Makaleler

İrsal-i Mesel Sanatı Nedir?

Yazar: Diba Bahadıroğlu

Farsça bir tamlama olan irsal-i mesel, Türkçeye atasözü olarak çevirebiliriz. Tam anlamıyla tamlamayı çözersek şöyle bir sonuç çıkacaktır:

İrsal, rsl sülasisinden gelir; dilimizde bu kökten gelen daha tanıdık bir kelime vardır : resül. Resül, haber anlamındadır, irsal ise göndermek, yollamak anlamındadır. “Mesel” ise msl sülalisinden gelir dilimizde aynı kökten gelen masal, mesele, misal gibi sözcükler vardır. Tahmin edebileceğimiz gibi mesel, “söz, lakırdı, laf” anlamındadır. İrsal-i mesel, “taşınan, gönderilen söz” anlamındadır; verilmek istenen anlam ise geçmişten günümüze gelen söz olarak gösterilebilir.

İrsal-i mesel, hoşa giden, geçmişten bugüne kadar gelen sözlerin tümüdür. Osmanlı döneminde bu sanat oldukça fazla kullanılmıştır, ayrıca kullanılırken de illa Türkçe olmasına çalışılmamıştır; irsal-i meselde Arapça, Farsça atasözleri de kullanılmıştır.

İrâd-ı mesel de denen bu sanatı Cem Dilçin,şu şekilde tanımlamıştır: “Söylenen bir düşünceyi inandırmak ve pekiştirmek amacıyla söze bir atasözü ya da atasözü değerinde bir örnek katmak.”

Yavuz Bayram ise irsal-i mesel sanatını benzetmeye dayalı sanatlar kategorisinden değerlendirmiş ve şu tanımı yapmıştır: “Benzetmeye dayalı sanatlardan birisi olan irsal-i mesel, en basit tabiriyle, duygu ve düşüncelere güç katmak amacıyla, şiirde atasözlerinden yararlanmaktır.” 

Şiirde kullanılan atasözü ya da ünlü söz mutlaka metin bağlamıyla alakalı olmalıdır ve anlatılmak ya da vurgulanmak istenen görüşün, duygunun yerini tutmalı ya da o duyguyu/ görüşü / düşünceyi etkili hale getirmelidir.

Darb-ı mesel de denen bu sanat için Nabi’nin güzel bir beyiti vardır:

Sözde  darbü’l mesel irâdına söz yok ammâ

Söz odur âleme senden kala  bir darb-ı mesel ( NABİ )

Açıklama:  Söylediğin şiirde yani sözde bir darb-ı mesel kullanmakta elbette bir sakınca yoktur ama asıl güzel söz, senden insanlığa bir darb-ı meselin kalacağı sözdür.

Görüldüğü gibi iyi şairler, darb-ı mesel kullanmaktansa kendilerinden kalan bir söz istiyorlar. Nitekim Ziya Paşa bu amaca ulaşabilmiştir diyebiliriz. Terkib-i bend ve Terci-i bend adlı eserlerinde bunu yakalamıştır. Şuan kullandığımız şu tabirin yazarıdır :

Âyînesi iştir kişinin lâfa bakılmaz

Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde ( Özlü Söz: Kişinin aynası iştir.)

Bed-asla necâbet mi verir hiç üniforma

Zer-dûz palan ursan eşek yine eşektir ( Özlü Söz: Eşeğe altın semer vursan eşek yine eşektir. )

Nush ile yola gelmeyeni etmeli tekdir

Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötekdir. Özlü Söz: Güzel söz ile uslanmayanın hakkı dayaktır.)

Allah'a sığın şahsı halimin gazabından

Zîrâ yumuşak huylu atın çiftesi pektir Özlü Söz: Sakin atın çiftesi güçlü / pek olur.)

Elbette, her şair bu mertebeye ulaşamamıştır. Bizim bugün atasözü olarak kullandığımız hatta sözlüklerimize geçti geçecek birçok sözün sahibi Terk-i bend’i ile Ziya Paşa’dır.

Bunun yanı sıra, eskiler yani Osmanlı şairleri de atasözlerini kullanmıştır. Yalnız bu bir özenme olacak ki Farsçadan ya da Arapçadan alınan sözler aslı ile verilmiş; özellikle Farsçadan alınan atasözlerinde bu çok sıklıkla yapılmıştır. Yalnız özellikle  15. yüzyıl başı 16. yüzyıl sonu şairlerinden olan Necati, atasözlerini beyitlerinde en çok kullanan belki de en iyi kullanan divan şairidir fikrimce. Bu bakımdan örneklerimizde Necati Bey’den örnek vermeye özen göstereceğiz.

Unutmamak gerekir ki bazen şair, mesel kullanacağına işaret eder, bazı söz kalıpları kullanır : “Mesel odur ki, misal odur ki, adettir ki, adet odur ki”.. Bu şekilde hem vezin tamamlar hem de okuyucunun dikkatini çeker.

Şimdi size bu konudan 10 açıklamalı beyit , 5 alıştırma beyiti verip konuyu bitireceğiz.

ÖRNEKLER

1

Ey güzellikle göğüne hûrşîd olan yakma bizi

Yerde kalmaz çün bilirsin dûd-ı âhı kimsenin ( NECATİ)

AÇIKLAMA:  Ey güzellik göğünün güneşi olan sevgili, bizi yakma çünkü sende bilirsin ki kimsenin âhı yerde kalmaz.

2

Cihân-ârâ cihân içindedir arayı bilmezler

O mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler ( HAYALÎ )

 

AÇIKLAMA: Onlar ki cihanın tüm süsü içinde cihanın tüm cevheri içinde cihan cevherini görmezler, onlar, denizin tüm güzelliği içinde bundan habersiz yüzen balıklara benzerler. ( Serbest çeviridir, daha net anlaşılması için eklemeler yapılmıştır. )

3

Dîde kan ağlar iken eylerem ağyâra niyâz

Suya gark olan kişi destini sunar mâra ( HAYÂLÎ )

AÇIKLAMA:  Nasıl ki denize düşen insan yardım umarak yılana sarılırsa bende gözlerim aşk acısından kan ağlarken ellere, yabancılara yalvarırım.  ( Serbest çeviridir, daha net anlaşılması için eklemeler yapılmıştır. )

4

Güldürmez âdemi dehr akıtmayınca göz yaş

Oğlana süt verilmez ağlamayınca kardaş ( HAYÂLÎ)

AÇIKLAMA: İnsan göz yaşı akıtmadıkça bu dünya insanı mutlu etmez, kardeşim unutma ki ağlamayan bebeğe süt vermezler.  ( Serbest çeviridir, daha net anlaşılması için eklemeler yapılmıştır. )

5

Geldimse n’ola ben şu’arâ devrine âhir

Âdet budur ki âhirde gelir bezme ekâbir ( NEVİ)

AÇIKLAMA: Şairler meclisine sonradan geldiysem ne olacak? Büyüklerin meclise sonradan gelmesi adettendir.

6

Tok olanlar bilmez çektiğini aç kalanın

Sırtı pek kimseye ahvâl-i şitâ yaz görünür ( SAMİ )

AÇIKLAMA: Aç olanların neler çektiğini tok olanlar bilmezler. Giyeceği sağlam olana  en kara kışlar bile yaz gibi görünür.

7

Kirpikleri uzundur yârin hayâle sığmaz

Meşhûr bir meseldir mızrak çuvala sığmaz ( HAVAİ )

AÇIKLAMA: Yarin, sevgilinin kirpikleri o kadar uzundur ki hayal bile edilemez, ünlü bir söz der  ki mızrak çuvala sığmaz.

8

“Kadr-i  zer zer-ger şinâsed kadr-i gevher gevherî “

Kadrin anınçün bilen yoktur şeh-i ekrem gibi ( NEFİ)

- Burada, yukarıda bahsettiğimiz yabancı kaynaklı atasözünün ya da özlü sözün aslını verme durumu var. Elbette Osmanlı şiir kültürü Doğu şiirinden etkilendiği için bu özümseme  Arapça ya da Farsça olacaktır ki buradaki alıntı Farsçadır. -

AÇIKLAMA:  “Altının kıymetini ancak kuyumcu, mücevherin kıymetini ancak mücevherci bilir” derler, işte o yüzden sevgilim, senin kıymetini büyüklerin en büyüğü yani ancak ben aşığın bilir. ( Serbest çeviridir, daha net anlaşılması için eklemeler yapılmıştır. )

 

9

Elbette bu hâlimden o yârin haberi var

“Fi’l-kalbi mine’l - kalbi ile’l – kalbi sebîlâ” ( III. MURAT)

- Buradaki alıntı Arapçadır. –

AÇIKLAMA: O yâr benim halimden habersiz olur mu? Elbette onun benim halimden haberi vardır ki çünkü derler ki “ Kalpten kalbe yol vardır”. ( Serbest çeviridir )

10

Habîb eşiği rakîbe şeref verirdi velî

Çemende gezmek ile zağ andelîb olmaz ( NECÂTİ)

AÇIKLAMA: Sevgilinin kapısının eşiği bile rakibe bir şeref verir ey olgun kimse ! Lakin sanılmasın ki o rakip bir şey olacak; zira yeşillikle gezmek ile karga bülbül olmaz.  ( Serbest çeviridir. )

ALIŞTIRMA ÖRNEKLERİ

Ağyar elinden çekme gönül nâfile gamdır

Hasmın sitemin anlamamak hasma sitemdir ( NEFİ )

*

Hased-i kalb-i adû lutf ile olmaz zâil

Sengde muzmer olan âteşe âb etmez eser ( KOCA RAGIB PAŞA )

*

Miyân-ı güft ü gûda bed-meniş îhâm eder kubhun

Şecaât arz ederken merd-i kıbtî sirkatin söyler ( KOCA RAGIB PAŞA )

 

*

Zülfün hayâli cânımı yaksa aceb değil

Adet durur ki şem’ yakarlar çü şâm ola ( AHMET PAŞA )

 

*

Kadr ü şeref-i şâiri  şâir bilir ancak

Rûhü’l- kudüsün sırrı Sirafil’e ayandır ( YENİŞEHİRLİ AVNİ)

Kaynaklar

Dilçin, Cem, Örneklerle Türk Şiir Bilgisi, TDK, 9.Baskı, Ankara
Bayram, Yavuz, Eski Türk Edebiyatına Giriş; Eski Türk Edebiyatında Anlam Figürleri ve Edebi Sanatlar, Akçağ, 6.baskı

Yorumunuzu Paylaşın