Makaleler

Dilde ve Felsefede Yapısalcılık Nedir?

Yazar: Diba Bahadıroğlu

Gerçeği bulmanın farklı bir yolu, 20.yüzyıla damgasını vuran bir anlayış.. Dilde başlayarak diğer insan bilimlerine sıçrayan bir düşünce sistemi..

Dilde ve Felsefede Yapısalcılık Nedir?

Ferdinand de Saussure tarafından verilen Genel Dilbilim derslerindeki düşüncelerin, öğrencileri tarafından toparlanıp bir ders kitabı haline gelmesi ve bu derslerde işlenen temele inme” mottosunun yayılması ile başladı yapısalcılık.. Zaten, Saussure bu dersleri 50 yaşında vermeye başlamıştı ve akademik hayatının en verimli çağında idi ve zaten anlattıklarını bizzat uyguladığı için bu kadar biliniyordu. Ona göre, bir şeyin temeline inmeden tanıtmak ya da tanımak imkansızdı ve Saussere için temel, yok olduğunda inceleme alanını başıboş ve köksüz, anlamsız bırakan şey idi. Evet, yirminci yüzyıla damgasını vuran düşünce, dilbilim alanında ortaya çıkmış ve sanattan, edebiyata, tiyatroya, plastik sanatlara; kısaca insan ile ilgili olan her şeye yeni bir yaklaşım getirmişti. Biz bu yazıda, önce yapısalcılığın çıkış noktası olan dilde yapısalcılığı daha sonra da felsefe de yapısalcılığı anlatacağız. Yalnız önce, yapısalcılığın bir yöntem mi yoksa öğreti mi olduğunu anlamaya çalışacağız.

Yapısalcılık Bir Yöntemi mi Yoksa Öğreti mi?

Bu soruyu sormadan önce bu yöntemin babası olarak tabir edilen Ferdinand de Saussure’ün bu konuyu nasıl değerlendirdiğini bilmek lazım.. Ferdinand de Saussure, Hint- Avrupa dilleri üzerine çalışırken, onun bilim dünyasında tanınmasını sağlayan bir makale kaleme aldı ve ilk kez o makalede en basit şekilde, temele inme yöntemi diye açıklayabileceğimiz yapısalcılık yöntemini kullandı. Daha sonra bu yöntemi geliştirdi ve dilbilim dünyası için, bir nevi harita gibi işlem görecek hale getirdi. Bu yöntemi de öğrencilerine öğretti. Bu bakımdan, yapısalcılık birkaç yıl sonra unutulacak ya da yerini başka bilgilerin alabileceği bir öğreti değil; üzerine yeni şeyler eklenerek daha da gelişen bir bilimsel araştırma yöntemi haline geldi. Yapısalcılık bir yöntemdir, bir felsefe ya da öğretim; kısaca bir bilgi değildir. Bu görüşe J. Piaget ve Levi Strauss da katılır..

Türk akademisyenlere baktığımızda, bu konuya farklı bir bakış açısı getiren kişi Adnan Onart’tır. Adnan Onart, yapısalcığı 3 yönden değerlendirir: Yöntem olarak, ideoloji olarak ve moda olarak.. Yöntem açısından bakarsak da yapısalcığı o da bir yöntem olarak kabul eder ve bu yöntemin, geleneksel yöntemden apayrı bir şey geliştirdiğini kabul eder. Yapısalcılığın gerçek başarısının da zaten bir yöntem olarak hemen hemen tüm bilimsel alanlarda kullanılması olduğunu dile getirir.

Yine Onart’ın deyimi ile yapısalcılık bir “örnek bilim sayma akımı”dır. Yani bir bilim dalında, bir yöntem gelişir ve o yöntem tüm bilim alanlarında kullanılır. O zaman bu durum , örnek bilim sayma akımı olarak değerlendirilir. Yapısalcılık, 19. yy başı ve 20. yy için bir örnek bilim savı idi ve bu örnek bilim savı, dilbilim alanında ortay çıktı.. Bu yöntemin en kısa ve tabii en dar kapsamlı tanımı Onart’ın da dediği gibi ya inceleme alanının yapısını ortaya koymak ya da konunun yapısına ışık tutmak olarak yapılabilir Aslında, bu durum en çok matematik alanında işe yarıyor. Önermeler mantığında, nesnelere ortak adlar vererek bu ortaklıkların yapısı oraya çıkıyor. Örneğin, p V q ; p ->q sembollerine sonsuz sayıda önerme ekleyerek önermelerin ortak noktaları bulunabilir..

Yapı Nedir?

Yapısalcılığın ne olduğunu kavramak için önce yapının ne olduğunu anlamak lazım. Yapı kavramı, üzerine makaleler yazılacak, kitaplar yazacak kadar önemli bir konu. Bu bakımdan, bizim burada yazacağımız tanım, çok genel bir tanım olacaktır. Bu konuda daha ayrıntılı bilgi isteyenler, Adnan Onart’ın kaynakça bölümünde anılan makalesini okuyabilirler..

Önce ilginç bir bilgi ile başlayalım, yapısalcılığın fikir babası olan Saussure, Genel Dilbilim Dersleri adlı kitabında ( daha doğrusu kendisinin ölümünden sonra derlenen kitabında ) yapı ya da temel gibi bir terim geçirmez. Terimlerinde yapı yerine dizge geçer ki zaten bu konuya diğer başlıkta gireceğiz. Saussure, her ne kadar yapı terimini anmasa da izlenen yöntemler ile onun “konunun temeli” derken ne demek istediğini anlamamızı sağlıyor.

Saussure, her kavramı karşıtı ile anlamak ve anlatmak gibi bir tutum sergiliyor. Belki de bu bakımdan yapı da bütünsellikle açıklanabilir. Yapı zaten gerçek anlamında, merkezdeki öge demektir ama yapı kendi içinde bir bütünsellik yaratır. Bunu, alanım olduğu için dil açısından anlatmaya çalışayım.. Sözcükler, cümlenin yapısıdır. Sözcük olmazsa cümle olmaz. Aynı keza, heceler de sözcüğün temelidir; hece ise harfler olmadan var olamaz. Ama dil, sadece seslerin anlamsızca bir yığını değil sesler arasındaki anlam ilişkisine bağlı bir bütündür. “Yapı, bütünselliği olan bir düzen” demiştir Onart ve haklıdır da.

Sosyolojik açıdan bakarsak, yapı ancak kendisinden başka ögeler ile birlikte yani bir toplulukla ortaya çıkıyor. Toplum belki bireylerden oluşabilir ama bir yerden sonra toplumun kendi karakteri ve yapısı meydana çıkıyor. Toplum, bir bütün oluyor ve bireylerin bu toplum yapısını değiştirmesi bazen mümkün olmuyor. Aynı durum dil için de geçerli. Dil, insanlar için değil; insanların iletişim kurması için var. Bireyler, kendi aralarında anlaşmak için dili kullanıyor ama dil, zamanla toplumun değişmez bir yapısı oluveriyor. Tek bir birey, bu durumu değiştiremiyor. Peki neden? Neden, kendi oluşturduğumuz yapıyı yıkamıyor ya da değiştiremiyoruz?

Bunun cevabını da dil üzerinden verelim. Örneğin birinci sınıfa giden bir çocuk, dili kullanarak ailesiyle, çevresiyle anlaşıp iletişim kurabiliyor. Ama aslına bakarsanız o çocuk dili öğrenmek (!) için okula gidiyor. Çocuk, dildeki kuralları bilmeden, gramer bilmeden çok rahat iletişim kurabiliyor, bunu dilin kurallarını farkında varmadan yapıyor. Okul, sadece dilin kurallarını fark ettiriyor. O zaman, yapı, Onart’ın da dediği gibi, hem birey için var hem de onu etkisiz ve anlamsız kılıyor. Üstelik bilinçli olma işlevini de işlevsiz hale getiriyor. Çünkü yapı denen ögelerin tek başlarına bir anlamı yok; onları anlamlı kılan DİZGE. O halde, bireyin de tek başına anlamı yok; önemli olan toplum. Dil yapıları da böyle. Birbirlerine zıtlar, yer yer de aynılar ama bu sayede de anlamlı bir birlik oluşturuyorlar ve biz birlikteliği anlıyoruz, tek tek ögeleri değil.. Bu yapıların ise en önemli işlevi iletişimi sağlamak...

Yapı ya da Yapısalcılıkta Tarih Ne Kadar Önemli?

Yapı ya da yapısalcılık, tarihi bir durumu umursamaz; daha doğrusu böyle bir durumu değerlendirme gereği duymaz. Anlamlandırma ve bireyler arasındaki bildirişim için sözcüğün geçmişine gerek duymazlar.. Bir yapıyı kendi zamanı içinde anlamlı sayarlar. Eş zamanlı bir yaklaşımları vardır.

Bu durum sadece tarih için geçerli dersek, haksızlık etmiş oluruz. Yapısalcı anlayış, eğer bir durum ya da olay açıklanacaksa, sadece onu araştırmaya meyilliler. Bu durumu ya da olayı başka bir kurum, olay ya da durumla kıyaslamazlar. Aslında onlar, genel yapıyı incelemeyi uygun buluyorlar.. Bu sayede de onlara yeni bir yöntem ortaya attılar diyebiliyoruz.. Tabii yine bireyseli umursamaları ve yarını ya da dünü değil bugünü incelemesi ile bazı akımlara da karşı çıkar. Bireyi umursamamakla Sartre’nin varoluşçuluğu ve sadece anı umursamakla Marxçı yaklaşımı tamamen reddediyor. Bu tespiti yapan, Adnan Onart, bu tespitiyle moda olarak yapısalcılığı daha derinden incelemiştir. Meraklısının, kaynakçadaki makaleye göz atmasında fayda var..

Dilbilimde Yapısalcılık Anlayışı..

İngilizcede structuralism denen bu anlayış, Genel Dilbilim Dersleri adlı yapıtın ortaya çıkmasıyla yaygınlaştı. “FERDİNAND DE SAUSSURE KİMDİR” adlı makalemizde, bu konu hakkında konuştuğumuz için burada yeniden bahsetmeyecek; sadece yöntemi tartışacağız. Göstergebilimin ne olduğu hakkındaki bilgiyi de “Göstergebilim Nedir” aldı başka bir makalede, yakın zamanda inceleyeceğiz..

Yukarıda da belirttiğimiz gibi Saussure yapı sözcüğünü hiç geçirmemiştir Genel Dilbilim derslerinde. Ama anlattıkları ve derslerinin genel yapısında ne demek istediği açık ve nettir. Peki, Saussure bu sonuca varacak hangi terimi kullanmıştır?

Onart’ın deyişi ile “yapı kavramına çok yakın bir sözcük”; dizge. Dizgeyi, sistem diye çevirenler de var. Saussure’e göre, dil canlı bir varlık değil; bir sistem. Sadece sözcüklerden oluşan bir yığın değil; dil ögeleri birbirleri ile ilişkileri var. Dilin, bir sistem olarak görmek, kendi başına bir devrimdir o zamanlar..

Saussure, neden bunun bir yenilik olduğunu, kendi görüşünden önceki dil görüşlerini açıklayarak kendisinin nasıl bir yenilik getirdiğini anlatır.. Öncelikle, bugün, hala okullarda “doğu – yanlış” diye anlatılan ve dile haddi olmayarak dil kuralı koymaya çalışan en ilkel çalışma türü dilbilgisi yani gramer hakkında konuşur. Dilbilgisi için Saussure şu cümleleri sarf eder:

“Önceleri, dilbilgisi" adıyla anılan çalışmalar yapıldı. Eski Yunanlılar’ın başlattığı, özellikle de Fransızların sürdürdüğü bu inceleme mantığa dayanır, doğrudan doğruya dile ilişkin bilimsel ve yarar gözetmeyen her türlü görüşten yoksundur. Yalnız, doğru biçimleri yanlış biçimlerden ayıracak kurallar koymayı amaçlar. An gözlemden son derece uzak, görüş açısı da ister istemez dar kuralcı bir daldır.” 

( F. Saussure, Genel Dilbilim Dersleri; Birinci Bölüm Dilbilim Tarihine Kısa Bir Bakış, s.27)

Türkçemizde betikbilim olarak da bilinen filolojiye gelir sıra. Betik, kitap, yazılı bir şey demek. Bu bakımdan betikbilim diyoruz ki betikbilim, yazılı dili inceler; büyük şairlerin, edebiyatçıların bize bıraktıklarını. Sanat ve edebiyat araştırılmaya değer kısaca. Saussure bu durumu da şu şekilde eleştirir:

“Yazılı dile çok bağlı kalarak yaşayan dili unutuyor bu eleştiri; Yunan ve Latin İlkçağının dışına da hemen hemen hiç çıkmıyor.” 

( F. Saussure, Genel Dilbilim Dersleri; Birinci Bölüm Dilbilim Tarihine Kısa Bir Bakış, s.28)

Saussure, karşılaştırmalı dilbilim dalına genişçe, en azından dilbilgisi ve betikbilimden (filolojiden) daha fazla yer verir adı geçen eserinde. Bu konuda yapılan çalışmaları sayar ama daha sonra bu bilimin, bilim olma gereğini yerine getirmediğini şu sözlerle gözler önüne serer:

“Bu okul yeni ve verimli bir alan açmayı, hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak bicimde başarmış olmakla birlikte, gerçek dil bilimini kuramamıştır. Çünkü incelediği konunun öz niteliğini ortaya koyma sorunuyla hiç ilgilenmemiştir. Oysa, bu ilk işlemi gerçekleştirmeden bir bilim kendine özgü bir yöntem oluşturamaz” 

( F. Saussure, Genel Dilbilim Dersleri; Birinci Bölüm Dilbilim Tarihine Kısa Bir Bakış, s.30 )

Saussure ise yapısalcılığın temelinde, bir yöntem olduğunu açık açık söyler. Eskilerden gelen yazarların dillerini değil de manavın, bankacının dilini inceler. Tarihsel iz sürmenin de güvenilir sonuçlar vermeyeceğini söyleyerek zaman kısıtlamasını da “an”a indirir. Ve Saussure, en önemli şeyi yapar, dilbiliminin konusunu belirler.

Saussure ve Onun Dili İnceleme Yöntemi

Aslında, Saussure en genelleyici şekilde dili inceler. Kavramlarında da bunu anlıyoruz. İnsanların, herhangi bir zihinsel ya da fiziksel bir kayıp yaşamadıysa, sahip olduğu şeye Saussure, DİL YETİSİ diyor. Dil yetisi çok genel bir kavram ve insanların belirli amaçlarla bildirişim içinde olmasını sağlıyor. Bu kadar kapsamlı bir şey de elbette kendi içinde ayrıma gidiyor:

  • DİL : İnsanların birbiri ile iletişimde kalmasını sağlayan şey. Hatta bir nevi bir zorunluluk çünkü birey, eğer sağlıklı ve tam bir iletişim kurmak istiyorsa dili kullanmak zorunda.
  • SÖZ : Dilin içindeki seçeneklerdir. Birey, bir şeyi iletmek için dili kullanmak zorundadır ama dilin içinde de seçenekler vardır.

Bu durumu bir örnekle anlayalım: A kişisi, B kişisine kızdığını söyleyecek. En genel olan dil ögesi “Sana kızgınım/kızdım” olur ama kişi kendi duygu ve bilgi durumuna göre kızgınlığını farklı şekillerde anlatabilir: “Sana o kadar kızgınım ki seni öldürebilirim” “Başımdan duman çıkıyor” “Sinirden kendimi parçalayacağım” gibi. Tabii siz diyeceksiniz ki dil ile söz ayrımı bu kadar net nasıl oluyor? Elbette gündelik hayatta dil ve söz ayrımı bu kadar net değil ama dil incelemelerini daha net hale getirmek için Saussure, dil – söz ayrımını yapmıştır.. Ve bunu da şu şekilde açıklar:

“ Dili sözden ayırmak demek: 1. Toplumsal olguyu bireysel olgudan; 2. Temel olguyu ikincil, az çok da rastlantısal nitelikli olgudan ayırmak demektir” (

 F. Saussure, Genel Dilbilim Dersleri; Birinci Bölüm Dilbilim Tarihine Kısa Bir Bakış, s.43)

Bu ayrımdaki “önemli – önemsiz” sıfatlarını değerlendirirken, biraz daha derin düşünmeliyiz. Dil önemi söz önemsiz ya da söz önemli dil önemsiz denmiyor elbette. Sanıyorum ki burada, dilin bir sistem olduğunu hatırlamak lazım.. Saussure, tek tek sözcüklerin bir önemi olmadığından söz eder; zaten sözcükler tek tek gerçekten de önemsizdir. Onları önemli yapan dil sisteminde değerlendirilmesidir.

Kısaca, göstergebilime giriş için Saussure mantığını bu şekilde bilmek yeterli. Daha sonraki yazımda göstergebilimin ne demek istediğini anlatmaya çalışacağım. Yalnız, ilgilisine not, bu tanımlar ve yazı tabir-i caizse tavşanın suyunun suyudur. Burada, anlatılmak istenen, bir bütünün çok küçük bir parçasıdır; yazının amacı, meraklısına bir dibace sunmaktan başka bir şey değildir..

Saussure Sonrası Yapısalcılık

Saussure, bir temel atmıştır. Zaten ölümünden sonra bu yöntemi bilim dünyasına tanıtılmıştır; bu bakımdan da kendisinden sonra nasıl bir değişim olduğunu görememiştir. Ama ondan ayrı düşündüğünü söyleyen bilim adamları bile ondan bir şeyler almıştır. Adnan Onart’ın belirttiği benim de desteklediğim gibi bir çığır açtığı Chomsky bile bu kümeye dahildir.

Saussure ve yapısalcılık kurumu, ölümünden sonra çok dallanmış, gelişmiş ve evrilmiştir. Dilbiliminden dem vurursak, pek çok yapısalcı okul açılmıştır. Bunların en başında Prag Okulu vardır. Daha sonra Fransa ve Amerika’da ortaya çıkan işlevsel dilbilim okulları da belirli noktalarla yapısalcılık güdümlüdür. Bu okulları Dilbilim Ekolleri ve Dilbilim Tarihi adlı makalemde işlediğim için yeniden anlatma gereği duymuyorum. Ama Saussure sonraki yapısalcılıkta Amerikalı dilbilimci Bloomfield ve Harris önemli bir alanı işgal eder. Yalnız, bu özellikle Bloomfield, tek başına bir yazıyı hak eden birisidir. Bu bakımdan, kendisi, tek başına işlenecektir.

Felsefede Yapısalcılık

Bu başlığı, herhangi bir sosyal bilim alanındaki yeniliği, sürekli felsefe ile ilişkilendiren sorulara cevaben yazdım.. Paris’te moda ideolojiler vardı, Onart’ın da söylediği gibi. Bir dönem Varoluşçu gençler türediği gibi moda olan akım yapısalcılık olunca aynı durum yapısalcılık için geçerli oldu. Oysa yapısalcılık, en çok matematik, sanat ve edebiyat alanında kendini hissettirdi. Hatta yapısalcı bakış açısı, psikanaliz alanında da kullanıldı. Bu durum da, felsefede nasıl kullanılmaz naralarının atılmasını sağladı.

Yapısalcılık, diğer sosyal ve fen bilimlerinde olduğu gibi felsefeye bir yöntem verdi mi tartışma konusu. Bir edebiyat ya da matematik gibi felsefede net bir yaklaşımdan söz edemiyoruz ama eminiz ki son zamanlarda bu konuya eğilen değerli akademisyen ve araştırmacılar, bu konuda çalışmalar yapacaktır..

Kaynaklar

M. Elif TÜFEKÇİ , Yapısalcı Yöntem ve Uygulama Alanları Structuralism and Its Application
Yusuf BERK ve Kazım YILDIRIM, Yapısalcılık ile Post-Yapısalcılık Bağlamında Dil ve Metinden Anlam Kurma Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesinde 12-15 Kasım 2015 tarihleri arasında gerçekleştirilen Felsefe, Eğitim ve Bilim Tarihi Sempozyumu’nda sözlü bildiri olarak sunulmuştur.
Adnan ONART, Değişik Yönleriyle Yapısalcılık ve "Yapı" Kavramı, Türk Dil Özel Sayısı “YAPISALCILIK”
Ferdinand de Saussure, Genel Dilbilim Dersleri, Çeviren Berke Vardar, İstanbul 1998

Yorumunuzu Paylaşın