Attar’ın çizgisinin bir devamı olarak görür kendisini. Bu bakımdan da bu ikisi hakkında sohbetlerinde övücü sözler söyler. Yalnız Senai etkisi, Attar’dan daha fazladır Mevlana’da. Zaten Hüsamettin Çelebi de bir eser yazmasını isterken onun Senai ve Attar’ın gazellerini zevkle okuduğundan ve onlar gibi bir mesnevi sahibi olmasını istediğinden dem vurmuştu.

Mevlana, sanatsal bir amaçla yazmadı Mesnevi adlı eserini. Onun öğretisinde sanat yani şiir öğretmek istediklerini aktarmakta bir araçtı. Yoksa Mevlana için anlam, şiire sığmayacak kadar derindir. İki anlamlı değil iki katmanlı değil on katmanlı şiirler yazılsa bile anlamında hala tam verilemeyeceğini düşünür. Şiiri, anlamı anlatan bir betim olarak görür ki bunu da eserinde yazar zaten. Buna rağmen, Mesnevi’nin edebi yapısının kötü olduğunu söyleyemeyiz. Bu bölümden Mevlana’nın şiiri azımsadığı fikri çıkmasın, Mevlana şiiri azımsamazdı, hatta öğretilerinin şiir şeklinde söylenmesinden dolayı şiiri yüceltirdi, sadece yetersiz bulurdu.

O mânadır, faûlün fâilât değil ( VI, beyit 160) diyen Mevlana, eserinin sadece sözden ve uyaktan meydana gelmediğini onu asıl meydana getiren şeyin anlam olduğunu söyler.

Ayrıca surete takılanların manayı anlamayacaklarını manayı anlayanların da zaten surete takılmadıklarını söyler.

Mevlana’nın Mesnevisi’nde İçerik

Mevlana, anlama önem verdiği için aslında eserini en açıklayıcı şekilde yazmaya didinir. Yazdığı her defterin ya da cildin başına dibaceler yazarak o cildin konusundan haberdar eder okuyucuyu. İlk dibacesinin ilk cümlesi Mesnevi’nin genel bir özeti gibidir aslında:

“Mesnevî dinin usulünün usulünün usulüdür.” Yorumcular bu “usul” sözcüğünün manasını şeriat, tarikat ve hakikat olarak yorumlar.  Bu da Mesnevi’nin konusunu, ana fikrini din ama dinin  3 temel dayanağında – şeriat, tarikat, şeriat -  din olarak oluşturur. Seyr-i Süluk yoluna giren mürşidin kamil aşamasına gelmesi için bu üç aşamayı da geçmesi gerekir.

Mesnevi, “Dinle” ile başlar. Bunun da özel bir anlamı vardır. Kuran okumak sevaptır ama Kuran okunurken onu dinlemek daha büyük bir sevaptır.  Ayrıca “bişrev” ile başlayan Mesnevi’deki “Bişrev” sözcüğünün be sesi besmelenin be sesidir.  İlk 18 beyit hep bişrev yani dinle fiili başlar. Yorumcular, bu ilk 18 beyitin Mesnevi adlı eserin özeti olarak değerlendirir.

Mesnevi’de tasavvuf anlayışı çeşitli hayvan hikayeleri ile anlatılır. Bu hikayeler, insanın eylem ve tecrübelerini temsil eder.

Mevlana, Mesnevi adlı eserinde dönemine de değinir. Moğol istilaları için insanları sabırlı olmaya telkin eder, aydınlık zamanların yakında olacağına işaret eder.  Bunun yanı sıra kendi zamanındaki birçok sofuyu eleştirir. Mevlana için sofunun özel kıyafeti olmaz, bu iş kalpten gelir. Mevlana, döneminde çok az sufi bulunduğunu birçoklarının yanlış yolda olduğundan da dem vurur.

İçerik konusunda konuyu toparlarsak:

  • Mevlana, Mesnevi adlı eserinde şiir yolu ile mürşide  irşad olmaya çalışır, yani kendini Allah yoluna adayanlara rehber olmayı amaçlar.
  • Mevlana’nın Senai ve Attar’ı çok okuduğunu unutmamak gerekir.  Bu bakımdan iyi bir edebi zevke sahiptir.
  • Şiiri, bir araç olarak görülür bu bakımdan içeriğe önem verir. Buna rağmen edebi yönü kötüdür diyemeyiz.
  • İrticalen yazıldığı için herhangi bir sistemden bahsedilmez Mesnevi için.
  • İçerikte dini ve din usullerini inceler.
  • İçeriğinde dayanakları Kuran ve sünnettir. Bazı yorumculara göre eser, Kuran’ın manzum bir tefsiridir.  Bunun nedeni ise 950 küsür hikayenin 50 civarındaki hikayesinin başlığını ayetler, 53 tanesini de hadisler oluşturur.
  • İlk 18  beyit, eserin özetinin verildiği ve Mevlana’nın kendi eliyle yazdığı kısımdır.
  • Hikayelendirme biçiminde oluşturulan Mesnevi de 6 cilt vardır. Her cilde başlarken bir dibace konularak o cildin içeriği hakkında bilgi verilir.
  • Sadece tasavvuf konuları işlenmez. Dönemin siyasal olaylarına atıf olduğu gibi dönemin din çevresi de eleştirilir.

Mevlana’nın Mesnevisi’nde Tarz ve Biçim Özellikleri

Eserde, öyküler vardır. Öyküler insanı temsil eder. Bu hikayelerin üç özelliği vardır:

  • Anlatılacak olaya uygunluk : Anlatılan olayın insan yaşamına uygun olması, gerçek yaşamı temsil etmesi ile ilgilidir. Bu bakımdan ilk hikaye şu beyitle başlar ; “Ey dostlar, bu hikâyeyi dinleyin; gerçekte bizim halimizi anlatır bu”

  • İrşad yani rehberlik : Anlatılmak istenenin, anlatılmak istenen tasavvufi düşüncenin tam olarak anlatılması ile ilgilidir. Hikaye, pekiştirilmek amacıyla başka hikayelere dayandırılabilir. Hatta gerekirse konunun pekişmesi için o hikaye terk edilip başka bir hikaye dahi anlatılabilir.

  • İtibarlı olmak : Eserde bu durum şu şekilde dile getirilir ; “Mânayı şiire sığdırmaya çalışmak hapsolmakla müsavi. Şiirde mâna sapan gibi ... istenen yere gitmesine imkân yok.” Yani burada hikayede söylenmek istenen şeyin sadece bir başlangıç olduğu, okuyucunun bununla yetinmemesi gerektiğini söyler.  Okuyucunun hakikatini kendisinin bulması istenir.

Mesnevi hikayelerinin bu üç özelliği onun edebi anlamda çözümünü güçleştirir. Yani Mesnevi, sadece edebiyat anlamında incelenirse muhtemelen sonuçlar yanlış ya da eksik çıkacaktır. Mesnevi, tasavvufsuz anlamlandırılamaz. Ayrıca Mesnevi okumuş kitleyi hedef almaz çünkü hikayelerde her idrak düzeyine göre somut ya da soyut örneklere başvurulur. Mevlana, bu eserini Allah’a ulaşmak isteyen herkese yazmıştır. 

Mesnevi hikayelerinde 13.yy’ın kültürünü yansıtan mizahi unsurlar da yok değildir. Bu bakımdan bazı öyküleri sapkınlıkla görülebilir bugün, oysa bununla alakası yoktur ki Mevlana bu durumu önceden görmüş gibi şu beyiti eserine eklemiştir : “Mesnevî’miz Kur’an gibidir; bazısına doğru yolu gösterir, bazısını da sapıklığa götürür. Benim şiirim şiir değildir, iklimdir. Benim mizahlarım mizah değildir, tâlimdir”

Mesnevi, içerik ve üslup bakımından genel hatları ile bu şekildedir. Yalnız, Mesnevi hakkında yazılan kaynaklar ya da verilen bilgiler oldukça geniştir. Özellikle İslam Ansiklopedisi’nde Semih Ceylan Mevlana’nın Mesnevi adlı eserini etraflıca incelemiştir. 

Kaynaklar

CEYLAN, Semih , İslam Ansiklopedisi, cilt: 29, sayfa: 327-334, yıl: 2010

Yorumunuzu Paylaşın