Makaleler

Gemi Mülkiyeti

Yazar: Alperen Zeyli

Gemi mülkiyeti ile ilgili bu yazımızda öncelikle geminin ne tür bir eşya olduğunu ardından Türk Medeni Kanunu’ndaki yerini inceleyeceğiz.

Gemi Mülkiyeti

Yaşamımızda geminin taşınır veya taşınmaz grubuna girme durumu tartışılır bir konu fakat gemi taşınır bir eşyadır. Ancak bu durumun Türk Medeni Kanununda nerelerde kullanacağının iki maddesi vardır. Bu maddeler;

Türk Ticaret Kanunu madde 996/1 – Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, bu bölüm hükümleri yalnız Türk Gemi Siciline kayıtlı bulunan gemiler hakkında uygulanır.

Bu maddeye dayanarak ayni hakla yapacağımız açıklamaları sicile tescilli olan ve sicile tescilli olmayan gemiler olarak ikiye ayırmamız gerekir.

1. Sicile Tescilli Gemiler: Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanır.

2. Sicile Tescil Edilmemiş Gemiler: Türk Medeni Kanununun menkul mallara ilişkin hükümleri uygulanır.

Türk Ticaret Kanunu madde 997 – Türk Gemi Siciline kayıtlı bulunmayan Türk gemileri üzerindeki mülkiyet ve sınırlı ayni haklara, Türk Medeni Kanununun taşınırlara ilişkin hükümleri uygulanır.

Gemi veya payının devri halinde, taraflardan her biri, giderleri karşılamak şartıyla, kendisine devre ilişkin resmi veya imzası noterce onaylı bir senet verilmesini isteyebilir.

Mülkiyet Hakkının Kazanılması

Aslen Kazanım Halleri üçe ayrılır;

  • Zapt
  • İstimval
  • Cebri icra

Özel ve Kamu hukuku kurallarına göre kazanılması olmak üzere iki başlıkta incelenir.

Özel Hukuk Kurallarına Göre Kazanılması: Bu noktada sicile tescilli olan ve olmayan gemiler olmak üzere bir ayrım yapılır. Ardından kanuna uyarak devam edilir.

Kamu Hukuk Kurallarına Göre Kazanılması: Zapt ve müsadere terimlerine uyulur. Bu iki terim birbirinden ayrı düşünülemez ve zapt tek başına yeterli bir karar değildir. Bunlar savaş zamanı başka bir ülkeye ait olan gemilere devlet tarafından el konulması buna ek olarak da mahkemenin müsadere kararı gerekir.

Müsadere kararı için müsadere mahkemeleri vardır. Bu mahkemelerin kararı ile ilgili geminin mülkiyeti devlete gider. Bu kararın sonunda geminin üzerindeki bütün haklar arınmış olur.

Savaş zamanı ile sınırlandırmamak gerekir. Devletin zapt ile ilgili uluslararası hukukun kendine izin verdiği bütün noktalarda hukuka aykırı mal taşıyan gemilere de el koyma hakkı vardır.

Geminin Kamulaştırılması (İSTİMVAL)

İstimval taşınır olduğu için kullanılan bir terimdir. Taşınmazlarda bunun adı istimlaktır. Gemi devletin el koyması ile kamulaştırılır. Zapttan farkı hukuka aykırı bir durumun olmamasıdır. Bu durumda da üçüncü kişilere ait tüm haklardan arındırılmış olarak edinim söz konusudur. Bu durum aslen iktisap olarak kabul edilir.

Cebri İcra durumunda ilgili geminin üzerinde hakkı olanların tüm hakları ödendikten, üzerinde hiçbir hak kalmadan, gemi yeni sahibine verilir. Bu durumda tescilli ve tescilsiz gemiler olmak üzere ikiye ayrılmıştır fakat iki durumda da aynı prosedür uygulanır.

Donatma İştiraki

Birden fazla kişinin müştereken malik oldukları gemiye, deniz ticareti işletmelerinde donatma iştiraki denir. Bu iştirakte payı olan kişiler arasında bir takım ilişkiler ve gemide birisinin payını diğerlerine bırakma durumu vardır. Mülkiyetin bırakma yoluyla iktisabı sadece donatma iştiraki bakımından geçerlidir. Bu iktisap donatma iştirakindeki ortaklar iştirakteki paylarını karşılık almaksızın diğer maliklere üç halde bırakabilir. Bu üç hal madde 1008’ de açıklanmıştır.

İştirak payının bırakılması yoluyla

Türk Ticaret Kanunu madde 1008 – Donatma iştirakinde, yeni bir yolculuğa veya bir yolculuk sonunda gemiyi tamir ettirmeye yahut donatma iştirakinin sorumlu olduğu bir gemi alacağının ödenmesine karar verilirse, karara iştirak etmeyen paydaş donatanlardan her biri, herhangi bir karşılık istemeksizin iştirak payını bırakmak suretiyle, kararı yerine getirmek için gereken ödemelerde bulunmaktan kurtulabilir.

Bu hakkını kullanmak isteyen paydaş donatan, kararın verildiği tarihten, eğer karar verilirken kendisi veya temsilcisi hazır bulunmadı ise, kararın bildirilmesinden itibaren üç gün içinde, noter aracılığıyla, paydaş donatanlara veya gemi müdürüne bildirimlerde bulunmak zorundadır.

Bırakılan iştirak payı üzerindeki mülkiyet hakkı, ikinci fıkra uyarınca yapılacak bir bırakma bildirimi ile iştirak payları ölçüsünde öteki paydaş donatanlara geçer.

İradeyi içeren tebliğ gönderildiği anda maliklere bırakılmış sayılır. Diğer paydaşlar ise öğrendikleri anda mülkiyet hakkını kazanmış sayılır.

- Gemi yeni bir yolculuğa çıkacak,

- Geminin tamir edilmesi gerekiyor,

- Bir gemi alacaklısının alacağı ödenecek sınırlı sayı prensibine tabi 3 hal oluşur. Bu üç halden herhangi birisine dair iştirak sahipleri karar alırsa aşağıdaki durum söz konusu olur. (Ret durumunda)

A, B ve C paydaşlarının gemileri uzun bir yolculuğa çıkacak ve bu yolculukla ilgili bir karar alındı örneğinden yola çıkılır. A paydaşının geminin uzun ve tehlikeli bir yola çıkmasının tehlikeli ve masraflı olduğunu dile getirir ve bu yolculuğu reddeder. Bu durumda;

A paydaşı oradaysa derhal, değil ise karar alındığında tebliğden itibaren 3 gün içerisinde A paydaşının gemi payının herhangi bir karşılık beklenmeksizin bıraktığına dair irade beyanını noter aracılığıyla diğer paydaşlara göndermelidir. Böylece A paydaşının oranı diğer paydaşlara kendi oranlarında dağıtılır. A paydaşı irade beyanını gönderdiği anda bırakmış sayılacaktır. B ve C paydaşı öğrendikleri anda mülkiyeti kazanmış sayılacaklardır.

Bu durumun yanı sıra A paydaşı bıraktı ve 3 gün sonra diğer paydaşlar öğrendiklerinde gemi üzerindeki payın sahipsiz kalmaması için şöyle bir yol izlenir; teknik olarak gemi siciline tescilli ve tescili zorunlu olan gemiler bakımından sahipsiz geminin sahibi devlettir. Bu durum pay için de geçerlidir. Bahsedilen 3 gün içerisinde devlet payı sahiplenmek isterse sahiplenme hakkı vardır.

Mülkiyetin İnşaat Sözleşmesiyle İktisabı

Bu başlıkta gemi inşa sözleşmesinin hukuki niteliği ve mülkiyet hakkının kime ait olacağını inceleyip devri mülk durumuna bakacağız. Gemi inşaat sözleşmesi birkaç şekilde olabilir.

1. Gemi siparişi ile: Sözleşmenin adı gemi inşa sözleşmesidir, istisna akdi/eser sözleşmesi ihtimale göre de vekalet sözleşmesi olabilir.

2. Tersane sahibinin en çok giden gemiye göre siparişi: Satış sözleşmesi uygulanır. Çeşitli durumlar vardır, bu durumlar sonucunda karma bir sözleşme de varlığını gösterebilir. Bunun yanı sıra geminin kime ait olacağı tartışması ortaya çıkar. Bu durum şu şekilde çözülür;

a. Malzemenin tersaneciye ait olmasıyla mülkiyet tersaneciye aittir.

b. Malzemenin mülkiyeti sipariş verene ait ise yapının mülkiyeti de sipariş verene aittir.

A maddesindeki gibi bir durum var ise gemi bittiği zaman mülkiyetin nakli gerekecektir. Bu durumda yapı siciline tescil varlığı aranacaktır. Var ise mülkiyet ona göre nakil olacaktır, yok ise menkul mallarda ihtiyaç olan zilyetliğin devrine, zilyetliği nakletmesi gerekecektir.

Mülkiyetin Hukuki İşlem Yoluyla İktisabı

Bu başlık gemi siciline kayıtlı gemilerde mülkiyetin iktisabı hukuki işlemler yoluyla nasıl olur ve gemi siciline kayıtlı olmayan gemilerde nasıl olur durumunu inceleyeceğiz.

Gemi siciline kayıtlı olmayan gemilerde madde 1001’ e bakılmalıdır.

Türk Ticaret Kanunu madde 1001 – Gemi siciline kayıtlı olan bir geminin devri için, malik ile iktisap edenin, mülkiyetin iktisap edene devri hususunda anlaşmaları ve geminin zilyetliğinin geçirilmesi şarttır.

Mülkiyetin devrine ilişkin anlaşmanın yazılı şekilde yapılması ve imzaların noterce onaylı olması gerekir. Bu anlaşma gemi sicil müdürlüğünde de yapılabilir.

11. maddenin üçüncü fıkrası hükmü saklıdır.

Eski Türk Ticaret Kanunu’nda gemi mülkiyetinin nakli için tarafların anlaşmaları yeterlidir hiçbir şekil şartı aranmaz ibaresi mevcuttu fakat günümüzde kanun şekil şartı öngörmüştür.

Mülkiyetin Devri

İki işlemden oluşur: Mülkiyetin devri için taahhüt ve tasarruf işlemi.

Taahhüt işlemi

Kanun maddesi bu durumda bir borçlandırıcı işleme işaret etmektedir. Birinci fıkrayı iki yol ile açıklayabiliriz.

Birinci yol;

- Taraflar kendi aralarında yazılı sözleşme yapar,

- İmzalar noterde veya sicil müdürlüğünde onaylanır,

- Zilyetlik nakledilir,

- İsteğe bağlı gemi sicil nakli gerçekleşir.

İkinci yol;

-Taraflar kendi aralarında yazılı veya sözlü anlaşma yapar, (yazılı sözleşme geçerlilik şartı değildir.)

- Geminin zilyetliğinin geçirilmesi şarttır.

İkinci fıkradaki hüküm ise sicile kayıt için başvurulduğu zaman gerekli belgenin gösterilmesinden ibarettir. Sicil müdürü tescil için bir dayanak arayacaktır ve ikinci fıkra da bu dayanaktır. Bir nevi ispat şartıdır. Taahhüt işlemi her türlü olmalıdır fakat şekil şartı aranması tartışılır bir durumdur.

Tasarruf İşlemi

Bu işlem mülkiyetin devri için zilyetliğin devri olarak kabul ediliyor. Tasarruf işlemi tarafların aralarında anlaşması ve zilyetliği nakletmesiyle gerçekleşir. Bu sebepten ötürü gemi sicilindeki mülkiyete ilişkin karine artık bütüne yönelik olarak getirilmiştir. Önemli unsur zilyedin kim olduğudur. Bu yüzden emin sıfatıyla zilyet olan kişiden taşınırı iktisap eden kimsenin de iktisabının korunması gerekir. Emin sıfatı zilyetten ayni hak iktisap edenin iktisabı korunur. Geminin yalnızca sahibi değil kiracısı olan kişi de bir başkasına zilyetliğini naklederek satıp devredebilir.

Tasarrufun İlli veya Mücerret İşlem Olması

Gayrimenkuller ve menkuller bakımından illidir. Temelinde borçlandırıcı işlem geçersizse tasarruf işlemi de geçersiz olacaktır. Doktrin bu durumu destekleyecek yöndedir.

Zilyetliğe Gerek Olmaksızın İktisap Hali

Türk Ticaret Kanunu madde 11/1’in ilk cümlesi şöyledir; Ticari işletme, içerdiği mal varlığı unsurlarının devri için zorunlu tasarruf işlemlerinin ayrı ayrı yapılmasına gerek olmaksızın bir bütün halinde devredebilir ve diğer hukuki işlemlere konu olabilir.

Bu maddeye dayanarak ‘’Geminin bir ticari işletmenin malıyla ve ticari işletme devrediliyorsa geminin de ticari işletmedeki bütün malvarlığı unsurlarıyla birlikte yazılı sözleşmeye dahil olması gerekir ve ticaret siciline tescil ile ilan edilir.’’ yorumu ortaya çıkar. Dolayısıyla ticari işletmeye yönelik yapılacak yazılı bir sözleşme ile ticari işletmenin bütün malvarlığı unsurları devir alana geçmiş olacaktır. Gemi var ise; sicil kaydı şartı aranmaz.

Mülkiyetin Malik Olmayandan İyi Niyetiyle İktisabı

Eski kanunda tarafların anlaşması ile mülkiyet kazanılırdı fakat eski Türk Ticaret Kanunu döneminde sicile tescil şartı yoktur. Bunun nedeni eski Türk Ticaret Kanunu döneminde gemi sicilindeki kayıt geçerli ve oradaki mülkiyet kaydı karine olarak kabul edilirdi. Aynı zamanda tarafların kendi aralarındaki anlaşma da yeterli sayılırdı ve gemi siciline tescil şartı dahi aranmazdı. Aralarındaki bağlantıya gelecek olursak kanun açıkça geminin zilyetliğinden söz ediyor bunun zıttı bir durum olsaydı gemi sicilindeki kaydın mülkiyet için karine oluşturduğu söylenirdi. Bu durumdan yola çıkınca varılan sonuç emin sıfatıyla zilyetten iyi niyetle hak iktisap eden korunur.

Mülkiyetin Kazandırıcı Zaman aşımı ile Kazanımı

Olağan ve olağanüstü olmak üzere iki maddede düzenlenir.

a. Olağan Zaman aşımı ile Kazanımı;

- Kayıt gerekir,

- Zilyet adına kaydın yolsuz olması,

- Gemi sicilindeki kayda güvenilir ve iyi niyet aranmaz,

- 5 yıl boyunca nizasız ve kazasız zilyetliğinde bulundurmalıdır,

- 5 yıl sonra kendiliğinden mülkiyet hakkını kazanmış olur.

Gayrimenkuller bakımından iyi niyet aranır fakat gemiler bakımından iyi niyet aranmaz.

b. Olağanüstü Zaman aşımı ile Kazanımı;

İki durumla kazanılır. Sicile kaydı gerekirken kaydolmamış gemi ve sicile kayıtlı olmasına rağmen malikinin (mülkiyet hakkının) kim olduğunun anlaşılamaması veya malikinin gaip olmuş olmasıyla alakalıdır.

Sicile kaydı gerekirken kaydolmamış gemi 10 yıl boyunca nizasız ve kazasız asli zilyet sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kimse mahkemenin kararıyla mülkiyet hakkı kazanır.

Gemi siciline tescil edilmesi halinde malikinin kim olduğu anlaşılamıyor veya malikinin gaipliğine karar verilmiş 10 yıl boyunca üzerinde hiçbir kayıt yok ise nizasız (dava açılmaksızın) ve aralıksız elinde bulunduran kimse mahkemeye başvurmalı ve mahkemenin kararıyla mülkiyet hakkını o günden itibaren kazanacaktır. İlk durumdaki gibi geçmişe dönük mülkiyet kazanımı söz konusu olamaz, mahkeme kararı şarttır.

Gemi siciline tescilli olmayan durumlarda;

- Türk Medeni Kanunu hükümleri uygulanır,

- Taşınır mal olarak kabul edilir,

- Türk Medeni Kanun hükümleri olduğuna göre sahipsiz malın sahibi devlet değildir. Kim iktisap edinirse mülkiyet o kişinindir. Bu durum aslen iktisaptır. Dolayısıyla sicile tescilli gemiler bakımından sahipsiz geminin devlet tarafından sahiplenilmesi söz konusudur. Fakat sicile tescili olmamış gemiler bakımından aynı durumdan söz edilemez.

Gemi Siciline Kayıtlı Olmayan Gemiler ve Gemi Payları Üzerindeki Mülkiyet Hakkı İktisabı

Gemi siciline kayıtlı olmayan gemiler bakımından Türk Medeni Kanununun taşınıra ilişkin hükümleri uygulanır. Gemi siciline tescilli olmayan bir gemi durumunda yapılması gereken tasarruf işlemi zilyetliğin devri ve anlaşmadır. Taraflar aralarında anlaşırlar ve zilyetliği devrederler. Emin sıfatıyla zilyetten iyi niyetle hak iktisap edenin hakkı korunur ilkesi geçerlidir. Zilyetlik asıl karine olduğuna göre emin sıfatıyla zilyetten hak iktisap edenin iktisabı korunur.

Gemi siciline tescil edilmesi gerekli ya da gereksiz ama tescil edilmemiş olan bir gemiye Türk Medeni Kanun hükümleri uygulanır. Olağanüstü zaman aşımı meselesi ortaya çıktığında ise gemi siciline tescilde tescili gerekirken tescil edilmemiş olan gemiler tescili zorunlu gemilerdir durumu gözetilir. Tescili zorunlu olan gemiler de 18 gros tonilato ve üzerindeki ticaret gemileridir. Şöyle bir ayrım gözetilecektir; 18 gros tonilato ve altındaki bir gemi varsa bahsedilen hüküm uygulanır zorunlu olup da tescil edilmemiş olanlara madde 1000 fıkra 1 uygulanır. Zaman aşımı süresi ikisinde de 5 yıldır, sadece uygulanacak hükümler değişmektedir. Birinde Türk Ticaret Kanunu ve iyi niyet aranmaz diğerinde ise Türk Medeni Kanunu uygulanır ve iyi niyet aranır.

Menkul mallara gelince Türk Medeni Kanunu’na göre elinde bulunduran mülkiyet hakkını kazanır.

Yapı Siciline Tescilli Gemilerdeki Mülkiyet Hakkının Devri

Gemi siciline tescilli gemilerdeki devir işlemi ile aynı işlem uygulanır. Taraflar arasında istenilen yazılı anlaşma yapılır. Noterden tasdikli imza alınır ve zilyetlik devredilmiş olur.

Devren İktisap

İki pay vardır; Müşterek mülkiyet halindeki pay ve donatma iştirakindeki payın devri. İki devir de madde 1007 de düzenlenmiştir.

Gemi payının devri için sadece tarafların anlaşmaları yeterlidir, ayrıca zilyetliğin devrine gerek yoktur. Buradaki gemi payını donatma iştirakindeki gemi payından ayırıyoruz. Bir gemiye müştereken malik olan kişilerin kendi paylarını devretmesidir.

Donatma iştirakinde ise bir müşterek ve mülkiyet durumu doğar ve gemiyi deniz ticareti amacıyla işletmeleri gerekir. Gemi deniz ticaretinde işletildiğinde adı donatma iştiraki, payın adı ise iştirak payı olur. Anlaşma ve tescil şartı aranır bu payın devri için. Tescil kurucu unsurdur, olmadığı varsayılırsa iştirak payı devredilmemiş olur. Dolayısıyla anlaşma ve tescil şartı söz konusudur.

Bir eşyayı devrederken bütünleyici parçalarla birlikte devri yapılır. Aksi kararlaştırılamaz. Eklentilerin aksi kararlaştırılabilir. Bu durumda Türk Medeni Kanununun 862. maddesi üçüncü fıkrası devreye girer.

Rehinin Kapsamı

Türk Medeni Kanunu madde 862 – Rehinin, taşınmazı bütünleyici parçaları ve eklentileri ile birlikte yükümlü kılar.

Rehinin kuruluşu sırasında makine, otel döşeme eşyası gibi açıkça eklenti olarak gösterilen ve tapu kütüğünde beyanlar sütununa yazılan şeyler, kanuna göre bu nitelikte olamayacakları ispat edilmedikçe eklenti sayılır.

Üçüncü kişilerin eklentiler üzerinde hakları saklıdır.

Üçüncü fıkraya göre üçüncü kişilerin hakkı ipotek için saklıdır fikri ortaya çıkar fakat bu durum mülkiyete uygulanamaz. Hak farkı söz konusudur biri mülkiyet diğeri ise ipotektir. Dolayısıyla emin sıfatıyla zilyetten hak iktisap eden kişinin hakkı korunur. Bu eklentinin mülkiyeti bir başka kişiye ait olsa bile zilyet/malik karşı tarafa devrederken mütemmim cüz ve eklentileriyle devredecektir. Zilyet ikisi üzerinde de mülkiyet hakkı kazanır.

Devrin Kapsamı

Türk Ticaret Kanunu madde 1002 – Taraflarca aksi kararlaştırılmış olmadıkça, iktisap eden, geminin mülkiyeti ile birlikte, iktisap anında var olan ve devredene ait eklentinin mülkiyetini de kazanır.

Devir sonucunda, devredene ait olmayan veya üçüncü kişilere ait haklarla sonlandırılmış bulunan eklenti de iktisap edenin zilyetliğine geçerse, Türk Medeni Kanununun 763, 988, 989 ve 991. Maddeleri uygulanır. İktisap edenin iyi niyeti hususunda zilyetliği elde ettiği an esas alınır.

Gemi yolculukta bulunduğu sırada devredilirse, devredenle iktisap eden arasındaki ilişkilerde bu yolculuğun kar ve zararı, aksine sözleşme bulunmadıkça iktisap edene aittir.

Bu durumda kar ve zarar aksi kararlaştırılmadığı sürece alıcıya aittir. Navlun ücreti ve kira ücreti dahil edilebilir. Hukuki semereler olarak kabul edildiğinde tamamı alıcıya geçer.

Gemi Mülkiyetinin Kaybı

Kamu hukuku kurallarına göre;

  • Gemi kamulaştırılırsa,
  • Gemi zapt ve müsadere edilirse,
  • Gemi icra kanalıyla satılırsa gemi mülkiyeti kaybedilir.

Özel hukuk kurallarına göre;

  • Donatma iştirakindeki paydaşlardan biri bırakırsa,
  • Hukuki işlemlerle,
  • Zaman aşımıyla,
  • Gemi kurtarılamayacak şekilde batmışsa,
  • Gemi tamir edilemez halde ise gemi mülkiyeti kaybedilir.

Sigorta tazmini olabilir fakat gemi mülkiyeti kaybedilmiş olur. Gemi bu durumlardan sonra bir vasıf taşımaz.

Kaynaklar

Türk Ticaret Kanunu
Türk Medeni Kanunu
Dr. Jur. Bülent Sözer, Deniz Ticareti Hukuku-1(İstanbul:Vedat Kitapçılık,2017)

Yorumunuzu Paylaşın