Makaleler

Bürokrasi Nedir?

Yazar: Hakan Kutluay

Pek çoklarına göre bürokrasi, verimsiz, anlamsız ve zaman kaybına neden olan formaliteleri ifade eden bir terimdir. 

Politika alanında bürokrasi, devletin yönetim mekanizması anlamına gelir. Bu terim, devlet yönetiminin yürütülmesini sağlamakla görevli olan kamu görevlilerinden ve rütbeli memurlardan oluşan bir kitleyi de ifade eder.

Max Weber’in takipçisi olan düşünürler, bürokrasiyi sadece devlet mekanizmasında değil, modern toplumun bütün alanlarına görülen farklı bir organizasyon şekli olarak görürler. 

Şüphesiz devletler büyüdükçe ve sorumluluk alanları genişledikçe bürokrasi siyasi hayatta daha da önemli bir rol oynamaya başlamıştır. Artık yöneticiler ve siyasaları uygulayanlar olarak memurlar, göz ardı edilemeyecek bir öneme sahiptirler. Dahası, siyasal süreçlerin anahtar aktörleridirler ve hatta bazen ülkelerini bile yönetmektedirler. Demokratik hesap verilebilirlik ve temsili demokrasi maskesinin ardında memurlar tarafından yönetilme gerçeği yatıyor olabilir. Bürokratik gücün organizasyonu ve kontrolü modern siyasetin en zorlu problemlerinden bir tanesidir ve şimdiye kadar hiçbir siyasi sistem bu problemin kolay bir çözümünü bulabilmiş değildir. 

Bürokrasi sorunsalı derin siyasi tartışmaları da beraberinde getirir. Modern zamanlarda genelde bu siyasi fikirler bürokrasiyi eleştirmektedir. Örneğin Liberaller bürokrasiyi saydam ve hesap verebilir olmadığı için eleştirirler. Öte yandan sosyalistler, özellikle Maksistler, bürokrasiyi bir sınıfı baskılamada kullanılan bir araç olarak görürler. Yeni Sağ ise bürokrasiyi bir tek kendine hizmet etmekle ve özü gereği verimsiz olmakla suçlarlar. Bu çatışan fikirlerin altında bürokrasinin doğası hakkındaki antlaşmazlık yatmaktadır. Basit bir şekilde, bürokrasi o kadar farklı şekilde kullanılmıştır ki hepsini kapsayan bir tanım yapmak için belki de hepsini terk etmek gerekebilir. Birbirleri ile çatışan kullanımları anlamlı kılabilmek için bürokrasinin üç farklı kullanımı burada anlatılacaktır. 

Rasyonel Yönetim Modeli

Bürokrasi ile ilgili akademik çalışmalarda Max Weber’in çalışmalarının ağırlığı görülür. Max Weber’e göre geleneksel ve karizmaya dayalı yönetimler yerine, rasyonel yönetim sistemleri için ideal tip yönetim, bürokrasidir. Bürokratik bir organizasyonun özelliklerini tanımlamıştır. Weber’e göre bürokratik örgütlenmenin en önemli özellikleri:

  • Kanunlar ve kurallarla belirlenmiş resmi yetki alanlarının olması
  • Bir emir komuta zinciri içinde düşük memurların işinde özelleşmiş yüksek memurlar tarafından denetlendiği sıkı bir hiyerarşinin olması
  • İşlerin yazılı dokümanlar ile ve dosyalama sistemleri ile yürütülmesi
  • Memurların otoritelerinin gayrişahsi olması ve bu otoritenin kendi kişiliklerinden değil bulundukları pozisyondan kaynaklı olması 
  • Bürokratik kurallar kişisel takdir yetkilerini en aza indirecek kadar sıkı olması.
  • Bürokraside atanma ve yükselme liyakat ile olması. Eğitim, tecrübe, yetkinlik gibi profesyonel kriterler mevcut olması.    

Weberyan bürokrasinin temel özelliği rasyonalitedir. Çünkü Weber’e göre güvenilebilir, öngörülebilir ve her şeyden öte verimli bir sosyal örgütlenmedir. Bürokrasi, modern toplumun örgütlenmesinin karakteristik bir formundan öte bir şey değildir. Bürokrasinin genişlemesi de geridöndürülemez. Bu bürokrasinin sadece diğer yönetim örgütlenmelinden üstünlüğünü göstermez aynı zamanda bürokrasinin önemli ekonomik, siyasi ve kültürel gelişmelerin de bir sonucu olduğunu gösterir. Bürokrasinin gelişmesi kapitalist ekonomilerin oluşması ile yakından bağlantılıdır. Özellikle ekonomik verimlilik için yapılan büyük baskılar ve büyük ölçekli yönetim birimleri bürokrasin ortaya çıkmasında önemli olmuşlardır. Modern devletin kurulması ve sorumluluklarının da genişlemesi güçlü bürokrasilerin doğmasında bir diğer etkendir. 

Weber’e göre bürokrasinin gelişmesi demokratikleşme baskıları ile daha da teşvik edilmiş, gelenek, imtiyaz gibi özellikler yerlerini açık rekabete ve liyakata bırakmışlardır. Ona göre rasyonalizasyon süreci kapitalist de olsa komünist de olsa bütün endüstrileşmiş toplumların bürokratik yöenetim biçimini benimsemelerine ve bu nedenle de gittikçe birbirlerine benzeyecek olmalarına sebep olacaktır. 

Yine de Weber demokrasinin dezavantajlarının da olduğunu biliyordu. Her şeyden önce demokrasi verimli bir örgütlenmedir ancak bu örgütlenme demokratik temsiliyet pahasına gerçekleşmektedir. Bürokrasilerde liyakat sahibi memurlar, bir hiyerarşi zinciri içerisinde amirlerinin emirleri yönünde kararalar alırlar, kitlelerin isteği doğrultusunda değil. Bu da örneğin komünizmin proleter diktatörlüğünü imkansız hale getirir ve aslında memurların diktatörlüğüne dönüştürür. Ancak Weber bu problemin kurumsal bölünmeler ve seçimler sayesinde çözülebileceğini düşünür. Ona göre bir diğer problem de mu kadar makineleşmiş bir sistemde ruhun hasıraltı edilmesidir. Bürokrasiler kişilerin özgürlüklerini ve heveslerini sınırlandıran demir bir kafese dönüşebilirler.

Güç Bloğu Modeli

Bürokrasiyi bir güç bloğu olarak görenler genelde sosyalist analistler özellikle Marksistlerdir. Marks’ın Weber gibi sistematik bir bürokrasi teorisi olmasa da yazılarından genel bir içerik çıkartılabilinir. Bürokrasiyi karmaşık sanayi toplumlarının bir sonucu olarak görmekten çok Marks bürokrasiyi kapitalizmin bir gerekliliği sonucu ortaya çıkmış olarak görmektedir. Bu nedenle geniş bir toplumsal fenomen olan bürokratikleşmeden ziyade devlet bürokrasisinde sınıfların oynadığı rol üzerinde durur. Bürokrasiyi burjuva sınıfının çıkarlarını gözeten ve kapitalist sistemi koruyan bir mekanizma olarak görür.

Devlet bürokrasisinde sınıfların rolü Ralph Miliband gibi neo-Marksistler tarafından geliştirilmiştir. (1969) Tecrübeli bürokratların bir çeşit muhafazakar veto gurubu gibi davranıp sosyalist bakan ve hükümetlerin aldığı radikal kararları etkisiz hale getirmeleri hatta engellemeleri üzerinde özellikle durmuştur. Miliband’a göre en yüksek kademedeki tecrübeli bürokratlar, kendi alanlarında ekonomik ve sosyal seçkinlerin bilerek veya bilmeyerek müttefikliğini yapmaktadırlar. Bu bir takım sebepler nedeni ile olmaktadır. En belirgini siyasi anlamda tarafsız olmaları gerekse bile en yüksekteki bürokratlar sanayiciler ve iş sahipleri ile aynı eğitimsel ve sosyal geçmişi paylaşırlar ki bu da benzer fikirlere ve hayat görüşüne sahip olmaları demektir. Radikal veya sosyalist sempatiye sahip bürokratların yetişmesi de uygun memur olma ve yükselme prosedürleri ile ideolojik olarak sessizleştirilmeleri suretiyle engellenmektedir. Aynı zamanda bu ittifak, şirket kapitalizmi ile devletin yakınlaşmasından kaynaklanmaktadır. Zira artık milli çıkar kavramı ile kapitalizm çıkarları ayrılmaz bir biçimde tanımlanır olmuştur. 

Bürokratik Üretim Fazlası Modeli

Rasyonel tercih ve kamu tercihi teorileri ile beraber bürokrasiye gelen eleştirilerin sadece sol cenahtan geldiği iddiası artık gerçekliğini kaybetmiştir. Bu teoriler Yeni Sağ üzerinde önemli etkilere sahiptirler. Bu modelle tanımlanan görüş, bürokrasinin bürokratların çıkarları ve motivasyonları ile yakından ilgili olduğunu savunur. Rasyonel tercih teorisinin insan doğası ile ilgili varsayımları neoklasik iktisatınki ile aynıdır. Bireyler rasyonel olarak kendi çıkarları peşinde koşan ve faydalarını maksimize etmeye çalışan varlıklardır. 

1971 yılında William Niskanen, Bürokrasi ve Temsili Hükümet isimli kitabında yüksek bürokratların kamuya hizmet eden memurlar imajına sahip olmalarına rağmen kendi çıkarları için kariyer yapan insanlar olduklarına bu nedenle bağlı bulundukları kurumun genişlemesini ve bütçesinin arttırılmasını istediklerine vurgu yapar. Bu, bürokratik büyümenin iş garantisini sağlaması, promosyonlar vermesi, maaşları arttırması ve büyük bürokratlara büyük güçler, yetkiler ve prestij sağlamasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle bürokratlarda bağlı bulundukları kurumun, hükümetin ve kamu sektörünün büyümesi yönünde içsel bir motivasyon mevcuttur. Yeni sağ için, atanmış bürokratların seçilmiş siyasilere siyasi öncelikleri dikte etmeleri, çok farklı ideolojilere sahip hükümetlerde bile devletin neden büyüyor olduğunun anlamlı bir açıklamasıdır. Yeni sağ, çok basitçe, bürokratik gücün kontrol edilememesi veya engellenememesi halinde serbest piyasa siyasalarının başarısızlığa mahkum olduğuna inanır.

Kaynak: 

Andrew Heywood – “Politics” 

Yorumunuzu Paylaşın