Makaleler

Nikolay Vasilyeviç Gogol Kimdir?

Yazar: Diba Bahadıroğlu

Türk kökenli olduğu iddiaları bir yana, Rus edebiyatının en cesur yazarlarındandır Gogol.. 

Nikolay Vasilyeviç Gogol Kimdir?

Gogol, tam adıyla Nikolay Vasilyeviç Gogol, Ukrayna asıllı yazar… Onu, daha çok Rus olarak tanırız ve kendisi de zaten hayatının büyük bölümünü Rusya’da geçirmiş, Rusça yazmıştır. Hem oyun yazarı hem de roman yazarıdır..

Nikolay Vasilyeviç Gogol’un Hayatı

31 Mart 1809 yılında doğup yine aynı ayın dördünde 1852 yılında henüz genç denecek bir yaşta, 43 yaşında hayata gözlerini yummuştur.

Kazak Türklerinin Ukrayna ve Rusya’nın kuzey taraflarında her daim kültürlerini devam ettirdiklerini, belirli bölgeleri kendilerine yurt edindiklerini bilmekte fayda var Gogol’u tanımadan önce. Çünkü Gogol, Ukrayna’da tam da dediğimiz gibi bir bölgede Kazakların içine doğmuştur. Doğum yeri olan Veliki Soroçinski, bir Kazak köyü sayılabilir ve Gogol, daha sonra hikayelerinde büyüdüğü ortamdaki Kazak kültürünü işleyecektir zaten. Ama onun Türk olduğu iddiası bu yüzden çıkmamıştır. İddianın nedeni Nikolay Vasilyeviç Gogol’un soy adıdır. Gogol soy adı, Slav dillerinde hiçbir manaya gelmez ama şimdiki Ukrayna’da yani Karadeniz’in Batı kıyılarındaki Türk dillerinde “gögöl” ya da “gögel” sözü pek yaygındır. Slav dillerinde “ö” sesi olmadığı için “Gögöl” kelimesinin “Gogol” şeklinde Slav dillerine geçtiği düşüncesi pek çok araştırmacının kabul ettiği bir durumdur. “Gögöl” sözcüğü, bugünün “gök” kelimesi ile ilişkili olarak “mavi, mavimsi renk” anlamındadır. Üstelik, Gogol aile armasının rengi mavidir. Her böyle olunca Gogol’un Türk kökenli olduğu iddiası vardır ama ne yazık ki eski Slav kaynaklarında Gogol hanedanlığının ya da Gogol soyunun Türk olduğuna dair bir belge bulunmaz. Bu durum, daha çok bir dil meselesidir.

On yaşında babasını kaybeden Gogol, lise eğitimini Rusya’da tamamlamıştır. Aslında amacı devlet memuru olmaktır. Oldu da. Zaten sırf memur olmak için 1820 yılında St. Petersburg’a gidip küçük de bir memurluk işi kaptı. Memur olduktan sonra da lisede merak duymaya başladığı edebiyatı bırakmak istemedi ve memur olduktan 9 yıl sonra “Has Küshelgarten” adlı şiiri adını edebiyat çevrelerinde duyurmaya başladı. Memuriyete girdikten 14 yıl sonra 1 yıl boyunca Petersburg Üniversitesinde ders verdi ama daha sonra 1835 yılında memurluktan tamamen ayrılıp hayatını yazarak kazanmaya başladı.

1836 yılında St. Petersburg’da istediği mutluluğu ve rahatlığı bulamaz ve Almanya’ya gider. Türkçe kaynaklar, Gogol’un İtalya, Fransa ve İsviçre’ye de gittiğini söyler. Avrupa’da deyim yerindeyse bütçesinin son kuruşuna kadar harcar ve Rusya’ya geri döner. Lakin burada da çok ama çok düşük maaşlı bir devlet memurluğuna razı olur.

1848 yılında Kudüs’e gidip hacı olur ama sanıyorum ki bugünün Kudüs hastalığı denen psikolojik bir travma ile din adamlığına soyundu. Çevresindeki bozuk ve işe yaramaz dediği yobaz din adamları ile uğraşmaya başladı.

Gogol, çeşitli ruh hastalıkları ile baş etmeye çalışan birisi idi. Çok çabuk bir fikrin esiri olabiliyordu. Bu bakımdan pek çok defa dostlar onu terk etmiştir. Çok sevdiği dostu ve akıl hocası Puşkin öldüğü zaman, dünyayı daha iyi bir yer yapma gafletine kapılmış ve bu düşünceyi aşırı derecede takıntı haline getirmiştir. Bu dönem eserlerine göz attığımızda, eski yaratıcılığından uzak olduğunu görüyoruz. Zaten bu dönemde, öyle kızdırıcı ve öyle ağır yazılar yazmıştır ki çevresindeki insanları bir bir kaybetmeye başlamıştır. Üstelik, son zamanlarında yazarlıktan da uzaklaşarak özel öğretmenlik yaparak geçinimini sağlamaya çalışmış ama arkadaşları da onu terk edince ağır bir depresyona girip, dört gün yemek yememiş ve en sonunda hayata gözlerini yummuştur..

Gogol’un üslubu..

Gogol, doğup büyüdüğü toprakların kültürünü kağıda taşımıştır. O, süslü ve ağdalı dil kullanmak ve soyluların hayatlarını anlatıp övgüler toplamak yerine, halka inmiş, onların hayatlarını, acılarını anlatmış ve onların deyişlerini kullanmıştır. Bununla da yetinmeyip, soylu sınıfın tepkisini çekecek kadar sert eleştiriler yapmıştır..

Gogol öyküleri ile tanınmıştır. 1831 ila 32 yılları arasında yazdığı DİLANKA YAKINLARINDAKİ ÇİFTLİKTE AKŞAM TOPLANTILARI adlı kitapta toplar ve deyim yerindeyse yıldızı bir anda parlar. 1835 sonrası yazdığı öykülerinde ise daha çok yergi ve hatta zaman zaman tiksinmeye varan bir nefretle eleştiri vardır. Ama onun sonunu hazırlayan MÜFETTİŞ adlı oyundur. Ama bu öyküden önce yazdığı bazı eserlerin  konularını kısaca verelim:

- ESKİ ZAMAN BEYLERİ ve ARABESKİ yukarıda bahsettiğimiz yergi öykülerinin toplandığı kitaplarıdır

- BİR DELİNİN HATIRA DEFTERİ: Ülkemizde Genco ERKAL ve Erdal BEŞİKÇİOĞLU’nun kapalı gişe oynadıkları tiyatro oyunu Gogol’un BİR DELİNİN HATIRA DEFTERİ adlı eserinin tiyatroya uyarlanmış biçimidir. Bu öykünün kahramanı sıradan bir devlet memurudur. Memur, işinden çok sıkılır ve öykü, memurun işinden nasıl sıkıldığını anlatır. Memur, bir süre sonra akıl hastanesine kapatılır.

- TARAS BABA : Ukrayna’yı anlatır. Ukrayna ve Polonya arasındaki savaş anlatılır; aslında Ukrayna’nın Polonya’nın işgaline direnişi anlatılır. Bu öykünün enfes bir filmi de vardır. 1962 yılında TARAS BULBA adıyla çekilmiştir.

- FAYTON: Kahramanımızın adı Viergorski, oldukça dalgın bir soyludur. Bir akşam St. Peterburg’da olan tüm diplomatlar için bir ziyafet düzenler ama kendisi ziyafeti unutur. Bunun üzerine, tek tek tüm diplomatların kapısına gidip onlardan af diler. Yalnız bir kişi, onun özrünü kabul etmez. Öykünün can alıcı noktası ise bu ikilinin konuşmalarıdır.

- PALTO : Sıradan, basit bir insanın, yoksul ve dolayısıyla güçsüz olması sonucunda, güçlüler tarafından nasıl ezildiğini, nasıl haksızlıklara uğradığını enfes bir dille anlatan harika bir eser. Pek çok soylunun “iğrenç” bulduğu öykü, dönemin Rusyasındaki adaletsizliği, sınıf ayrımını gözler önüne sermiştir.

MÜFETTİŞ : Görevi, kurumları denetleyerek onların düzgün çalışmasını sağlamak olması gereken müfettişin, işini yapmaması; denetlediği kurumdaki elemanların müfettiş geldikten sonraki, müfettiş gelmeden önceki tavırları hicvedici ve mizahi bir dille anlatılır. Müfettiş, bir öykü değil, oyundur ve Türkiye dahil pek çok ülkede oynanmıştır. Ama sahnelendiği dönemdeki Rusya, daha doğrusu Rus soyluları ve devlet adamları bu oyuna çok büyük bir tepki göstermişlerdi.

- ÖLÜ CANLAR: İki cilt halinde yazılması planlanan bu eser kimilerine göre uzun öykü, kimilerine göre de romandır. İkinci cilt yazılmamıştır ki çünkü Gogol, bu esere gelen acımasız ve yoğun eleştirilerden kaçmak için yazmak istediği bu ikinci cildin taslaklarını beğenmediği için yakmıştır. Ölü Canlar, Rus halkının ne kadar kötü şartlarda yaşadığını, hayat savaşını anlatır. Gogol, bu kitabını yazarken Puşkin’in ölüm haberini alır. Zaten Müfettiş, Palto adlı eserlerinden sonra büyük bir eleştiri yağmuruna tutulmuştur. Bu psikoloji ile Ölü Canlar’ı tamamlar ve zaten daha sonra hacı olmak için Kudüs’e gider.. Geriye en azından benim çok sevdiğim bir söz bırakır : "İnsan, ayakları altında bir yol olmazsa nasıl yürüyebilir.."

 “Hepimiz Gogol’un Palto’sundan çıktık”..

Dostoyevski’nin bu lafını edebiyat meraklısı her insan bilir. Palto, Gogol’un edebiyat dünyasında bir kişiliğe bir yere sahip olduğu eseridir. Ancak, Gogol’u anan, o zamanların edebiyat otoritesi Puşkin’i de anar. Puşkin, Gogol’un koruyucusu, adeta akıl hocasıdır. Gogol da Puşkin’e yürekten bağlıdır ve ona, yazdığı eserleri göndererek fikir almadan adım atmaz. Gogol’un alıngan ve takıntılı kişiliğinin ölüme sürüklenmemesi için, Puşkin Gogol’u sayesine alır. Hatta pek çok dergi burun kıvırmışken BURUN adlı eserini de Puşkin yayımlar. Olay şöyle gerçekleşmiştir:

1833 yılında, Rus edebiyatında bugün bile saygıyla anılan BURUN adlı öyküsünü yazmaya başlar Gogol. 1835 yılında ise MOSKOVSKİ NABLÜDATEL adlı dergiye gönderir. Elbette, o zamanlar, şimdiki gibi, önüne gelen her kitap basılmaz, rastgele her öykü ya da şiir dergilerde yayımlanmazdı. Nitekim daha önce tanınmış bir yazar olsa da NABLÜDATEL dergisi bu öyküyü yayımlamadı. Hatta öyküyü basit buldu. O zamanlar, SAVRMENNİK dergisinin yönetiminde olan Puşkin, Burun adlı öyküyü okudu ve bir edebiyatçı gözüyle değerini anlayıp hemen yayımlamak istedi. Ve Gogol’a ithafen şu satırları yazdı : “N.V. Gogol uzun süre bu şakanın basılmasını istemedi; ama biz, bu öyküde öyle şaşırtıcı, akla sığmaz, neşeli, özgün şeyler bulduk ki öykünün el yazmasının bize verdiği zevki okuyucularımızla paylaşmaya razı olması için kendisi güçlükle kandırabildik.”

1835 yılında yazılan FAYTON adlı roman da yine Puşkin tarafından SAVRMENNİK dergisinde yayımlanmış ve yine Gogol’a öyküsü için teşekkür ettiğini bildiren bir not yazıp arkadaşı aracılığıyla göndermiştir. Fayton öyküsü toplumsal bir yergidir. Bu yergi, o kadar güzel ve naif anlatılmıştır ki her insanın her gün gördüğü durumlar o kadar net eleştirilmiştir ki Fayton öyküsü bugün hem Rus hem de dünya edebiyatında başat bir yere sahip olmuştur. 

Gelelim, Burun ve Fayton öykülerinden sonra; kendisinden sonra gelecek ve Rus edebiyatını dünyaya tanıtacak olan Tolstoy, Dostoyevski ve Çehov’u etkileyen PALTO öyküsüne. Palto adlı öykü, Gogol’un en iyi öyküsü olarak sayılır. Gogol, eserlerinde Sovyet öncesi Rusya’nın, Rus insanının sefaletini anlatır. Büyük büyük adamlar konu değildir Gogol’un Palto adlı öyküsünde. Küçük insanlar ama Rusya’yı Rusya yapan halk konudur. Gogol, çağdaşı Annenkov’un söylediğine göre bu öyküyü bitirmek için tam sekiz yılını vermişti ve maalesef bu öykü, o zamanların asilzadelerinin hoşuna hiç gitmemişti. Buna karşın, ciddi anlamda yenilik yanlısı kitlenin sevgisini ve desteğini kazanmıştır. Can Yayınları, Üç Öykü adıyla Gogol’un BURUN – FAYTON – PALTO adlı öykülerini yayımlamıştır. Meraklısına duyurulur.

Kısaca..

Gogol, sanatçı olmak için tüm acıları çekmişti. Baktığı şeyleri, derinden görür; anlar ve aktarırdı.. Gogol, bazen istemeden yaptığımız haksızlıkları yüzümüze tokat gibi çarpan bir yazar.. Bu yüzden Gogol’un özellikle öyküleri mutlaka okunmalı.

Kaynaklar

Nikolay Gogol, Bir Delinin Güncesi – Petersburg Öyküleri ( Çeviren : Mehmet Özgül ), Can Yayınları
Nikolay Gogol, Ölü Canlar ( Çevirmen : Engin Altay), İletişim Yayıncılık

Yorumunuzu Paylaşın