Makaleler

Nurullah Ataç’ın Hayatı ve Edebi Kişiliği

Yazar: Diba Bahadıroğlu
Nurullah Ataç’ın Hayatı ve Edebi Kişiliği

Denemeci, eleştirmen ve yazar olan Nurullah Ataç, edebiyatımızın yetiştirdiği iyi denemecilerdir. Bu bakımdan önce Nurullah Ataç’ın önce hayatını daha sonra da edebi yaşamını göreceğiz. Ayrıca 1898 yılında İstanbul’da doğan Nurullah Ataç, 1957 yılında yine İstanbul’da hayatını kaybetti. Asıl adı Ali Nurullah Ataç’tır. Babası  Hammer Tarihi çevirmeni Ata Bey’dir. İlk öğrenimini  tamamladıktan sonra 1909 yılında Galatasaray Lisesine  geçti. Burada dört yıl eğitim gördü, ilk derslerini babasından aldığı Fransızcasını burada geliştirdi.  4 yıl burada eğitim gördü ama eğitimini bitirmeden İsviçre’ye gitti.  1919 yılında Mütareke yıllarında ülkesine döndü. Darülfünun’da edebiyat dersleri vermeye başladığında tarihler 1921 yılını gösteriyordu, aynı yıllar civarında devletin açtığı sınavı kazanıp Fransızca öğretmeni oldu. 1921 ile 1925 yılları arasında 4 yıl boyunca İskenderun, Adana ve Sivas liselerinde Fransızca öğretmenliği yaptı. 1925 ile 26 yılları arasında Ankara Ticaret Bakanlığında mütercim ve Heyet-i Tahririye Müdürü olarak görev aldı.  1926 yılından sonra yeniden Milli Eğitim Bakanlığı’na geçti ama bu sefer sadece öğretmen olarak görev  yapmadı. 

1928 - 30 ve 1939 - 45 yılları arasında Talim ve Terbiye Kurulu’nda üye olarak ; İstanbul ve Ankara’da öğretmen olarak görev yaptı. Bir dönem Basın – Yayın Umum Müdürlüğü’nde yayın şefliği yaptı ki bu yıllar 1945 yılları idi.  Emekliye ayrıldığı son görevi Cumhuriyet Mütercimliği oldu. Öümüne kadar da Türk Dil Kurumu’nda Yayın Kolu başkanlığı yaptı.  1957 yılında hayatını kaybetti.

Nurullah Ataç’ın Edebiyata Girişi

1921 yılında Dergah dergisinde şiiri çıktı. O edebiyat dünyasında şiirleri, mensur şiirleri ama en çok da eleştiri yazıları ile girdi, öylece tanındı.  Akşam gazetesinde tam üç yıl boyunca tiyatro eleştirileri ve kitap tanıtım yazıları yazdı  (1922 – 25). 1927 yılından sonra çeşitli dergilerde  deneme ve eleştirileri yazdı, şiiri artık yazmaz oldu.  Hep dağınık halde çalıştı, bu yüzden de denemelerini ve eleştirilerini bir kitapta toplamaya karar verdiğinde hepsini derleyemediğini fark etti.  Yapı Kredi Yayınları’nın çıkardığı “Bütün Eserler” dizisi, maalesef onun tüm yazılarını içermez. Onun hali hazırda eskiyen kitapların yeniden yazılması idi Yapı Kredi Yayınları’nın yaptığı.  Türk Dil Kurumu da “Söyleşiler” ve  “Günce” adlı eserleri çıkardı, bu iki eser, Nurullah Ataç’ın yazarlığın değişik yönlerini incelediği yazıladın TDK’ca toplanması idi. 

Nurullah Ataç’ın Edebi Kişiliği

Türkiye’de ciddi bir eleştirmen açığı vardır, edebiyat eleştirmenleri beslenemediği için bu açık şimdi de devam etmektedir. Nurullah Ataç ise deneme ve eleştiri türü haricinden hemen hemen hiç eser yazmamış, edebiyatımızın yetiştirdiği önemli eleştirmenlerdir. Tiyatro dahil olmak üzere edebiyatın her dalı için eleştiri yazısı yazmıştır. Bir dergide değil birkaç dergide yazarlık yaptığı ve pek de sistemli bir yazar olmadığı için tüm eserleri toplanamamıştır.

Nurullah Ataç, sistemli bir eleştiri anlayışına sahip olmayarak dağınık bir biçimde eleştiri yazıları yazmıştır.  Buna rağmen denemeleri ile anılır.  Eleştiri ile deneme karışımı bir yazı keşfetmiş daha doğrusu eleştiride öznel yargıları baskın tutarak kendi yazı stilini ortaya koymuştur. Onun denemeleri özeldir.

Nurullah Ataç Sabahattin Ali gibi değildir deneme konusunda. Sabahattin Ali daha toplumsal yazılar yazarken Nurullah Ataç daha bireyseldir. Dil kullanımı olarak bir öğretmen olması onu Sabahattin Ali’den bir adım öne geçirmiş. Bir diğer başlık Ataç’ın dil anlayışına yer vereceğiz  ama söylemeden de geçmek olmaz: Sabahattin Ali, Nurullah Ataç’ın duru Türkçesi kadar hoş bir dile sahiptir ama dil konusunda Nurullah Ataç kadar yaratıcı değildir. 

Nurullah Ataç’tan önce de denemecilerimiz oldu ama Ataç’ın farklı idi. O babasından da kaynaklanan bir kültür birikimini yaşamıştır.  Tüm Yunan ve Batı edebiyatını incelemiş ve Batı’nın edebiyat tarzını hazmetmiş birisidir. Bu bakımdan aslında Tanzimat döneminde olması arzu edilen aydın tipi Cumhuriyet döneminde Nurullah Ataç ile ortaya çıkmıştır.

Türk şiirinin benimsenmesinde Nurullah Ataç’ın yeri büyüktür. Pek fazla şiir yazmasa bile şiir hakkında da yazıları vardır. Yerli şiirin nasıl olması gerektiğini dile getirir yazılarında.

Nurullah Ataç, sadece kendisine çalışmayan bir edebiyatçıdır. Eleştirmen olmasının faydasını genç şairlere, genç yazarlara yansıtmıştır. Birçok genç yetenek keşfetmiş ve bu genç yeteneklerin önünü açmıştır. Yazıları ile birçok gazete ve dergi ile bağlantısı olması da işini kolaylaştırmıştır. Bu bakımdan da edebiyat dünyasında sevilen bir yazardır.

Nurullah Ataç elit bir tartışma ortamı yaratması bakımından da önemlidir edebiyat dünyamız için. Kalıplaşmış düşünceleri yıkmakla kalmaz, yerlerine yeni düşünceler koyarak bir tartışma ortamı yaratır. Polemiğe girmez, tartışmaları elittir ama en önemlisi bu tartışmayı dinleyen ya da okuyan kişiye bir şeyler katar. Aslen, sofistik tartışma ortamı yaratır.

Nurullah Ataç tiyatro  alanında da önemli bir kişidir. Türk tiyatrosu hakkında tam 125 yazı yazmıştır 6 yıl içinde. Yurt dışında kaldığı için de Batı tiyatrosunu tanımış bu bakımdan da Türk tiyatrosu için  bir yol gösterici olmuştur. Aslında onun amacı Türk tiyatro seyircisini, Batı’nın seçkin oyunlarını izleyecek kültür seviyesine ulaştırmaktı. Bu aşk ile Türk tiyatrosunun gelişmesi için teoriler ortaya  atmıştır.  Tiyatronun Türkiye’deki seyrini değiştirmiştir.  İlk yazısı da zaten 1921’de Dergah’ta çıkmış ve konusu da tiyatrodur. (“Türk Tiyatrosunda İlk Göz Ağrısı”)

Nurullah Ataç’ın Dil Hakkında Görüşleri

 Türk dili , Nurullah Ataç ile bir dönüm noktası yaşamıştır. Nurullah Ataç, inadına Türkçeyi kullanması ile Cumhuriyet dönemi edebiyatında özlenen duru dili yakalamıştır. Türkçeyi sadece durulaştırmakla yani yabancı unsurlardan arındırmakla kalmaz attığı yabancı sözcüklerin yerine Türkçe sözcükler koymaya çalışır. Ona göre, bulunan bu “uydurma Türkçe sözcükler” yabancı deyimlerden daha iyi bir şekilde halk tarafından kabul edilir. 

Nurullah Ataç’ın denemelerinden de anlaşılacağı üzerine o, Divan Edebiyatı’ndan şahsi bir tat alır. Özellikle “Karalama Defteri” adlı deneme derlemesinde Divan şiiri konusunu ele aldığı bir denemesi de vardır. Bu da onun eski edebiyatı bildiğini gösterir ama iş dil konusunda geldiğinde  durumlar değişir. Divan şiirinin dilinin Cumhuriyet döneminde kullanılmayacağını ileri sürer ki haklıdır. Eserlerinde de öz Türkçe kullanmaya özen gösterir. Atilla İlhan, Halit Fahri Ozansoy  bu yüzden yazılarının anlaşılmaz olduğunu ileri sürmüştür ama Ataç, konuşma dili ve yazma dili arasındaki uçurumun kapatılmasından yana olarak hiç pes etmemiştir. 

Dilde yalınlaşma ve hatta tasfiyecilerin arasındadır. Ölene kadar da bu düşüncesini korumuştur. Nurullah Ataç’a göre dil ile düşünce arasındaki ilişki direk olmalıdır.  Gelişmiş dillerde somut düşünme geleneği oluşmuş ama Türkçede oluşmamıştır, işte bunun nedeni kavramların saydam olmaması, kavramların nereden geldiğinin belli olmamasıdır Nurullah Ataç’a göre. Ama bunun bir  çözümü vardır: Nurullah Ataç yabancı dil eğitiminin zorunlu  kılınmamasını, yabancı dillerden alınan kelimelerin de Türkçeleştirilmesi gerektiğini savunur. Bunu kendisi de yapar. Hatta onu bu yüzden eleştirenlere kulak tıkayarak. 

Yazı dili ile konuşma dili arasındaki kopukluğu kapatmayı arzular Nurullah Ataç.  Bu bakımdan dilin sadeleşmesinden yanadır. Bazen de halkı kendi sözcüklerine alıştırmak için kastetmek istediği sözcüğü parantez içine alarak yazar ama yine de öz Türkçe kullanır.

Nurullah Ataç’ın dili süsten ve gösterişten uzak, akıcı ve arıdır. Yazılarında yabancı kelimeleri kullanmaz.  Türk yazı dilinin özdeşleşmesinde Cumhuriyet döneminde çalışan belli başlı yazarlardandır.

Peki Nurullah Ataç teorisini sunduğu şeyi gerçekleştirmiş midir? Evet, onun eserlerinde konuşma dili ve yazı dili birbirine çok yakındır. Onun denemesini ya da yazısını okuduğunuzda Nurullah Ataç ile sohbet ediyor hissi yaşarsınız. Türk edebiyatında bu çeşit bir yeteneğe az rastlanır.

Son söz olarak, Nurullah  Ataç’ın kız Meral Tolluoğlu babasının anısını yaşatmak için 1958 yılında bu “Ataç Armağanı” geleneğini başlattı. Bu armağanı almaya 1959 yılında Mehmet Fuat, 1960 yılında Sabahattin Eyüpoğlu almış ama maalesef 1960 yılından sonra bu ödül kaldırılmıştır.

ESERLERİ

  • Karalama Defteri-Sözden Söze (1952)

  • Ararken-Diyelim (1954)

  • Söz Arasında (1957)

  • Okuruma Mektuplar (1958)

  • Günce (1960)

  • Prospero ile Caliban (1961)

  • Söyleşiler (1962)

  • Günce 1-2 (1972)

  • Dergilerde (1980)

  • Günlerin Getirdiği (1946)

  • Sevgi Üzerine Sözler

Kaynaklar

Özkırımlı , Atilla, Türk Edebiyatı Ansiklopedisi, c.1, s. 146
Tüzer, İbrahim, Türk Dili ve Edebiyatı / Yeni Edebiyat, Akçağ Yay., Ankara, 2015

Yorumlar
sıla ağaç 2016-11-24 16:34:20

Bir de işlediği konuları yazsanız, tam olacak.

Yorumunuzu Paylaşın