Makaleler

Reşat Nuri Güntekin’in Hayatı ve Acımak Romanının Özeti

Yazar: Ali Külek

Bu yazımızda Yaprak Dökümü ve Çalıkuşu romanlarının yazarı olan Reşat Nuri Güntekin’in hayatını ve Acımak adlı romanının özetini yapacağız.

Reşat Nuri Güntekin’in Hayatı ve Acımak Romanının Özeti

Yaptığı görevler ile Türkiye’nin birçok yerini gören ve yazdığı eserler ile de Türk edebiyatının usta kalemlerinden biri haline gelen Reşat Nuri Güntekin’in yazdığı romanlar günümüzde bile hala etkisini koruyarak okunmaya devam ediyor. Sadece okunmakla kalmayan bu romanlar, dizi haline getirilerek televizyon dünyasında da kendilerinden çokça söz ettirmeyi başarır. Bu yazımızda Yaprak Dökümü ve Çalıkuşu romanlarının yazarı olan Reşat Nuri Güntekin’in hayatını ve Acımak adlı romanının özetini yapacağız.

Reşat Nuri Güntekin’in Hayatı

Reşat Nuri Güntekin, askeriyede doktor olarak görevli olan Nuri Bey ve Erzincan Valisi Yaver Paşa’nın kızı olan Lütfiye Hanım’ın ilk çocuğudur. 1889 yılında Üsküdar’da dünyaya gelen Reşat Nuri’nin genç yaşta ölen bir kız kardeşi vardır. Ailenin tek çocuğu olarak büyüyen Reşat Nuri Güntekin, babasının mesleği sebebi ile öğrenim hayatını farklı şehirlerde tamamlar. Çanakkale’de başlayan eğitim hayatına sırası ile İzmir ve İstanbul’da devam eder. Lise öğrenimini İstanbul Saint Joseph Lisesi’nde tamamlayan Reşat Nuri Güntekin, Darülfünun Edebiyat Bölümü’nde yükseköğretimini bitirerek meslek hayatına başlar. Reşat Nuri Güntekin, Bursa ve İstanbul’un çeşitli okullarında Türkçe ve Fransızca Öğretmenliği yapar. 1927 yılına kadar süren öğretmenlik hayatının sonunda Hadiye Hanım ile evlenir. Hadiye Hanım, Reşat Nuri Güntekin’in son görev yaptığı Erenköy Kız Lisesi’nden yeni mezun olan bir öğrencisidir.

Öğretmenlik mesleğini icra ederken edebiyat konusunda da oldukça ilgili olan Reşat Nuri Güntekin, hikaye yazma girişimlerine Halit Ziya Uşaklıgil’in eserlerinden aldığı ilham ile başlar. Hikaye yazarlığının yanı sıra tiyatro yazarlığına da ilgi duyan Reşat Nuri Güntekin, Gizli El (Roman), Eski Ahbap (Hikaye), Hançer ve Gizli Rüya (Tiyatro Oyunu) gibi eserler meydana getirir. Reşat Nuri Güntekin, 1922 yılında Vakit Gazetesi’nde tefrika edilen “Çalıkuşu” adlı romanı ile gerçek şöhretine kavuşur.

1931 yılında Maarif Müfettişi Reşat Nuri Güntekin olarak Türkiye’nin birçok yerinde görev alır. Bu Türkiye yolculuğu Reşat Nuri Güntekin’e ülkenin ve halkın esas sorunlarını göstermesi bakımından önemlidir. 1939 yılına gelindiğinde Çanakkale milletvekili olan Reşat Nuri Güntekin’in 1941 yılında bir kızı olur. Tek çocuğu olan bu kıza Ela adını verir. İstanbul’da 1947 yılında bir süre Memleket Gazetesi’ni çıkardıktan sonra müfettişlik görevine geri döner. Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Türkiye temsilcisi ve öğrenci müfettişi olarak Paris’e giden Reşat Nuri Güntekin, yaşından dolayı istifa edeceği 1954 yılına kadar Paris kültür ataşeliği görevinde bulunur. Emekli olduktan sonra bir süre İstanbul Şehir Tiyatrosu edebi heyetinde üye olarak çalışır.

Türk edebiyatının en meşhur yazarlarından biri olan Reşat Nuri Güntekin’e akciğer kanseri teşhisi konur. Hastalığın tedavisi için Londra’ya giden Reşat Nuri Güntekin, 7 Aralık 1956 yılında vefat eder. 6 gün sonra yani 13 Aralık günü Karacaahmet Mezarlığı’na gömülür. Ölümünden sonra Reşat Nuri Güntekin’in Levent’teki evinin bulunduğu sokağa “Çalıkuşu” adı verilir.

Acımak Romanının Konusu

Öğretmen olarak başarılı ancak acıma duygusundan yoksun Zehra öğretmen’in babası ile ilgili bildiği ne kadar kötü anı varsa hepsinin yalan olduğunu öğrenmesi ve gerçekler sonucunda içindeki acımasızlığı körükleyen olumsuz duygulardan kurtulmasını anlatır.

Acımak Romanının Özeti

Zehra, mesleğini aşkla yapan bir başöğretmendir. Öğrencilerini, okulunu sever. Elinden gelen ne varsa geri durmaz. Ancak bir kötü huyu vardır ki yanlışa tahammül yoktur. Öğrencilerine bu konuda hiç acımaz. Zehra’ya göre yanlış yapan kim olursa olsun cezalandırılması gerekir. Bu tutumu yüzünden Maarif Müdürü Tevfik Bey birçok kez ikaz etse de Zehra tutumunu hiçbir zaman değiştirmez. Bir gün Vekil Şerif Hayri Bey, Zeynep Hanım’ın okulunu ziyaret etmeye gelir. Ziyaretin asıl amacı Zehra’nın babasının hasta olduğunu haber vermektir. Maarif Müdürü Tevfik Bey ve Şerif Hayri Bey, Zehra’nın yanına birlikte gider. Öncelikle Zeynep Hanım’ın acımasızlığından konu açılsa da konu bir açıklığa kavuşturulamadığı için fazla uzatılmaz. Şerif Hayri Bey, ziyaret sebebini Zehra’ya anlatır. Ancak Zehra babasının adını duyduğu anda öfkelenir. Babası olmadığını söyleyerek Tevfik Bey ve Şerif Hayri Bey’in yanından ayrılır. Bu olaydan iki gün sonra İstanbul’dan gelen bir telgraf Zehra’nın babasının durumunun daha kötü bir hal aldığı haberini getirir. Tevfik Bey, Zehra’yı yanına çağırarak babasının yanına gitmesini ister. Zehra ise babasını görmek istemediğini söyleyerek babasından neden nefret ettiğini anlatır. Babasının alkolik, işsiz, kötü ruhlu bir adam olduğunu anlatır. Tevfik Bey, Zehra’yı ikna etmek içinde elinden geleni yapar. Zehra’yı ikna edemeyeceğini anlayan Tevfik Bey, konuyu daha fazla uzatmaz. Tevfik Bey ve Zehra’nın konuşmalarından birkaç saat sonra Zehra eline valiz ile gelir ve Tevfik Bey’e babasını görmeye karar verdiğini söyler. Acımak Romanı Kapağı

İstanbul trenine binen Zehra yolculuk sırasında geçmişini düşünür. Babasının ailesine nasıl ihmal ettiğini, babasının yüzünden ölen ablasını, babasının kötülüklerini, annesinin hastalıktan ölmesini, anneannesinin yatalak kalmasını, bir yatılı okula giderek babasından nasıl kurtulduğunu ve mezuniyetten sonra nasıl izini kaybettirdiğini düşünür.

Tren yolculuğunun ardından elindeki adrese gittiğinde Zehra’yı eski komşuları Vehbi Bey karşılar. Vehbi Bey, Zehra’ya çok geç kaldığını babasının bir gün önce öldüğünü söyler. Beraber babasının evine giderler. Vehbi Bey, Zehra’ya evdeki bir sandığın anahtarını verir. Zehra, başta sandığı açmak istemese de yalnız kaldığı bir sırada merakına yenik düşerek sandığı açar. Sandıktan babasına ait birkaç eski elbise ve bir defter çıkar. Defter Zehra’nın babası Mürşit Efendi’ye aittir. Zehra defteri okumaya başlar. Hikayenin bu kısmından sonra anlatılanlar Mürşit Efendi’nin anlattıklarıdır:

Mürşit Efendi, defterine diplomasını alan biri olarak başlar. Artık bir işe girebilecek ve yoksul hayatını geride bırakabilecektir. Mürşit Efendi hemen olmasa da üç ayın sonunda memur olarak işe başlar. Maarif müdürü olarak Sivas’a atanır. Bulduğu işten memnun olan Mürşit Efendi, her şeyi ile vatanı ve milletine faydalı bir insan olmak ister. Herkes ile iyi geçinmeye çalışır. Ancak Mürşit Efendi’nin bu iyi niyetini suistimal etmek isteyen mesai arkadaşları kendi işlerini de Mürşit’e yaptırırlar. Bu duruma alışan arkadaşları Mürşit Efendi işlerini yapmadığı zaman kavga çıkaracak kadar yüzsüzleşirler. Hatta aralarında kavga bile çıkar. Her şeye rağmen Mürşit Efendi yine de insanlarla arasını iyi tutabilmek için elinden geleni yapar. Mürşit Efendi’nin başına sabrını zorlayacak şeyler üst üste gelir. Çalışmaları ve davranışları ile hak ettiği kaymakamlık makamı Mürşit Efendi nasıl olsa itiraz etmez diyerek Mürşit Efendi’den daha deneyimsiz birine verilir. Mürşit Efendi, hakkının yenilmesine çok sinirlenir. Bu durama itiraz eden Mürşit Efendi’nin dosyasına “Geçimsiz” olarak not düşülür. Mürşit Efendi, haksızlığa uğradığı için artık bambaşka biri haline gelir. Çalışkan ve namuslu bir memur olmaktan vazgeçer. Kaymakam olan Mürşit Efendi, daha fazla kandırılmamak için bir tanıdığı ile yer değişikliği yapar. Daha küçük, bakımsız bir şehre kaymakam olarak gider. Gittiği bu yerin temiz su problemi vardır. İnsanla kirli dereden su içerler. Bu yüzden her gün çocuk ölümleri yaşanır. Mürşit Bey, problemi çözmek için işçiler ile birlikte bizzat ter döker. Ancak kurallara uymadığı gerekçesi ile daha kötü bir kasabaya atanır. Burada da iftiralardan ve tuzaklardan kurtulamaz. Doğu’da bulunan birçok kasabada görev alır. Mürşit Bey, göreve ilk başladığı günkü gibi düşünmekten vazgeçer. Yaşadıkları olaylar Mürşit Efendi’yi bambaşka biri haline getirir.

Son olarak Diyarbakır’da tahrirat müdürü olarak görev alan Mürşit Efendi, çalıştığı devlet binasında mal müdürü olan Fadıl Bey rahatsızlaşınca Mürşit Efendi’den kendisini eve götürmesini rica eder. Ancak Fadıl Bey eve varmadan ölür. Mürşit Efendi de Fadıl Bey’i kucağına alarak evine götürür. Fadıl Bey’in cenaze işleri ile bizzat kendisi uğraşan Mürşit Efendi, Fadıl Bey’in küçük kızı Meveddet’ten çok etkilenir. Cenazeden sonra Meveddet’i annesi Makbule Hanım’dan ister. Makbule Hanım’da kızını hemen verir. Mürşit Efendi, iyilik timsali olarak gördüğü kaynanasının Fadıl Bey hakkında anlattığı her şeye inanır. Mürşit Efendi’nin saf ve sakin bir kişiliği olduğunu anlayan Makbule Hanım, Mürşit Efendi’yi istediği gibi yönlendirmeye başlar. Mürşit Efendiye her şeyin en pahalısını aldırır. Önce yeni bir ev alarak başlanır harcamalara. Bunları bir aşçı ve lüks harcamalar takip eder. Mürşit Efendi, eşi Meveddet’in kendisini sevmesi için her şeyi yapar. Ancak Meveddet, Mürşit Efendi’yi silik, pısırık bir tip olarak görmektedir. Kaynanası Makbule Hanım ve eşi Meveddet’in isteklerini yapabilmek için her türlü yolsuzluğu yapmaya başlayan Mürşit Efendi, gittikçe borçlanmaya başlar. Borçlarını borçla kapatmaya çalışır. Diyarbakır’ın zenginlerinden Abdüssamed Bey, Mürşit Efendiye para konusunda yardım eder. Başka bir zamanda da kaynanası Makbule Hanım ve eşi Meveddet’in asıl yüzünü anlatır.

Mürşit Efendi, Meveddet’in ısrarlarına dayanamaz ve İstanbul’a taşınmak için atamasını ister. İstanbul’da gümrük memuru olarak çalışır. Ailesinin harcamalarına para yetiştiremeyen Mürşit Efendi, İstanbul’da daha da zor duruma düşer. Borç batağından kurtulabilmek için hırsızlık yapar. Hırsızlık suçundan beş ay hapis cezasına çarptırılır. Mürşit Efendi hapisteyken Makbule Hanım, diğer kızı Ruhsar’ı yaşlı ve zengin biri ile evlendirir. Ruhsar kocasını aldatınca kocası tarafından öldürülür.

Mürşit Efendi artık her şeyin farkındadır. Ancak elinden hiçbir şey gelmez. Kendini içkiye verir. Eşi ve kaynanası umurunda değildir. Sadece kızlarını düşünür. Eşi ve kaynanası, kızlarını da aynı kendileri gibi yetiştirmektedir. Ailenin başına gelen tüm kötü olaylar için Mürşit Efendi suçlanır. Kızları, Mürşit Efendi’den nefret ederler. Annesi gibi süse ve lükse düşkün olan büyük kızı Feriha’nın bir erkekle görüştüğünü öğrenen Mürşit Efendi, Feriha’ya evden çıkmayı yasaklar. Yine de Feriha gizli gizli evden kaçmaktadır. Mürşit Efendi evde bir eşyasını ararken karısına yazılmış aşk mektuplarını bulur. Aldatılmaya hazmetmek istemeyen Mürşit Efendi evi terk etmek istese de iki kızını, bu kötü kadınlarla yalnız bırakamaz. Mürşit Efendi kendini iyice alkole bırakır. Feriha yakalandığı bir hastalık yüzünden gün geçtikçe kötüye gider ve ölür. Kızını görmek isteyen Mürşit Efendi’ye kızının cenazesini bile göstermezler. Feriha’nın ölümünden de Mürşit Efendi’yi sorumlu tutarlar. Eve uğramayı bırakan Mürşit Efendi, yırtık ve pis elbiseler ile sokaklarda yaşamaya başlar. Bir gün Cevdet adında eski bir arkadaşına denk gelir. Uzun bir sohbetin ardından Mürşit Efendi Cevdet’ten bir iyilik ister. Kızı Zehra’yı bir yatılı okula yazdırması için rica eder. Bu sayede eşi ve kaynanasının kötülüklerden kızını korumayı amaçlar. Mürşit Efendi, kızının kayıt olduğu okula Zehra’yı kimse ile görüştürmemelerini tembihler.

Mürşit Efendi yıllar sonra kızını arkadaşları ile birlikte görür. Ancak kızını utandırmamak için yanına gitmez.

Mürşit Efendi’nin günlüğü burada sona erer. Zehra, hayatı boyunca bildiklerinin birer yalandan ibaret olduğunu anlar. Yıllarca boşu boşuna babasından nefret etmiştir. Kendi indeki acımasızlığın kaynağı babasına olan nefreti olduğu için yok olan nefreti ile birlikte acımasızlığı da yok olur. Zehra artık tam bir öğretmendir.

Acımak Romanının Kahramanları

Zehra: Mesleğini seven, başarılı bir öğretmendir. Ancak yanlışa ve hataya tahammülü yoktur. Acıma duygusundan yoksun olması öğrencilerini sert bir şekilde cezalandırmasına sebep olur. Maarif Müdürü Tevfik Bey tarafından uyarılsa da davranışından vazgeçmez. Acımasız oluşu Zehra’nın tam bir öğretmen olmasındaki tek engeldir. Acımasızlığının sebebi ise babasına duyduğu kin ve nefrettir. Babasının gerçek hayatını öğrendikten sonra tam bir öğretmen olur.

Mürşit Efendi: Zehra’nın babasıdır. Mürşit Efendi hakkında Zehra’nın düşüncelerinde olumsuz bir karakter olarak görsek de anı defterinde yazılanlar gerçek Mürşit Efendi hakkında bize bilgi verir. Memuriyetinin ilk yıllarında namusu ile çalışıp vatana millete hayırlı bir insan olmak gayesi ile çalışan Mürşit Efendi, eşi ve kaynanası yüzünden girdiği borç batağı ve alkol bağımlığı ile zor günler geçirir. Her şeyi geri de bırakmayı planladığı tek seferde ise kızlarının sesini duyması ile ailesini terk edememiştir.

Makbule Hanım: Mürşit Efendi’nin kaynanasıdır. Kurnaz ve çıkarcı biridir. Mürşit Efendiye kendini iyi biri gibi göstererek her istediğini yaptırır.

Meveddet: Mürşit Efendi’nin eşi Zehra’nın annesidir. Mürşit Efendi’yi hiç sevmez ve son derece pasif biri olarak görür. Lüks tüketimi seven, istediği şeyin hemen yapılmasını isteyen bir kadındır. Kocasını, komşuları Necip Bey ile aldatır.

Ruhsar: Zehra’nın teyzesi. Mürşit Efendi hapisteyken Makbule Hanım tarafından zengin ve yaşlı biri ile evlendirilir. Kocasını aldattığı için kocası tarafından öldürülür.

Feriha: Zehra’nın ablasıdır. Annesi gibi gözü yükseklerde olan, bakımına, süsüne düşkün bir kızdır. Yakalandığı bir hastalık yüzünden ölür.

Tevfik Bey: Zehra’nın çalıştığı şehirde maarif müdürüdür. Zehra’yı doğru yola getirmek için çok uğraşır ancak başarılı olamaz.

Şerif Hayri Bey, Vehbi Efendi, Abdüssamet Bey, Nasuhi Bey, Cevdet Bey, Necip Bey gibi romanın belli kısımlarına dahil olan karakterlerde vardır.

Kaynaklar

Güntekin, Reşat Nuri, Acımak, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 2016

Yorumunuzu Paylaşın