Makaleler

Bulgarların Dilleri, Tarihleri ve Macarlar ile İlişkileri

Yazar: Diba Bahadıroğlu

Macarlar ve Bulgarlar Türk müdür?

Bahsettiğimiz Türklük benzerlikleri, Avrupa Hunlarından yadigar dil malzemeleridir. Türk tarihinde uzun süredir tartışma konusu olan Avrupa Hunlarının dilinin bugünkü Bulgaristan ve Macaristan sınırlarında yaşadığı eldeki dil malzemelerinden ve tarihi belgelerden bilinmektedir. Bu bakımdan da Bulgar ırkının kökenini, onların bize bıraktıkları dil yadigarlarını ve Macarlar içindeki Türk dili ve kültür öğelerinin nereden geldiğini araştıracağız bu  iki yazımızda. Önce Bulgarlardan başlayalım ama bu konuya girmeden önce dil ile akrabalık arasındaki ilişkiyi bilmemiz gerekir.

Ortak diller, o dili kullanan milletlerin akraba olduklarını ya da o dili kullanan milletlerin etkileşim içinde bulunduklarını bize gösterir. Dil akrabalıklarının varlığı Türkologlar tarafından bazı kurallara dayandırılmıştır, bu derin bir konu olduğu için bu yazıda buna çok fazla değinilmeyecektir. 

Bulgar - Macar - Türk üçgeninde baktığımız durum,  bu üç dilin,  tarihten kalan dil malzemeleridir.  Bu dil malzemeleri eğer ses, anlam ve biçim birim olarak birbirine benzerse, demektir ki o diller akraba ya da yakın temasta bulunmuş. İşte buna ithafen biz, Bulgar Türklerinden kalma dil malzemelerin, Macarcadaki Türkçe unsurları inceleyeceğiz.

Ogur ve Bulgar Türkleri

Ogur sözcüğü Çin kaynaklarında geçen  “Wu-kie” boy adı ile birleştirilir. ( Ahmet Bican Ercilsun ). Hirt’e göre de Çince bu sözcüğün kaynağı “Ugır”’dan gelmektedir. Yani burada varılmak istenen sonuç, kelimenin kökeni ile Ugor’ların nereden geldiğini ve böylece onların ırklarını keşfetmektir. 

Türk dil tarihçileri, M.Ö 3.yy’da Ogur boylarının en önemlileri olarak Ting-lingleri sayarlar. Ayrıca Ting-lingler’in Kazakistan bozkırlarıyla  Batı Sibirya bölgesinde bulunan Onogur, Ogur ve Şaragur boylarından geldiği düşünülür. En önemlisi de adı geçen tüm bu boyların kökeni de Sakalar’a dayandırılır. 

Ogur’ların, Kafkaslar üzerinden  bugünkü Bulgaristan’a yerleştikleri bilinir. Bu durumu M.S 3.yy’da yaşayan Arap tarihçi Mar- Abas- Katinu yazmaktadır. Ayrıca Ogur boyunun bir kısmının Azerbaycan üzerinden bugünkü Kars ve Pasinler Ovası’na geldikleri bilinmektedir.

Bulgar Türklerinin ataları, M.S 2.yy’da Ural ırmağının döküldüğü Hazar Denizi kuzeyinde bozkırlarda yaşadıklarını bilmekteyiz. Bu bilgiye az sonra anlatacağımız dil malzemelerinden ulaşabilmekteyiz.

Eldeki kanıtları – ki bu ayrıntıları merak edenler bahsedilen kanıtları daha ayrıntılı ve derli toplu olarak Ahmet Bican Ercilasun’un Türk Dili Tarihi adlı kitabında bulabilirler – göz önüne aldığımızda Türklerin Ogur – Bulgar kolu, milattan önceki zamanlardan beri Altay dağlarının güneyinden Karadeniz’e kadar uzanan bozkırlara yayılmışlardır.  Yalnız bu bölgede Bulgar  Türklerinden önce Saka Türklerinin var olduğunu unutmamak gerek. Kimi araştırmacılar Sakalar ile Bulgarlar arasında bağlantı kurmaktadır.  Bu sonuca ulaşan tarihçiler şu mantığı gütmektedirler: Sakalar Azak denizine “Temerinda” adını vermişlerdir. “Temer” Bulgar Türkçesinde “deniz” anlamına gelen “teňiz” sözcüğünün bir biçimidir. Eski Türkçede söz sonu –z sesi, Bulgar Türkçesinde –r olmuştur; ayrıca dilom ~ yılan örneğinde olduğu gibi n yerine m kullanımı da Bulgar Türkçesinde yaygındır. 

Varılan sonuç şudur: Sakaların hepsi olmasa da bir kısmının Bulgar Türkleri ile ilişkisi vardır.

Bulgarların M.Ö 2 ila 5 Yıllarında Olduklarını Nasıl Anlıyoruz?

Evet , biz tüm teorimizi bunun üzerine kurduk ama tarihte Bulgar Türklerinin bahsedilen topraklarda olduğunu nasıl anlıyoruz?..

Bu sorunun cevabı tarihin kaynaklarında gizlidir aslında. Yani eldeki yazılı kaynaklar bize bir devletin var olup olmadığını hangi zaman aralığında tarihte olduğunu söyleyebilir. Devletlerin kendi aralarındaki yazışmalar, mektuplar, fermanlar, ruznameler, yarlık ve bitigler resmi evrak kümesine giren tarihi belgelerken edebiyat ürünleri, gezici tarihçilerin yazdıkları eserler de diğer evraklar kümesinde tarihi belgedir. Ayrıca coğrafi yerlere verdikleri isimler, özel mektuplar, savaş anlaşmaları, süs ve ziynet eşyalarındaki kazımalar ve yazılar yani kısaca kağıt ya da kağıt dışı herhangi bir şeye yazılı olan her kayıt tarihi belgedir. Bu konu kapsamında bizi ilgilendiren kaynaklar Bizans ve Çin kaynaklı belgelerdir çünkü eğer Bulgarlar Türk ise Çin’den gelmiştir ve eğer Kafkasya’nın kuzeyi ile bugünkü Bulgaristan’a geçmişlerse Bizans ile komşu olmuşlardır. Şimdi sırası ile bu kaynaklara bakalım: 

  1. Ogur sözü ilk olarak Çin kaynaklarında geçen Wu-kie sözü ile alakalıdır.
  2. Ermeni Tarihçi Horenli Moisey 8.yy tarihçisidir ve Bulgarların Kafkasların kuzeyinde bulunduklarını yazar.
  3. Horenli Moisey bu bilgiyi  M.S 3.yy’da yaşayan Suriyeli Mar Abas Katinu’den alır.
  4. Grek coğrafyacı Batlamyus ya da diğer adıyla Ptoleme.  Bu kişi M.S 160 – 170 yıllarında Yayık nehrinin adını “Daix” olarak belirlemiştir ki başkta y yerine d sesinin bulunması Bulgar Türkçesine ait olan bir özelliktir. Bu nehre bu adı verenler Türk boylarından Ogur’lar yani şimdi Bulgarlardır.
  5. Azak Denizine Sakaların “Temerinda” dediği “İnsanlık Tarihi” adlı ansiklopedinin yazarı bilgin Plinus Secundıs tarafından ortaya çıkarılmıştır.
  6. Bizans tarihçi Teofilaktos Simokates 7.yy başlarında yazdığı eserinde Onogorların, Soğdak ülkesinde Bakat adlı bir şehirden geldiklerini bildirmiştir. Bu şehir, Semerkant’ın biraz doğusunda bulunan Fagkat şehridir. Yani Bulgarların temelini oluşturan Onogorlar, Orta Asya’da gelmişlerdir.
  7. Priskos şu hadiseyi anlatır : “463 dolaylarında Şaragur, Urog ( Ogur ) ve Onogur halkları, Sabirler ile savaşa tutuştuktan ve kaçmak zorunda kaldıktan sonra Bizans’a elçi gönderdiler.”
  8. Bizans tarihçi Priskos – ki kendisi 5.yy’da yaşamıştır- 5.yy’da Sabirlerin önünden kaçarak Bizans’a elçi gönderen kavimleri sayıyor : Şaragur, Urog ( Ogur ), Onogur

Yani 482 yıllarında Bizans kaynaklarında ilk kez Bulgar Türklerinden bahsedilmiştir. Birçok tarihçi ve coğrafyacı da uzun zamandan bu yana Bulgar Türklerinin kökü kabul edilen Ugor kabilesinin varlığından söz eder. Peki bu kadar bahsedilen “Ogur” kabilesinin etimolojisi nedir? Bu  sözcük nereden gelmiş ve Bulgar adı nasıl oluşmuştur.

Bulgar İsmi Nereden Geliyor?

Bu konuya girmeden önce şu bilgiyi vermek gerekir: Türkçe r/l ve z/ş kolundan oluşur. Yani Türkçe ile akraba olan ya da Türkçenin tarihi bir döneminde yer alan dillerde söz sonunda r – z ve l – ş denkliği vardır. Örneğin Moğolca “hir” biz de “kız” olmuştur. Bu denkliği bilmek şimdilik bize yeterdir ama sırası geldiğinde yeni ses denkliklerini de vereceğiz.

Ogur; tıpkı Oğuz gibi “oklar” yani boylar anlamında gelmektedir. Yukarıdaki ses denkliğini hatırlayalım:  Söz sonu r, Türkiye Türkçesinde yani Oğuzların soyundan gelen Türklerin kullandığı Türkçede z sesine tekabül eder. O zaman sözcük “Oguz”dur. Şimdi dahil olmak üzere tüm tarihi dönemlerinde g ile k sesleri birbirine yakındır. O zaman Ogur sözcüğü tıpkı Oğuz sözcüğü gibi “birden çok boy” anlamına gelmektedir.

“z” Türkçesi kullanan Türklerin bazı boy birliklerine “On ok”, “Sekiz Oguz”, “Tokuz Oguz” dedikleri gibi “r” Türkçesi konuşurları da Türklerin boy ve birliklerini sayı ile anmışlardır:

  • On ogur
  • Utrigur: Otur Ogur’dan gelmiştir, anlamı Otuz Oğuz’dur
  • Kutrigur: Bu sözcüğün etimolojisi şu şekildedir; kutrigur < kotur ogur < tokur ogur. Anlamı da Dokuz Oğuz’dur.

Bulgar isminin nereden geldiğine dair birçok Türkolog farklı görüşler sergilemişlerdir:

  1. Zeki V.Togan’a göre Bulgar kelimesi “Bel Ogur” söz çiftinden gelmiştir. Bulgar Türklerinin r/l kolunu konuştuğunu söz sonu “l” sesinin bizdeki “ş” sesine tekabül ettiğini düşünürsek ( çünkü Çuvaşça hariç bizim de dahil olduğumuz tüm Türk ülkeleri Türkçesinin z/ş kolunun Türkçesini konuşur) bel “beş” demektir. Yani Zeki V.Togan’a göre Bulgar, Beş Ogur olarak çözünür, bir boy adıdır.
  2. Diğer Türkologlara göre Bulgar adı bir boy adı değildir.  Bulgar sözcüğü “bulgamak” fiilinden, şimdi de kullandığımız sıfat fiil eki  “-r” ile türetilmiştir. “Bulgamak” fiili şimdi kullandığımız “karışık hale gelmek, birleşmek” anlamındaki “bulamak” fiilidir. Buna göre Bulgar, boyların karışımı anlamındadır.  Tarih boyunca Bulgar başlığı altında sadece Ogur boyundan değil onun yanında Şaragur, Onogur boylarından bahsettiğimize göre bu tanım daha akla yatkındır.

Buna göre, Bulgarların aslı Türklerdir ve Türkçenin z/ş kolunu değil r/l kolunu kullanmışlardır. Bu olağan bir durum değildir çünkü biz şimdiye kadar Türkçenin r/l kolu konuşuru olarak Çuvaş Türklerini söylemiştik. Bu durumda Bulgar Türklerinin Çuvaşlarla bir bağlarının olup olmadığı bir soru işaretidir. Bu konuda daha ayrıntılı bilgi için Ahmet Bican Ercilasun’un Türk Dil Tarihi adlı eserine başvurabilirsiniz.

Büyük Bulgar İmparatorluğu ve Tarihi (Magna Bulgarya)

482 yılında Bizans kaynaklarında ilk kez Bulgar Türkleri daha sonra Avrupa kaynaklarında  bol bol anılmışlardır. Bu imparatorluk Bizans kaynaklarında Onogur – Bulgar adıyla da geçer. Bu geniş konfederasyon genel olarak Büyük Bulgarya şeklinde anılır. Büyük Bulgarya da uç beylikler vardır. Kutrigurlar Don Irmağının batısında, Utrigurlar ise doğusuna yerleşmişler; Onogurlar ise Azak Denizi ile Kuban arasına gelmişlerdir (Talat Tekin; Tuna Bulgarları ve Dilleri)

Büyük Bulgarya devletinin başında Hun devletinin hükümdarı İrnek’in soyundan gelen hükümdarların oturduğu bilinmektedir. Tarih boyunca Hun devletinin de Türkçesinin r/l kolunu konuştuğunu düşünürsek bu durum olasıdır. 

Bulgarlar,  Bizanslar ile komşudur. Bizans ile kah iyi geçinmişler, yeri geldiğinde savaşmışlar, onları vergiye bağlamışlardır. Bizans kaynaklarında Bulgarların ücretli askerlik yaptıkları da Bizans kaynaklarında yazmaktadır.

550 yılında Köktürklerden ~ Göktürklerden kaçan Avarlar, Büyük Bulgarya’nın olduğu topraklara gelerek sınır güçleri olan Kurtigurları, Utrigurları ve Onogurları hakimiyetleri altına almışladır. Bu uzun sürecek Avar akınlarının başlangıcıdır. Köktürkler, Don ırmağına kadar ilerleyip Don ırmağının doğusunda kalan Bulgarları kendi bünyelerine alırlar. 626 yılında ise şans Bulgarlardan yanadır ve 626’da Avarların güçleri azalır, 630 yılında da Köktükler Çin hakimiyetine girer. Böylece duraklama devri sona eren Büyük Bulgarya eski gücüne kavuşur. Biz onların eski güçlerine şuradan anlıyoruz:

Bulgar Hanları listesinde yer alan ve 60 yıl ülkesini yöneten Kuvrak, İstanbul’da eğitim görmüştür.  O zamanlar, Bulgar devletinin merkezi bugünkü Kiev civarındaydı. Kuvrat, Bizans’a müttefiktir ve 641’de Bizans imparatoru Herakliyos ölünce Bizans tahtına müdahale edecek kadar güçlüdür. 

Kuvrat önemlidir çünkü Kuvrat Büyük Bulgarya’nın son imparatorudur. Onun ölümü ile Bulgarlar, Hazar baskısına dayanamayarak ikiye ayrılmışlardır. Kuvrat’ın beş oğlu vardır beşine de öğüdü birlik olmalarıydı ama beş oğlan da öğütleri dinlemedikler ve Büyük Bulgar devleti ikiye bölünmek üzere tarih sahnesinden çekildi.

Tuna Bulgar Devleti

Kubrat’ın beş oğlundan birisi olan Asparuk 679 yılında Dobruca bölgesine yerleşerek Tuna Bulgar devletini kurdu. 681 yılında Bizans onlarla anlaşma yapmak zorunda kalınca Tuna Bulgar devleti resmen tanınmış oldu. 

Asparuk döneminde Tuna Bulgarları, 717 – 718 yıllarında İstanbul’u Arapların kuşatması üzerine Bizans’a yardım etmiş, Araplarla savaşmışlardır.  

İmparator Kardam zamanında ( 777 – 803 ) Makedonya Slavları Tuna Bulgarlarına tabii edilmiş ve Bizans ağır bir yenilgiye uğratılmıştır. Böylelikle devletin yükselme dönemi başlamıştır.

Kurum önemli bir imparatordur. 803 – 814 yıllarında devlete sahip olmuş; Bizans ordusunu ağır bir yenilgiye uğratarak Bizans imparatorunun savaş alanında can vermesine neden olmuş; 809’da Sofya’yı,  ardında Niş ve Belgrad’ı; 813’de Edirne’yi almıştır. 814 yılında İstanbul’u kuşatmış ama kuşatma esnasında ağzından ve burnundan kan gelerek ölmüştür. Eğer ölmeseydi muhtemelen tarihin seyri çok büyük bir değişikliğe uğrayacak belki de İstanbul Müslüman olmayan bir Türk devletinin olacaktı.

Ülkede Slav ve Hıristiyan nüfusunun fazla olması devletin sonunu getirdi.  Zaten azınlıkta olan Bulgar yöneticileri iyice azınlığa düştü.  852 – 889 yılları arasında Boris’in Bulgar Han’ı olması ve Hıristiyanlığı kabul ederek Mihael adını alması Tuna Bulgarları için bir dönüm noktasıdır. 

Boris, İstanbul’dan bağımsız bir kilise kurdu. Din kitaplarını eski kilise Slavcasına çevirdi ve “Bulgar din ve edebiyatı okulu”nu kurdu.

Simeon zamanında Slavlaşma tam anlamıyla gerçekleşti. Artık Bulgarlar Türk olduklarını unutup İslav Bulgar devleti oldular. 

Ahmet Bican Ercilasun: “ Güney İslavlarını  teşkilatlandırıp onlara bir devlet kazandıran; Bulgaristan’da İslav halkına Bulgar  adını miras bırakan ve onları diğer İslav  halklarından ayrı bir millet haline getiren işte bu Tuna Bulgarlarıdır.”

İdil Bulgarları ya da Volga Bulgarları

Büyük Bulgar devleti 670 yılında dağıldıktan sonra kurulan bir diğer Bulgur devleti İdil Bulgar  devletidir. Bu devletinin kurucusu bu devletin ne zaman  kurulduğu belli değildir.  Tahminlere göre Hazarların baskısında kaçarak  7.yy sonu ile 8.yy başlarında Orta İdil bölgesinde devlet kurdukları varsayılır.  Macar Türkolog Istvan  Zimonyi’ya göre İdil bölgesinde göç 8.yy ilk yarısında gerçekleşmiştir.

İdil Bulgarlarının büyük çoğunluğunu  Utrigurlar oluşturmuştur. Ayrıca bünyelerinde Hun ve Sabirler ile birlikte Mari, Mordva, Votyak, Zuryen gibi Fin – Ugor kavimleri de bulunmaktadır.

İdil Bulgarları, ticaret yollarının üzerinde bulunan devletleri sayesinde tarım ve ticarette oldukça fazla gelişmişlerdir.  Bizans’a kadar ulaşan Bulgarî türü sahtiyan ( bir tür tabaklanmış deri ) hala aynı adla günümüzde de varlıklarını korumuşlardır.

Konumları gereği hem Bizanslarla hem Araplara hem Farslarla hem Türklerle ticaret yapmışlar ve çok dilli çok dinli bir yapıya sahip olmuşlardır.  9. – 12.yy arasında Avrupa’nın en önemli ticaret merkezi olmuş ve Büler, Suvar, Cüke Tav, Kazan gibi onlarca şehir kurmuşlardır.

Ticarî merkez oldukları için bir nevi dokunulmazlıkları oluşmuş, işgal amacı gütmemiş pek de saldırıya uğramamışlardır.  Zengin ve refah bir devletti; gittikleri yerleri de refahlatıyorlardı. Örneğin Altın Ordu Han’ı Polat Temür’ün 1361, Aksak Temür’un 1391 yılında Bulgar şehirlerini yağma etmeleri üzerine  halk Kazan’a göçmüş ve orayı refaha ulaştırmışlardır.

922 yılında Şelkey Oğlu Almış Han İslamiyet’i kabul etti. Zaten 9.yy’dan bu yana Araplarla ticaret üzerinden bir etkileşim vardı. Almış Han, Abbasî halifesi ile iyi ilişkiler kurmuş ve ülkesine din bilgini ile mimar istemiştir. O zamanın halifesi Muktedir Billah, İdil Bulgarlarına kalabalık bir heyet göndermiştir. Bu kalabalık heyet içinde İbn-i Fadl da vardır ve yazdığı seyahatnamesinde  İdil Bulgarlarını uzun uzun tarih etmiştir. (İbn Fadlan Seyahatnamesi; Ramazan Şeşen; Yeditepe Yayınları)

İdil Bulgarlarının 922’de Müslümanlığı kabul etmesi bir dönüm noktasıdır. İdil Bulgarlarının topraklarında camiler, saraylar ve medreseler yükselmiş ve Abbasi Halifesi ile Bulgar Hanı adına para bastırılmıştır. 

Altın Orda devletinin hanlarından olan Batu Han, İdil Bulgarları devletine 1236’da saldırdı. 1236’ya kadar bağımsız bir devlet olan İdil Bulgarları Altın Orda saldırıları ile bağımsızlarını kaybettiler.

1241 yılında Avrasya’da Altın Orda devleti kuruldu ve İdil Bulgar Devleti bunlara tabii oldular.  1437 yılında kadar kendi adları ile burada kalan Bulgarlar, Kazan Hanlığı kurulduktan sonra  Kıpçak Türkleri ile kaynaşarak Kıpçaklaştılar.

Bulgarlar ve Türk Dili  Arasındaki İlişki

Bulgar dil malzemeleri en eski yazılı belgesi 18.yy’da ilk yazılı eserlerini ortaya koyan Çuvaş Türkçesinin geçmişi bakımından önemlidir. 

Bulgarların dili, Türk dili için oldukça önemli bir yere sahiptir .  Bulgar Türklerinin kullandıkları Türk dili kolu r/l koludur. Bugün sadece Çuvaşlar Türkçenin r/l kolunu kullanmaktadır, bunun dışında kalan tüm Türk dilleri Türkçesinin z/ş kolunu konuşmaktadır. Tarihi dönemde de ilk önce Hunlar kullanmıştır r/l kolunu. 

Macarca da Bulgar Türkçesinden 300 küsür ödünç kelime almıştır. Bu sözcükler, hala kullanımdadır ve bu sözcükler Türkçenin r/l koluna mensuptur. Macarcaya kelimeler 8.yy’da geçmiştir.

Bulgar Türkçesi bu özelliği onun, Çuvaş  Türkçesi ile ilişkisini ortaya koymaktadır.  Çuvaş Türkçesi, Bulgar Türkçesinin bugünkü mirasçısı olarak görülmektedir. Ayrıca Bulgarcanın bir takım özelikleri ile Moğolca ile örtüşmesi, Hun dili ile aynı Türkçe koluna sahip olması ve Çuvaş Türkçesinin tarihini oluşturması  onu Altay dil teorisi için hayati bir yere getirmiştir.

Kimi araştırmacılar bu döneme Proto – Bulgar dönemi bazıları Hun – Bulgar bazıları Eski Batı Türkçesi adlarını verir. Yalnız bu terimlerden ziyade genelde  Bulgar Türkçesi terimi tercih edilir.

Bulgarların elde kalan dil malzemeleri Tuna ve İdil Bulgarlarından kalan dil malzemeleridir. Tuna Bulgarlarından kalma dil malzemesi, İdil Bulgarlarından kalma dil malzemesinden daha fazladır .

Tuna Bulgarlarından Kalan Dil Malzemeleri

Bu konudaki en kapsamlı araştırma, rahmetli Talat Tekin tarafından yapılmıştır : Talat Tekin; Tuna Bulgarları ve Dilleri. 

Talat Tekin Tuna Bulgarlarından kalan dil malzemesini 6 başlık altında değerlendirmiştir:

  1. Bulgar Hanları Listesi ya da şeceresi
  2. Tudor Doksov’un  notu
  3. Nagy Szent – Miklos’un hazinesindeki yazıtlar
  4. Proto – Bulgar kitabelerindeki Türkçe kelime ve ibareler
  5. Bizans kaynaklarındaki Bulgar Türkçesine ait sözcükler
  6. Eski kilise Slavcasındaki Bulgar Türkçesine ait olan ödünçlenmiş kelimeler

Bulgar Hanları listesi denen listede 765 Haziran ayına kadar ki  hükümdarlar, onların hüküm süreleri, tahta çıkış tarihleri ve ait oldukları boyların adları verilir. Önemli olan,  buradaki tarihlendirmelerin 12 Hayvanlı Türk Takvimine göre yapılmasıdır. Bu listede ayrıca sıra sayı adları, kişi ve boy adları da önemlidir.

Tudor Doksov, Bulgar Han’ı Boris’in yiğenidir.  “yeth beth” olarak bildirilen bu dil malzemesi Boris’in Bulgarları Hıristiyan yaptığı yıldır.  Anlamı “İt yılının beşinci ayı”’dır. Yani tarihlendirme yine 12 Hayvanlı Türk Takvimi ile yapılmıştır. 

Nagy Szent Miklos bir hazinedir. 23 parça altın kaptan oluşur. Kapların bazılarında Köktürk bazılarında Grek harfli Türkçe kısa yazılar vardır.

Proto – Bulgar yazıtları Bulgaristan’ın çeşitli yerlerinde bulunan yazıtlardır.  Preslav ve Çatalar yazıtı Türkçe dil malzemesidir; 8. - 9.yy’dan kalma 90 küsür yazıttan sadece iki tanesi Türkçe dil malzemesi sayılır.

Türkçe olmayan Bulgarca yazıtlarında özellikle unvan ve kişi adlarındaki Türkçe sözcükler dil malzemesi sayılmaktadır.

Eski kilise Slavcasındaki birkaç kelime de Türkçe dil malzemesi kategorisindedir.

İdil Bulgarlarında Kalan Dil Malzemeleri

İdil Bulgarlarından kalan dil malzemelerinin tarihleri M.S 13. – 14.yy’dır.   Bu dil malzemesi 100 civarında mezar kitabesidir ve Arap harfleri ile yazılan Kıpçak Türkçesidir.  Bulgarlar Müslüman olduktan sonra dikilmişlerdir çünkü Arapça dualar da yer almaktadır.

Bu kitabeler, Ufa’dan Çuvaşistan’ın başkenti Subaşkar’a kadar uzanan geniş bir arazidedir.

Kitabelerin kompozisyonu Talat Tekin tarafından çıkarılmıştır, Talat Tekin bu mezar taşlarındaki yazıların düzenini 6 başlıkta toplar:

  1. Açılış : Arapçadır.
  2. Giriş : Arapçadır
  3. Künye  : Bulgar Türkçesi ile yazılmıştır, ölen kişinin kim olduğu tanıtılır.
  4. Rahmet dileme : Arapça sözcüklerin Türkçe söz dizimine uydurulmuş kısımlarıdır. Bugünkü “vefat etti, hakkın rahmetine kavuştu, Allah rahmet eylesin” gibi..
  5. Tarih : Bulgar Türkçesi ile ölümün ayı, yılı, günü yazılır.
  6. Kapanış : Her kitabede bulunmaz. Arapça veya Bulgar Türkçesi ile ölene rahmet dilenir.

Macarlar ile ilgili kısım, ikinci kısımda işlenecektir.

Kaynaklar

Ahmet Bican Ercilasun, Türk Dili Tarihi, Akçağ Yayınları, 9.baskı
Talat Tekin, Tuna Bulgarları ve Dilleri, TDK
Talat Tekin, Volga Bulgar Kitabeleri ve Volga Bulgarcası, TDK
İbn Fadlan Seyahatnamesi, hazırlayan: Ramazan Şeşen, Yeditepe Yayınları
Ali Akar , Türk Dili Tarihi , Ötüken Neşriyat / Kültür Dizisi

Yorumunuzu Paylaşın