Makaleler

Osmanlı’da Dergicilik

Yazar: Diba Bahadıroğlu

Osmanlı Türkçesinde dergi yerine Arapçadan gelen mecmua – cem yani "toplamak" kökünden türetilen sözcük - terimi kullanılırdı. Dergi, kelimesi Eski Türkçe "termek" eyleminden türetilerek Cumhuriyet döneminde kullanılmaya başlandı. O döneme değin mecmua, günümüzde kullanılan anlamıyla kullanılıyordu. Nitekim sıkça da karıştıran bir terimdir. Şöyle ki Osmanlı döneminde Divan edebiyatı devrinde şairlerin mecmuaları vardı. Lakin bu mecmualar farklı bir amaçla kullanılıyordu. Tanzimat edebiyatından bu yana ise günümüzdeki amacıyla kullanılıyordu. Bu yazıda işleyeceğimiz konu ise günümüzdeki dergiciliğin tarihçesi olacaktır…

Dergi Nedir?

Siyaset, bilim, sanat gibi çeşitli alanlarda, genellikle düşünsel nitelikli yazıların yer aldığı, belirli aralıklarla çıkarılan yayım aracı olarak tanımlanabilir dergi. ( Atilla Özkırımlı, Türk Edebiyatı Ansiklopedisi, c. 2 , s.361 ) Aynı tanım Türk Dil Kurumu tarafından da kabul edilmiştir.

Günümüzde dergi ise magazinden bilime, sanattan edebiyata her çeşit konuda çıkarılan yayın olarak tanımlanabilir.

Dergi ile gazete farklı şeylerdir. Derginin okuyucu kitlesi sabit ve gazeteden daha azdır. Gazeteler daha evresel daha yorumsuzken dergilerde yorum öndedir. Gazete habercilik anlayışı çerçevesinde her şeyle ilgilenirken dergi sadece kendi uzmanlık alanıyla ilgilenir ki zaten bu yüzden okuyucu kitlesi değişken değildir. Ayrıca gazeteler günlük olarak yayımlanırken dergiler haftada bir ya da ayda bir  vs. yayımlanır.

Magazin, siyasal ya da gülmece içerikli dergiler, bilim  - sanat – edebiyat dergilerine göre daha kısa sürede çıkar. Bilimsel ve sanatsal dergiler araştırmalara yer vererek makale yayımladıkları için daha uzun zaman diliminde çıkar. Özellikle Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu ya da TÜBİTAK gibi köklü kuruluşların dergileri ya da özel / devlet üniversitelerine bağlı çıkan dergiler 3 ayda ya da yılda 1 kez çıkabilir. Bu tür dergiler bir kitap hacminde olur genelde. Günümüzde bu tür dergiler oldukça fazladır ve özellikle üniversite gençliği için oldukça yararlıdır.

Türkiye’de ilk dergi…

Türkiye’de ilk dergi Tanzimat Döneminde görülür. 1850 yılında çıkmaya başlayan dergi Fransızca ve Türkçe olarak iki dilde çıkan Vakâyi-i Tıbbiye ( Tıp Vakaları) dergisidir. Tıp ve fen konularının öncelikte olduğu bir dergidir.

İkinci dergi ise bundan 12 yıl sonra yani 1862 yılında çıktı. Temmuz ayında yayıma başlayan bu derginin adı Mecmua-ı Fünun ( Fen Dergisi ) oldu. Bu dergi Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye ( Osmanlı ilim topluluğu ) tarafından çıkarıldı. Derginin isminden de anlaşılabileceği gibi bu dergide bilim, teknik, fen konularına yer verildi. Daha çok didaktik bir dil kullanıldı. Ayrıca bu dergide çeviriler ve yazı derlemelerine de yer verildi.

1860’lı yıllarda dergicilik hız kazandı ve şu dergiler de çıkmaya başladı: Mir’at (Ayna) , Ceride-i Askerriye (Askerlerden haberler), Mecmua-i Ulûm (İlimlerin dergisi), Tufetü’l Tıb…

Yukarıda adı sayılan dergilere dikkat edildiğinde bir nevi ders kitabı niteliğinde oldukları isimlerinden bile anlaşılır. Tanzimat döneminin en sık görülen yayım özelliklerinden birisidir bu durum. Edebiyat daha doğrusu her türlü yayım aracı, halkı eğitmek için kullanıldığından ötürü dergiler de gazeteler de hep didaktik özellik göstermiştir.

Önce gazeteler çıktı..

Osmanlı döneminde önce gazeteler çıktı. İlk gazete olan Takvim-i Vekayi 1831 yılında çıkmıştı. Her ne kadar devlet tarafından çıkarılsa da Türk basın ve dergi tarihinin gazete ile ve bu gazete ile başladığını kabul etmek gerekir.

İlk özel gazete de ise 1860 yılında Şinasi ve Agah Efendi tarafından çıkarıldı. 

Tercüman-ı Ahval, dergicilik gibi işlev gören bir gazeteydi.

Tanzimat Döneminde dergi ve gazetelerin işlevi…

Garip bir şekilde Osmanlı’daki dergi ve gazetecilik algısı hiçbir ülkede hatta tarihte görülmemiştir. Basın, halk ile devletin bağlantısı olmaktan çok, halkı bilgilendirmek, halkı bilinçlendirmek amacıyla kullanılmıştır tarihimizde. Bu durum, önce gazetelerle sonra da dergilerle desteklenmiştir. Atilla Özkırımlı şu şekilde özetlemektedir durumu “Tanzimat döneminin başlıca özelliği sayılabilecek bilgilenme ve bilgilendirme hepsinin başlıca görevidir. Bir düşüncenin, bir görüşün savunusu yapmaktan çok Batı’ya açılma sonucu elde edilen yeni bilgilerin aktartılmasıdır amaç.” (Atilla Özkırımlı, Türk Edebiyatı Ansiklopedisi, c. 2 , s.362 )

Tanzimat dönemindeki ilk derginin iki dilli olması da yukarıdaki düşünceyi destekler niteliktedir. İkinci dergideki çeviriler ve yazı derlemesi de yüzü Batı’ya dönmüş olan Osmanlı aydının aynası niteliğindedir.

Yayımlanan dergilerinin hemen hemen hepsinin ilim – teknik – fen ağırlıklı olması da dergilerin öğretici yönüne hitap etmektedir. Ne yazık ki bu dergilerde de Batı’nın bıraktığı ilim kırıntılarından daha özgün bir şey bulamıyoruz.

Edebiyat ve basın şaşırtıcı bir biçimde…

Edebiyat ve basım şaşırtıcı bir biçimde iç içe geçmiştir Tanzimat döneminde. Okur yazar oranının azlığı bir yana aydın kültürünün de olmaması edebiyatçıları sadece şiir yazan tiplerden çıkarıp aydın karakterine bürümüştür. Gerek edebiyat gerek dergicilikte yazar kadrosu edebiyatçılardan oluşmuştur. Çeviri yapan da eleştiri yapan da kısaca derginin ve gazetenin her harfinde edebiyatçılar rol oynamıştır.

Gazetelerin de dergi niteliği taşıması, haber vermekten ziyade bilgi içeriğiyle öne çıkmasından sonra basın hayatı dergilere bölünmek zorunda kalmıştı. İlim, sanat, askerlik, fen gibi alanlarda uzmanlaşan dergilerde yazan yine edebiyatçılar olmuştur. Gariptir ki sürekli kendi alanı dışında yazılar yazan edebiyatçılar, herhangi bir dergi çıkarmamışlardır. Belki de bu durum gazetelerdeki eser telif edilme köşelerinin edebiyatçıların yazı isteklerini köreltmesinden ileri geliyordur bilemiyoruz ama yine de ilk edebiyat dergisinin 1870 yılında çıkması oldukça garip bir durumdur.

Sanılmasın ki 1870’den sonra çıkan dergiler, tamamen edebiyata kapandılar. Maalesef ki o tarihten sonra bile edebiyat dergisi oldukça azdı. Salt edebiyat dergisi değil de çoğunlukla edebiyat yazılarının yayımlandığı dergileri şu şekilde sayabiliriz:

  • Mecmua-i Ebuzziya ( 1880 )
  • Hazine-i Evrak (1881)
  • Servet-i Fünun (1891)
  • Mekteb (1891)
  • Malumat (1894)
  • Resimli Gazete (1896)
  • Resimli Kitap (1908)

Bu dergilerden belki de en çok ses getireni Servet-i Fünun dahi aslında bir fen dergisiydi. Derginin başına Tevfik Fikret gelince işler değişti ve bir edebiyat dergisi haline aldı; ama yine de derginin adı değişmedi.

Meşrutiyet’in ilan edilmesinden sonra Türk tarihine adı geçen dergiler de çıkmaya başladı. Bu dergiler şu şekilde sıralanabilir.

  • Şehbal (1909)
  • Genç Kalemler (1911)
  • Türk Yurdu (1911)
  • Bilgi Mecmuası (1913)
  • Milli Tetebbular Mecmuası (1915)
  • Yeni Mecmua (1917)
  • Dergah (1921)

Bu dergilerden Genç Kalemler, lisan hareketli ve “Yeni Lisan” makalesiyle tanınmış hatta uzun sürmeyecek bir şair topluluğuna da imza atmıştır. Dergah ise 1921’de kurulan ve şuanda da hala devam eden edebiyat dünyamızın önemli dergilerindedir. Bugün Dergah dergisi “aylık fikir, sanat, edebiyat” dergisi olarak çıkmakta ve Varlık dergisi ile birlikte dergicilik dünyamızın çınarları arasında sayımaktadır.

Osmanlı dönemindeki dergi ve gazetelerin dili de oldukça özel bir konudur. Amaç halka ulaşmak ve halkı eğitmek olduğu için dergilerin dili de gazetelerin dili de saraya göre sadedir.  Özellikle Meşrutiyet döneminden sonraki dergilerde bu dil durumu daha da çok dikkati çeker.

Türk dergiciliğinin bel kemiği denilen dönem Cumhuriyet ilanından sonra oluşmuştur. Bu dönemdeki dergiler hem Türk edebiyatına hem de Türk tarihine katkı sağlamıştır. O ise, başka bir yazı konusu olacaktır.

Yorumunuzu Paylaşın