Makaleler

Faşizm Nedir?

Yazar: Cenk Yılmaz

Faşizm, temel prensibi demokrasi ve liberalizmi baskılayarak totaliter ve hiyerarşik bir devlet örgütlenmesine gitmek olan aşırı sağcı ve milliyetçi bir ideoloji veya harekettir.

Antik Roma’da devlet otoritesi “fasces” ile sembolize edilirdi. “Fasces” popüler bir birliği ifade eden birbirlerine bağlanmış bir deste çubuk ile liderliği temsil eden sapsız bir baltadan oluşurdu. Bu haliyle Italya’da 1922 yılında iktidara gelen Musollini’nin başını çektiği harekete uygun bir isimdi. Ancak sonradan iki savaş arası dönemde Avrupa’daki benzer hareketlerin tamamına bu isim ile hitap edilmeye başlandı. Bunlar arasında Almanya’nın Nasyonel Sosyalist hareketi, Fransa’nın Action Française’si, Macaristan’ın Oklu Haç’ı ve İspanya’nın falanjistleri sayılabilir. Savaş sonrası dönemde terim, başına “neo” getirilerek kullanılmaya başlandı ve bu mirası sahiplenenler ifade edilmeye çalışıldı.

Özünde faşist ideolojiler monisttir, yani insanlık ve doğa ile ilgili bazı temel ve kesin doğruların olduğuna ve bunların sorgulanmasının imkansız olduğuna inanırlar. İkinci olarak nedensellikleri basite indirgeme eğilimdedirler, problemlerin kaynaklarını teke indirerek çözüm için yine tek bir yol önerirler. Üçüncü olarak köktencidirler yani dünyayı iyi ve kötü olarak kesin çizgilerle ayırabilirler ve arada herhangi bir gri bölgenin olduğuna inanmazlar. Dördüncü olarak komplo teorileri ile çokça ilgilenirler. Dünya çapında gizli düşman örgütlenmelerin kitleleri manipüle ederek baskın bir konuma ulaşacağı veya baskın pozisyonlarını koruyacağı faşist ideolojiler için yaygın bir kabuldür.

Bu bağlamda faşist ideolojiler beş bileşene sahip olmaları ile diğerlerinden ayrılırlar.

1. Aşırı milliyetçilik: Tanımı açıkça yapılabilen bir milletin olduğu, bu milletin kendine has ve kendini diğer milletlerden açıkça ayıran özelliklere sahip olduğu, kültürü ve çıkarlarının farklı olduğu ve diğer milletlerden üstün olduğu inancıdır.

2. Milli bir gerileme, düşüş iddiası: Efsanevi bir geçmişte milletin çok muazzam bir tarihinin yaşanmış olduğu, sosyal ve siyasi ilişkilerin o dönemde bir uyum içerisinde yürütüldükleri, diğer milletler üzerinde bir baskı oluşturulduğu, ancak zamanla bu durumun ortadan kalktığı, milletin düşüşe geçtiği, içişlerinde bir uyumsuzluğun olduğu ve daha küçük milletlere tabi olunduğu inancıdır. 

3. Bu düşüş sürecinin genelde milletin saf ırk yapısının bozunmasından kaynaklandığı inancı. 

4. Hem milletlerin düşüşü hem de bunu nedeni olduğu düşünülen saf ırkın bozulduğu inancı, üstünlük için diğer milletlerle veya ırklarla mücadelenin var olduğunu öngören komplo teorilerine yaslanır. 

5. Bu mücadelede kapitalizm ve onun siyasal şekli liberal demokrasi, milleti parçalara bölmeye yarayan ayırıcı bir rol oynar. Bu da milleti veya ırkı dünya düzenindeki diğer milletler veya ırklarla mücadelesinde geri bırakır. 

Yukarıda açıklanan probleme çözüm öncelikli olarak saflığın tekrar sağlanması yoluyla milletin tekrar inşasının sağlanmasıdır. İkinci olarak milletin diğer milletlere üstünlüğünün sağlanabilmesi için siyaset, ekonomi ve toplumun yeniden düzenlenmesidir. Bu amaca ulaşmak için gerekli araçlar şunları barındırabilir:

  1. Tek parti tarafından domine edilmiş otoriter ve antiliberal bir devlet enstitüsü. 
  2. Tek partinin sosyalleşme, iletişim siyasi kümelenme üzerindeki mutlak kontrolü 
  3. Emeğin ve tüketimin, kendi kendine yeten bir ülke yaratmak için devlet tarafından kontrolü. 
  4. Milletin “gerçek” çıkarın temsil eden ve kitleleri harekete geçiren karizmatik bir lider. Bu öncelikler sağlandığı takdirde millet, diğer milletlere olan üstünlüğünü tekrar sağlayabilir. Bunu yaparken gerekirse askeri araçlar da kullanılabilir. 

Bu öncelikler, etnik temizliğe giden, totaliter siyasi sitemler kuran, üretici ekonomiler yaratan, diktatörlükler çıkartan ve uluslararası bir üstünlük için savaşa giden iki dünya savaşı arasındaki faşist hareketlerde açıkça görülmektedir. Ancak günümüzde faşist eğilimleri olan aşırı radikal partiler bu gibi amaçları açıkça söyleyememektedir. Irkın saf olması gerektiği inancı ve bu yöndeki politikalar bugün yerini devam eden göçlere gösterilen tepkiye ve göçmenlerin ülkelerine iadeleri talebine dönüşmüştür. Totaliterlik ve diktatörlük talepleri, demokratik bir düzende devlet otoritesinin güçlenmesi talebine, üretim yönlü ekonomi ise müdahaleciliğe dönüşmüştür. Askeri bir üstünlük isteği artık büyük oranda kaybolmuştur. Bu anlamda bazı amaçların ortadan kalktığı, bazılarının ise daha hafif formatlarda varlıklarını devam ettirdikleri söylenebilir. 

Pek çok düşünür Alman Nazizm’inin ve İtalyan Faşizm’inin yükselişi sonucu gerçekleşen İkinci Dünya Savaşı ve Soykırım’ı insanlık tarihinin en karanlık noktası olarak açıklar. İnsanlar tarih boyu birbirine karşı acımasız ve barbarca davranmış olsalar dahi büyüklük ve kapsam açısından bu olayların genel olarak dünyaya özel olarak da Yahudi halkına yaptıkları akıl almaz boyutlardadır. En acısı da böylesine bir vahşetin gelişmiş ve kültürlü bir toplumun vatandaşları tarafından gerçekleşmiş olmasıdır.

Peki, Nazizm ve Faşizm hangi fikirleri kabul ediyordu ki böylesine vatandaşların desteğini kazandı? Her ikisi de liberalizmi reddeder, kolektif toplumun bireyden üstün olduğunu vurgularlar. Her ikisi de komünizmi reddeder ve sınıf çatışması ve adaletsizlik gibi Marksist kavramların toplumun birliğini ortadan kaldırdığını ve ortak bir iyiliğe ulaşmayı engellediğini savunur. Her ikisi de demokrasiyi reddeder çünkü onlara göre demokrasi çıkar amacıyla insanın zayıflıklarını örtmeye çalışır. Her ikisi de otoriter liderler ile kitleleri harekete geçirerek seçkinler tarafından tanımlanan hedeflere ulaşmaya çalışır. Her ikisi de insan aklının siyasi hayatta sadece sınırlı bir rolünün olduğunu söyler ve herkes için olan en büyük iyiliğin insanlığın kaderi sezgisel olarak kavramaktan ve insanın duygularını harekete geçirmekten geçtiğini vurgular. Her ikisi de amaçlara ulaşabilmek için vatandaşların birlik olması gerektiğini ve bunun için gerekirse askeri zaferlerin ve milli birliğin elde edilmesi gerektiğini söyler.

Öte yandan Nazizim ve Faşizm tam olarak aynı iki ideoloji de değildir. Faşizm ulusu bir bütün olarak görür ve ulusun üyelerinin saygısını ve hizmetini bekler. Öte yandan Nazizim Aryan ırkını ön plana çıkartır ve sadece bu ırktan olanların hizmetini bekler.

Nasyonal sosyalizm ve özellikle faşizm hala yaşamaktadır. Çeşitleri bugün hala yeşermektedir. Bu gibi ideolojilere dayanan hareketler endüstrileşmiş toplumların hemen hepsinde görülmektedir. Siyasi olarak meşru olan partiler bugün Almanya’da, Fransa’da ve daha nice ülkelerde görülmektedir. Bu hareketler liberallere, Marksistlere ve liberallerin ve Marksistlerin türevlerine insan hayatının rasyonel olmayan ve ekonomik olmayan yönlerinin de göz önüne alınması gerektiğini hatırlatır. İnsanların bir aidiyet hissine, bireyi aşkın hale getirebilecek bir hisse, güç ve zafer hissine ihtiyaç duymaları faşizmi ve nasyonal sosyalizmi her zaman bazıları için ilgi çekici hale getirecektir. Dahası, faşizmin varlığının devam etmesi liberallere, Marksistlere ve muhafazakarlara şovenizmin ve milliyetçiliğin gücünü, izolasyon korkusunu, topluluk ve aidiyet ihtiyacını hatırlatır. Hem nazizim hem de faşizm bizlere liberal bireyselciliğin, sosyalist eşitlikçiliğin ve muhafazakar gelenekçiliğin sınırlarını bizlere hatırlatmada yardımcı olurlar.

Kaynaklar:

  • Concise Oxford Dictionary of Politics (Iain McLean and Alistair McMillian) 
  • Great Ideas, Grand Schemes, Political İdeologies in the 19th and 20th Centuries (Paul Schumaker, Dwight Kiel and Thomas Heilke)
Yorumunuzu Paylaşın