Makaleler

Eski Anadolu Türkçesi Dönemi Nedir?

Yazar: Diba Bahadıroğlu

Türkçenin Oğuz boyunun yazı dili haline geldiği dönem olan Eski Anadolu Türkçesini işleyeceğiz bu yazımızda..

Eski Anadolu Türkçesi Dönemi Nedir?

Türkçenin Oğuz boyunun yazı dili haline geldiği dönem olan Eski Anadolu Türkçesi, hem bu özelliği hem de şu an konuştuğumuz dil olmasıyla incelenmesi ve bilinmesi gereken bir alandır. Özellikle Türkoloji ya da Filoloji alanlarına meraklı olanlar bir lehçenin yazı diline evrilmesinin ilk dönemi olan Eski Anadolu Türkçesi'ni merak etmekte ve araştırmaktadır.

Eski Anadolu Türkçesi döneminin adı, Eski Türkiye Türkçesi, Eski Oğuzca gibi çeşitli adlarla anılsa da üniversitelerce ve araştırmacılar tarafından en çok kabul gören Eski Anadolu Türkçesi terimidir. Biz de bu terimi kullanacağız yazı boyunca..

Köktürk (Göktürk – Orhun) kitabeleri ile bizlere ilk kez yazılı kaynak bırakan Türkler, değişik Türk lehçeleri konuşurlarının toplandıkları karma bir yapıydı. Bilinen ilk Türk metinleri olan Göktürk yazıtlarının lehçesi de Oğuz lehçesi değildi ama içerisinde Oğuzca unsurlar bulunan bir eserdi. O devirlerde Türkçe, hakim olan boyun Türkçesi idi ve Orta Asya sahasında hep Hakaniye Lehçesi hakimdi; Oğuzlar, Anadolu topraklarına gelene kadar ciddi bir hükümdarlık çağı yaşamamışlar, dilleri hakim dil olmamış ama hakim dillerin içerisinde de Oğuzca unsurlar hep bulunmuştur. Prof. Dr. Zeynep Korkmaz, bu durumu Oğuzların yazı dili olma macerasının başlangıcı olarak nitelerken aynı durumu, Oğuzların Anadolu sahasına geldiklerinde bir yazı dili kurmaları için malzeme topladıklarına yormuştur. Zaten, Oğuzların Anadolu topraklarına geldiklerinde bir yazı dillerinin olup olmadığı bir tartışma konusudur ki bunu da yazı içinde ayrı bir başlıkla değineceğiz. 

Eski Anadolu Türkçesi 13.yy’dan İtibaren Başlatılır

Bu konuda pek çok araştırmaya imza atan Prof. Dr. Zeynep Korkmaz, Eski Anadolu Türkçesinin gelişiminin pek de kolay olmadığından bahseder. Korkmaz, XII.yy’ da Oğuzların sürekli Anadolu’ya akın yapmalarının bir sonucu olarak Oğuzcanın mecburi bir gelişim içinde olduğundan bahseder. Elbette bu durum, daimi olmamıştır çünkü Anadolu sahasında egemenlik kuran ve aslen yine bir Türk devleti olan Büyük Selçuklu ve onun yıkımından sonra Anadolu’da kurulan Anadolu Selçuklu Devleti resmi dil olarak Türkçeyi değil Arapça ve Farsçayı kullanmışlardır. Bu durum, elbette Türkçenin gerilemesi için çok büyük bir nedendir. 

Büyük Selçuklu Devletinden sonra Anadolu Selçuklu Devleti de son bulunca Beylikler Dönemi başlar ve koskoca iki devlet zamanında sadece halkın konuştuğu bir dil olarak kalan Türkçe artık resmi ve yaygın bir dil olur. Özellikle Karamanoğlu Mehmet Bey’in herkesin bildiği o meşhur Türkçe aşkıyla artık “pazarda, dergahta” her yerde Türkçe konuşulur. Beyliklerin başındaki beylerin ve ihtiyar heyetinin aslında Türkçeye bu kadar düşkün olması, onların Türkçeden başka bir dil bilmediklerinin de bir alameti olabilir. Ama yine de sonuca bakarsak, Türkçe 3 Temmuz 1243 yılında Moğollar ile Anadolu Selçukluları arasında geçen Kösedağ Savaşının Moğol aleyhine sonlanmasının ardından I. Anadolu Beylikleri döneminin başlamasıyla önem kazanmıştır. Bir nevi, Moğollar, Anadolu’nun Türkleşmesini, Türkçenin gelişmesini bilmeden de olsa katkı sağlamışlardır. Bu bakımdan hala pek çok araştırması Moğolların bu tutumu olmasaydı Türkçenin bugünkü konumuna hiç gelemeyeceği konusunda hem fikirdir.

Anadolu Sahasında Oğuzca ya da Eski Anadolu Türkçesinin Durumu

Anadolu beylikleri, Türkçe okunup yazılmasını emrettikten sonra Türkçe dinî eserler ve telif eserler çoğalmaya başladı. Tabii bu arada beylikler de kendi arasında çekişmeye başlamış ve bu çekişmenin en güçlü iki tarafı da Osmanoğulları ve Karamanoğulları olmuştur.

1277 yılında Konya’yı ele geçirdikten sona "Artık hiçbir yerde Türkçeden başka bir dil konuşulmayacak" diye bir emir verebilecek kadar güçlü olan Karamanoğulları, Eski Anadolu Türkçesinin, daha doğrusu Türkçenin güçlenmesine çok büyük rol oynamıştır. Müslüman olan beylikler gerek dinî metinleri gerek tasavvufi metinleri anlamak için Türkçeye çeviriyi desteklemişlerdir. Ve hatta bu dönemde telif eserler de ortaya çıkmıştır. Yalnız, Anadolu Beylikleri içinde en çok telif ve çeviri eser; hatta bugün Eski Anadolu Türkçesinin temeli dediğimiz eserler Kütahya ve çevresinde kurulan Germiyanoğulları Beyliği tarafından verilmiştir. Bu bakımdan Eski Anadolu Türkçesinin yani Oğuzcanın sağlam bir geçmişe sahip olmasını sağlayan Germiyanoğulları dönemindeki Türkçe eserleri ayrı bir başlık altında incelemek de fayda var.

Germiyanoğlulları Beyliği Döneminde Türkçe

Şeyhoğlu Mustafa, Şeyhî Sinan, Ahmedî ve Ahmed-i Daî Eski Anadolu Türkçesiyle eser veren en önemli şairler ve aydınlar. En önemliler çünkü seri ve etkili olarak ilk kez böyle bir eser üretimi görülüyor Anadolu’da.

Şeyhoğlu Mustafa’dan başlarsak, Germiyanlılar kültüründe yetişmiş bir şairdir kendisi. Doğu klasiklerinden MARZUBANNAME ve KABUSNAME onun kalemiyle çevrilmiş ayrıca Osmanlı zamanında Yıldırım Beyazıt dönemine kadar yaşamış ve Türk dünyasının en önemli ikinci mesnevisi olan KENZÜ’L KÜBER ve MEHEKKÜ’L ULEMİ adlı eserlerini ortaya çıkarmıştır. Eserlerini Türkçe ele almış ama Doğu edebiyatı nazım biçimleri ve kuralları ile yazmıştır.

HÜSREV Ü ŞİRİN’in en iyi çevirisi yine Germiyanlı sarayından olan Şeyhi tarafından geldi. Aynı zamanda mizahî bir eleştiri niteliğinde olan HARNAME de yine Şeyhi tarafından yazılmıştır. Bu eserler, bugün bile bilen tarafından zevkle okunan eserler..

Ahmedî ve Ahmedî Daî 14.yüzyılda yaşamış iki büyük şairdir. Ahmedî, sadece şiir yazmamış, manzum bir Farsça sözlük de yazmıştır. Ayrıca İskendername, Cemşid u Hurşid iki önemli mesnevisi; bu iki sevilen mesnevinin yanı sıra Tarvih el –Ervah adlı bir mesnevisi daha vardır. Ahmedî Daî, Farsçadan Tabirname adlı rüya yorumlarını içeren bir eseri çevirmiş, ayrıca Divan sahibidir. Bunların yanında hekimlikle alakalı Tıbb- Nevai adında bir eseri; dinî – ahlakî bilgiler içeren Miftahü’l Cennet adlı başka bir yapıtı da bulunmaktadır.

Tüm bu eserler, şairlerin kendi iradelerinin yanı sıra Germiyan beylerinin de ısmarlamaları ile de yazılmıştır. Germiyan Beyliği, sanatçıları en çok koruyan, onlara eser verecek ortamı sağlayan güçlü bir beylik olarak, Osmanoğulları onların topraklarını alana kadar Kütahya ve çevresinde hüküm sürmüştür. Osmanoğullarının egemenliğinden sonra Germiyan himayesindeki pek çok sanatçı Osmanlı sarayında korunmuş ve eser vermeleri istenmiştir. Germiyan son döneminde yaşayan pek çok üdeba, aynı zamanda Osmanlı sarayını da görme şansını elde etmiştir.

Bir dil, kendi dilinde eser veren ne kadar alime, şaire, yazara, aydına sahipse o kadar gelişir. Bu bakımdan Germiyanlılar, Eski Anadolu Türkçesinin temelini atan beyliklerdendir çünkü en çok Türkçe eser onların sarayından çıkmıştır.

Beylikler Döneminde Eski Anadolu Türkçesinin Genel Durumu

1071 Malazgirt Zaferi ile Türkler Anadolu’ya yerleşmeye başlamışlardı; Selçuklu Devleti kurucusu olan Selçuk Bey’in yeğenleri olan Tuğrul ve Çağrı Bey, Anadolu’ya akınlar yaparken onlarla beraber gelen Türkmen komutanlara fethettikleri uç bölgelerde beylik kurma izni vermişlerdi. Beylikler sayesinde hem Türk kültürü yayılıyordu hem de Anadolu’nun Türkleşmesi hızlanıyordu. Uç beyleri aynı zamanda Anadolu’ya gelen saldırıları önlüyordu; yani hepsi aslında silahlı kuvvetlerdi. Kösedağ Savaşı hezimetinden sonra bu beylikler bağımsızlıklarını ilan edip Anadolu Beylikleri dönemini başlatmışlardı. Saraydan uzak oldukları için Asya’dan gelen dilleri ve kültürleri bozulmamıştı. Aslen bu sayede Anadolu’da hüküm süren Arapça ve Farsça hakimiyeti bir nebze olsun kırıldı.

Moğol akınlarından sonra harap olan Anadolu, tasavvuf anlayışına daha fazla sarılmıştı bu dönemde. Tasavvuf anlayışıyla yaşıyorlardı zaten İslam’ı; nitekim kendi kültürlerini de koruyorlardı. Zaten halk arasında genel inanış olan tasavvuf - Türk kültürü sentezi, Türk dili ile ifade edildi bu dönemde. Bu durum, belki halkın anladığı tek dilin Türkçe olmasından ileri gelen mecburi bir durumdu ama Karamanoğlu Mehmet Bey’in “Her yerde Türkçe konuşula”  fermanı, artık bu durumu deyim yerindeyse zorunlu kılmıştı. En azından 11. 13. yy arasında varlığını sürdürmüş olan Selçuklu Devleti gibi Arapça – Farsça hakimiyeti yoktu aydın arasında.

Yukarıda bahsedilen farklar sebebiyle , Prof. Dr. Zeynep Korkmaz, Eski Anadolu Türkçesi dönemini iki ana kolda değerlendirir: Selçuklu Türkçesi ve Beylikler Dönemi Türkçesi. Selçuklu Türkçesi 11 ila 13. yy arasındadır; Beylikler dönemi ise Selçuklu yıkılışı olan 13. yy ‘dan tüm beyliklerin Osmanoğulları hakimiyetine girmesine kadar yani 15.yy’a kadar devam etmiştir.

Genel olarak Beylikler dönemindeki Eski Anadolu Türkçesi, Selçuklu Devletinden kalma Arapça - Farsça hakimiyetini kırmış, bir yandan da Osmanlı Türkçesine zemin hazırlamıştır. Dönemde verilen eserlerin Farsçadan çeviri olması bu durumu çok etkilemez çünkü çevirilerde Oğuz ve Kıpçak lehçelerinin bir karması söz konusudur. Bu karmaşa bilim dünyasında OLGA – BOLGA sorunu diye adlandırılır.

Olga – Bolga Sorununa Kısa Bir Açıklama Getirecek Olursak...

Olga - bolga sorunu, 1343 yılında Anadolu sahasında yazılan miras dağılımı hakkındaki küçük bir risale ile bilim dünyasının ilgisini çekti. Fakih Yakut Arslan tarafından Feraiz Kitabı adıyla Farsçadan tercüme edilen eserin esas dilinin Oğuzca olması gerekirken Oğuzca dışındaki Türk lehçelerinin özelliklerini de barındırmaktadır. Bu konuda ayrıntılı bir makale yazan Prof. Dr. Şinasi Tekin, eserin çevirisindeki Oğuzca olmayan dil unsurları nedeniyle Fakih Yakut’un Oğuzcayı sonradan öğrendiğini, bu yüzden de çeviri esnasında kendi bölgesine ait dil unsurlarını kullandığını savunur. Zaten meselenin adı da bu yüzden “olga” ve “bolga” sorunudur. “Olmak” fiilindeki söz başı “b” sesinin düşmesi Oğuzca özelliği iken, Orta Asya sahasında Kıpçak – Harezm – Çağatay sahasında bu ses düşmemiştir. Eserde, “olmak” hiç geçmemekte, hep “bolmak” eylemi kullanılmaktadır. Bunun yanı sıra Eski Anadolu Türkçesinin tipik bir özelliği olan ünü yuvarlaklaşması, Feraiz kitabında görülmemektedir. Tüm bu sayılanlarla Muhammed Bin Baydur’un tanımıyla Feraiz kitabı “olga – bolga ibaretince yazmışlar”.

- Selçuklu Devleti Döneminde Eski Anadolu Türkçesi

Selçuklu dönemi, Prof. Dr. Zeynep Korkmaz’ın deyişiyle Oğuzcanın üçüncü dönemidir. Oğuzlar artık Anadolu’ya hakim olmuş ve siyasi bir birlik sağlamışlardır. Yalnız, Orta Asya sahasına, Divanü Lügatit Türk’ten edindiğimiz bilgiler gösteriyor ki Oğuzca konuşuru olan, sözlü edebiyatı olan yazılı bir dildi. Nasıl oldu da Arap harflerini kullandı hatta Selçuklu Devletinin bilim dili Farsça, edebiyat dili Arapça oldu..

Bu durumu Prof. Dr. Zeynep Korkmaz şu şekilde açıklıyor: Oğuzlar kendi yazı dillerinden uzak kalmışlardır. Sürekli akınlar yapılmış, savaşlar verilmiştir. Bu bakımdan Oğuzcanın standartlaşması bir hayli geç olmuştur. Zaten Orta Asya bölgesinde Karahanlıların İslamiyet’i kabul etmeleri ve Arap harflerini kullanmaya başlamaları, Oğuz aydınlarının bu alfabeye yabancı olamayacağını kanıtlar.

Başka bir fikre göre Oğuzlar Anadolu sahasına gelirken okur yazar bir boydu. Ama savaşlar dolayısıyla aydın kesimini, okur yazar Oğuzlarını kaybettiler. Bu yüzden Anadolu’ya geldiklerinde sağlam bir yazı kültürleri yoktu. Onlar da komşularının yazı dilini aldılar. Zaten İslam medeniyeti anlayışı vardı; Kuran dili Arapça idi. Arapça öğrenilmesi gereken bir dildi. Farsça da dönemin hakim dili idi. Oğuzlar da bu dilleri öğrendiler.

Yalnız Oğuzca, yazı dili haline gelmiştir. Oğuzlar, daimi ve planlı olarak Anadolu’ya Oğuzları, Oğuz aydınlarını yerleştirmiştir. Daha önce Anadolu’nun fethedilen yerlerin yerleştirilen Türkmen beyleri de dil konusunda oldukça muhafazakar davranmışlardır. Bu durum da Türkmen – Oğuz lehçesi bir dil ortaya çıkarmıştır. Ama buna rağmen Oğuzca, halkla anlaşmak için kurulan basit bir yazı dilidir. Bilim dili, dergah dili Farsça; edebiyat dili Arapça idi. Çünkü dönemin hakim dilleri bunlardı; hakim medeniyetler ise Doğu medeniyetleriydi. Ayrıca Kuran dili Arapçaydı; bu dil bilinmek zorundaydı. Üstelik ortak bir İslam medeniyeti zaten vardı. Bu yüzden Oğuzca bilim ve edebiyatta kullanılmamış ama halkın konuşma ve anlaşma dili haline gelmiştir.

İslamiyet, tebaaya da anlatılmak zorundadır. Bu yüzden dinî eserler daha doğrusu, basit dinî metinler Oğuzcaya çevrilmiş; terimler de Türkçeye çevrilmiştir. Elbette bu durum da Selçuklu Devletinin yıkılmasıyla kurulan beylikler için Oğuzcayı yazı dili yapma erkini kolaylaştırmıştır.

- Beylikler Döneminde Eski Anadolu Türkçesi

Pek çok Türkolog, Moğolların Anadolu’ya yaptıkları askeri faaliyetleri işgal olarak değil, akın olarak niteler. Ve pek çok tarihçinin de hemfikir olduğu konu Moğolların Anadolu’nun Türkleşmesini sağladığıdır. Gerçekten de Moğol akınları olmasaydı, Selçuklular yıkılmasaydı Batı Türkçesi muhtemelen bugünkü düzeyinde olamazdı.

Beylikler, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde kendi bağımsızlıklarını ilan edip küçük beylikler kurdular. Geneli de zaten evvelden Anadolu’ya getirilen ve uçlara yerleştirilen Oğuz ve Türkmen beyleriydi. Yani aslen bu insanlar askerdi ve askerin o dönemde Türkçeden başka dil bilmesine hacet yoktu. Bu insanlar, bu beyler, yalnız Türkçe biliyor ve konuşuyordu. İşte Doğu Türkçesi ile Batı Türkçesinin oluşumu bu şekilde başladı. Türkmen ve Oğuz beyleri, başka dil öğrenmektense kendi dillerini muhafaza etmeye meyilli kişilerdi. Böylelikle Erzurum’dan Sivas’a kadar bir Türkçe telif ve tercüme faaliyeti başladı. Dinî eserler, manzum ya da nesir olması fark etmeksizin Türkçeye çevrildi.  Arapça ve Farsçaya karşı bir mücadele başladı. Karamanoğlu Mehmet Bey’in meşhur fermanı da Türkçe konuşma mücadelesini destekledi. Artık Eski Anadolu Türkçesi genel hatlarıyla oluşmaya ve Doğu Türkçesinden ayrılmaya başlamıştı. En önemlisi Türkçe, bilim ve sanat dili haline gelmişti. 24 Oğuz boyundan 23 tanesinin Anadolu’ya getirilmesi, baskın lehçenin Oğuzca olmasını sağlamıştı.

Tüm bu bilgilere göre, Eski Anadolu Türkçesi diye adlandırılan dönemin bilinen ilk yazılı eserleri Selçuklu döneminde verilmiştir; bu dönemle ilgili yazılı eserler, daha doğrusu erken dönem yazılı eserler, Selçuklu ve Beylikler döneminden kalmadır.

- Osmanlı Devleti Döneminde Eski Anadolu Türkçesi

Selçuklu yıkıldıktan sonra ortaya çıkan beyliklerden en güçleri Germiyanoğulları, Karamanoğulları ve Osmanoğulları idi. Osmanoğulları, daha sonra büyük bir imparatorluk haline gelmiştir zaten. Peki ya dili?

“Osmanlı Türkçesi Nedir, Ne Değildir? makalemizde detaylı olarak incelemiştik bu durumu. Bu bakımdan burada sadece özet geçeceğiz. Osmanlı Türkçesi, Osmanlı İmparatorluğu için standart bir dil ya da eğitim değildi. Yani şimdiki gibi bir dil eğitimi yoktu. Eğitim, Arapça ve Farsça olarak görülüyordu, askerî yazışmalar Osmanlı Türkçesine göre idi, halkın konuştuğu dil de. Aslında bu durumu normal görmek lazım çünkü standart dil, eğitim dili gibi kavramlar, ulus – devlet anlayışı ile birlikte gelişti. Çok uluslu ve Meşrutiyet ilanı sonrası kurulan parlamentosunda dahi 80 üstünde dil konuşulan Osmanlı İmparatorluğunda zaten standart dil çabası beklenmemeli.

Osmanlı döneminde konuşulan Türkçe, ozanların, aşıkların, dergahtaki sufinin dilindeki Türkçe; Selçuklu ve Beylikler döneminde yazılı hale getirilip geliştirilen Eski Anadolu Türkçesidir. Bu dönemde, birbirine neredeyse yapışık halde bulunan Azeri Türkçesi ile Türkiye Türkçesinin çözülme dönemidir.

Oğuzlar Anadolu’ya Geldiklerinde Bir Yazı Diline Sahip miydi?

Karahanlı Döneminde, yani 9 – 11.yy arasında hani Türk boylarının var olduğunu, hangi dilleri konuştukları, nasıl yaşadıklarını Divanu Lügatit Türk denen ansiklopedi niteliğindeki sözlükten öğreniyoruz (Bu eser hakkında daha ayrıntılı bilgi edinmek isterseniz "Dîvânu Lugâti’t-Türk Nedir? adlı makalemize göz atınız). Bu eserden aldığımız bilgilere göre Oğuzlar, Karahanlı Döneminde Orta Asya bölgesinde yaşayan bit Türk boyu. Üstelik onlara ait bazı kelimelerin, 732 ( Bilge Kağan abidesi tarihidir; Tonyukuk abidesi için hala tartışmalar mevcut, tahminen 720 ya da 725 yılları veriliyor) yılında Göktürk abidelerinde rastlanması, Oğuzların güçlü ve köklü bir boy olduğunun da kanıtıdır. İşte tüm bu durumlar göz önüne alındığına Oğuzların nasıl yazılı dili yoktu diye bir soru soruluyor.

Bu konuda üç görüş var. Birincisi Oğuzların yazı dili vardı, hatta yanlarında eserlerini de getirmiş olabilirler ama Anadolu’yu zapt etmek için uzun yıllar savaştıkları için okuma yazma bilen kesim ölmüş olabilirler.

İkinci görüş, Oğuzların bir yazı dili değil de konuşma dili olduğuna dair. Böylelikle de Anadolu’ya yerleştikleri zaman komşusu oldukları iki büyük medeniyetin alfabesini ve edebiyatını almakta bir sakınca görmediler. Ama, yine de Eski Anadolu Türkçesinin ilk evrelerinde ortaya konan eserlerde, Uygur imla özelliklerinin görülmesi bu görüşü karartmaktadır.

En mantıklı görüş, Oğuz aydınlarının Karahanlılar döneminde okur – yazar olduklarıdır. Karahanlılar da zaten Arap alfabesi kullandıkları için Oğuzlar bu alfabeye de Doğu edebiyatına da alışıktı. Bu yüzden bu kadar kolay adapte oldular.

Bugün Dünya Üzerinde Oğuzca Lehçesine Sahip Türk Devletleri

Bugün, Oğuz lehçesi, Türkmen ismiyle de anıldığı için Oğuzca ve Türkmence aynı lehçeyi ifade etmektedir. Hatta bugün Oğuz Türkçesinin devamı olan Türkiye Türkçesi konuşuru, Türkmenistan’a giderse, diğer Türk lehçelerine nazaran anlaşma oranı daha yüksek olacaktır.

Bugün, neredeyse hepsi yazı diline haline gelen Oğuz grubu şunlardır:

  • Türkiye Türkçesi
  • Azeri Türkçesi
  • Türkmence
  • Ukrayna çoğunlukla bulunan Gagavuzların konuştuğu Gagavuzca ya da Gagauzca
  • Irak Türkmenlerin konuştuğu Türkçe
  • İran Horasan bölgesinde konuşulan Horasan Türkçesi
  • Kaşkay Türkçesi
  • Ortadoğu ve Balkan bölgelerindeki Türk boylarının Türkçesi (Sözlü dil)

Kaynaklar

İslam Ansiklopedisi, mad. OĞUZCA. Yazar Nuri Yüce
Tarih Tarih Dergisi, Anadolu Beylikleri Döneminde Türk Dili. Yrd. Doç. Dr. Ali Akar
Fikret Türkmen Armağanı. Eksi Anadolu Türkçesinin Türk Dili Tarihinde Yeri. Prof. Dr. Zeynep Korkmaz. ISBN: 975-00740-0-9.
TDK BELLETEN, 1343 Tarihli Bir Eski Anadolu Türkçesi Metni ve Türk Dili Tarihinde Olga – Bolga Sorunu, Prof. Dr. Şinasi Tekin
Karışık Dilli Eserlere Farklı Bir Bakış. Turkish Studies Vol. 5/1, Kış 2010, Mevlüt Erdem, Mustafa Sarı

Yorumunuzu Paylaşın