Makaleler

Göstergebilim Nedir?

Yazar: Diba Bahadıroğlu

Temellerini Saussure’ün attığı ve daha sonra psikanaliz, mantık, mimarlık, iletişim gibi pek çok alanda kullanılan göstergebilimi özetleyeceğiz..

Göstergebilim Nedir?

Göstergebilimin ne olduğunu anlamak için bu işin temelini atan ve dünyada, dili bir bilim olarak saydıran Saussure’ün görüşlerine bakmak lazım. Bugün, göstergebilim, Saussure’ün temelini attığından çok daha farklı bir yerde; hatta post – göstergebilim anlayışı ile gerçekten de göstergebilim deyim yerindeyse aşılmış bir halde. Ama yine de, bu “aşma” durumunu fark etmek için geriye dönüp bakmalı, temeli görmeliyiz. Bu bakımdan da ilk başlığımız Göstergebilimin ne olduğu ve sonra da  Saussure’ün ve Peirce'ün gözünden göstergebilim olacaktır ve bu konuları anlatırken de çoğunlukla Adnan Onart ile Ahmet Türen’in makalelerinden faydalanacağız..

Göstergebilim Nedir?

İnsanlar istemli ya da istemsizce anlamak, anlatılmak ve anlaşılmak isterler. Göstergebilim ise, anlam üzerine kurulmuş bir bilim alanıdır. Bu bakımdan bize anlam ileten her şey göstergebilimin alanıdır : dil, resim, afiş, mimari, edebiyat, sinema, tiyatro, trafik işaretleri, alfabe, işaret dili, sağır – kör alfabeleri, jestler, mimikler vs.

Anlamı sağlayan şeyler göstergedir. Bu bakımdan tüm göstergeler koddur ve bilişsel bir süreç ile anlaşılır ve yine kodlarla başkasına aktarılır. Gösterge, kod ve anlam ile bu aktarımın hepsi göstergebilimin konusudur. Yani göstergebilimin amacı, anlamı anlamak, anlamın nasıl oluştuğunu çözmek ve en anlamın %100 olmasını sağlamaktır. Anlam ile ilgili her şey, göstergebilim için bir alan, malzeme ya da araçtır. Göstergeyi inceleyen alan semiyoloji, göstergenin anlama giden sürecini inceleyen ise semiyotiktir. Türkçede bir terim karmaşası ya da yoksunluğu olduğu için bu iki terim tek bir terimle yani göstergebilim ile karşılanmıştır. ( Mehmet Yılmaz – XX. YY Dilbilim ve Göstergebilim Kuramları kaynağından yola çıkılmıştır.)

Türkiye’de göstergebilim denilen şey, Avrupa ve Amerika’da iki farklı alan olarak anılır. Türkiye’de yeni yeni semiyoloji ve semiyotik ayrımı yapılmaktadır. Anlam evreni çok ama çok geniş olduğu için kabaca malzemeyi semiyoloji, yolu semiyotik inceler.

Saussure’e Göre Göstergebilim Nedir?

Bu başlıktan önce, Ferdinand de Saussure Kimdir başlıklı yazımızın okunmasını rica ederiz. Ayrıca “Dilde ve Felsefede Yapısalcılık Nedir” başlıklı makalemizi de okumalısınız ki göstergebilim tam olarak anlaşılsın..

Saussure, öğrencilerinin derlediği ders notlarına, kendi deyimi ile “Semioloie” dediği göstergebilimden bahseder ve henüz böyle bir alanın olmadığından ama olması gerektiğinden söz eder. Üstelik, böyle bir alanın, dil ile yakından ilişkili olduğunu; hatta zaten işlenen bu dil derslerinin de direk bu alanın bir parçası olduğunu söyler. Öngörüsü de gerçek olmuştur Saussure’ün.. Bugün, dilbilim denilince, Saussure ve Semiyoloji yani Göstergebilim temel konudur..

Saussure, dili bir sistem olarak görüyordu. Bunu “yapı” kavramı ile ilişkilendiriyordu. Genel Dilbilim Derslerinde her ne kadar yapı kavramını hiç geçirmese de düşünce sistemi olarak “dizge – sistem” kavramları, “yapı” kavramını bir ucundan tutuyordu. Saussure, dili bir signe dizgesi olarak görür. Yani bir göstergeler sistemi ya da dizgesi. Hemen hemen her dilbilim kitabında duyduğumuz gösterilen ve gösteren kavramlarının olduğu göstergeler sistemindeki bu iki öge, birbirine yapışık ve iç içe geçmiş haldedir. Ve bu bağlantıları anlamak da tamamen zihinsel bir süreçtir. Bu bakımdan Locke ile Saussure gösteren ile gösterilen arasında sadece zihinsel bir bağ kurar, benzetme ya da başka bir bağ değil..

Gösterilen ve gösteren dedik. Şimdi onları açıklayalım..

  1. Gösteren: Orijinal adıyla signifant, işaret edendir. Bu işaret etmek “ Orijinal adıyla signifant, işaret edendir. Bu işaret etme İşitsel ya da Görsel olabilir.
  2. Gösterilen: İşaret edilendir, kavramın ta kendisidir. Orijinal adı signifie olarak verilir.
  3. Gösterge: Bu sisteme verilen addır.

Gösteren, işitsel ya da görsel olabilir ama aklımıza gelen şey kavram yani gösterilendir. Gösterilen ile gösterge arasında zihinsel bir bağ vardır. Örneğin birisi size “araba” dediğinde sizin aklınıza gelen ile benim aklıma gelen araba bir olmayacaktır. Elbette hepimizin aklına dört tekerlekli taşıt gelecektir ama eğer arabamız varsa aklımıza direk kendi arabamız gelecektir; eğer arabamız ya da arabanız yoksa ve arabalara ilgili biriyseniz aklınıza en sevdiğiniz araba modeli gelecektir. Benim arabam olmadığı için aklıma gelen ilk araba, ailemin arabası idi örneğin. Bu durumda, araba ile hepimizin aklına gelen araba arasında fiziksel bir bağ kuramayız. Bu bakımdan gösterilen “araba”; hepimizin aklına gelen farklı taşıtlar ise gösterilen” olarak adlandırılır. Saussure, göstergeyi, sanıyoruz bu özelliği ile bir kağıda benzetir. Kağıdı bir yüzü gösteren diğer yüzü gösterilen olarak düşündüğümüzde, kağıdı parçaladığımız zaman her ikisini de yok etmiş oluruz. Bu bakımdan gösterilen – gösterilen çok güçlü ve kendilerine özgü ama birbirlerine sıkı sıkıya bağlı, teoride ayrı iki kavramdır.

Gösterilen, işitsel ya da görsel olabilir. Yani birisi size araba sözcüğünü söyleyebilir ya da araba sözcüğünü yazabilir; hatta bir araba çizebilir. Ama yine de aklımıza gelen araba, bizimle bir bağı olan araba olacaktır.

Tabi bu durum biraz kafa karıştırıcı çünkü verdiğimiz örnek yapay bir varlığın adı. Saussure de bunu fark etmiş olacak ki doğal gösterge ile yapay göstergenin ayrımını yapmış. Doğal göstergede mutlaka bir nedensellik bağı vardır. Eğer, havada kara bulutlar görürsem yağmurun yağacağını anlarım ya da eğer bir yerde duman görmüşsem dumanın ateş yüzünden olduğunu anlarım. Ama yapay göstergeler, toplumların uzlaşarak anlaştığı dil kavramının bir ürünüdür. Araba sözcüğü, İngilizcede “car” olarak bilinir ama kasıt dört tekerlekli ulaşım aracıdır. Dil, zaten yapay bir şeydir; bilişsel bir süreçtir ve anlaşmalı olarak benimsenir. Bu bakımdan dille gösterilenler yapay göstergelerdir; ve dolayısıyla adlandırma ile nesne arasında bir nedensellik yoktur.

Saussure, göstergebilimi bu şekilde açıklar. Saussure ile birlikte bu bilimin kurucusu saylan, Amerikalı Charles Sanders Peirce, göstergebilime büyük katkılar sağlamıştır. Birisi Avrupa diğer ise Amerika’da olan bu iki bilim adamı, birbirlerinden habersiz olarak göstergebilime farklı açılardan bakmış ve farklı açılardan değerlendirmişlerdir. Göstergebilime son noktayı koyan da Roland Barthes olmuştur..

Charles Sanders Peirce Gözünden Göstergebilim

Saussure, göstergebilim kavramını toplumsal açıdan, Peirce ise mantıksal açıdan inceler demiştir Ahmet Özgür. Doğrudur da. Peirce, daha çok kavram ve tanımlar üzerine çalışmıştır. Amacı, tanımları belli bir düzene oturtmak ve sistemli hale getirmektir. Bu bakımdan kapsayıcı bir tanım ve bölümleme yapma amacı hissetmiştir.

Peirce, üç bölüm oluşturur. Ahmet Özgür ve pek çok dilbilimcinin kabul ettiği terimlerle bu ayrım şöyledir:

  1. Birinci üçlük : Nitel gösterge, tekli ( tekil ya da tek diyen de vardır) gösterge, kural gösterge
  2. İkinci üçlük : Görüntüsel gösterge, belirti, simge
  3. Üçüncü üçlük : Sözcebirim terim, önerme, kanıt çıkarma

Peirce, gösterge kavramını da bilmeliyiz bunları anlamak için.. Peirce, gösterge tanımını şu şekilde yapar : “Bir gösterge, bir kişi için, herhangi bir şeyin yerini, herhangi bir bakımdan ya da herhangi bir sıfatla tutan bir şeydir. (..) Başka bir deyişle, bu kişinin zihninde eşdeğerli bir gösterge ya da belki daha gelişmiş bir gösterge yaratır” ( Ahmet Özgür – Göstergebilim notlarından).

Bir kuramcı olarak Peirce, bir gösterge kuramı tasarlamaya çalışmış ve buna da tıpkı Saussure gibi “semiotic” adını vermiştir. Yapmak istediği kuramda gösterge ve mantık temel kavramlardır. Gösterge kavramı tanımından da görüldüğü gibi, tek bir durumdan oluşmamıştır. Gösterge – yorumlamayan – nesne kavramlarının tamamı göstergedir. Gösterge, nesnenin yerini tutar ve nesne, insan zihninde yeniden bir gösterge oluşturur. Bu da düşünceyi oluşturur Peirce’e göre. Üçlük de bu mantığa göre gösterge üzerinden konumlanır. Tanım yaptığı üçlü için göstergenin oluşum aşamaları da diyebilirsiniz. Ayrımı da göstergenin ayrımıdır. Şimdi bu ayrımı açıklayalım; açıklamaya çalışalım..

1. Birinci üçlük: Nitel , tekil ve kural gösterge olarak üçe ayrılır. Nitel gösterge fiziksel bir durumdur. Ses, koku ya da sesin tonu, kokunun türü bu gruba girer. Tek ya da tekil gösterge ise gerçekten olan bir şey ya da gerçekte var olan fiziksel olarak evrende yer kaplayan bir şeydir. Kural gösterge insan yapım kaidelerdir, sayı sistemi buna örnek gösterilebilir.

2. İkinci üçlük: İkon, belirti ve simge olarak ayrılır. Gerçek bir varlığı benzerlik ilişkisi ile gösterene ikon denir. Belirtmek istediği şeyi doğrudan temsil eder ikon; fotoğraf, manzara resmi buna örnektir. Belirti, varlık ile nedensellik ilişkisi içindedir ve neden ortadan kalktığında o da ortadan kalkar. Örneğin duman çıkması için ateş lazım; ateş olmazsa duman çıkmaz. Belirti, varlığın var olup olmamasına bağlıdır. Ateş varlığı yoksa, duman belirtisi de olmayacaktır. Simge, insanların belli bir amaç uğruna yarattığı bir şeydir. Örneğin dil, simgedir çünkü insanların iletişim amaçlı oluşturdukları bir şeydir. Keyfidir.

3. Üçüncü üçlük: Sözcebirim, önerme ve kanıt alt başlıklarından oluşur. Sözcebirim, bilgi sağlayıcıdır ama ama nesnenin salt kendisi değildir. Nesnenin özelliklerinin bir kısmını ya da hepsini gösterir. Önerme ise, tümce değeri olan bir bilgi iletendir; yorumlayan tarafından var edilir. Amacı yorumcuda bir değişim yaratmak olan kanıt çıkarma, üç ögeli bir göstergedir. Mutlaka akla yatkın olması beklenir. Sonucunda bir kural oluşması beklenebilir.

Bu yazımız, göstergebilim hakkında temel kavramları açıklamaya yönelik bir yazıdır. Asla tam bir açıklama değildir; fazlası yok, eksiği çoktur. Göstergebilim hakkında en iyi bilgi, adı geçen kuramcı ve bilim adamlarının yazdıkları eserlerin kendisinde mevcuttur. Bu bakımdan, mutlaka ilk kaynak olarak onlar okunmalıdır; bizim yazımız sadece bu okumaları yapmak isteyen için ne ile karşılaşabileceğini bildirmektir.

Kaynaklar

Şaban KÖKTÜRK ve Semra EYRİ, DİLBİLİM VE GÖSTERGEBİLİM: FERDINAND DE SAUSSURE VE GÖSTERGEBİLİMİ ANLAMAK SAÜ Fen Edebiyat Dergisi (2013-II) ,123.
Ferdinand de Saussure, Genel Dilbilim Dersleri, Çeviren Berke Vardar, İstanbul 1998.
Adnan ONART, Değişik Yönleriyle Yapısalcılık ve "Yapı" Kavramı, Türk Dil Özel Sayısı “YAPISALCILIK”.
Mehmet Yılmaz – XX. YY Dilbilim ve Göstergebilim Kuramları
Ahmet Özgür – Göstergebilim , Academia.com adresinden ulaşılabilir.

Yorumunuzu Paylaşın