Makaleler

Muallim Naci'nin Hayatı ve Edebi Kişiliği

Yazar: Diba Bahadıroğlu
Muallim Naci'nin Hayatı ve Edebi Kişiliği

Tanzimat döneminin eski şiire sıkı sıkıya bağlı olduğu iddia edilen şairidir. Birçok araştırmacı için de gelenekçi şiiri devam ettiren son şairdir. Görüşleri, yaşamı ve edebiyatımıza bıraktığı eserler son derece önemlidir. Muallim Naci iyi öğrenilip kavranılması gereken bir şairdir çünkü çoğu zaman yanlış anlaşılmıştır. Bu yazımızda da önce şairimizin hayatını daha sonra şairimizin edebi hayatını göreceğiz ama burada edebi tenkit ile beraber ayrıca şairimizin edebi görüşlerine de yer vereceğiz. 

Muallim Naci’nin Yaşamı

İstanbul’da 1850 yılında doğmuştur. Babası saraç ustası  ( koşum ve eyer takımı yapan kimseye saraç denirdi.)  Saraç Ali Bey’dir; annesi bir göçmendir adı da Fatma Zehra’dır. 

Muallim Naci’nin babası o henüz 7 yaşındayken 1857 yılında hayatını kaybetmiştir. Babasını kaybeden Muallim Naci’nin eğitimi yarıda kalmış ve Varnalı olan annesi ile birlikte Varna’ya dayısının yanına taşınmıştır. Varna’da medreseye giderek Arapça ve Farsçayı öğrenmiş bunun yanında aruz ve hat derslerini de almıştır. Derslerinde oldukça başarılı olan Muallim Naci, ilkokuldan medreseden  olduktan sonra Varna Rüştiyesi’nde ikinci öğretmen olarak göreve başlamıştır. Rüştiyeyi denetlemeye gelen Kürt Sait Paşa’nın onu fark etmesi ile birlikte Muallim Naci artık onun özel katibi olur. Paşa Tolci mutasarrıfı idi  ve o da 1877 yılında Tolci’ye gitti. Paşa Tolci’den ayrılınca o da ayrıldı ve 1882 yılında kadar Kürt Sait Paşa ile Anadolu ve Rumeli’yi karış karış gezdi. Yenişehir’de ( Bursa ) cinayet mahkemesi katipliği, Sakız adasında mektubî kalemi olarak çalışma hayatına devam etti. Sait Paşa, Hariciye Bakanı olunca Muallim Naci de Hariciye Kalemi halifesi oldu. Bu görev çok kalmayan Muallim Naci, istifa ederek Tercüman-i Hakikat gazetesini yönetmeye başladı. Bu gazete Ahmet Mithat Efendi’ye ait bir gazete idi ve Muallim Naci, Ahmet Mithat’ın kızı ile evlendi. Daha sonra Muallim Naci, Tercüman-i Hakikat’ın edebiyat sayfasını eski şiirlerle, gazellerle doldurunca kayınpederi ile arası açıldı. 

Muallim Naci, 1885 yılında Tercüman-ı Hakikat gazetesinden ayrıldı. Sırasıyla Saadet, Mürüvvet gazetelerinin yazı işlerinde çalıştı. 1887 yılında Galatasaray Hukuk Mektebinde edebiyat dersleri vermeye başladı. 1891 yılında Abdülhamit’ sunduğu Ertuğrul Bey Gazi manzumesi ile vakanüsliğe getirildi. 43 yaşında yani hayatının henüz yarısında oldu halde kalp krizinden hayatını kaybetti. Cenaze masrafları saray tarafından karşılanarak kendisi Sultan Mahmut Türbesine gömüldü. 

Muallim Naci’nin Edebî Hayatı 

Muallim Naci, Naci rumuzunu Aziz Efendi’nin Muhayyelâtı’nda okuduğu “Kıssa-ı Naci”’den etkilendiği için seçmiştir.Muallim lakabı ise ona takılmıştır. Tercüman-ı Hakikat gazetesinde çalışırken gazeteye gönderilen gençlerin yazılarını muallim lakabı ile düzelttiği için lakabı muallim olarak kalmıştır. 

Muallim Naci ismini 1880 yılından sonra duyurmuştur. Edebiyat tarihimizde Recaizade Mahmut Ekrem ile girdiği polemiklerle anılsa da şiir yeteneği de kayda değerdir. 

Recaizade Mahmut Ekrem ile girdiği kalem savaşında o eski edebiyatı savunduğu için eski edebiyat severlerin savunucusu konumuna gelmiştir. Kalem savaşının en şiddetli olduğu tarih 1885 ile 1893 yılları arasındadır. Bu uzun zaman dilinde küfre varan diyalogları edebiyat dünyamız görmüş ve bu atışma edebiyat polemiklerinin en sertleri arasında ilk üçü rahatlıkla hak eder konuma gelmiştir. Bu dönemlerde Recaizade Mahmut Ekrem’in Takdir-i Elhan adlı eserine karşılık Demdeme adlı eserini yayımlamış Recaizade Mahmut Ekrem de bu esere karşılık Zemzeme adlı eserini yayımlamıştır.

Naci, eski edebiyatı çok bilen bir şairdi ve Batılı şiir anlayışından daha fazla divan tarzı şiir verdiği de bir gerçektir. Aruz vezninden de hiç vazgeçmemiştir.  Aslen şiirin yalın olmasından yana olduğunu gerek gazete yazılarında gerek meclis sohbetlerinde söyler ama bir türlü eski şiirin rüzgarından kurtulamaz. Eskiyi izleyen şiirlerindeki tekniği ise usta işidir. Gerçekten de tekniği oldukça parlak olan bu şair, dili de ustalıkla kullanır.

Muallim Naci’nin amacı Türkçeyi öldürmek değildir eski divan şairleri gibi. Tam tersine “Türkçeyi doğru yazmak için yalnız Türkçeyi mükemmel bilmek” sözü ona aittir. O, Türkçeyi aruz vezninde mükemmel bir biçimde uydurmayı ister. Bunu yapar ki Servet-i Fünun şairleri daha sonra bu dili örnek alacaklardır. Edebiyatımızda bu işi iyi derecede yapan bir kişi de Yahya Kemal Beyatlı’dır. Muallim Naci’nin Lugat-ı Naci adıyla bilinen bir de sözlüğü vardır. Bu sözlük Osmanlı Türkçesinin değerli bir sözlüğüdür.  

İlk şiirlerinin önce yeninin etkisinde olduğunu ama daha sonra tamamen eskiye döndüğünü de bildirmek gerekir. belki bu duruşun keskinliğinde  Recaizade Ekrem ile girdiği edebiyat kavgasının etkisi vardır, bilemiyoruz.

Muallim Naci önce Arapça ve Farsça öğrendi. Fransızcayı artık eski edebiyatın son temsilcisi konumuna getirildiği zaman öğrendi. Fransız şiirini ve edebiyatını anladığı ve bunun kötü bir şey olmadığını idrak ettiği zaman artık çok geçti çünkü insanlar onu artık eski edebiyatın son neferi diye tanıyordu. Fransız edebiyatından bazı çeviriler yaparak bir de piyes yazmasına rağmen Fransız edebiyatını tam olarak kabullenemedi ama Türk edebiyatının tamamının değil de bir kısmının modernleşmesine sıcak baktı. Bu bile onun hayran kitlesini azalttı.  Onun bu modernleşme fikri, biraz batılı tarzda şiir yazmasını gerektirdi ve gerçekten de eski şiiri kadar sağlam eserler ortaya çıkardı.  Bu şiirleri arasında en tanınmışları “ Kuzu”, “Dicle”, “Kebüter”, “Şam-ı Gariban” oldu. Bütün bu şiirleri “Ateşpare” adlı şiir derlemesinde yer aldı.

Muallim Naci’nin zamansız ölümü, divan şiirinin de ölümünü hızlandırdı. Eski edebiyat yerini yeni edebiyata bırakmaya başladı ve bir daha da Muallim Naci kadar iyi bir eski şiir şairi gelmediği için devir kapandı.

Muallim Naci’nin Edebiyat ile İlgili Görüşleri

Kendisi her ne kadar eski şiirin son temsilcisi olarak görülse de Ahmet Hamdi Tanpınar’a göre o, eski taraftarı bir grup hevesli gencin başı olmaktan ziyade değildir. Yani eski edebiyata olan düşkünlüğü sayesinde eskiyi seven yine bir grup genç şair tarafından  kendi isteği dışında önder ilan edilmiştir. Oysa Ahmet Hamdi Tanpınar’a göre Muallim Naci, doğası gereği içine dönük birisidir.  Yine Tanpıınarâ göre Muallim Naci, çekingen ve içe dönük yapısını Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yazı yazarak az da olsa kırmıştır. Tam bu esnada da farkına varmadan arkasına bir güruh toplanmıştır.

Ahmet Hamdi Tanpınar’a göre Muallim Naci, dikkatlice okunursa onun körü körüne bir eski edebiyat kölesi olmadığı anlaşılacaktır. Tanpınar için Muallim Naci hassas bir ruhun iki edebiyat arasındaki sıkışmış halidir. Döneminde bir taraftan Beşir Fuat’n yeni akımına kulak kabartmış bir yandan da Şeyh Vasfi Efendi ile birlikte gazelle yazmıştır. Tanpınar için Muallim Naci, Batı ile Doğu arasında bir köprü olmak istemiştir. Kimi bilir belki ömrü yetseydi bu köprü görevini kendisi oluşturabilirdi ama genç denecek yaşta hayatını kaybetmesi onun edebi görüşünü eski edebiyat ile sınırlı tutmamıza olanak sağlıyor sadece

Batı tarzında yazdığı şiirlerin ne kadar başarılı olduğu göz önünde tutulursa Tanpınar’ın görüşü oldukça aşkla yatkın gelmektedir. Gerçekten de eski şiir kadar iyi yeni şiir yazan Muallim Naci, tam anlamıyla eski kafalı olsaydı Batı şiirini tanımaya bile kalkmazdı. Şöhretini kaybetme uğruna Fransız edebiyatını öğrenmesi ve Batılı anlamda örnekler vermesi onun cesaretini ve edebiyat aşkını göstermektedir.

Muallim Naci Hakkında Edebi Tenkit

Muallim Naci’nin eski şiir savunucusu olmasının nedenleri üzerinde durmakta fayda var. Öncelikle babasının ölümü ile yarım kalan bir eğitimden söz ediyoruz. Medreseden başka herhangi bir eğitim şansı olmayan bir esnaf çocuğu daha sonra da bir yetim olduğunu unutmamak lazım. Yani onun tek şansı ona verilen eğitimi almaktı, daha iyisini isteme lüksü yoktu.

Medrese çıkışlı olduğu için önce Arapça – Farsça öğrendi. Daha sonra aruz ile tanıştı . Neredeyse tüm edebi çevresi Fransız edebiyatından habersizdi. Yanında çalıştığı Kürt Sait Paşa ile yine Anadolu ve Rumeli’yi  gezdiği için Avrupa edebiyatını göremedi. İstanbul’daki edebiyat akımlarından da çok sonra haberi oldu.

Fransızcasını çok geç zamanda edinmesine rağmen edebiyat aşkı ile Fransız edebiyatını incelemesi onun sığ birisi olmadığını gösterir.  Bu bakımdan onu değerlendirirken daha dikkatli olmak gerekir.

ESERLERİ

Şiirleri

  • Terkib-i Bend-i Muallim Naci (1874)
  • Mûsâ b. Ebü’l-Gāzân yahud Hamiyyet (1881)
  • Ateşpare (1883)
  • Şerâre (1884)
  • Fürûzan (1885)
  • Sümbüle (1889)
  • Zâtü’n-Nitâkayn yahud İbnü’z-Zübeyr (1889)
  • Mir’ât-ı Bedây (1903)
  • Yâdigâr-ı Nâcî (1904)
  • Eleştiriler
  • Muallim (1887)
  • Demdeme (1886)

Anıları

  • Medrese Hatıraları (1885)
  • Ömer'in Çocukluğu (1890-1969)
  • Sözlük
  • Lügat-ı Naci (1891-1978)

Araştırmaları

  • Osmanlı Şairleri (1890-1986)
  • İstilahât-ı Edebiyye (1890-1984)
  • Esâmi (1890)
  • Mektupları
  • Muhaberat ve Muhaverat (1884)
  • Şöyle Böyle (1884)
  • Mektuplarım (1886)

Oyun

  • Heder (ölümünden sonra, 1909)

Kaynaklar

Akyüz, Kenan, Modern Türk Edebiyatının Ana Çizgileri 1860 – 1923 , İnkılap Kitabevi
Bayram, Yavuz, Eski Türk Edebiyatına Giriş; Eski Türk Edebiyatında Anlam Figürleri ve Edebi Sanatlar, Akçağ, 6.baskı
Dilçin, Cem, Örneklerle Türk Şiir Bilgisi, TDK, 9.Baskı, Ankara
Kolcu, Ali İhsan, Tanzimat Edebiyatında Şiir I, Salkım Söğüt Yayınları
Moran,Berna, Edebiyat Kuramları ve Eleştiri, İletişim Yayınları, 2012
Moran,Berna, Türk Edebiyatına Eleştirel Bir Bakış, İletişim Yayınları, 2012
Özkırımlı , Atilla, Türk Edebiyatı Ansiklopedisi, c.2, s. 430
Tüzer, İbrahim, Türk Dili ve Edebiyatı / Yeni Edebiyat, Akçağ Yay., Ankara, 2015

Yorumunuzu Paylaşın