Makaleler

Latifi Kimdir ve Latifi Tezkiresi Nedir?

Yazar: Diba Bahadıroğlu

Edebiyat dünyasında yazdığı tezkire ile ilkler arasında giren Latifi ve onun tezkiresini anlatmaya çalışacağız bu yazımızda.

Latifi Kimdir ve Latifi Tezkiresi Nedir?

Latifi, yazdığı tezkire ile anılır. Türk edebiyatında, kronolojik olarak değil alfabeye göre şairleri sıralamış ve bu da büyük bir kolaylık sağlamıştır. Bu bakımdan da en kullanışlı tezkirelerden bir tanesidir. Bu yazımızda, önce Latifi’nin hayatından daha sonra da onun tezkiresinden söz edeceğiz. Yalnız öncesinde “Tezkire Nedir” aldı yazımızı okumanızı öneririz. Tezkireler hakkında

Latifi’nin Hayatı

Latifi’nin ve pek çok divan şairinin hayatını tezkirelerden ya da kendi eserlerinden öğreniriz. Latifi için de aynısı oldu. Latifi’nin hayatına ilişkin bilgileri eserlerinden ediniyoruz. Ayrıca dönemindeki tezkirelerden. Yalnız tezkireler genelde öznel bilgiler içerdiği için buradan elde edilen bilgiler pek güvenilir sayılmaz. Bu bakımdan da tezkireden alınan bilgiler, “şu tezkireden alınmıştır” diye belirtilerek sunulacaktır.

Latifi Kastamonuludur. EVSAF-I İSTANBUL adlı bir eser yazmıştır. Bu eserinden yola çıkarak araştırmacılar Latifi’nin doğum tarihini 1490 – 1491 olarak vermektedir. 1582 yılında da ölmüştür.

Latifi’nin asıl adı Abdüllatif olup Latifi ise mahlasıdır. Fatih Sultan devri şairlerinden Akşemseddin ile akrabalığı vardır. Akşemseddin’in oğlu Hamdi Çelebi, Latifi’nin atalarındandır.

Latifi’nin Kastamonu’dan İstanbul’a olan hayat hikayesini de eserlerinden öğreniyoruz. Buna göre temel eğitimini Kastamonu’da alan şair, iş bulmak amacıyla İstanbul’a gelmiştir. Burada o zamanların defterdarı İskender Çelebi’ye sunduğu mensur bir bahariyye ile Belgrad İmareti’nde katip olabilmiştir. Devir, Kanuni Sultan Süleyman devridir. 1526 ila 1535 yılları arasında katiplik görevine devam ederken Kanuni Sultan Süleyman’a iki kaside sunmuştur. Saray kayıtlarına göre bu kasideler bayramlarda sunulmuştur. Bu kayıtlara göre 1532 ila 1533 yılları arasında Kanuni’ye sunulan kasideler beğenilmiş ve Kanuni de ona her bir kaside için 500 akçe vermiştir. Bugünün parasıyla 1.000 TL’ye yakın bir para almıştır. Kasideleri sunduğu tarihlerde İstanbul’da olduğu anlaşılan Latifi, Belgrad’a geri dönmüştür. 1543 yılında ise İstanbul’a dönmüş ve yine bazı devlet kademelerinde katiplik yapmaya devam etmiştir.

Latifi meşhur tezkiresini 1546 yılında Kanuni Sultan Süleyman’a sunmuştur. Ardından da Ebu Eyyüb-i Ensarî Vakfı’na katip olarak atanmıştır. Bu vesileyle bir süre İstanbul’da kalabilmiştir. Yalnız bu durum uzun sürmemiştir. 1553 yılında Rodos’a tayin edilmiştir. Orada da çok uzun süre kalmamış ve Mısır’a yine katiplik göreviyle gönderilmiştir. Son yıllarını ise İstanbul’da geçirmiştir. Fakat son yılları hakkında elimizde kesin bilgiler bulunmamaktadır. Bazı tezkirelerde şu bilgilere rastlanmaktadır:

  1. Aşık Çelebi: 1566 ila 1567 yıllarında tezkiresini bitirmiştir ve bu yıllarda Latifi’nin hala Mısır’da olduğunu söylemektedir.
  2. Kınalızade Hasan Çelebi : 1586 yılında tezkiresini tamamlamıştır. Tezkiresinde Latifi’nin İstanbul’da olduğunu söylemektedir. Ayrıca hayatının son zamanlarını yaşadığını da eklemektedir.
  3. Kefevi ise 1582 yılında Latifi’nin Mısır’dan Yemen’e giden bir gemide olduğunu ve geminin batmasıyla hayatını kaybettiğini yazmaktadır.

Latifi’nin Edebi Kişiliği

Latifi, hayatı boyunca 500 civarı gazel, 33 kaside yazmış ve bunları da divanında toplamıştır. Çok da uzun bir ömür sürmüş, 90 yaşını aştıktan sonra hayata gözlerini yummuştur. Pek çok edebiyat dedikodusuna göre genç şairler Latifi’yi örnek alırlar Latifi de onlara şiir hakkında öğütler verirmiş. Yani Latifi, gençler arasında, halk arasında meşhur bir şairdir. Lakin, devlet erkanında kasideler sunduğunda, kendisinden daha genç şairlerin daha çok ihsana nail olduğundan bahseder. Bu durumdan da yakınmakta, kıymetinin bilinmediğini söylemektedir. Hatta kendi devrinde yazılan Pervane Bey Tezkiresinde, kendisinin tanıtılması ama çok az gazeline yer verilmesi onun kendi döneminde şair olarak çok az tanındığının ispatıdır.

Şiirde anılacak kadar başarı yakalamayan Latifi, nesir yönünden kendini kanıtlama yoluna gider ve devrin sanatçılarına kendisinin nesirciler ile kıyaslanmak istediğini bildirir. Nesir yolunda kendini ispat çabası da boşa gitmez; görüldüğü gibi Latifi tezkiresiyle anılıyor; divanıyla değil.

Latifi Tezkiresi Nedir?

Tezkiresinin adı “TEZKİRETÜ’Ş ŞUARA” yani şairlerin tezkiresidir ama daha çok LATİFİ TEZKİRESİ olarak bilinir. Anadolu sahasında Sehi Bey’e ait olan Tezkire-i Sehi’den adlı tezkire sonrasında yazılan ikinci tezkiredir.

Latifi orijinal ve hatırlanacak bir tezkire yazmak istemektedir. Bu bakımdan da kendi devrinde yazılan tezkirelerden farklı bir yol denemek ister. Latifi öncesi tezkirelerde şairleri sıralamakta asıl olan şairin doğum ve ölüm yılıdır. Yani sıralama ölçütü tarihtir. Latifi ise bunu alfabetik sıralama şeklinde yapar. Bu haliyle tezkirede aranan şairler çok daha rahat bulunmaktadır. İlk kez tezkireye bakan birisi için de çok rahat bir kullanıma sahiptir.

Tezkireler, genelde özneldir. Latifi ise olabildiğince tarafsız yaklaşmaya çalışmıştır. Bu bakımdan da ciddi derecede rağbet görmüştür. Pek çok kütüphanede 100’den fazla nüshasının bulunması bu durumun somut kanıtıdır.

Latifi, tezkiresinde eleştiri de yapmıştır. Bu eleştiri, mümkün olduğunca edebiyat sınırlarında kalmıştır. Bu bakımdan yaptığı edebî tenkitler, pek çok tezkirede olan tenkitlere göre daha değerli tutulmuş, ciddiye alınmıştır.

Tezkire, bir mukaddime, üç bölüm ve bir sonuçtan oluşmaktadır. Bu bölümler, her nüshada aynıdır. Bu bölümleri tanıtalım:

Mukaddime : Latifi, mukaddime yani giriş kısmında kendi yazdığı eserleri sıralar. Öncelikle şiirinin ne demek olduğunu, şiir yazmanın meziyetlerinin ne olduğunu sıralar. Ardından tezkireyi sunduğu Kanunî Sultan Süleyman’ı över. Akabinde kendi şiirlerinden bahseder ve bu şiirlerini bir divanda toplama arzusundan bahseder. Latifi, mukaddimesinde şair olan ile şairlik taslayanın farkını başarılı bir şekilde anlatır. Mukaddimede aynı zamanda bu eseri nasıl yazmaya niyet ettiğinden de bahseder. Yazılana göre Latifi’ye bir gün hemşehrisi ve dostu olan Zaifî gelerek ilk tezkiremiz olan Ali Şir Nevai’nin Mecalisü’n Nefais adlı eseri ile ünlü Arap tezkirecisi Cami’nin Baharistan adlı eserini gösterir. Ve Osmanlı sahasında Anadolu şairlerini konu olan bunlar gibi bir tezkire olmadığını, bunu Latifi’nin yazması gerektiğini söyleyerek çokça ısrar eder. Latifi bu teklifi geri çevirir ama ısrar devam edince eserini yazmak zorunda hissettiğini dile getirir. Eser böyle ortaya çıkar ve örnek alınan tezkireler de yukarıda sayılan tezkirelerdir. Hatta Latifi’nin kronolojik sıralama yerine alfabe yöntemini kullanmasındaki ilham kaynağının Baharistan adlı Arap tezkiresi olduğu bilinmektedir. Mukaddimenin sonlarına doğru eserini nasıl yazdığını anlatır. Devrindeki şairlerin şiirlerini bulmakta sıkıntı yaşamadığını ama kendisinden önceki şairlerin şiirlerini bulmak için eski şairleri dolaştığını, onlardan bilgi aldığını ve bu konuda çok titiz davrandığın söyler. Latifi, daha sonraki bölümde tezkiresinin başlangıcının II. Murat dönemi (1421), bitişinin 1546 yılı olduğunu dile getirir. Tezkiresinin alfabetik sırayla yazıldığını da burada dile getirir. Ardından eserinin üç fasıldan meydana geldiğini söyler. Mamafih, tezkire sadece şairler ve şiirler ile ilgili değildir; aynı zamanda şiir bilgisiyle de ilgilidir. Gerçekten de şiir hakkında pek çok önemli ve değerli bilgi bulunmaktadır tezkirenin mukaddimesinde.

Birinci Fasıl : Orijinal adı fasl-ı evvel olan bu bölümde Latifi, Anadolu sahasında bulunan şeyh makamında bulunan 13 şeyh şairi anlatır. Şairleri anlatmadan önce de bu şairlerin şair olmak için yazmadıklarını irşad amaçlı yazdıklarını yani yazdıklarının edebî değerinden çok didaktik değeri olduğundan bahseder. 13 şeyh şair şunlardır: Mevlana Celaleddin Rumi, Sultan Veled, Şeyh Sadreddin Konevi, Aşık Paşa, Şeyh Elvan-ı Şirazi, Şeyh Vefa, Şeyh Rüşeni, Şeyh ilahi, Şemseddin Buhari, Şeyh lbrahim Gülşeni, Yazıcızade Mehmed Çelebi, Süleyman Çelebi, Şeyh Bayezıd.

İkinci Fasıl : Orijinal adı fasl-ı sanî olan bu bölümü iki ana bölümden oluşur. İlk bölümde Latifi, şair – sultanlar ve şair – şehzadeleri işler. 7 adet şair – sultan ya da şehzadeden bahseder: Sultan Murad (II. Murad), Sultan Mehmed (Fatih­ Avni), Sultan Bayezid (Adli), Sultan Cem, Şehzade Korkud (Harimi), Sultan Selim (Yavuz-Selimi), Sultan Süleyman (Muhibbi). İkinci bölümde ise Osmanlı – Anadolu sahasındaki şairleri tanıtır. Latifi’nin kendisi 290 tane şair tanıttığını söylese de tezkirenin Çorum nüshasını tanıtan Saadettin Küçük, 300 şair olduğunu tespit etmiştir.

Üçüncü Fasıl : Latifi burada 300 tane şair tanıttığını ama bu işi yaparken çok zorlandığını belirtir. Ayrıca Latifi, eserinin istediği gibi olmadığını da dile getirir.

Kaynaklar

Saadettin Küçük – Latifi Tezkiresinin Çorum Nüshası (Tanıtım Yazısı)
İslam Ansiklopedisi. Mad. LATÎFÎ, yazar, Ahmet Sevgi. yıl: 2003, cilt: 27, sayfa: 111-112
Atilla Özkırımlı- Edebiyat Ansiklopedisi, Latifi Maddesi

Yorumunuzu Paylaşın