Makaleler

Rusya'nın Enerji Politikaları

Yazar: Mehmet Sarıbıyık
Rusya'nın Enerji Politikaları

Soğuk savaş sonrasında kendini serbest pazar ekonomisine biran önce bütünleşmek isteyen ve kısa sürede liberal bir ekonomik yapıya sahip olmayı başaran Rusya Federasyonu, dünyanın en büyük doğalgaz ve petrol rezervlerine sahiptir. Enerji konusunda dünya piyasasında çok büyük bir önem arz etmektedir. 1991’den itibaren de bu durumu değerlendirmek ve enerji alanında gelişmek için çeşitli politikalar izlemiştir. SSCB sonrasında Rusya, ‘’Şok Politikaları’’ ile liberal ekonomiye geçmeye çalışmış, özelleştirmeler yapmak suretiyle, serbest piyasa ekonomisinde yer edinmiştir. Enerji sektöründe yaşanan en büyük özelleştirme olarak Gazprom gösterilebilir. 1992’de Yeltsin yönetiminin tamamen özelleştirdiği şirket, bir süre sonra dünyanın en önemli kurumsal doğalgaz şirketi konumuna yükselmiştir. Buradan da anlaşılacağı üzere Rusya, SSCB sonrasında liberal ekonomiye geçişi iyi kullanarak, kendine çıkar sağlamayı hedeflemiştir. Büyük oranda da başarılı olmuştur. Petrolde de durum aynıdır. Özellikle 1990-1999 yılları arasında 1992’deki özelleştirme kararnamesi ile başlayan ve daha sonra 1995 ve 1997’de yenilenen haklar neticesinde petrol hisseleri yabancı yatırımcıya açılarak petrol özelleştirme süreci hız kazanmıştır. Petrolde yaşanan özelleştirmeler ardından bölünmeleri ve dağılmaları da beraberinde getirmiştir.

Örneğin 1991’de Langepaz, Urengoi ve Kogalym şirketleri birleşerek Lukoil adı altına yeni bir şirkete dönüşmüştür. Daha sonra Rosneftegat adıyla kurulan petrol şirketi Rosneft adını alarak, 1992 yılında bölünerek Yukos vve Surgutneftegaz’a dönüşür.

1990’lı yıllarda Rusya’nın ekonomik anlamda yaşadığı en büyük 1998 krizidir. Zira ekonomisindeki küçülme doğrudan petrol kotasına etki etmiş %40’lık bir düşüş ile ciddi zarar görmüştür. Ağustos’ta alınan moratoryum* kararına kadar ciddi sıkıntılar yaşamış, borçlanmıştır. Bu kriz ile birlikte Rus Rublesi önemli bir oranda değer kaybetmiş, ithalatta pahalılık ortaya çıkmıştır. Aynı zaman da Rus Rublesi Dolar karşısında ciddi bir ölçüde değer kaybı yaşamıştır. Ayrıca petrol üretiminde ve ihraç edilmesinde gözle görüşür düşüşler meydana gelmiştir.

Moratoryum*: Çeşitli İktisadi buhranlar sebebiyle borçların ödenmesi sürelerinin uzatılmasıdır. Moratoryum, iflasların önlenmesi maksadıyla yapılır ve şartları özel kanunla belirtilir. Birinci Dünya Savaşı'nda Türkiye'de kısmi bir moratoryum ilan edilmişti. Latincede geciktirme anlamına gelen mora ve moratorius kelimelerinden alınmış bir terimdir.

Diğer taraftan 2000 sonrasında ise Hindistan ve Çin gibi ülkelerin petrol taleplerindeki artık, ABD’deki ekonomik sorunlar sebebiyle Rusya ön plana çıkmıştır. Ayrıca 1998’deki devalüasyondan kaynaklı ihracat ucuzlamış, daha fazla ihracat ürünü satılabilmiştir.

Özellikle 2000 yılından itibaren Putin’in iktidara gelmesi ile değişen politika dinamikleri ve Putin dönemindeki yaşanan gelişmeler dengeleri değiştirmiştir. Putin politikalarının özellikle dış politikasının temelini 2000 yılında yayımlanan ‘’Ulusal Güvenlik Doktrini’’ oluşturmaktadır. Bu doktrin ile daha da netleşen politikalar Alexander Dugin’in başlattığı Avrasyacılığın yeni halidir. Bu Avrasyacı tür Yeni(Neo)-Avrasyacılık olarak isimlendirilmektedir. Bu akıma göre yakın çevrede çok önemli işbirliği kurulmalı ve gerekirse buradaki(yakın çevredeki) devletlere işbirliği konusunda baskı yapılmalıdır. Rusya’nın uygulamakta olduğu dış politika çıkara bağlı, çok kutuplu dünya düzenini benimseyen ve Rusya’nın bir küresel güç halini almasını hedeflemektedir. Dış politikada her zaman özellikle kullandığı enerji politikaları, bir stratejik konuma gelmiştir. Gerektiğinde bir dış politika aracı olarak kullanmaktan çekinmeyen Rusya, bunu yapmaktaki nedeni en önemli ekonomik ve toplumsal gelişme olarak enerjiyi küreselleştirmek olarak görmesi olmuştur. Putin’in dış politikada enerji konusunda kullandığı en önemli şirketleri Gazprom(Doğalgaz konusunda) , Lukoil(Petrol konusunda)’dir. Gazprom ve Lukoil, Orta Asya’da bir politika aracı olarak kullanılmakta olup, enerji tekeline sahip olmak yönünde girişimlerde bulunulmaktadır. Bu sayede Avrasya’da enerji konusunda en önemli söz sahibi olmakta ve Avrasya’daki enerji sevkiyatını kontrol eden ülke olmaktadır. Tabi ki sadece enerjiyi üreten bir devlet değildir, aynı zamanda taşıma, rafineri, dağıtım ve pazarlama gibi konularda da nitekli eleman ve kurumsal şirketlere sahiptir.

Enerji politikalarının uygulanmasına bölgesel olarak bakıldığında, Orta Asya’da uygulanan ‘’kuzey-güney’’ istikametindeki enerji koridorları ile kendisine karşı yapılacak herhangi bir enerji ittifakına karşı önlem almaktadır. Bu önlemler BTC’yi(Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru hattı projesi) engellememiş olsa da Türkiye açısında bakıldığında bir tehlike unsuru olduğunu söylemek aşikârdır.

Diğer bir bölge olan Hazar Havzasında Orta Asya’daki Türkmenistan-Kazakistan gibi ülkelerin Rusya’yı saf dışı bırakarak yaptıkları anlaşmaları tanımasa da Rus yatırımcıların bölgeye olan yatırımlarını arttırmıştır. Zira bölgede Rus şirketleri söz sahibi olursa, Rusya’nın bu bölgede isteği politikayı uygulaması kolaylaşacaktır.

Bölgede üstünlüğü yeniden kazanmak adına 2002’de Türkmenistan-Kazakistan-Özbekistan ile birlikte Avrasya Gaz Üreticileri(EAGP) yi kurmuştur. Ayrıca AB ile 1994 yılında imzalanan antlaşmayı onaylamayan Putin, antlaşmayı reddederek Hazar Havzası’nda enerji entegresini sağlamlaştırmıştır.

Rusya, Avrasya’daki en önemli gaz ihracatçısı konumundadır. Bu konumunu korumak için bölgede kendine rakip olarak gördüğü İran ve Türkmenistan’a farklı politikalar uygulayarak, bölgede enerji tekelini sağlamaya çalışırken, Türkiye’nin bölgede enerji antlaşmaları yapmasını engellemiştir.

Türkmenistan’ı kendine bağımlı hale getiren Rusya, Azerbaycan ve Kazakistan’da bunu başaramamıştır. Zira ABD’nin de desteğini alan BTC projesi bölgedeki enerji sevkiyatında Rusya’yı dışarda bırakarak gücünü kırmıştır. Rusya her ne kadar bölgede tekel konumunda gözükse de Kazakistan ve Azerbaycan gibi bölge ülkeleri hem Rusya ile enerji işbirliği yaparken hem de Rusya’yı saf dışı bırakarak bölgedeki diğer ülkelerle enerji işbirliğine girmektedir. Rusya’nın en önemli petrol şirketi Lukoil, Azerbaycan ve Kazakistan’dan enerji alanında çok fazla pay sahibi olamamıştır. Keza Gazprom da BTC gibi yerli projeler ile saf dışı bırakılmaya başlanmıştır.

Türkiye ile enerji konusundaki ilişkilerinde Kafkasya’da Rusya’nın uyguladığı geleneksel politika(Avrasyacılık) Türkiye’yi güvenlik açısından zor duruma düşürmektedir. Özellikle Türkiye’ye karşı bölgede üstünlük kurmak adına Ermenistan’ı kullanmakta ve Ermeni sorunu gibi konularda Ermenistan’ı desteklemektedir. Zira Ermenistan’ı, Kafkasya’daki enerji konusunda kendisine bağımlı hale getirdiği ve istediği gibi kullanabildiği yegâne bir ülkedir.

Karadeniz’de artan ABD hegemonyasına karşı Türkiye ve Rusya’nın çıkarları kesişmektedir. Bu durumdan dolayı karşılıklı işbirliği bu bölgede oldukça sık rastlanılmaktadır. Ancak Hazar ve Kafkasya’da çıkar çatışması yaşanmaktadır. ABD ve AB, Türkiye’nin içinde bulunacağı projeleri, Rusya’nın bu bölgelerde tek egemen güç olmasına karşın desteklemektedir. Türkiye bu bölgelerde AB ile işbirliği içine girip yeni antlaşmalar yaparken aynı zamanda Orta Asya’daki Türki devletlerle de ilişkilerini geliştirme gayretindedir.

Ortadoğu’daki enerji politikaları Putin döneminde Sovyetler Birliği’ndeki gibi öncelikçi konumuna yükselmek için yeni adımlar atmıştır. Özellikle silah ticaretinde ve bölgede alternatif bir enerji ihracatçısı olmak adına yeni yöntemler denemiştir. Özellikle İsrail ile gerçekleştirilen enerji ihracı ile bölgedeki konumunu yükseltmeyi amaçlamıştır. İsrail-Filistin meselesinde arabuluculuk yapmak istemiştir. Ancak taraflı yaklaştığı düşünülmüş ve Türkiye’nin bu konuda daha yapıcı olabileceği beyan edilmiştir.

İran bölgedeki en önemli ticari ve siyasi ortak olarak gözükmektedir. 2002 yılında yapılan antlaşma ile enerji konusunda atılan büyük adım ile Rus şirketleri İran doğalgazını pazarlamaktadır ve İran bu duruma olumlu bakmaktadır. Zira siyasi olarak nükleer enerji konusunda Rusya’nın desteğini almakta ve bunu Batı’ya karşı kullanmaktadır.

Bir diğer Rusya için Ortadoğu’daki önemli ülke Irak’tır. Zira Irak’tan alması gerek 7 milyarlık borç vardır. Ayrıca ülke üstündeki enerji planları yapmaktadır, lakin ABD’nin Irak’ı işgali ile kesintiye uğramıştır. Kesintiye uğraması ile de ucuza aldığı petrolü, AB ülkelerine satamamış, istediği çıkarı burada uygulayamamıştır. BTC ile etkinliği daha da kırılan Rusya, yeni alternatiflerle enerji ihracını ve ithalatını bölgede arttırmak istemektedir.

AB-Rusya arasındaki enerji alanındaki ilişkilerde, AB ülkeleri ile Rusya arasında çok büyük oranda bir enerji sevkiyatı yapılmaktadır. AB ülkeleri, Petrol ve doğalgaz ithalatının büyük bir kısmını Rusya’dan yapmaktadır. Enerji konusunda Rusya’ya bağımlı hale gelen AB ülkeleri, bu durumu azaltmak adına enerji arzını ifa etmeleri gerektiğine karar vermişlerdir. Putin, enerji konusunu özellikle AB ülkelerine bir silah olarak kullanmaktadır. Ve bunu başarıyla ifa etmektedir. AB, Putin döneminde Rusya’ya hem ekonomik hem de siyasi boyutuyla bağımlı hale gelmiştir. Rusya için ise AB enerji ihraç ettiği büyük bir pazardır.

Diğer bir husus Rusya özellikle Baltık ülkelerinden biri olan Finlandiya’ya NATO ve AB’ye girme konusunda baskı yapmıştır, girmesini istememiştir. Zira Finlandiya onun için AB ile bir tampon bölge oluşturmaktadır. Enerji ithalatı konusunda Rusya’ya bağımlı durumda olan ve enerji ithalatının büyük bir oranını Rusya’dan sağlayan Finlandiya’ya baskı uygulayıp, özellikle dış politikasında söz sahibi olmaya çalışmıştır.

Rusya’nın enerji ihracatını bir dış politika silahı olarak kullanması ve AB ülkelerinin enerji konusunda Rusya’ya bağımlılığının büyük ölçüde artması, Türkiye’nin, AB açısından önemi arttırıcı bir etkiye sebep olmuştur. AB, Türkiye’yi transit bir ülke konumuna getirip, Hazar Havzası’na ve Orta Doğu’daki doğal kaynaklara ulaşmak için Türkiye ile yeni antlaşmalar yapıp, süreci hızlandırmayı arzı etmiştir. Örnek vermek gerekirse INOGATE ve TRACECA gibi projeler AB tarafından desteklenmiş ve finanse edilmiştir. Türkiye üzerinden hem Ortadoğu hem de Hazar Havzası’nda bulunan devletlerden enerji ithalatı ile Rusya’ya bir alternatif oluşturma gayesi gütmektedir. Ayrıca NABUCCO boru hattı projesi ile de Azerbaycan ve İran’dan gelecek enerjiyi Türkiye üzerinden AB ülkelerine aktarmayı planlamaktadır. Türkiye burada çok önemli bir konuma sahip olmuştur. Zira bu durumdan hem finansal açıdan hem de stratejik açıdan avantaj sağlamaktadır. Bu sayede Rusya’nın etkinliği kırılması amaçlanmaktadır.

Türkiye, Rusya açısından enerji güvenliği için en ideal bölge/devlet olarak görülmektedir. Bunun yanında AB için ise enerji merkezi olarak görülmektedir. AB ve Rusya’nın arasındaki enerji konusundaki bu rekabet ve anlaşmazlıklar, Türkiye’nin lehine dönmekte ve Türkiye’nin jeopolitik ve jeostratejik önemi arttırmaktadır.

Rusya, SSCB sonrasında kurduğu Bağımsız Devletler Topluluğu(BDT)* ile yeniden bir Sovyet ruhu kurmaya çalışmıştır. Ve bu sayede politikalarını istediği gibi yürütüp, küresel bir güç olma yolunda eski statüsüne ulaşabilmeyi hedeflemiştir. Ayrıca enerji konusunda BDT’ye üye ülkelere petrolün ve doğalgazın dünya piyasasındaki fiyatının çok altında bir fiyattan petrol ve doğalgaz ihracatı yaptığı görülmektedir. BD içinde Batı’nın desteğini en çok aldığı görülen Ukrayna ve Gürcistan ile ilişkiler yıllar geçtikçe bozulmuş ve bu ülkeler Batı yönlü politikaları takip ederek, topluluktan ayrılmışlardır. Gürcistan’daki Güney Osetya Savaşı sonucunda, Gürcistan topluluktan ayrılmıştır. Ukrayna ise, Rusya’nın Kırım’ı işgali sonrasında, BDT’den ayrılmıştır. Topluluktan ayrılıp, Batı yönlü politikalar izlemesi bu ülkelere karşı Rusya’nın enerji ihracını dünya piyasasındaki fiyata satmasına neden olmuştur.

Avrupa enerjide Rusya’ya bağımlılığını gitgide arttırmış ve aynı zamanda Rusya’nın da Avrupa pazarına olan bağımlılığı artmıştır. Bu durumdan dolayı Rusya enerji konusunda kendisine yeni alternatifler aramıştır. Bu konuda Rusya açısından önemli olan ülkeler: Çin, Japonya ve Güney-Kuzey Kore’dir. Bu ülkeler arasında en büyük enerji ithalatçısı potansiyeline sahip olan ülke Çin’dir. Yapılan tahminlere ve öngörüler ile Çin 2030 yılında, ABD’nin yaptığı kadar enerji ithal edecek ve 2030 yılında günlük ortalama 12 milyon varil petrol ihraç edece duruma gelecektir. Bu durum Rusya açısından büyük önem arz etmektedir.

Bağımsız Devletler Topluluğu*: 8 Aralık 1991 tarihinde Beyaz Rusya, Ukrayna ve Rusya Federasyonu, birlikteliğinde imza altına alınan anlaşma ile oluşturulmuş devletler topluluğudur. Anlaşma sonucunda Sovyetler Birliği resmi olarak yıkıldı. Daha sonra Letonya, Gürcistan, Estonya ve Litvanya dışındaki diğer tüm Sovyet Cumhuriyetler anlaşmaya imza atarak 21 Aralık 1991 tarihinde bu oluşuma katıldı.2008’de Gürcistan Güney Osetya Savaşı’ndan dolayı ayrılmıştır. 2014’te ise Ukrayna, Kırım’ın, Rusya tarafından işgali neticesinde BDT’den ayrılmıştır.( http://www.tarihbilimi.gen.tr/makale/bagimsiz-devletler-toplulugu/)

2007’ye kadar doğalgaz ihraç eden Çin, doğalgaz talebindeki artış sebebiyle, doğalgaz ithal etmeye başlamıştır. Çin, fazla enerji talebi neticesinde, ABD’den sonraki en çok enerji ithal eden ülke konumunda bulunmaktadır. Rusya ve Çin arasında antlaşmalar da yapılır. Buna örnek olarak 2001 yılında yapılan ‘’İyilik ve Dostluk Antlaşması’’ ve Doğu Sibirya Pasifik Okyanusu (ESPO) petrol hattı antlaşmaları enerji işbirliği alanında yapılmış önemli antlaşmalardır. Daha sonra Japonya’nın da projeyi desteklemesi ile iki ülke arasında (Japonya ve Çin) rekabete yol açan durum, Rusya’nın lehine neticelenmiştir. İleri ki zamanlarda dünyada yaşanan siyasi gelişmeler ve Rusya’nın yürüttüğü politikalar neticesinde Japonya-Rusya arasında yakınlaşma olmuştur. Ancak Eylül 2005’ten itibaren, YUKOS kamulaştırılınca, Çin, ESPO için Rusya ile anlaşma yoluna gider. Aralarında ESPO için bir antlaşma imzalanır. Rusya’nın bu antlaşmayı yapmasındaki en önemli neden bu hat ile Asya Pasifik’e kadar uzanan enerji ithalatını yapabilecek olmasıdır. 2009 yılında ise iki ülkenin doğalgaz sevkiyatı yönünde antlaşma imzalarlar. Bu antlaşma doğalgaz tedariki için temel oluşturmuştur. 2011 yılında Çin’in doğalgaz fiyatlarında indirim için ısrarı ile antlaşma imzalanamaz. Enerji konusundaki nihai antlaşma 2013’te imzalanır. Rusya ve Çin arasındaki antlaşma 300 yıllık bir antlaşma olmuştur. İlk aşaması 2018’de başlayacak olan enerji sevkiyatı ile 60 milyar metreküplük sevkiyat yapılması hedeflenmektedir. Bu Doğu Akım projesi ile Rusya, kendi aleyhine bir durum oluşturarak, Avrupa’nın bağımlılığı gibi ilerde Çin’in de, Rusya’ya enerji konusunda bağımlı olmasının ihtimalini arttırmıştır. Bu sayede Rusya, hem kendine alternatif bir enerji ihracatı yapacak pazar oluşturmuş hem de Çin’deki Uzakdoğu’daki bölgeleri geliştirmek için fırsat yakalamış oldu.

Japonya ile olan ilişkilere bakıldığında, Japonya enerjiye bağımlı bir ülkedir. Bundan kaynaklı enerjiyi ithal etme mecburiyetindedir. Rusya ile ilişkileri özellikle Putin döneminde kayda değer bir yükselişe geçmiştir. Japon şirketleri Rusya’nın enerjiyi sevk edebilmesi için teşvikler yapmaktadır. Japonya enerji ithalinde özellikle Ortadoğu’ya olan bağımlılığını kırmak açısından Rusya’yı bir alternatif olarak görmektedir. Bu sebeple elinden gelen desteği Rusya’ya sağlamaktadır.

Son olarak Kuzey-Güney Kore’ye bakıldığında, Putin’in iki ülkeden de geçecek şekilde planlanan projesi Kuzey ve Güney Kore arasında doğalgaz arzı yapılmak istenmiştir. Güney Kore en büyük enerji ithalatçılarından biridir. 2011’de özellikle LNG ithalatında ikinci olur.

Kuzey Kore 2011’de yapılacak olan iki ülkeden de geçecek olan boru hattı projesini kabul ettiğini beyan etmiştir.(Trans-Korea) Kuzey Kore’nin kabulünden birkaç ay sonra da Güney Kore bu projeyi kabul etmiştir. Ancak 2012’de proje Kuzey Kore’nin geçiş ücreti konusunda yüksek ücret talebinden dolayı sekteye uğramıştır.

Türkiye-Rusya Enerji İlişkileri

Soğuk Savaş sonrasında ikili ilişkiler yükselişe geçmiştir. Özellikle 2000 sonrasında ilişkiler yükselmiştir. 2002 yılının sonunda Türkiye’de AK parti hükümetinin iktidara gelmesi ile birçok konuda işbirliği sağlanmıştır. İki ülke arasında stratejik ortaklık konusunda antlaşmalar imzalanmıştır. Özellikle son dönemlerde(2010’larda) enerji ithalatının %80’ini Rusya’dan karşılayan Türkiye, en fazla ithalatı Rusya’dan yapmaktadır. Ayrıca ihracat konusunda da en büyük pazarı Rusya’dır. Genel olarak meyve-sebze ve otomobil parçası ihraç eden Türkiye, önemli bir ortaktır. Özellikle Avrasya Bölgesi’nde Rusya Federasyonu’na 2000’lerin başından beri en fazla ihracat yapılmakta ve yine aynı şekilde en fazla ithalat yapılmaktadır.

Kaynak: http://politikaakademisi.org/2014/06/27/21-yuzyilda-turkiye-rusya-federasyonu-enerji-iliskileri-karsilikli-bagimlilik-mi-yoksa-giderek-artan-tek-tarafli-bagimlilik-mi/

İki ülke de enerji ilişkilerini çıkar üzerine kurmuştur. Yaptıkları herhangi bir antlaşma/işbirliğinde iki ülkenin de yararına olmalıdır. 2000’lerin son döneminde Rusya, İran’ın Türkiye’ye uyguladığı gaz kesintilerinde oldukça destek olmuştur. Bu sayede Türkiye nezdinde itibarı ve konumu güçlenmiştir, güvenilir bir enerji ortağı olduğunu göstermek istemiştir.

Türkiye ile Rusya’nın Enerji Alanındaki İşbirliği

Türkiye, enerji konusunda dışa bağımlı bir ülkedir. Daha önceden de belirtildiği üzere enerji ithalatında Rusya çok önemli rol oynamakta. Türkiye’nin dâhil olduğu bazı önemli enerji projeleri vardır.

Güney Akım Projesi

2008 yılında Kafkasya’da ortaya çıkan kriz sonrasında Gürcistan ve Azerbaycan Batı’nın da desteği ile Rusya’yı bir çeşit cezalandırma yoluna giderek yapılacak olan enerji sevkiyatında saf dışı bırakmak istemektedirler. Aynı zamanda Rusya’da kendine yeni alternatif projeler tesis edip, enerji sevkiyatı alternatifini arttırmak için uğraşmaktadır. Bu kapsamda geliştirilmiş olan Güney Akım Projesi ile Kafkasya Bölgesi’ndeki enerji yarışında önemli bir aktör olmak adına yapılmıştır. Bu proje ile Nabucco projesine bir alternatif oluşturması ve bu bölgede tekel olma konusunda atılan önemli bir adımdır.

Bu projeyi Türkiye kendi Münhasır Ekonomik Bölgesi’nden geçmesine izin vermiştir. Ayrıca projeden kaynaklı bir şekilde Ukrayna transit ülke olma konumundan uzaklaşmış, Türkiye bu konuma gelmiştir. Bu durumdan Türkiye kazançlı çıkmıştır. Zira Rus doğalgazının Avrupa’ya ulaştırılmasında kilit ülke konumunda yer almaktadır. 1990’larda yapılan antlaşmaların 2025’e kadar uzatılmasına karar verilerek, enerji konusunda önemli bir adım atılmıştır.

Bu sayede iki ülke arasında ilişkiler gözle görülür bir biçimde gelişmiştir, 2012 senesinde başlayan bu yükseliş, Rusya nezdinde Türkiye’yi ‘’güvenilir ortak’’ imajına büründürmüştür.

Proje, Karadeniz’in altından yapılacak boru hattı ile Rusya’dan, Bulgaristan’a kadar uzanan bir boru hattı inşası imzalanmış oldu. Türkiye’nin buradaki önemli konumu ile jeostratejik önemi güçlenmiş, ileride olabilecek bir durum karşısında bu durumu bir politika aracı olarak kullanabilmesine zemin hazırlamıştır.

Bu projeden görüldüğü üzere Rusya Federasyonu, Azerbaycan-Gürcistan krizini fırsata çevirmiş ve Türkiye’yi devreye sokmuştur. Türkiye’nin izlediği siyaset ise takdire şayan bir görüntü oluşturmaktadır. Zira hem Rus gazını Avrupa’ya ulaştırmakta kilit ülke konuma yükselmiş, Rusya’nın güvenini kazanmış, hem de Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı projesindeki konumu ile enerji sevkiyatındaki yeri fazlaca önem kazanmıştır.

Türkiye, 2009 krizinde yaşadığı ekonomik durgunluk sonrası toparlanarak Dünya’daki en hızlı büyüyen ekonomilerden bir tanesi olmuştur. Ekonomik büyüme güç talebini de beraberinde getirmiştir. Nükleer enerji üretim kapasitesini geliştirmek ve çoğaltmak isteyen Türkiye, 2023 hedefleri arasına bunu ekleyerek 80000mW nükleer enerji üretmeyi hedeflemektedir. Bu hedef doğrultusunda Rosatam ile yaptığı antlaşma ile Türkiye’nin Mersin ilinde inşa edilecek olan Akkuyu Nükleer tesisi ile ayrıca ikince olarak da Karadeniz’de bulunan Sinop’a inşa edilmesi planlanan nükleer tesis de dâhil ederek hedeflerine ulamayı planlamaktadır.

3 Aralık 2012’de Putin-Erdoğan görüşmesinde 11 tane antlaşma imzalanmıştır ve bu imzalanan antlaşmalardan 3 tanesi enerji alanındadır:

  • Çarlık Holding- Rosneft arasında olan pazarlama ve dağıtım antlaşması
  • Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Rusya Federasyonu’nun devlet enerji firması oan Rosatom arasında Akkuyu Nükleer Tesisi hakkında ortak bildirge imzalanır.
  • İki ülkenin enerji bakanları arasında imzalanan enerji hakkında olan ortak bildirge.

Bu görüşmenin en önemli konusu Akkuyu’da yapılacak/inşa edilecek olan nükleer tesis idi. Rusya’nın bu tesis için yatırım yapacağı ve bu konuda Türkiye’yi destekleyeceğini beyan etmiştir.

Bu durumun her ne kadar avantajlı yanı fazla gibi gözüksede bazı dezavantajlı yanları da vardır. Şöyle ki; normalde nükleer tesislerin yapımı kamu harcamaları ile gerçekleşirken, Türkiye yabancı yatırımlar/şirket üzerinden gerçekleştirmektedir. Doğacak herhangi bir iş kazası veya patlama gibi sorunlarda hukuki olarak 3.şahısların yükümlülüğüne dair bir yasa olmaması, Türk hukukundaki bu boşluk sorun teşkil edebilir. Diğer bir dezavantaj ise nükleer atık sorunu. Zira uluslararası antlaşmalar ve Rusya’nın yasaları gereği nükleer atıkları almaması ve bu atıkların Türkiye’de kalması ciddi bir kirliliğe yol açacak olmasıdır.

Uçak krizine kadar enerji ve ekonomi alanında gayet istikrarlı ve olumlu bir tablo çizen ilişkiler, uçak krizi ile sekteye uğramıştır. 24 Kasım 2015’te, Türk hava sahasını işgal eden bir Rus savaş uçağının, birden fazla uyarılmasına rağmen Türk hava sahasını terk etmemesi sonucunda uçağın düşürülmesi ile iki arasında belli bir süre ilişkilerin kesilmesi ve karşılıklı ambargolar ile daha da kötüye giden bir seyir izlemiştir. Türkiye’nin özellikle meyve-sebze ihracatı ve doğalgaz-petrol ithalatı sıkıntıya uğramıştır. Her iki ülke de ekonomik açıdan zararlı çıktığı bu sürecin sonunda ilişkiler ‘’karşılıklı güvensizlik ve sert bir şekilde’’ gerçekleştirilmiştir.

Kaynaklar

1. Fatih Akgül, Rusya’nın Putin Dönemi Avrasya Enerji Politikalarının Türkiye-Rusya İlişkilerine Etkileri.
2. http://www.tasam.org/tr-TR/Icerik/348/rusyanin_yeni_enerji_politikasi
3. http://politikaakademisi.org/2014/06/27/21-yuzyilda-turkiye-rusya-federasyonu-enerji-iliskileri-karsilikli-bagimlilik-mi-yoksa-giderek-artan-tek-tarafli-bagimlilik-mi/
4. Tuğçe Varol Sevim, Rus Dış Enerji Politikası ve Yeni Hedef Kuzey Doğu Asya.
5. Mustafa Cem Ünal, Rus Dış Politikasında Enerjinin Rolü ve AB Enerji Politikasına Etkisi, Ankara,2011.
6. Elnur İsmayil, Bayram Aliyev, Türkiye-Rusya İlişkilerinde Enerjinin Rolü, TYB AKADEMİ Dil Edebiyat ve Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl:6, Sayı:17, Mayıs 2016.

Yorumunuzu Paylaşın