Makaleler

Cenap Şahabettin’in Hayatı ve Edebi Kişiliği

Yazar: Diba Bahadıroğlu
Cenap Şahabettin’in Hayatı ve Edebi Kişiliği

Türk şairdir ama aynı zamanda da başarılı bir doktordur. Servet-i Fünun şairleri arasında gösterilen Cenap Şahabettin’in önce hayatını sonra da edebî yaşamını inceleyeceğiz.

Cenap Şahabettin’in Hayatı

Cenap Şahabettin, 1870 yılında Manastır şehrinde dünyaya geldi. Babası, Plevne Savaşı’nda şehit düşen Osman Şahabettin idi. Cenap Şahabettin de Osmanlı aydını olmuş, Kurtuluş Savaşı’nı görmüş, Cumhuriyet döneminde dünyaya gözlerini kapatmıştır. 

Cenap Şahabettin, 6 yaşında İstanbul’a gelmiş ve Tophane Mekteb-i Feyziye’ye girmiştir. Daha sonra babası ona evde okumayı ve  yazmayı öğretmiştir. Bir sene sonra Mekteb-i Feyziye’de kalmış ama daha sonra Eyüp Rüştiye-i Askeriyesi’ne girmiştir. Bu okuldan birincilikle çıkınca Tıbbiye’ye kabul edilmiştir. 1888 yılında 18 yaşında Tıbbiye’yi bitirmiştir.  Çok başarılı bir öğrenci olan Cenap Şahabettin, uzmanlık öğrenimi için devlet tarafından Paris’e gönderilmiş ve orada tam dört yıl kalmıştır. 

Cenap Şahabettin aslen doktordur, yani hem doktor hem de şairdir ama doktorluktan emekli olduktan sonra edebiyata yönelmiştir. Bu bakımdan doktorluk mesleğinde ilk görev yeri Haydarpaşa Askerî Hastanesi olmuştur.  Daha sonra sınava girmiş ve Karantina bölümüne alınmıştır. Mersin ve Rodos Karantina İdadesi’nde 1896 yılında görev yapmış hemen ardından Arap illerinde doktorluk görevini icra etmeye başlamıştır.  Meşrutiyet ilan edilmeden hemen önce yani 1906’lı yıllarda Suriye’ye müfettiş olarak atanmış daha sonra sıra ile Meclis-i Kebir-i Sıhhiye (Büyük Sağlık Kuruluşu) üyesi kısa bir süre sonra Daire-i Umur-i Sıhhiye  (Sağlık Bakanlığı)’ye müfettiş olarak atanmıştır. I. Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında kendi isteği ile doktorluk mesleğinde emekli olmuştur.

Cenap Şahabettin, emekli olduktan sonra da çalışmaya devam etti. İlk durağı Darülfünun oldu ve orada Fransızca öğretmeni olarak işe başladı. Mütareke döneminden sonra aynı kurumda – ki şimdi İstanbul Üniversitesi’dir –  Türk edebiyatı tarihi  dersleri vermeye başladı. 1918 yılında Tasvir-i Efkar aracılığı ile Avrupa’ya gitti. Milli Mücadele döneminde Kuva-yı Milliye ‘ye karşı idi, bu bakımdan Darülfünun’dan istifa etmek zorunda kaldı. Daha sonra sadece edebiyat ile uğraştı bir köşede. 

Edebiyata İlk Yönelişler ve Tanınma Süreci

1884 yılında ilk şiiri Saadet adlı gazetede yayımlandı. Daha sonra kendisi gibi genç ve sanata meraklı birkaç arkadaşını toplayarak Sebat aldı bir dergi yayımlarlar ama maalesef bu yayın çok kısa süreli olacaktır.

Öğrenim için Fransa’ya gitmesi onun edebî yaşamını derinden etkiledi. Orada Fransız sembolistler ile tanıştı. O zamanlar Fransa’da romanda Natüralist akım söz konusu idi, şiirde ise Malerma ve Verlen modası hakimdi, Cenap Şahabettin Verlen’i çok sevdiğini anılarında dile getirmişti.

Türkiye’ye dönüşünde ve Serveti Fünun dergisinde yazmaya başlamadan önce yazıları şu dergilerde görüldü: Şelale-i Edeb, Hazine-i Fünun, Mektep

Servet-i Fünun’da şiirlerinden çok düzyazıları ile ilgi çekti. Gezi yazıları oldukça beğeniliyordu ve Cenap Şahabettin, 1901 yılına dek yani dergi kapatılıncaya kadar Servet-i Fünun’da yazmaya devam etti. Daha sonra da edebiyat tarihine Tevfik Fikret, Halid Ziya Uşaklıgil ile birlikte Servet-i Fünun edebiyatının kurucusu olarak geçti.

Cenap Şahabettin’in Edebî Yaşamı

1887 yılında yazdığı şiirleri Tamat adlı küçük bir kitapta toplayan Cenap Şahabettin, Paris’e gittiği sırada tıptan çok edebiyat ile ilgilendi. Edebiyatı, Fransız Sembolistlerinden öğrendi ve 1894 yılında İstanbul’a döndüğünde hem içerik hem de şekil bakımından tam olarak Fransız sembolistleri gibi şiir yazıyordu. Tamat adlı kitapçığında topladığı şiirlerinden tamamen ayrıydı bu yeni şiirleri ve elbette ki Tevfik Fikret’in dikkatini çekti. Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin’i öven bir yazıyı o zamanlar başında olduğu Servet-i Fünun adı dergide yayımladı. Bu yazıdan sonra Cenap Şahabettin, Servet-i Fünun dergisi yazarları arasına katıldı ki o zamanlar takvimler 1896 yılını gösteriyordu. Cenap Şahabettin, Servet-i Fünun dergisine katıldı ama o zamanlar henüz emekli olmamış,  hala resmi olarak doktorluk görevini yerine getiriyordu.

Cenap Şahabettin emekli olduktan sonra Fransızca öğretmeni olarak atandığı İstanbul Üniversitesi’nde daha sonra Batı edebiyatı profesörü oldu. Hatta profesörken Tavsir-i Efkar adına Avrupa’ya gittiği sırada Avrupa Mektupları adlı gezi yazısı türündeki eserini ortaya çıkardı. Ne yazık ki kendi halkından ve memleketinin sorunlarından uzaktı. 1919 yıllarında bu eserini yazarken ülke yudum yudum işgal altındaydı. Türkiye’ye dönen Cenap Şahabettin, bu işgali ve Mustafa Kemal’in ne kadar büyük bir önder olduğunu algılayamadı. Bu bakımdan da Ali Kemal ile birleşerek Mustafa Kemal, Kuva-yı Milliye ve Milli Mücadele aleyhine yazılar yazmaya başladı.  Aynı yıl İstanbul Üniversite’sine Osmanlı Edebiyatı Profesörü oldu.  Kafası oldukça karışmış olacak ki Milli Mücadele hakkında yazmaya devam etti ama bir övüyordu bir yeriyordu. Bu dengesiz yazıları Türk halkında tepki uyandırınca o da salt şiirle uğraşmak üzere bir köşeye çekildi. Çok sürmedi, 13 Şubat 1934 yılında esir olmaktan kurtulmuş bir devletin nüfus kağıdı ile , özgür bir birey olarak hayata gözlerini yumdu.

Cenap Şahabettin bir ara, Raik Vecdi takma adını kullanmıştı. Kendisi, tüm şiirlerini Evrak-i Leyal adı ile toplamak istemişse de bunu başaramamış, şiirleri onun ölümünden sonra toparlanmıştır. 

Aslında Cenap Şahabettin ile Tevfik Fikret’in edebî yaşamları birbirinden çok ayıramayız. İkisi de önceleri Divan şiirini örnek almış hatta Muallim Naci’nin peşinden gitmişlerdir. İkisinin de Şeyh Vasfi’yi ve Muallim Naci’yi taklit ettikleri şiirleri vardır.  Her ikisi de Recaizade Mahmud Ekrem’i ve Hamid’i tanıdıktan sonra bu sefer de onların yolundan gitmişlerdir.  Cenap Şahabettin’in, Paris’e gitmeden önce bu ikilimde nasıl kaldığını, Tamat adlı küçük şiir derlemesinden anlıyoruz. 17 şiirlik bu küçük eserde hem Divan şiirinden hem de Batı şiirinden etkilenen şiirleri bir arada görmek mümkün.

Cenap Şahabettin, Paris’e batı edebiyatını tanımak amacı ile gitmedi, üstelik edebiyat hakkındaki düşünceleri de bölük pörçüktü. O , Fransa’ya gittiği zaman sembolizm şiirde kendini iyiden iyiye güçlendirmişti. Yalnız Cenap Şahabettin’in sembolist şiiri özümseyerek kullandı denilemez. O sadece sembolist şiirdeki istiare ve müzik konularını benimsemiştir.  Kendisi de şiirlerde bol bol istiare kulanmış olsa da bunun sembol ile bir ilgisi olduğu söylenemez. Ayrıca istiareyi kullanması da kendisinden önce gelen ya da kendisi ile çağdaş olan diğer şairlerin istiaresinden pek de farklı değildir. Onun Servet-i Fünun döneminde edebiyata en önemli katkısı Türk şiirine yeni hayaller getirmesi olmuştur. Bu yüzden de  Servet-i Fünun şiirinin eleştireni çoktur, bu konuda da Cenap Şahabettin’in yericisi çoktur.

Cenap Şahabettin şiirlerinde kullandığı istiare kadar müziği de kullanmıştır. Özelikle iç sese ve uyuma önem vermiştir. Bu bakımdan da asla aruz ölçüsünden vazgeçmemiştir.  Yalnız dil konusunda bir sorun vardır. Buna göre Cenap Şahabettin, bir  zamanlar Divan şairlerinin yaptıkları gibi şiire yeni sözcükler koyma hevesine girmiştir. Bu yeni sözcükle Divan şairlerine Arapça – Farsça iken Cenap Şahabettin’de ise Fransızca olmuştur. Aynı şeyi diğer Servet-i Fünun şairleri de yapmışlardır. Genel olarak Servet-i Fünun şairlerinin neden böyle davrandıklarını şu şekilde açıklar kaynaklar:

  • Servet-i Fünun şairleri, “halkın ağzında çiğnenmemiş” yeni ve şairane sözcüklerle müzikal bir şiir dili kurmak istediler.

  • Şiirde müzikaliteyi artırmak istediler.

Cenap Şahabettin,  Servet-i Fünun şairlerinin aksine bu yeni kelimelere sembolistler gibi yeni anlamlar yükleme de çok da başarısız olmamıştır. O , şiirinin ruh durumuna uygun sözcükleri bulmayı başararak bunu okuyucuya sevdirmiştir : Riyah-ı Leyal, Son Arzu, Makdem-i Yar, Temaşa-ı Leyal, Temaşa-ı Hazan, Yakazat-ı Leyliyye bu şiirlerinden bazılarıdır.

Cenap Şahabettin, şiirde  müziğe taparcasına önem vermiş hatta aruza yeni şekiller vermiştir. Elhan-ı Şita adlı eserinde müzikaliteyi arttırmak için bir şiirde birden fazla aruz vezni kullanmış ve bunu da oldukça başarılı bir şekilde yapmıştır. Yalnız aruza bu kadar bağlanması yaşadığı dönem de pek de hoş olmamıştır. Özellikle cumhuriyet rejimi kabul edilip ülkede topyekün bir Türkçeleşme hareketi başladığında ve herkes hece ölçüsüne döndüğünde Cenap Şahabettin, yine aruzu ve Osmanlı dilini savunmuştur. Bu da onun  namını halkın gözünde iyice zedelemiştir. Son şiirinde bu durumu saplantı haline getirdiği açıkça görülmektedir.

Cenap Şahabettin ve Şiirlerinde İşlediği Temalar

Cenap Şahabettin şiirlerinde kişisel konuları işler. Temel sanat görüşü “Sanat sanat içindir” anlayışıdır.  Tipik bir etliye sütlüye karışmayan aydın tipidir. Bu bakımdan şiirlerinde işlediği temalar: Maddi aşk, manevi aşk, kadın doğa…

Cenap Şahabettin’in aşk  teması yeri geldikçe zuhur edilmiş maddi aşk, yeri gelince de manevi aşktır. Ayrıca kadını da bazen idealize eder bazen de zevk aracı olarak görür. Don Juan şiirinde de aşka cinsel bir açıdan baktığı görülmektedir. 

Cenap Şahabettin’in doğa hakkındaki şiirleri ise Tanzimat döneminden bu yana yapılmak istenen doğa ve insan kompozisyonunun en iyi örneğidir. Cenap Şahabettin’in doğa şiirlerinde doğa ve insanın iç alemi birleşir. Doğaya bakış tinsel açıdan ele alınır. Bu bakımdan Cenap Şahabettin’in doğa betimlemesi özneldir. Şair genelde de mevsimler üzerine şiirler yazar.

Cenap Şahabettin ve Düzyazıları

Türk edebiyatında lirik bir şair olarak tanınan Cenap Şahabettin’in düz yazıları da yabana atılır bir cinsten değildir. Mesleği bakımından pek  çok yer gezen Cenap Şahabettin 1909 yılında “ Hac Yolunda”, 1919 yılında “Avrupa Mektupları” ve 1917 yılında da “Suriye Mektupları” adlı gezi yazısı türünde eserleri vardır.  Yalnız düzyazılarında da şiirlerinde olduğu gibi süslü bir dil kullanır Cenap Şahabettin. Gezi yazılarını öznel olarak kaleme alan Cenap Şahabettin¸titiz bir üslupçudur. Bu bakımdan da dili oldukça ağırdır. Üstelik tasvirlerde gerçekten de ağır tamlamalar vardır ki ancak sözlükle anlaşılır.

Cenap Şahabettin titiz bir aydındı  ayrıca düzenliydi de. Bu bakımdan ara sıra yazdıklarını derlemeyi ihmal etmiyordu. Bu bakımdan bazı dergilerde çıkan deneme ve eleştiri yazılarını şu iki kitapta topladı : 1915 yılında Evrak-i Eyyam ve 1918 yılında Nesr-i Harp, Nesr-i Sulh ve Tiryaki Sözler.

Cenap Şahabettin, düz yazılarında kesin bir şekilde mizahçıdır. Alayı kuvvetlidir, iğnesi keskindir. Tiryaki Sözler adlı eserinde ise gerçek anlamda tam bir orta yolcudur. Ama her iki durumda da edebiyat zekasının çok keskin olduğunu söylememek Cenap Şahabettin’e haksızlık etmek demektir.

Son Söz Olarak Cenap Şahabettin Hakkında

Cenap Şahabettin her ne kadar düz yazıları ile de güçlü bir edebî duruş sergilemiş olsa da o, Türk şairi olarak anılmaktadır.  Özellikle lirik ve zengin hayal gücünü sonuna kadar hissettiğimiz şiirleri, onu batılı Türk şiirinin seçkin isimleri arasına koymamıza yetmektedir. Bunun yanı sıra zamanında Fransız şiir örneklerine benzeyen ilk batılı örnekleri vermesi bakımından da önem arz etmektedir.  Denilir ki o, Tevfik Fikret’i dahi etkisi altına alabilen net bir telkin gücüne sahipti. Bu bakımdan şiirlerindeki akislerin onun okuyuşunda hayat bulduğu söylenir.

Servet-i Fünun edebiyatını işlerken asla ismini es geçmemiz gereken bir şairdir Cenap Şahabettin. Bu bakımdan da Servet-i Fünun edebiyatı üzerinde emeği büyüktür, Servet-i Fünun şiirinin kurucularından sayılır. O, Tevfik Fikret ile birlikte yarattığı şiir dünyasına gerçekten de büyük bir genç kitleyi sürüklemiştir. Bu bakımdan iki şair de Servet-i Fünun’un şiir direkleri olmuşlardır. 

ESERLERİ

Şiir

Tâmât (1887)

Seçme Şiirleri (1934, ölümünden sonra)

Bütün Şiirleri (1984, ölümünden sonra)

Tiyatro

Yalan

Körebe (1917)

Küçükbeyler

Merdud Aile

Gezi Yazısı

Hac Yolunda (1909)

Afak-ı Irak (1917)

Avrupa Mektupları (1919)

Suriye Mektupları (1917)

Düz Yazı

Evrak-ı Eyyam (1915)

Nesr-i Harp (1918)

Nesr-i Sulh (1918)

İnceleme

Tiryaki sözleri (1918)

Vilyam Şekispiyer (1932)

Kadı Burhanettin

Kaynaklar

Moran,Berna, Edebiyat Kuramları ve Eleştiri, İletişim Yayınları, 2012
Moran,Berna, Türk Edebiyatına Eleştirel Bir Bakış, İletişim Yayınları, 2012
Özkırımlı , Atilla, Türk Edebiyatı Ansiklopedisi, c.1, s. 278 – 279 - 280
Akyüz, Kenan, Modern Türk Edebiyatının Ana Çizgileri 1860 – 1923 , İnkılap Kitabevi
Tüzer, İbrahim, Türk Dili ve Edebiyatı / Yeni Edebiyat, Akçağ Yay., Ankara, 2015

Yorumunuzu Paylaşın