Makaleler

Tekke Tasavvuf Edebiyatı Nedir?

Yazar: Diba Bahadıroğlu

Tekke – tasavvuf edebiyatı bir tekke etrafında toplanan dervişlerce yapılan İslam dininin özelliklerini gösteren edebiyattır. Daha çok mistik bir şiirdi diyebiliriz. Türkler arasında oldukça hızlıca yayılan ve gerek Doğu gerek Batı Türkçe kolunda etkili olan bir edebiyattır. Yalnız tekke – tasavvuf edebiyatının kaynağına indiğimiz takdirde bu edebiyatın şamanlık ve atalar kültürü ile şuan bile doğrudan bağlantılı olduğunu görürüz.

Tekke - Tasavvuf Edebiyatının Kaynakları

Türkleri en önemli tarihi olaylarından birisidir İslamiyet’e geçiş. Talas Savaşından itibaren kitleler halinde geçilen Müslümanlık, Karahanlı Devleti’nin resmi dini olduktan sonra tarihte daha da görünür kılındı. Elbette din değişimi ile edebiyat da şekil aldı ve yine mistik bir kol olan tekke – tasavvuf edebiyatı ortaya çıktı. Lakin Türkler, İslamiyet’i kabul etmeden önce Göktanrı inancına sahip oldukları için etkilenme kaçınılmaz oldu.

Türkler X. – XII. asırlar arasında yayılmaya başlayan İslamiyet XX. yüzyıl başlarına kadar güçlü bir şekilde yayılmaya devam etti. Bu zamana kadar da tekke çevresinde oluşan tekke ve tasavvuf edebiyatı büyük ilgi gördü.  Bu edebiyatta İslam dinine ait unsurların yanında Türk kültürüne ait unsurlar da vardı. Bunun nedeni de din ile kültürün birbirine olan yakınlığıdır. Temelde ikisi de farklı kavramlar olsalar da birbirlerini en kolay etkileyen iki toplumsal kurumdur. Türk ve İslam kültürü ile yoğrulmuş bu edebiyat, telkin edici, öğüt vericidir çünkü din kültürü ile sentez halindedir.

Türklerin İslamiyet öncesi kültüründe göçebe yaşama ait kurallar vardı. Göçebe insanlar hayvancılıkla uğraştıkları için sanat ve din hayatları da “taşınabilirdi”. Bu bakımdan İslamiyet kabul edildikten sonra dahi eski inanç terk etmedi bizi ve İslam’a öyle bir özdeştirildi ki bugün bu unsurları çıkarsak hayatımızda bir şeyler eksilecek…

İşte bu yukarıda bahsedilen duruma tekke – tasavvuf edebiyatının kaynağı ya da ona etki eden durumlar demek çok da yanlış sayılmaz. Şimdi o kaynakları gözden geçirelim:

Atalar Kültü

Türkler soylarına, soplarına düşkün bir millettir. Bu durum şuanda da böyle o zaman da böyleydi. Hatta Kazakistan’da yedi soyunu sayamayan evlada ana – baba kin güder derler. Velhasıl kelam Türklerin bu durumundan devşirilen bir atalar kültürü vardır. Bu kült en genel olarak atanın kutsanmasıdır. Türkler, atalarının öldükten sonra özel güçler kazanarak geride kalanları izlediğine inanırlardı. Bu sayede ölen atanın, ailesini izlediği, onu zor zamanlardan kurtardığı söylenirdi.  Bahsedilen inanç korku – saygı karışımı bir duygu ile ölü yakınlarının ölü ardından kurbanlar kesmesine, ölüyü mezarından ziyaret etmesine, ölü eşyasını kutsal saymasına gibi inanışlara neden oldu. Ayrıca ölü ardından belli günlerde tören düzenlenmesi de bu kültün bir parçasıdır. Ama dikkat edilmesi gereken nokta, bu yapılanların ölüye tapmak amacından uzak olmasıdır. Amaç ölüye tapmak değil ölüyü kutsamaktır.

Bugün, Türkiye’de evliya, ata, dede kültürü devam ediyor.  Ölen arkasından törenler düzenleniyor ve törenler belirli aralıklarla tekrar ediliyor. Ayrıca evliya, baba, ata ziyaretleri de bu kültün bir mahsulüdür.

Tabiat Kültleri

Eski Türklerde, doğa önemliydi. Bu bakımdan bazı doğa olaylarını korku ile karışık bir saygı ile karşılaşmışlar ve bu olaylara farklı anlamlar katmışlardır. Eski Türklerin dininde yani Gök Tengri inancında yer ve gök figürleri ayrılmıştı.  Demir, tunç, altın, toprak gibi şeyler yere; gök gürültüsü, yağmur, güneş gibi kavramlar da göğe atfedilmişti. Türkler bu varlıklara özel anlamlar yüklerdi. Ama onlara tapmaz, onlarla totem yapmazlardı.  Sadece onlara değer verirlerdi, hiçbir araştırmada Türklerin bu varlıklara tapındıkları sonucu çıkmamıştır zaten.

Şaman Kültü

Aslında Şamanizm adından başlamak gerek bu konuya; çünkü Şamanizm, Rus bir araştırmacının uydurmasıdır. Araştırmacı Şamanı görerek yapılan törene ve onun dinine Şamanizm demiştir. Bu İslamiyet’e İmamizm demekten farksızdır. Bu bakımdan burada bahsedilmesi gereken Şaman kültürüdür; Şamanizm değil.

Şamanlar, yer ile gök; ölü ile diri arasında bağ kurduğuna inanılan din adamlarıdır. Diğer adları “Kam, baksı, bögü ( büyü )” olan Şaman din adamlarının olağanüstü insanlar olduklarına inanılırdı. Ayrıca Şamanlık bir din olmaktan ziyade bir hayat tarzı olarak kabul edilir.

Şamanlar, Gök Tanrı ile iletişime geçen insanlardır Eski Türklere göre.  Bu bakımdan Şamanizm bir din olarak kabul edilmemelidir.

Çin kaynaklarına göre Şaman inancının temelleri Gök Tanrı inancı, güneş ve ay, yer – su, ata, ateş kültleridir.  Şaman, özel güçleri ile doğa ruhları ve ölmüşlerle bağlantı kurar. İnsanlar, bu özel güçler sayesinde Şamanların isteklerini yerine getirebileceğine inanır.

Şaman olabilmek için Şaman soyunda gelmeli bir insan. Bunun dışında “bidayete ermek” yoluyla da Şaman olabilir birisi.  Şaman olan, dünyanın bütün sırlarına erişir. Bu yüzden Şamanlar, tüm kötü huylardan arınmış, insana ve bilhassa doğaya zarar vermeyen din adamlarıdır. Şamanlar, doğa ile iç içe oldukları için onların hayvanların dillerinden konuştuğuna da inanılır.

Şamanlar, İslamiyet’e geçişte kilit roller üstlenmişlerdir. Anadolu’nun Türkleşmesi, İslamlaşması, milli dirlik ve beraberlik Şaman din adamları sayesindedir. Öyle ki Anadolu’da Asya’dan gelen gezici evliyaların varlığı bilinmektedir.

Şamanların, ayin yaparken söyledikleri şiirler ve şarkılar ( ırlar ) edebiyat dünyası için oldukça değerli parçalardır. Bu şarkılarda yiğitlik, kahramanlık kısaca epik konular işlenmiştir ki bu da Türk toplumunu anlamakta iyi bir ipucumuzdur.

Türk Kültüründeki Katmanlı İnanç Yapısı

Türk kültüründe katmanlı inanç sistemi vardır. Katmanlı inançta, çekirdek inançların bile en dıştaki inançla alakası vardır Türklerin Orta Asya’dayken yaşadığı dinin izleri bugün Anadolu’da vardır.

Türkler, bu konudaki inançlarını sadece İslamiyet için yapmamışlardır. Örneğin Orta Doğu’daki eski dinlerle Uzak Asya’daki  dinlerin karışımı olarak ifade edilen Maniheizm’in Türkler arasında önemli bir etkiye sahip olduğu bilinmektedir. Bu inancı öğretmek için yazılan Uygur metinlerinde eski Türk destanlarına rastlanması, bizim yine kült inançlarımızdan ve katmanlı inanç yapımızdan kaynaklanmaktadır.

Türkler arasında Budizm, Maniheizm, Hıristiyanlık, Yahudiliğin bir mezhebi, Zerdüştlük, Mazderekçilik ve nice inanç görülmüştür. Bu inançların bir karması bugün sosyal yaşantımıza etki etmektedir.

Tekke – Tasavvuf Edebiyatının Gelişimi

Tekkeler, İslam dinini yayan kurumlardır. Zaviye, dergâh gibi isimlerle de anılırlar. Türkler, Müslümanlığı kabul ettikten sonra göçebe hayattan yerleşik hayata geçmeleri bu tekkeler sayesinde daha kolay olmuştur.

İslam dininde tekke kavramı maneviyatı temsil eder. Medrese ise maddi unsurları…  Bu yüzden medrese okuldur, tekkeler okul değildir; bu yüzden tekkelerde pozitif bilimler yoktur, medreselerde vardır.

Türkler arasında tekkenin ilk örneği X. – XI. yüzyılları arasında Türkistan’da verilmiştir.  Bu tekkeler eski Türk dini kültlerini de barındırmış ve mili edebiyat geleneğinin temellerini atmıştır. Tekkeler sosyal ve siyasi değişim çerçevesinde değişikliğe uğramıştır. Bu değişimler şu şekildedir:

  • 10.  – 11. Yüzyıl: Hazırlık ve oluşum devri
  • 13.  – 15. Yüzyıl: Gelişme ve yayılma devri
  • 16. – 17. Yüzyıl: Zayıflama ve yok olma devri

Tekke ve Tasavvuf edebiyatının 17.asırdan sonra özgün eser üretimini durma noktasına getirdiği, üslup ve eser bakımından kendisinden önceki eserleri taklitten öteye gitmediği bilinmektedir. Bu kurumların giderek yozlaşması da Cumhuriyet devrinde tekkelerin kapatılmasına neden olmuştur. Böylece Tekke – Tasavvuf edebiyatı da bitmiştir.

Yorumunuzu Paylaşın