Makaleler

Cumhuriyet Dönemi ve Sonrasında Dergicilik

Yazar: Diba Bahadıroğlu

Cumhuriyet dönemi yani 1923 sonrası dönem, Türkiye’nin bir hedefinin olduğu dönemdir. İnsanlar artık ulus olma bilincinde ve bir devlet kurmanın telaşında tam bir kalkınma işine girmişlerdir o dönemde. Bu bakımdan da aslında toplumsal birçok mesele bitmiş artık bir yol çizilmiştir.

Yeni bir devletin kuruluşu dergileri de niceliksel ve niteliksel olarak etkilemiştir. Osmanlı döneminin kimlik buhranından çıkanlar, kendi kimliklerini bulduklarını bilerek ilerlemişlerdir ulus devlet yolunda. Basında artık amaç halkı bilgilendirmek değildir, halk zaten bilgilidir; şimdi asıl amaç ülkeyi daha iyi bir hale getirmektir.

Yeni kurulan devlette dil, tarih ve kültür alanında devrimler yapmak gerekmiş ve bu devrimler dergiler aracılığıyla yapılmıştır. Kendisi de bir dergi sahibi olan Cemal Süreya, Cumhuriyet sonrası dergicilik anlayışını şu şekilde değerlendirmektedir:

“Son elli yılın dergilerine çok tepeden bakıldığında edebiyat sorunlarının altında bir Türk düşüncesinin ne olması gerektiğinin yoklandığı, uygarlık sorununun ele alınmak istendiği görülür. Edebiyat kavramlarının yanı sıra 1930'lara kadar tarih terimleriyle, 1940'lara kadar felsefe terimleriyle konuşulmaktadır; 1950'lerden sonra toplumbilim terimleri, 1960'tan sonra da ekonomi terimleri öne gelecektir. Nazım Hikmet’in çıkışından sonra edebiyat dergilerinde toplumun maddi değerleri önem kazanmış, özdekçi, toplumcu bir akım Resimli Ay’dan günümüze dek sürmüştür. Genel bir düşünce akımı niteliğindedir bu. Köktenci, marx’çı yayın organlarının dışındaki edebiyat dergilerini de az ya da çok, gizli ya da açık, bilinçli ya da bilinçsiz kavramaktadır. Son kırk yılda edebiyatımızı götürmüş olan hemen bütün edebiyat dergileri, kimi zaman silik, kimi zaman belirsizmiş gibi de olsa, genellikle, toplum değerlerini savunmuşlar, eşitlikten, özgürlükten yana olmuşlardır. Elli yıllık evre içinde çıkmış 300 dergiden 270 kadarının ilerici planda yer alması da bu gerçeğin önemli kanıtıdır.” (Cemal Süreya, Politika, İstanbul, Adam Yayınları, 1976)

Genel bakışta dergilerimiz insancıldır…

Cumhuriyet sonrası döneme baktığımız ilk 10 yıl dergicilik faaliyetlerinin arttığını görüyoruz. Özellikle bilimin halkla yapılması bu durumu en çok etkileyen unsurlardan birisi: Örneğin Osmanlı Türkçesinden ulusal dile geçişte TDK, kelimeler için yapacağı değişim için dergilere ilan vermiş, okuyuculardan öneri almış ve birçok kelime de bu okuyucu tavsiyesi ile dilimize girmiştir. Bu ve bunun gibi faaliyetler, dergiciliği önemli kılmıştır 1923’lü yıllarda…

Cumhuriyetimizin onuncu yılında insanların kafasında “Biz ne yaptık” sorusu uyanmış ve bu aşamada yine basından , dergiden yardım alınmıştır.  1938 yılında çıkan İnsan dergisinden şu cümleyi duyuyoruz “ Bu gün, hakiki manada Rönesans yapıyoruz.”

1940’a kadar süren bu güzel hava 1940 yılında karamsarlığa bırakmıştır yerini. Atatürk’ün kaybı, II. Dünya Savaşı ve savaşın getirileri Türk insanını da etkilemiş, Nihilizm etrafı sarmıştır. Lakin buna rağmen dergilerimizde umut dolu bir insancıllık göze çarpıyor. Yine de dergilerimiz, toplumcu özlemler içinde var olan düzenin devrilmeden değişmesini istemektedirler.  Sanılmasın ki bu dergiler bir ideolojiye bağlıdır; hayır değillerdir. O dönemde yenilikçilik sanatın olmazsa olmazsı sayılmış ve bu yüzden de insanlar mücadele etmişlerdir. Bu dönemin önemli dergileri şunlardır:

  • Yücel
  • Varlık
  • Yaradılış
  • Oluş
  • İnsan
  • Yeditepe
  • Yeni Ufuklar
  • Yaprak
  • Seçilmiş Hikâyeler
  • Dost
  • Yeni Dergi
  • Papirüs
  • Soyut
  • Yapraklar
  • Şiir Sanatı
  • Ataç
  • Mavi
  • Doğu ve Batı
  • Kaynak

Yukarıda sayılan dergiler, edebiyat hayatımıza ayrı ayrı yön vermiş dergilerdir. Her biri, bir fikri savunan ve Osmanlı dönemindeki dergicilikle alakası olmayan gerçek bir dergicilik anlayışıyla hazırlanmıştır. Şimdi bu dergilere yakından bakalım:

Türkiye’deki siyasal yapı ve dergi ilişkisi

Maalesef Türkiye’de bir sağ – sol ayrışması hüküm sürüyordu ve maalesef de insanlar bölünmeye oldukça meyilliler. Bu durum da yeni bir edebiyat anlayışını niteliyor ve dergiler de bu ortama en uygun yayın organları olarak görülüyor.

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümüne kadar Türkiye’de bir milliyetçilik, ulusalcılık egemendi.  Türkiye, daha yeni olan Türk devrimlerine alışmaya çalışıyordu ve bu durum büyük bir coşku ile karşılanıyordu. Bu coşku, Dergâh dergisinden başlayarak Anayurt gibi dergilerde de sürmüştür. Bu dergilerdeki millet sevgisi Atsız Mecmua’da ve Orhon dergilerinde de devam eder. Yalnız bu dönem edebiyat dergilerinde bir ikilem görülür : Irkçılar ve Mukaddesatçılar…

Ağaç dergisi insanların kutsi duygularına hitap ederken Kültür Haftası laik bir açıyla bakıyor. Çınaraltı ise yeni edebiyatçıları tavsiye eden Cemal Süreya deyimiyle “yeni edebiyatı yadsımaktan doğan şoven bir gelenekçiliğe kaya(n)” bir tavır takınıyor. Yani bir yanda İslamî duygu ile hareket etmeyen Türkçüler, bir yanda dinî öğeleri önde tutan kutsalcılar bir yanda da yeniye karşı olanlar vardı 1930 sonrasındaki dergicilikte.

1940 – 50 yılları arasında durum biraz daha duruldu. Bu dönemde aydınlar ve edebiyatçılar daha çok halka yönelmeye başladı ve edebiyat dergilerine halk edebiyatı damgasını vurdu. Bu dönemde Şadırvan, bahsedilen duruma uygun yayınlar yapıyordu.

1950 sonrası halk edebiyatı fırtınası dindi ve 50 sonrası çıkan Hisar, Çağrı  gibi dergiler suya sabuna dokunmadan yaşamak istediler. Pek bir ideolojiye sığınmadılar. Hatta bu dergiler, sanatta gelenekselciliği savundular ama bir süre sonra onu da bıraktılar.

Cemal Süreya’ya göre 50’li yıllarda “Edebiyat kavgasını  yenilikçiler, yayın hayatındaki entelektüel kavgayı ilericiler kazanmışlardır.” Bu dönemlerde sağ edebiyatı durulmuştur. Sağ, yeniden dergilerde boy göstermek için 1960’lı yılları bekleyecektir.

1950 yıllarda sağ edebiyat…

Sağ kanatta yukarıda bahsettiğimiz  Hisar, Çağrı  gibi dergiler, salt edebiyat yapıyorlardı. Bu edebiyat dışında sağ dergi olarak sayabileceğimiz dergilerde, siyaset, ideoloji ve politika daha ağır basmaktaydı. Bu dergiler, sanat dergisinden ziyade siyasi içerikli dergi olarak sayılabilir.

Sağ tarafın bir diğer yönü de İslamiyet duygusudur. Diriliş dergisinde olduğu gibi bazı sağ kesimler, ideoloji ve İslamiyet’i birleştiren bir edebiyat yaratmışlardır. Yine Cemal Süreya, bu  tarafın düşüncesini yansıtan dergileri şu şekilde değerlendiriyor : “Hisar’ı, Çınaraltı’nın, Diriliş’i Büyük Doğu’nun,  Çağrı’yı Şadırvan’ın çocukları olarak nitelemek mümkün. Edebiyat dergisini de Diriliş’in küçük kardeşi olarak görüyorum. Kubbealtı ise yalnız tepkileriyle varoluşu ve gençlere dayanmayışı ile günümüzde ilginç bir biçimde beliriyor: Yirminci yüzyılda Napolyuncu bir kulüp havası var onda.”

Sol ideolojideki dergicilik anlayışı…

Soldaki dergicilik anlayışı sağ kesime göre daha aktifti. Resimli Ay, Yürüyüş, Adımlar, Yurt ve Dünya, Ant, Yeryüzü, Beraber, Yaprak, Eylem gibi dergiler sol kesimdeki aktif dergilerdi. Bu dergilerde genelde siyasal baskıya karşı genç kesimin duyduğu öfke vardı. Bu bakımdan toplumsal bir yapı diyebiliriz bu dergideki oluşuma. Ayrıca siyasi isteklerin sanatla birleşmesi de sol edebiyat adı altında bir edebiyat kolu oluşturmuştur.  

Onlara göre sanatçı elbette gerçekçi olacaktır ancak bu gerçeklilik yeterli değildir. Gerçekçi olmak toplum mimarisinin sadece alt basamağıdır. Bu kesimdeki insanlar, sadece gerçekleri görmeyi değil gerçekleri inşa etmeyi de istediler. Hatta bu amaca Yürüyüş dergisi “ruh mühendisi” demektedir.

Bu zamanlarda sorunlara çözüm bulmanın farklı yolları bulunmuştu. Yine bu dönem dergilerinden olan Adımlar’da  koyu bir insancıllık var. İnsancıl felsefenin toplumun maddi ve manevi temellerine konumlandırılması hedeflenir dergide. Kültür ve sanat çalışmalarının toplumsala indirgenmesi hedeflenir. Bir nevi birlik mesajıdır bu.

1960’lardan sonra bu bakış açısı biraz karardı diyebiliriz. Toplumdaki bu birlik olmama, insanları sevmeme sorunu toplumsal sınıflandırmaya dayandırıldı. Bu da onları “devrimci” kıyılarına itti. Artık toplumsal gerçekçi değil devrimci gençlik ile karşılaştık bu dönemde. Aslında belki de 1960’larda da gündeme getirilmek istenen bir durumdu bu devrimcilik ama sadece zamanının gelmesi bekleniyordu; çünkü sanki birisinin bunu açıklaması bekleniyormuş gibi ard arda dergiler çıkmaya başladı devrimcilikle alakalı: Yeni Gerçek, Halkın Dostları, Yeni Adımlar, Militan, Yarına Doğru

Cemal Süreya ise bu çerçevede kendi döneminden önceki 50 yılı şu şekilde değerlendiriyor : “Dünyanın değiştirilmesi özlemi yanında kuşak kavgası, Dil devrimi, halka yöneliş, Batılılaşma ve uygarlık sorunları, elli yılın dergilerinde ortak konular olarak görülüyor.”

Kaç dergi var…

1850’deki ilk dergiden itibaren, günümüze kadar tam olarak kaç adet dergi çıkarıldığı ve bu dergiler hakkındaki gruplandırmanın ne kadar bilimsel olduğu tartışma konusudur. Yukarıdaki fikrini aldığım Cemal Süreya, bir dergici ve aynı zamanda aydın gözünden Türk yayımlarını değerlendirmiştir ama bu değerlendirme de 50 yıllık sınırlı bir değerlendirmedir. Atilla Özkırımlı’ya göre “İlk tıp dergisinin çıkarılışından günümüze kadar Osmanlı sınırları içinde ve Cumhuriyetten sonra kaç dergi yayımlandığı saptanabilmiş değildir. Meşrutiyet yıllarıyla ilgili sayılar salt dergileri değil gazeteleri de kapsamaktadır. Ayrıca bu dergilerin çoğu edebiyat dışı dergilerdir. Gününüzde de belediyelerin, kamu kuruluşlarının, çeşitli meslek gruplarının dergiler çıkardıkları düşünülürse eldeki sayıların edebiyat dergilerini belirlemediği açıktır.”

Şimdi bu durumda edebiyat dergileri hakkında peşin hükümlerde bulunmak ne kadar doğrudur? 1960 sonrası dergiler edebiyatımıza katkıda bulunmamışlar mıdır?

Örneğin Köy Enstitüleri’nin kurulması ile 1945 yılı itibariyle aynı adlı bir dergi de çıkmıştır. Bu dergide aslında bu okulların ne yaptıkları ile ilgili haberler verilirken aynı zamanda bir köy edebiyatını da oluşturmuşlardır. Hatta bu edebiyat dergi dışına çıkarak romanlara da konu olmuştur. Şuan edebiyat tarihinde Köy Edebiyatı adında birçok roman, hikaye, şiir bulunmaktadır.

Edebiyatımızın yalnız çınarı Nazım Hikmet de dergicilikte önemli bir role sahiptir. Onun şiirlerinin Yön dergisinde yasal olmayan yollarla yayımlanması toplumcu edebiyatın ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bugün dahi toplumcu edebiyat dendiğinde akla ilk gelen isimdir Nazım Hikmet…

40 – 50 – 60’lı yıllarda, edebiyat dergilerinden ziyade siyasal içerikli  dergiler olmuş olsa da ya da bu dergilerde kültürel sorunlar konuşulmuş olsa da yine de bu dergilerde edebiyata yer verilmesi, düşüncelerin edebî bir dille ifade edilmesi  Türk edebiyatının gelişmesine katkı sağlamıştır.

Yorumunuzu Paylaşın