Makaleler

Etnografya Nedir?

Yazar: Hakan Kutluay

Etnografya en kısa tanımı ile kültürleri ve kültür oluşumlarını araştıran bilim adına verilen isimdir. Türkçe’de buduv betimi ya da kavmiyat kelimeleri ile kullanıldığı da görülmüştür. Yunanca bir kelime olan Etnografya genel olarak bir toplum bilimidir ve Yunancada insanlar ya da toplum anlamına gelen “ethnos” ile yazım, yazma, çizme anlamlarına gelen “graphein” kelimelerinin bir araya gelmesi ile oluşmuştur. Kültürlerin niceliksel ve aynı zamanda niteliksel özellikleri, insanların kültürlerin oluşmasında oynadıkları roller vs. bu bilim dalının konularıdır.

Etnografya bilimi bir çok alt başlıkta farklı konulara daha yakından bakışlar sunar. Araştırmalarında ve bulgu çalışmalarında genellikle bütünlükçü bilimsel adımları kullanır. Bu özelliği ile insan ve toplum kavramlarını birbirinden ayırmadan bir bütünlük içerisinde incelemeye gayret gösterir.

Küçük sosyal grupların incelenmesinde yine aynı şekilde bütüncüllük bakış açısını bırakmayan bilim dalı, bu en küçük sosyal grupları incelerken dahi sadece akrabalık bağlarını değil aynı zamanda ekonomik, siyasi, sosyal ve ekolojik açılardan da ele alarak inceler. Etnografya biliminin en çok kullandığı bilimsel araştırma yöntemlerinden bir tanesi ankettir. Bu yöntemin değişik sosyal gruplar içerisinde başarılı bir şekilde kullanılabiliyor olması için bu bilim dalında araştırma yapan bilim insanlarının kendilerini araştırma yapacakları sosyal grupların dili konusunda da geliştirmelerini gerektirir. Başarılı bir etnografik anket çalışması ya da en ufak bir sosyal araştırma dahi o bölgedeki insanların dilini bilmeyi ve akıcı bir şekilde kullanabiliyor olmayı gerektirir.

Etnografi bilimini bir başka şekilde tanımlamak gerekirse toplumların yaşayış biçimlerini araştırma, tanıma ve tanıtma bilimi olarak da tanımlanabilir. Etnografya terim olarak ilk kez 19. yy’in başında günümüzdeki hali ile kullanılmaya başlanmıştır. İlk kullanılış amacı ise bugünkünden biraz farklılık gösterir. 

Etnografya Kelimesinin Doğuşu

Etnografya ilk kez kullanıldığında dünya üzerinde varlık göstermiş toplulukların dillerini araştırmak amacı ile kullanılmıştı. 1910 senesinden sonra ise bu araştırma sadece toplumların alfabesi ya da dili olmaktan çıktı ve genel olarak toplumların kültürlerinin araştırılması haline dönüştü böylece kültürün sahip olduğu bütün maddi değerler Etnografya biliminin konusu oldu.

Etnografya kelimesi tam olarak Türkçe’ ye çevrildiğinde karşımıza; ilm-i akvam, kavmiyet, akvamiyet, tasvir-i akvam deyimleri çıkmaktadır. Ancak gerek halk arasında gerekse profesyonel araştırmalarda bu deyimlerle değil genelde Etnografya olarak kullanımı bilinmektedir.

Bir kültürün maddi varlıklarını araştırdığını söylediğimiz Etnografya bilimi hakkında bilgi vermeye devam etmeden önce kısaca bir kültürün maddi değerlerinin neler olduğuna bakmamız gerekirse bu değerler şu şekilde sıralanabilir: Tarih boyu kullanılan, ev aletleri, avlanma ve avcılık malzemeleri, evlerde kullanılan süs eşyaları, insanların günlük sosyal hayatlarında asırlar boyunca kullanmış oldukları aksesuarlar ve süs eşyaları, ekim ve üretimde kullanılan tarım aletleri, toplumsal sanatların devamlılığında kullanılan sanatsal alet ve edevatlar, ev eşyaları genel olarak, taşıma ve taşıt araçları gibi buna benzer bütün maddi değerlerin bir kültürün maddi değerler bütününü oluşturur.

Etnografik Araştırma Metotlarına Yakından Bakış

  • Etnografik Fotoğrafçılık
  • Etnografik Film
  • Etnografik Röportaj

şeklinde sıralanabilecek olan metotları günümüzde arttırmak mümkündür.

Etnografik çalışmalarda kullanılan yöntemin ne olduğu en başta betimlenmek ya da anlatılmak zorunda değildir. Ancak yapılan araştırmaların adımlarını genel olarak maddeler halinde sıralayacak olursak şu başlıklarla karşılaşırız:

  1. Günlük Yaşam: (Natural Settings) Burda anlatılmak istenen araştırılacak topluluklar doğal ortamlarında araştırılmalıdır ve bulundukları doğal ortamdan koparılmadan araştırmalar devam ettirilmelidir.
  2. Bütünlük: (Holism) Araştırmacı, araştırmasını yaparken bütüncül yaklaşmalı ve karşılaştığı reaktion , refleks ya da davranışların varolma nedenlerini sadece bir kişide ya da bir durumda değil araştırdığı alanın bütününde aramalıdır.
  3. Tanımlayıcılık: (Descriptive) Bu adım araştırmacının araştırmasını yaparken, gerçekçi, rasyonel ve objektif olması gerektiğini anlatır.
  4. Katılımcı Gözlemci: (member’s point-of-view) Araştırmacı gözlemlerini yaptığı sosyal ortama o ortamın normal bir elemanı olarak katılmayı başarabilmeli ama bu katılım sonucu etrafındaki gelişmeleri ve ayrıntıları takip etmeyi bırakmamalıdır.

Türkiye’de Etnografya Çalışmaları

Etnografya biliminin Türkiye’deki gelişimine baktığımızda Etnografik alandaki araştırmaların topraklarımızda ilk olarak Meşrutiyet Devrimi’nden sonra başladığını görürüz.

Bir örnek vermek gerekirse 1912 senesinde Satı Bey’in, Mekteb-i Mülkiye’de başlı başına bir ders olarak okutulmasını Etnografya biliminin Türkiye’ deki ilk örneği olarak göstermek mümkündür. 1912 senesinde okutulan bu dersin ismi tarih kitaplarında Etnografya İlm-i Akvam şeklinde geçmektedir ve Satı Bey’in bu notları arşivlemiş olması nedeni ile daha sonra bir kitap halinde bir araya getirilmeyi ve bu şekilde yayınlanmayı başarmıştır. 

Bu yıldan sonra Etnografya bilimi ülkemizde gelişerek devam etmiştir. Bu bilim alanındaki kitapların, makale ve dergilerin ve genel olarak yapılan araştırmaların artması hem bu bilim dalının gelişmesine hem de insanlar arasında bu bilim dalının bilinirliğinin artmasına neden olmuştur. Dr. Hamin Zübeyir Koşay, A. Rıza Yalman’in araştırma ve yayımları ile ülkemizde de dünyada olduğu gibi gerçek Etnografya çalışmaları yapılmıştır.

Türk kültürünün Orta Asya ve Anadolu’ daki maddi kültür malzemeleri ve  bu alandaki değerli hazineleri Türk Ocağı tarafından yayımlanan Türk Yurdu isimli bir dergide çeşitli makalelerle yayınlanmıştır. Bu şekilde yayınlanan Etnografya alanındaki ilk makalelere daha yakından baktığımızda, ülkemizde bu tür makaleler paylaşan diğer yayımlara ve ilk örneklere bakmak gerekirse lokal, yöresel bazı dergiler karşımıza çıkmaktadır. Isparta ilindeki Ün Dergisi, Bursa ilindeki Türk’üm Dergisi ve Balıkesir’de yayınlanan Kaynak Dergisi bunlara örnek olarak gösterilebilir.

Daha çok yöresel yayınların bulunduğu bu ilk örnek yıllarından daha sonra, bazı devlet ve özel kuruluşlarca çeşitli makale ve eserlerin paylaşıldığını görüyoruz. Yurdumuzdaki ilk Etnografya Müzesi 1930 senesinde Ankara’da açılmıştır. Bu müzenin açılmasından evvel bugüne kadar topraklarımızda mevcudiyet göstermiş bir çok Etnografik çalışma toplanmaya çalışılmıştır. Ankara’dan sonra sırası ile Adana’da, Afyon’da, Bergama’da, Bursa’da, Diyarbakır’da, Edirne’de, Erzurum’da, Gaziantep’te, İzmir’de, Konya’da, Küta-hya’da, Manisa’da, Kastamonu’da, Kayseri’de, Kahramanmaraş’ta, Niğde’de, Sivas’ta, Sinop’ta, Tire’de, Tokat’ta, Van’da ve İstanbul’da Etnografik eserlerin sergilendiği müzeler birbiri ardına açılmıştır. İzmir’de açılan ilk Etnografya Müzesi’nin binası 19. yüzyılda Neoklasik tarzda inşa edilmiştir. Bu binanın 1800’lu yıllarda bir hastane olarak kullanıldığı bilinmektedir. 

1845 yılında ise Fransızlar tarafından onarılan bu bina fakir Hristiyan aileler için bir bakım evi olarak kullanılmıştır. Konya şehrindeki Etnografik Müze’ ye baktığımızda ise bu binanın ilk kez eğitim amaçlı inşa edildiğini görürüz 1975 yılında ise bu bina resmi olarak bir Etnografya Müzesi haline gelmiştir. İstanbul’da bulunan değerli müzelerden Türk ve İslamiyet Eserleri, Topkapı, Resim ve Heykel Müzeleri bünyelerinde çok değerli etnografik eserler bulundurmakta ve ilgililer için sergilemektedir. Ancak Etnografik alanda yapılan bütün bu çalışmaları bakıldığında yine de bu kadar köklü ve eski bir Kültür zenginliğine sahip olan coğrafyamızın etnografisi günümüzde bile halen tam anlamı ile tespit edilmiş durumda değildir.

Yorumunuzu Paylaşın