Makaleler

Mazmun Nedir?

Yazar: Diba Bahadıroğlu

İskender Pala, mazmun için Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü adlı eserinde şu tanımı vermektedir : “Mânâ, anlam, kavram. Edebiyatta bazı özel kavram ve düşüncelerin ifadesinde kullanılan klişeleşmiş söz ve anlatımlara denir. Kısaca bir şeyi, özelliklerini çağrıştırarak kelime grupları içinde gizlemektir.” ( s.298)

Atilla Özkırımlı ise Türk Edebiyatı Ansiklopedisinde mazmun için şu tanımı vermiştir :  “Anlam, kavram. Zımn’dan gelen sözcük edebiyat terimi olarak belirli bir kavramı anlatan, çağrıştıran, kalıplaşmış söz karşılığı kullanılır.(…) Bir bakıma sanatlı söz sayılabilecek mazmunlar, anlam olayları sonucu kalıplaşmış sözcüklerdir. Başka deyişle bir sözcüğe şairlerce değişik anlamlar yüklenmiş, o sözcük asıl anlamı dışında yan anlamlarıyla kalıplaşmıştır.“

Her iki tanımda da önemli iki ayrıntı var: Asıl anlam dışında kullanılmaları ve kalıplaşmış olmaları.

Bu iki tanımdan yola çıkarak naçizane mazmun tanımını şu şekilde yapabiliriz: Türk Edebiyatında,  Osmanlı döneminde kullanımı en hat safhaya gelmiş, İslamî edebiyat kuralları kapsamında kullanılan, asıl anlamının değişmiş ve başka bir anlam ile kalıplaşmış özel sözcüklere mazmun denir.

Mazmunun kökü Zımn’dır. Arapça olan bir kökü biz tanıdık olan başka bir sözcük olarak dilimize almışız: Zaman. Mazmun ile zaman aynı köktendir yani mazmun sözlük anlamı olarak da zamanla kalıplaşmış sözler anlamına gelir.

Mazmun edebiyatı diyebiliriz bu edebiyata…

Osmanlı edebiyatı ya da yaygın adıyla Divan edebiyatı, mazmun edebiyatı olarak da bilinir çünkü bu edebiyatta mazmunlar esastır. Nitekim mazmun sözcüğünün Türkçe adı da “Kalıp söz”’dür.

Osmanlı edebiyatı, Arap ve Fars edebiyatının etkisi altındaki bir gelenektir. Yani Orta Asya için kullanılan halk edebiyatından farklı bir edebiyat söz konusudur. Halk edebiyatında orijinal söz kullanmak esasken Divan edebiyatında mazmunu kullanabilmek önemlidir.

Eğer herkes mazmun kullanıyorsa bu edebiyat nasıl bu kadar uzun sürdü ve orijinal eser verdi?

Bu soru haklı olarak herkesin aklına gelir. Osmanlı edebiyatında madem mazmunlar var o zaman neden orijinal eserler var ve neden tüm eserler birbirine benzemez?

Cevabını bir benzetme ile vermek isterim: Değerli bir maden düşünelim, örneğin altın. Altını biz yaratmadık, altın zaten dünyada olan bir madendi ama altını işlemeyi biz bulduk. Altını işleyerek kolyeler, bilezikler yaptık ve bunlar hemen hemen hepsi estetik olarak üst noktada. Biz, bize bu eserleri verenlere minnet duyduk, yani işleyene. Mazmun da altına benzer, edebiyatta zaten kalıp sözler vardır bunların hangi sevgili özelliği yerine kullanılacağı kurallara benimsetilmiştir ama nasıl kullanılacağı yani söyleyiş belirtilmemiştir. Bu bakımdan gerek Doğu edebiyatında gerek Osmanlı edebiyatında mazmunu işlemek, mazmunu farklı kullanmak marifet sayılmıştır.

Atilla Özkırımlı bu konuda şunları söylemektedir : “ Divan edebiyatının bir mazmunlar edebiyatı oluşu değer ölçülerini de belirlemiştir. Nitekim bir şairin bilinen, başkalarınca da kullanılan bir mazmunu yeni bir biçimde kullanması ustalık sayılmış; bu anlayış söz ve anlam sanatlarına dayalı söyleyiş ustalığına yol açmıştır. Ayrıca daha önce hiç kimsenin söylemediği mazmuna bikr-i mazmun denilmiştir.” (s. 816)

Yeni mazmunlar bulunabilir…

Atilla Özkırımlı tanımı dikkate alındığında bu mazmunların kaynağının yine şairler olduğunu görüyoruz. Yani şairler, yeni mazmunlar bulabilirlerdi. Osmanlı edebiyatında 18. asırda bizim şairlerimiz Doğu şairleri ile boy ölçüşmeye başladılar ki bu geç bir dönemdir aslında. Bu bakımdan da yerli bir mazmun bulmamız çok zordu. Ayrıca Doğu edebiyatı – ki biz hemen hemen tüm mazmunları Farslardan aldık – zaten oturmuş bir edebiyattı, hemen hemen tüm mazmunlar, bulunmuş, yerine oturmuştu. Yani şaire malzeme tam olarak veriliyordu, malzeme eksik olmadığı için yeni bir mazmun ihtiyacı da çok hissedilmiyordu. Bu bakımdan Türk edebiyatının sunduğu orijinal bir mazmun bulmak zordur.

Bir akım vardır ki bikr-i mazmun bulmak bu akımda çok önemli olmuştur. Bahsedilen akım, Sebk-i Hindi akımıdır. Bu akım oldukça ağır bir dilin kullanıldığı ve belki de şairin tüm sanat yeteneklerini ortaya koyduğu dönemdir. Bu dönemde orijinal mazmun bulmak esas olmuştur ama yine de bu akıma rağmen orijinal mazmun bulmak pek kolay değildir.

Mazmunlar ne ile ilgilidir?

Mazmun, Divan edebiyatının sevgilisiyle ilgilidir. Divan edebiyatının sevgilisi hayali bir sevgilidir, yani muhayyeldir. Bu bakımdan da şairler hayali bir kadına aşk şiiri yazarlar. Elbette İslamî çerçevede bu durum oldukça normal olarak görülmelidir; nitekim kadınların sokakta dolaşmasının bile pek hoş karşılanmadığı bir durumdan bahsediyoruz.

Muhayyel sevgilinin özellikleri de normal bir insanda olmayan ölçütlerdir. Örneğin mim kadar minik ağızlı olması, kıl kadar ince belli olması vs… Tüm bu hayali öğeler, bir zamanlar benzetme sanatı ile ifade edilirken bir süre sonra benzetme öğelerinin kimisi çıkarılarak istiare sanatıyla anlatılmaya başlanmış. İstiareler o kadar çok sık kullanılmış ki bir zaman sonra benzeyen söylenmeden sadece benzetilen söylenerek anlatılmak istenen söylenmiş. Bu da sevgili özelliklerini mazmunlaştırmış. Yani Doğu edebiyatı Osmanlı’ya geçerken zaten mazmunlaşmış bir sevgili vardı.

Mazmunlar  tam olarak sevgilinin fiziksel özellikleri ile ilgilidir. Eğer sevgilinin kıskanç olmasını ya da tabiri caizde acı çektirmeyi seven birisi olmasını saymazsak hayali kadın sevgilinin ruhsal bir özelliği yoktur Divan edebiyatında. Kıskançlık ve acımasızlık da zaten mazmunlaştırılmıştır  ki bu mazmunlaştırma da genelde tarihi kişiliklerin anısıyla yapılmıştır: Örneğin acımasızlığı ile nam salan Hülagu Han’a sevgiliyi benzetme.

Mazmunlar özellikle  “ … insanın başındaki muhtelif kısımların ve yüzdeki hatların şekil, renk ve kokuya göre vasıflandırılmasıyla”  oluşmuş ve binlerce mazmun çıkmıştır ortaya.

Mazmun Nasıl Bulunur?

Bir beyitte mazmun olduğunu nasıl anlarız diye sormak daha mantıklı olacaktır. Nitekim binlerce mazmun vardır ve hangisinin mazmun olduğunu bilmek zaman alacaktır. Hoş, sadece 6 aylık bir sözlük çalışmasıyla mazmunları tanıyabiliriz ama yine de bilmiyorsak ne yapmalıyız?

Mazmunların kullanıldığı beyitlerde mutlaka mazmun ile ilgili başka bir ipucu sözcük vardır. Örneğin Zülf yani saç mazmunu geçmişse devamında saçın siyah oluşundan mutlaka bahsedilecektir. Yalnız bir süre sonra Osmanlı edebiyatında o kadar ilerlemiştir ki bu mazmun işi, artık sadece mazmunlar verilerek çağırışım yoluyla sevgilinin diğer özellikleri anlaşılmıştır.

Örneğin muhayyel sevgilinin dudakları lâl madeni gibi kırmızı, gonca gibi küçüktür ve dişleri de dür (inci) gibi beyazdır. Şair tüm bu mazmunları bir anda kullanmak yerine lâl diyerek diğer üçünü çağırışımla hatırlatır. İlk zamanlarda elbette sevgilinin ağzı ve dudakları ile ilgili her şey söylenirdi ama son zamanlarda sadece bir dudak her şeyi karşılar hale geldi. Bu bakımdan da Osmanlı edebiyatı birikim edebiyatıdır.  Her zaman 13. yüzyılda yazılan metni anlamak 18. yüzyılda yazılan metni anlamaktan daha kolaydır.

Bazı mazmunlar….

Divan edebiyatında en çok kullanılan mazmunlar, bu mazmunlar ne ile alakalı oldukları şu şekilde açıklanabilir:

Zülf: Saç için kullanılır. Sevgilinin saçı kafir gibi siyahtır. Tasavvufta alın, yüz vahdettir, göz ve gamze  ile mâsivânın ( Tam anlamı, Allah’tan başka her şey demektir. Tasavvufta Masivadan geçmek , salihin gönlünde Allah aşkından başka bir şey olmaması anlamına gelir.) tecellisi olup, sâlik olan aşığı ( salik bir tarikat yoluna girmiş olan kimse demektir. ) yoldan çıkarır. Yani sevgili fitne ve fettandır. Bakışları da cadû bakışıdır, efsûnludur. Bu yüzden de kafirdir. Divan edebiyatında sevgilinin saçları her zaman siyahtır, sarı ya da kahverengi olamaz.

Ebrû: Kaş için kullanılır. Sevgilinin kaşları yay, hilal, sâyebân,mihrâb-ı niyâz, r harfi ( Arapçadaki ), çîn-i ebrû, eğri, kemân-ı fitne, afet, hâcib, belâ, sayyâd, tâk, kurâb, sâye-i şemşîr, tuğra ve mısrâdır. Beyitlerde sevgilinin kaşı, kirpiği ok olur ve aşığı bakışlarla yaralar.

Çeşm: Göz için kullanılır. Osmanlı edebiyatında sevgilinin göz şekli bellidir. Her zaman bademe benzetilir, şehla bakar sevgili ve göz rengi de ela ya da karadır.

Diğer mazmunların açıklaması başka yazıda daha ayrıntılı verilecektir, şimdilik sadece isimlerini zikrediyoruz:

Rûh: Çehre, yüz

Arız: Yanak

Hâl: Ben

Leb, dehan, dehen: Dudak

Dendân: Diş

Dür: İnci anlamındadır, diş mazmunudur.

Tutî: Papağan anlamındadır, sevgilinin sözleri anlamındadır.

Miyân: Bel

Kad, Kamet: Boy

Yâr: Sevgili

Kaynaklar

Pala, İskender, Ansiklopedik Divan Edebiyatı Sözlüğü, madde : Mazmun, Kapı Yayınları
Özkırımlı , Atilla, Türk Edebiyatı Ansiklopedisi, c.3, s. 816
Devellioğlu, Ferit, Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lûgat, Aydın Kitabevi, 2013

Yorumunuzu Paylaşın