Makaleler

Kut Anlayışı Nedir?

Yazar: Sena Ayaydın
Kut Anlayışı Nedir?

Kut, kelime olarak “iyilik getiren şey, uğur, baht, talih” anlamlarına gelmektedir. Kut anlayışı, Türk, Moğol ve Altay Şamanizm inançlarında ve halk inancında kutsal enerji anlamını da taşımaktadır. Kut kelimesi yerine Hut, Gut ve Kud kelimeleri de kullanılmaktadır. Moğollar, Kutag ve Hutag da demektedir. Eski Türk devletlerinde inanılan bir anlayış olan Kut anlayışına göre hükümdarlık, Tanrı tarafından verilen ve başka bir hanedana geçmeyen yönetim yetkisidir. İslamiyetten önceki Türk devletlerinden Osmanlı İmparatorluğu'na kadar devam eden bu anlayışta, hükümdarlık sadece babadan oğula geçen kutsal bir güç olarak görülmektedir.

Kut ismi, kutsalık ve kutluluktan gelmiş olan “kud” kökeninden türetilen bir isimdir. Bu kök, temizlik anlamına gelen bir köktür. Aynı kökten gelmiş olan “kutan” kelimesi ise dua anlamına gelmektedir. Şamanizm’de, “kudagaçı” olarak kullanılan kelimenin anlamı da “büyücü” ve “şaman” demektir. Sümerce ve Tunguzca da kelimenin anlamı kutsallık ve benzeri kavramları karşılamaktadır. Birçok dilde ve inanışta aynı anlamlara gelen “kut” kelimesi aynı zamanda bereket, hayat verici, canlılık gibi anlamlar da taşımaktadır. Pek çok inanışta yer alan Kut anlayışında ulvi gücün yaratıcıdan geldiğine inanılmaktadır. Kutun; yiğitleri, hükümdarları ve savaşçıları yaşama bağlayan inanç olduğu düşünülmektedir.

Kut kelimesinin birçok anlamı bulunmaktadır;

  • Devlet yönetimindeki yetki niteliğindeki üstün ve kutsal güçtür.
  • İlahi bir güçten gelen bereket ve rahmettir.
  • Psikolojik tahlillerde mutluluk anlamını taşımaktadır.
  • Şans, talih anlamlarına da gelmektedir.

Kut anlayışının aynı zamanda kutsal yaşam gücü, mübareklik, hayat verici gibi anlamları da bulunmaktadır. İnanışa göre kut gücü, Tanrı’dan kaynaklanan bir güçtür. Orta Asya’daki yaşam inançlarında, Göktanrı kudret olarak oldukça kuvvetlidir. Bu inanışa göre, beyler ve kağanlar Tanrı tarafından kutsanarak Kut sahibi olurlar. Doğuştan Kut sahibi olabilmek için belirli ayinlerin gerçekleştirilmesi gerekir. Tanrıdan Kut sahibi olmak için ve Tanrı’nın Kut’u geri çekmemesi için dileklerde bulunulur. Yiğitler ve kağanlar kut gücü sayesinde ölümden kurtulur. Eğer tanrı bu gücü geri çekerse yiğitler ve kağanlar ölüme mahkûm olur. Hükümdarlar tarih sahnesinden silinirler. Kut anlayışına göre, hükümdarların ve çocuklarının kanı kutsal sayılır. Bu kutsallıktan dolayı eğer hanedandan biri idam edilecek olursa, yay kirişiyle boğularak öldürülür. Bunun sebebi ise, kanın akmasının engellenmesidir.

Kut kavramının türleri bulunmaktadır:

Sal Kut; Hava ruhudur. Rüzgar gibi eser ve hareketlidir. Bu inanışa göre, ölümün olması için Kut’un bedenden ayrılması gerekmez. Ölmek için ruhun bedenden ayrılması gerekir. Ancak Kut’u bedeninden ayrılan kişi sıradanlaşır ve kutsallığı ortadan kalkar. Yani bu inanışa göre, insanda kudret ve uzun bir ömür oluşturan kavram Kut kavramıdır. Kut’u bedeninden ayrılan kişi çok uzun bir ömür süremez.

Bor kut; Yeryüzü ruhudur. Maddeleşmiş bir Kut’tur. Bir nesneyi temsilen ufalan bir nesne halinde beden bulmuştur.

İye kut; Ana ruhtur. Maddeleştirilemeyen veya bir bedende can bulmayan bir Kut’tur. Bu nedenle soyuttur. Aynı zamanda ruhsal enerjiyi temsil eden ve yansıtan bir Kut’tur.

Türklerde Kut Anlayışı

Türkler, devlet yönetimi yetkisinin yaratıcı Tanrı tarafından verildiğine inanmıştır. Yönetimin babadan oğula geçmesi hakkına ise “Kut anlayışı” denmektedir. Kut anlayışına göre, hükümdarlık kan yoluyla babadan oğula geçmelidir. Yani hükümdarın kanını taşıyan bütün erkek çocukları, hükümdar tahttan indikten sonra tahta geçebilir anlayışı hâkimdir. Tanrının verdiği yönetme yetkisi nesiller boyunca aynı ailede kalır ve değiştirilemez.

İslamiyet öncesi Türk devletlerinde başlayan bu anlayış, İslamiyet’in kabul edilmesinden sonra Osmanlı İmparatorluğu’na kadar devam ettirilmiştir. Yönetme yetkisi, İslamiyet’ten önceki Türk devletlerinden itibaren hep aynı ailede kalmıştır. Tanrı tarafından verilen bu yetki, başka hiçbir hanedana geçmeden hep aynı hanedan tarafından kullanılmıştır. İslamiyet’in kabulünden sonra değişmeyen Kut anlayışı, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Osmanoğulları hanedanına geçmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nu kuruluşundan yıkılışına kadar aynı hanedan yönetmiştir. Kut’un Tanrı tarafından hanedana verilen bir güç olduğuna inanıldığı için, halk ve ordu hep hanedanı desteklemiştir. Padişaha yönelik bir isyana kalkışılsa bile hanedana yönelik isyan olmamıştır. Çünkü hanedanın ve hükümdarın yetkilerinin Tanrı tarafından verildiği ve kutsal olduğu düşünülmektedir.

Kut anlayışının olumsuz yönleri de vardır. Bu yönlerden birisi, hanedanın bütün mensuplarının Kut’a sahip oldukları için tahtta hak iddia etmeleridir. Elinde siyasi ve askeri güç bulunduran hanedan mensupları taht kavgalarına girmiştir. Bu kavgaların neticesinde Türk devletlerinde iç savaş sonucu istikrarsızlıklar ve bölünmeler meydana gelmiştir. Kut anlayışının sadece babadan oğula geçen bir anlayış olması ise, taht uğruna kardeş kavgalarına ve yeri geldiğinde kardeş katline neden olmuştur. Bu durumu göz önüne alan Fatih Sultan Mehmet, nizam-ı âlem için kardeş katline son veren ilk hükümdar olmuştur.

Türk devletleri tarihinde, yöneticiler Kut anlayışına göre belirli unvanlara sahip olmuştur. Türk tarihinin en büyük liderlerinden birisi olan Mete, “Göktanrı’nın, güneşin tahta çıkardığı Tanrı Kut’u Tanhu” unvanına sahiptir. Göktürk kağanının unvanı da “Kutlu Beg”dir. Atilla’nın unvanı ise “Tanrının Kılıcı”dır. Bu unvanlardan da anlaşıldığı üzere Türk hükümdarları tanrısal bir kudretle donatılmışlardır. Bu kudrete ise Kut denmektedir.

Türk imparatorları ve hakanları, Kut gücünün kendilerine Tanrı tarafından verildiğine ve seçilmiş olduklarına inanmaktaydı. Türk hakanlarından birisi olan Bilge Han, kendisinin hükümdar olmasını Kut anlayışına bağlamakta ve bu inancını şu sözleriyle belirtmekteydi: “Türk Tanrısı, Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye babam kağan ile anamı tahta oturttu. Ben de Tanrı irade ettiği için, Kut’um olduğu için kağan oldum. Öte yandaki milletleri nizama soktuk. Tanrı güç verdiği için Türk askerleri kurt gibi, düşmanları koyun gibiydi.” Yani Türk devletlerinde siyasi ve askeri iktidar, Kut kavramı ile ifade edilmekteydi.

Kut anlayışının özellikleri Yusuf Has Hacib’in kaleme aldığı “Kutadgu Bilig” adlı eserinde de açıklanmaktadır: “Kut’un tabiatı hizmet, şiarı adalettir. Fazilet ve kısmet Kut’tan doğar. Beyliğe giden yol ondan geçer. Bütün istekler onun vasıtası ile gerçekleşebilir. Kut Tanrısaldır. Bey, bu makama sen kendi gücün ve isteğinle gelmedin, onu sana Tanrı verdi. Hükümdarlar iktidarı Tanrı’dan alırlar.” Bu sözlerden de anlaşılacağı gibi Kut anlayışı, hükümdarlar ve hakanlar için oldukça önemlidir. Tanrı tarafından kendilerine verilen Kut’u hiçbir şekilde kötüye kullanmazlar, halka zulmetmezler. Milletin ve hükümdarın durumu, Tanrı tarafından belirlenerek yasandığı için hükümdarlar ve milleti Tanrı yolundan çıkarsa Kut’u elinden alınarak cezalandırılırdı. Bu nedenle Türkler, başarılarını ve hezimetlerini hep Kut anlayışına bağlamaktaydı.

Yorumunuzu Paylaşın