Makaleler

Budizm Nedir?

Yazar: Diba Bahadıroğlu

Budizm bir din mi yoksa bir inanç sistemi mi? Budizm'de tanrı var mı? Buda kimdir? Budist Türkler kimdir? Budizm nedir? Budistler neye inanır? ...

Budizm Nedir?

Budizm, temelinde Buda öğretileri olan bir inanç sistemidir. Budizm'in din olup olmadığı tartışma konusudur; birçok araştırmacıya göre bir din sayılırken birçok araştırmacı dinlerin evrensel bir mesaj verdiğini ama Budizm'in evrensel bir mesaj tebliğ etmediği için onu din saymamakta ve inanç sistemi olarak değerlendirmektedir. Her iki durumda da ilk bekar rahip teşkilatının sahibi olan Budizm’in, dünyanın en eski inanç sistemlerinden birisi olduğu her iki grup için de kabul edilebilecek bir görüştür.  

Ne yazık ki Budizm hakkındaki birçok kaynak dayanıksız ve mesnetsiz yazı yığıntılarıdır, birçok yazı ise Budizm’in önemli ritüellerinden meditasyon ve yoga için “müşteri” toplamayı amaçlayan reklam yazılarıdır. Türkiye’de Batı kadar iyi tanınmayan Budizm, sürekli bu tür yanlış bilgilerin kurbanı olmaktadır. Bu yazımızda, yerli ve yabancı birçok bilimsel makaleden yola çıkarak Budizm'i tam olarak tanıtmaya çabalayacağız.

Buda Kavramı

Buda, en basit haliyle bu inanç sisteminin ya da bu dinin bir nevi peygamberi, kurucusudur. Bu bakımdan onun öğretileri, züht yaşamı ve “Nirvana’ya” ulaşması Budistler için hem bir rehber hem de öğretidir.

Buda, bedenî isteklerini yenip ilahî bilgiye ulaştığına inanılan kişidir der Emine Zehra Turan “Budizm’de Manastır Hayatı” adlı tezinde. Ve ekler: “Budistler, geçmiş dünya çağlarında birkaç Buda’nın bulunduğunu ve gelecekte de yine diğer Budaların var olacağını kabul etmekle birlikte içinde bulunduğumuz dünya devrinde yalnızca bir Buda’nın, yani Gautama’nın varlığını benimser”. Bu önemli bir açıklamadır, yani her insan teknik olarak bir Buda adayı, belki de aday adayı, olabilir. Sonuçta, her dindeki peygamberler, belirli bir yaşa kadar normal bir insan olarak yaşamış ve belirli bir yaştan sonra ilahi bir kudretle peygamber olmuşlardır. Aynı durum Budizm için de geçerlidir.

Buda, Budizm için sadece bir irşad değil aynı zamanda da bir mertebedir. Yalnız Buda denilen kişi kimdir? Eğer Budistler Buda’nın farklı zaman aralıklarında olabildiğini kabul ediyorlarsa demek ki biricik Buda yok. O zaman biz hangi Buda’yı “Buda” kabul edeceğiz?

Emine Zehra Turan, bazı Fransız kaynakları da örnek göstererek bu soruya asıl Buda’nın M.Ö 563- 483 yılları arasında yaşayan Gautama Boudhha olduğunu söyleyerek cevap verir. Bu, genel bir kanıdır. Budizm ile ilgili hangi bilimsel kaynağa bakarsak bakalım bu cevabı verirler. Ayrıca Gautama Boudhha bir prenstir. Bugünkü Hindistan bölgesindeki Sakya Kabilesine mensup olan Gautama Boudhha, zengin ve her isteği olan bir prensti. Zamanla, dünyevi isteklerin insanı daha çok açlığa sürüklediğini fark etti. Bir insan güldüğünde, daha çok gülmek istiyor; para kazandığında daha çok kazanmak istiyor ve bu yüzden insan asla mutlu olamıyordu. O zaman, prens Buda, nefsi köreltmenin yollarını aradı. Uzun yıllar farklı farklı yerleri gezerek, farkı insanlar tanıyarak bedensel dürtülerini yok etti. Artık onun için “daha fazla” yoktu. Bu, onun temel öğretisi haline geldi ve kabilesine geri döndü. Kabilesine geri döndükten sonra da bu öğretilerini yaymaya başladı. Bu öğretiler ise Dharma denilen öğreti kitaplarında toplandı.

Dharma Kavramı

Dharma, Buda’nın kabilesinin dili olan Pali dilinden gelmiştir. Emine Zehra Turan ise bu kelimenin Sanskritçeden geçmiş olabileceğini hatırlatarak kelimenin tam karşılığını kanun, kainat olarak verir. Dharma, Buda öğretilerini konu alan kitaba verilen addır. Buna en basit tabirle ve benzetmeyle Budistlerin kutsal kitabı diyebiliriz.


Dharma, tek değildir. Vinaya denilen kitap da Budistler için yol gösterici kitaptır. Yalnız Vinaya daha çok manastır hayatı ile ilgilidir, Dharma ya da diğer adıyla Abu Dharma kitapları ise Buda’nın öğretilerini kapsar. Yalnız, Buda, bu kitapları kendisi yazmamıştır, taraftarları bu öğretileri kitap haline getirmiştir.

Bilinen En Eski Bekar Rahip Teşkilatı..

Sangha ya da Sankha adı verilen Buda öğretilerini takip eden keşişler topluluğu, tarihte bilinen ilk bekar rahip topluluğudur. Ardından en büyük bekar rahip topluluğunu Hristiyanlar oluşturacaktır.

Sangha terimi, erkek ya da kadın tüm keşişlere verilen genel addır. Budist keşişi olan herkese denir. Yalnız yine de erkek ve kadın keşişlere özel adlandırmalar da mevcuttur. Kadın keşişlere upasikas, erkek keşişlere upasakas denir.

Rahip teşkilatına girmek isteyenler üç temel şeyi kabul ederler: Fakirlik, itaat, bekaret. Teşkilatın ilk halinde de rahiplerin dilencilik yaptıklarını düşünürsek rahipler Nirvana’ya ulaşmak için çok zor hayat mücadeleleri vermektedirler.

Sangha rahipleri için, teşkilat kurtuluştur. Bu kurtuluşa ermek için de her türlü zorluğa katlanırlar. Lakin, bugünkü teşkilat, dilencilik yapan teşkilattan biraz daha iyi durumdadır maddi olarak…

Sangha teşkilatında kadın ve erkek keşişlerin yanı sıra bir de laik kadınlar ve laik erkekler vardır. Laikler, Nirvana’ya ulaşmak için keşişlerin sıkıntılarını çekmezler; onların görevi, manastıra maddi destek sağlamaktır.

Aslında bu durum tasavvuf kültürü ile örtüşmektedir, tasavvuf kültüründe de az yemek ve hatta hiç yememek, Allah’a itaat ve nefsi köreltme isteği, her ne olursa olsun dünyevi zevklerden uzak durmak gibi ilkeler vardır. Görülüyor ki dünyanın farklı coğrafyalarındaki farklı insanlar “kurtuluşa ermek için” aynı yöntemleri kullanmışlar…

Biz tapınak diyoruz, Budistler Vihara…

Vihara kavramı, Budist tapınağı anlamına gelmektedir. Yalnız Budistler için viharaların illa belirli mimarî şartlara uymaları gerekmez. Hatta sadece dört duvar olmaları da yeterlidir… Budistler, inzivaya çekilebildikleri her yeri vihara diye adlandırabilir; vihara bir mimarî şaheser tapınak da olabilir, apartman dairesi de, otopark da…


Üfleyerek Serinlemek Anlamına Gelen Nirvana…

Nirvana, aslen Nibbana anlamına gelen kelime Budistler için ulaşılacak değerli bir durumdur. Kelime anlamına baktığımızda ise üfleyerek serinlemek anlamına gelen kelimenin aslı Sanskritçedir. Yalnız Nirvana, artık bir kavram olmuş ve farklı şeyleri ifade eder hale gelmiştir.

Nirvana kavramının anlamı birçok kaynakta kayboluş, kısırdöngülerin sona ermesi ve yok oluş şeklindedir.

Sanıldığının aksine Buda, Nirvana tanımı yapmamıştır. Nirvana tanımı, keşişler ya da Buda takipçileri tarafından yapılmıştır. Kabul gören 3 tanımdan söz edilir: 1. Meditasyon sayesinde fani dünyadan ayrılmak ve bu şekilde kişinin öz huzuruna kavuşması ( Bu durum ancak Buda takipçilerince yaşanır.) 2. Kişinin hem iç dünyadaki hem dış dünyadaki kötülüklerden, çelişkilerden kurtulması 3. Kişinin her manada yok olması

Budizm de her inanç ve din sistemi gibi bölünmeye maruz kalmıştır. Bu bölünme, genel olarak Nirvana’yı anlamak noktasında vuku bulmuştur. Hinayana ve Mahayana olarak iki mezhebe ayrılan Budizm’de mezhepler arasında Nirvana’yı farklı anlama durumu oluşmuştur.

Hinayana mezhebine bağlı rahip ve takipçiler için Nirvana yok olmak, yokluk anlamına gelir. Mahayana için ise ruhun kurtuluşu ve mutluluk anlamına gelir. Mahayana için Nirvana, insanın nefsinden, kötü alışkanlıklarından arınmak anlamına gelir. Bu durum onlar için bir yok olma değildir.

Nirvana, Buda onu ortaya atmadan önce de vardı. Yalnız Nirvana, dinsel bir terim olarak Hint destanlarında ( Bhagavad Gita ve Mahabharata) geçmekteydi. Anlamı ise kurtulmuş ruhların toplanma mekanı idi.

Nirvana ancak Budist keşişlerin, uzun yıllar tabir-i caizse işkence çekerek ulaştığı bir mertebedir. Buda’ya göre ise tüm istek ve arzularını öldüren kişi, Nirvana’ya ulaşır…

Buda Kimdir?

Hintli Bilgin A.Ranjan Mohapatra’dan edindiğimiz bilgilere göre, Buda, M.Ö 567 yılında doğmuştur. Buda’nın asıl adı Siddharta Gautama’dır. Bugünkü Hindistan sınırındaki Nepal’de Kapilavastu’nun yanındaki Lumbini isimli küçük bir kasaba Siddharta’nın doğduğu yerdir. Babasının adı Suddhodana olan Siddharta, babası Shakya kabilesinin lideri olması dolayısıyla prenstir.

Bir prens olarak gerçekten de lüks içinde büyüdü. Yalnız Siddharta, bir prens olmasına rağmen içine kapanık, aşırı dindar, sessiz ve sakin bir gençti. Babası, Siddharta’nın bu fani dünyadan kopuk halinden pek hoşnut değildi ve bunu düzeltmek için de elinden geleni yaptı. Siddharta 17 yaşında Yasodhara ile evlendi.

Bu evlilikten Rahul isimli oğlu olan Siddharta ruhen açtı. Ölüm, yaşlılık, hastalık gibi hayatın olağan durumlarındaki kötü şeylerden rahatsız ve hatta bu kötü şeyler için acı çekip perişan oluyordu. Bu acı ona ilham verdi. Acının tedavisini bulmak istedi. Tedavi için kaynağa inmesi gerektiğinin farkında vardı ve acının kaynağı ile tedavisini bulmak için yola çıktı.

Uzun zaman yollarda yarı aç yarı tok halde dolaşan Siddharta, yedi yıl bu halde olduktan sonra gerçeğe ulaştı. Gaya’da aydınlanmayı başardı. O artık Siddharta değil, gerçeğe ulaşmış, erişmiş anlamlarına gelen Buda ya da Tathagata lakabıyla tanınan bir ermişti. Köyüne döndükten sonra çevresine öğrendiklerini anlatmaya ve yaymaya başladı. Fazlaca taraftar topladı…

En Temel Haliyle Budist Problemler…

Budizm, dört temel ahlakî gerçeğe dayanır ve bu dört gerçeğin temelinde acı vardır. Bu dört esas Nirvana’ya ulaşmada temel amaçtır. Noble Truths denen bu dört temel gerçek şudur: 1. Acı 2. Acının Kaynağı 3. Acının Durdurulması 4. Acının durdurulmasına götüren yol. Budist felsefe, kuralcı bir inanç sistemi olduğu için bu ahlak (moral) normları (kuralları) çok önemlidir.

Sessizlik, Budizm inancının bir başka özelliğidir. Sessizlikten kasıt, düşüncenin de susmasıdır. Budizme göre çözülemeyen 10 problem vardır. Bunların çözümlerini aramak sessizliği bozar. Bu problemler kendi kendilerine çözülmez ve bu problemler üzerine kafa yormak huzuru bozar. Bu problemler evren, hayat ve vücut (beden), Buda ile ilgilidir. Şimdi bunları sıralayalım:

1. Evren sonlu mudur?

2. Evren sonsuz mudur?

3. Evren sınırlı mıdır?

4. Evren sınırsız mıdır?

5. Hayat ve beden aynı şey midir?

6. Hayat ve beden farklı şeyler midir?

7. Buda ölümden sonra mevcut mudur?

8. Buda ölümde sonra mevcut değil midir?

9. Buda var mıdır?

10. Buda yok mudur?

Budizm, iyimser bir inanç sistemi değildir. Tam tersi kötümser bir inanç sistemidir. Çünkü bu inancın kurucusu olan Buda, ilk kutsal gerçek olarak acıyı işaret eder. Acı vardır, acı insanın doğumundan bu yana vardır. Yaşam zaten acı doludur. Buna Budistler “duhkha” derler. Acıdan kurtulmak insanın isteğidir ve insanlar acıdan kurtulmak için dine sığınır. Buda’ya göre acının ortadan kalkmasının yolu dört ahlakî gerçek. Acıdan kurtulmak için de bir yol gerekli, bu yol da “marga”… Budizm, kötümserdir evet ama iyimserlik ile Nirvana’ya ulaşabilirsiniz der. Çünkü Nirvana’ya ulaşmak için yani iyiye ulaşmak için yol acı doludur.

Budizm, hayvan kurbanlarına karşıdır. Hindistan’ın en eski geleneklerinden olan Veda’lara bu yüzden karşı çıkmıştır. Ona göre üç realite yani gerçeklik vardır: Anatman, Anilya ve Duhkha.

Budizm’de tanrı yoktur. Yukarıda da adı geçtiği gibi iki önemli ekol vardır : Hinayana ve Madhyamana. Bu iki ekolden Hinayana, Tanrı rolünü Dharma üstlenir. Her insanın karakterine ve huyuna göre bu dünyaya bir şeyler kazandırması Dharma sayesindedir. Bu bakımdan Hinayana ateisttir. Hinayana ekolüne Buda ne Tanrı ne peygamber ne de Tanrı’nın bir idolüdür.

Buda için tecrübe, bilginin kaynağıdır. Bu bakımdan Budist öğreti pragmatist yani faydacı ve deneysel yani empiriktir. Bu bakımdan öğretilerde metafizik unsurlar yoktur. Buda’nın çizdiği sekiz dilimli yolda herhangi bir olağanüstülük yoktur. Her şey doğal ve olması gerektiği gibidir.

Dört Kutsal Gerçek..

Yukarıda da değindiğimiz gibi Budizm, acının merkez olduğu dört kutsal gerçeğe dayanır. Yukarıda izah etmediğimiz bu dört gerçeği burada açıklamaya çalışacağız:

1. Hayat acıdır: Hayat acı ve ızdıraptır. Doğum, acının başladığı andır ve insan doğduğu andan bu yana acı çeker. Zorluk, hastalık, fakirlik hepsi ızdıraptır. Acı, zevk duymanın bir sonucudur. Her zaman daha fazla zevk almak istediğimiz için acı çekeriz. Yoksulluk, hırs, kin, nefret insanın acı çekmesinin nedenlerindedir.

2. Acının nedenleri vardır: Acı devam eden ve etkisi süren bir olay, yani olgudur. Olgular nedensiz ve sonuçsuz düşünülemez. Bu bakımdan acının nedeni vardır, sonuç ise insanın ızdırap çekmesidir. Acının nedenleri üç türlüdür: Cinsel ilişki arzusu, yaşamdan zevk almak için yaşama arzusu, fani zenginlik için zengin olma isteği.

Bu acılar, insanların bu nedenlere körü körüne bağlı olacak kadar cahil olmasından kaynaklanmaktadır. İnsanlar cahildir.


Budizm’de nedensellik zinciri, halkası vardır. Hintli bilgin A.R.Mohapatra, “dvadasha-nidana ya da bhavacakra” denilen 12 halkayı geçmiş, şimdiki ve geniş zamanlara göre şu şekilde verir:

- Avidya (Cahillik) Geçmiş Zaman

- Samskara (Yetenek) Geçmiş Zaman

- Vijnana (Bilinç) Şimdiki Hayat

- Nama ve Rupa ( İsim ve biçim) Şimdiki Hayat

- Shadayatana ( Altı idrak) Şimdiki Hayat

- Sparsha (Duyu Objesinin Bağlantısı) Şimdiki Hayat

- Vedana ( Duyularımız yoluyla elde edilen tecrübe) Şimdiki Hayat

- Trishna ( Nesnelere karşı duyulan aşırı arzu) Şimdiki Hayat

- Upadana (Objelere bağlanma) Şimdiki Hayat

- Bhava ( İstek, arzu, doğmuş olana duyulan istek ) Şimdiki Hayat

- Jati (Doğum) Gelecek hayat

- Jara-Marana ( Izdırap, acı) Gelecek Hayat

3. Izdırap sonsuz değildir, ortadan kaldırabilir: Izdırap, insana acı veren her şey ortadan kalkabilir. Bunun için insana acı veren, acıya neden olan şeyler ortadan kaldırılmalıdır. Sebebiyet zincirinde bunları saymıştık. Budistler buna dunkha nirodha derler.

4. Izdırabı yok etmek için bir yol çizmek gerek: Izdıraba yol açan sebepler yok edilip acı ortadan kaldırabilir ama bunu yapmak için bir yol gerekir. Budistler bu yola marga derler ve marga sekiz dilimli bir yoldur. Daha doğrusu yol haritasıdır.

Sekiz Dilimli Yol Nedir?

Acının yok edilmesinde “nasıl” sorusuna cevap vereceğimiz başlıktır. Burada, acının yok edilmesi için yol çizilecektir. Bu yol, 8 adımdır.


1. Doğru Görüş: Buna Budistler samyak – drishti demektedir. Cahil insan acı çeker. Doğru görüş, insanlara nesnelerin en doğru halini görmelerini sağlar. Objenin gerçek tabiatı hakkında bilgi verir.

2. Doğru Niyet: Buna Budistler samyak – sankalpa demektedir. Mükemmel bir hayat sürmek için kötü ve yanlış düşünceleri başımızdan savmak, nefsimizi kontrol etmeyi öğrenmemiz gerekir. Bunlar, bizim mükemmel hayat için amacımız, niyetimiz, ereğimiz olmalıdır.

3. Doğru Söz: Buna Budistler samyak – vak demektedir. Yalnızca kendimize değil çevremize de iyi davranmamızı öğütleyen bir ahlaktır. Budist olmak isteyen ya da Nirvana yolunda acılarından kurtulmak isteyen kişi çevresindekilere kötü söz, acı verici söz söylememelidir. Gevezelik etmemeli, ne söyleyeceğini çok iyi düşünmeli, kısa ve öz konuşmalıdır. Asla, sözlerle başka bir insana acı ve ızdırap vermemelidir.

4. Doğru Davranış: Buna Budistler samyak – karmanta demektedir. Buda, herkes için iyi olduğunu düşündüğü davranışlar geliştirdi. Buda, keşişler için, kadınlar için, karı – koca için, çocuk için farklı davranışlar olması gerektiğini bildirdi. Yine de tüm davranışların ortak biz özelliği vardı. İnsanlara acı vermekten kaçınmak, hayatı, hayat döngüsünü bozmamak.

5. Doğru Geçim: Buna Budistler samyak – jiva demektedir. Buda için, şarap, et, hayvan, silah ticareti yapılmamalıdır. Kişi, yaşamak için dürüst ve hayata zarar vermeyen işlerde çalışmalıdır. Kişinin, hak etmediği, emek vermediği herhangi bir şekilde para kazanması doğru değildir. Aynı zamanda rüşvet, iltimas, adam kayırma da Buda ve Budistler için kabul edilemez.

6. Doğru Çaba: Buna Budistler samyak – vyayama demektedir. Her şey zihinde başlar, düşüncede başlar. Bu bakımdan da önce kötü düşünceler yok edilmelidir. Kötü düşüncelerin kaynağı iyi araştırılmalı ve kötü düşüncelerin üzerine gidilip, bu düşünceler yok edilmelidir. Kötü düşünceler giderse zihin berraklaşır ve asıl odaklanılması gereken şeylere odaklanılabilir.

Budistler, bu işin o kadar da kolay olmadığını farkındadırlar. Bu bakımdan da kötü düşünceleri uzak tutmak, onları yok etmek için bazı metotlar geliştirmişlerdir: iyi düşünceler üzerine meditasyon yapmak, kötü düşüncenin neden olduğu olayın sonuçlarını iyi analiz etmek, zihni fiziksel hareketlerle temiz tutmaya çalışmak, Dharma yani öğretiye itaat etmek bu metotların bazılarıdır.

7. Doğru Düşünce: Buna Budistler samyak – smriti demektedir. Kötü düşünce, düşüncenin asıl formu unutulunca ortaya çıkar. Dolayısıyla doğru düşünce, zihnin asıl biçimini muhafaza etmek, zihni kötüleştirecek herhangi bir deformasyon yapmamak anlamına gelir.

8. Doğru Konsantrasyon: Buna Budistler samyak – samadhi demektedir. Bu aşama için öncelikle ilk 7 aşama bitmeli. Samadhi, ahlaklı olmak isteyen kişi tarafından ve ancak yedi yol bitmişse yapılabilir. Doğru meditasyon dört aşamada vuku bulur: ilk evrede dört kutsal gerçek hatırlanır. İkinci aşamada, mantık devre dışı bırakılır ve his ön plana çıkar. Üçüncü aşamada dış dünyayla ilgi kesilir ve denge haline geçilir. Son evrede mükemmellik yakalanır ve Nirvana’ya ulaşılır.

Budist Olan Türkler…

Alexander Berzin, şimdi İslamiyet’i kabul eden pek çok Türk devletinin geçmişte güçlü bir Budist inanışa sahip olduklarına değinir ve tarihteki ilk Budist Türk topluluğunu söyler: Türkî Şahlar. Berzin, Türkî Şahlar adını verdiği ve Türk topluluğu olarak kabul ettiği milletin Kuzeybatı Hindistan’da kurulduğunu dile getirir. 3 -4. yy aralıklarında kadar hüküm süren bu topluluk önce bugünkü Afganistan’ın merkezine daha sonra 5.yy’da Kuzey ve Orta Pakistan’a doğu yerleştiler. Budizm’in bu bölgelerde yayılmasını sağladılar.

Göktürk Kağanlığı, MS 6.yy’da kurulmuştu. Bize de Türkçenin en kapsamlı yazıtlarını bırakmışlardı: Göktürk Yazıtları. Biz, Göktürkler ile ilgili bilgilerin bir kısmına bu yazıtlar sayesinde de ulaşırız, diğer kaynaklar da komşu devletin tarihleridir, özellikle Çin tarihi en önemli yol göstericidir. Bu kaynakların hiçbirinde Göktürk Hanedanlığının ( Bu hanedanlık, 1 – 2. Göktürk Kağanlığı olarak ayrılır, Göktürk Abideleri II. Göktürk Kağanlığı zamanından kalmadır. Ama bu hanedanların Doğu ve Batı olarak ikiye ayrıldıkları ve iki koldan yönetildikleri de bilinmektedir.) Budist olduğu ya da Budizm’e sıcak baktığı yazmaz. Yalnız, büyük ihtimalle bu hanedanlık, Budistler ile tanışmışlardı. Yalnız, Türklerin olduğu Kapisa ya da diğer adıyla Begram bölgesinde Türk kağanlıkları tarafından kurulmuş Budist tapınaklar göze çarpar. Çinli rahip Wu-kung ise 759 ve 764 yıllarında ziyaret ettiği Gandhara adlı bölgede Budist ibadethaneler olduğunu yazmıştır. Yalnız gezgin Hsuan Tsang, tüm Orta Asya’yı gezmiştir ve Türklerin kendi dinlerine bağlı oldukların, asla Budist olmadıklarını dile getirmiştir. Yalnız şu durumda bir gerçektir ki Çin’de Ch’ang-an’da (Şensi) Türkler için bir Budist tapınağı inşa edilmiştir. Bu durumda, Çin içinde binden fazla Budist Türk olmalıdır ki tapınak talep edilsin ve yaptırılsın. Ayrıca Göktürk Kağanlığında Mu-han Kağan’ın halefi, Tapar Kağan [572-581] Budist olmasa da Budizm’e açık bir kişiydi. Öyle ki ülke topraklarına bir Budist tapınağı yapılmasına izin verdi.

Göktürkler, Uygurlar tarafından yıkıldı ve Türk tarihi 742 yılında Uygurlar tarafından yazılmaya başlandı. Uygurlar, emin olarak söyleyebiliriz Budist Türklerdi. Budist tapınaklar inşa etmekle kalmadılar, Budist ve Maniheist olmak için göçebe olmaktan vazgeçip yerleşik hayata geçtiler. Kansu ve Tufan Uygurları olarak ikiye bölünen Uygurlar, Soğd yazısının gelişmiş şeklini kullanmışlardır. Soğdlar, koloniler halinde Uygurlar içinde yaşarken zaten Budizm propagandası yaptıkları bilinen bir gerçektir. Soğd, Köktürkler zamanında dahi vardı çünkü Soğd alfabesini ilk kullananlar Köktürklerdir. Ayrıca Budist – Uygur edebiyatı da Budist Uygurların kanıtıdır. Pek çok hikaye, dua, öğreti kitabı Sanskritçeden, Sogdçadan, Çinceden Uygur Türkçesine çevrilmiş ve bir dinî çeviri edebiyatı Uygurlar tarafından oluşturulmuştur. Uygurlar arasında 17.yy’a kadar Budizm yayılmıştır. Her ne kadar 762 yılında Bögü Kağan, Uygurların resmi dinini Maniheizm yapsa da Budist Uygurlar çoğalmaya devam etmiştir. Sarı Uygurlar, bugün hala Tibet Budizm’ini takip etmektedirler.


Moğollar, devlet teşkilat sistemlerinin neredeyse hepsini Uygurlardan alan bir devlettir. 1206–1294 yılları arasında hüküm süren Moğollar, din işlerinde de Uygurlardan etkilenmişlerdir. Birçok Budist öğreti metni Moğollar için çevrilmiştir. Alexander Berzin’e göre bir kısım Moğol, Budizm inancını kabul etmişlerdir.

Tuvalar, Sibirya bölgesinde yakın bölgede yaşayan bir Türk boyudur. Batı Moğolistan bölgesinin kuzeyine hayatlarını idam ettirirler. Alexander Berzin’e göre Budizm’i kabul eden Moğolların ( Berzin, Moğolların alt kolu demektedir) etkisiyle Budist inanca mensup olmuşlardır. 17.yy’dan bu yana Tuva halkı Tibet Budizm’ini takip etmektedir.

Sonuç

Görüldüğü üzere, Budizm kimi araştırmacıya göre din, kimisine göre sadece inanç sistemidir. Budizm’in kendisi de tek Tanrılı inançlarda görülen en önemli şeye yani Tanrı olgusuna yabancı olduğu için bu sistemin en azından ilahî sisteme dahil olmadığını söyleyebiliriz. Budizm, daha çok insan odaklı bir sistem ve insanın içindeki kötülüklerin yine insan tarafından çözüleceğine inanıyor. Sadece bu nedenle bile oldukça fazla takipçisi vardır. Aynı ilahî dinler gibi ülkelerce, devletlerce kabul edilmiştir. Bu ülke, devlet ya da milletler içinde az da olsa Türkler de bulunmaktadır.

Kaynaklar

A.R.Mohapatra, Philosophy of Religion an Approach to World; World Religions, 147 – 159, Çevirisi Selçuk Üniversitesi 5lahiyat Fakültesi Dinler Tarihi Anabilim Dalı Ögretim Üyesi Yrd.Doç.Dr. Hidayet IŞIK tarafından yapılmıştır.
Alexander Berzin, Türk Toplulukları Arasında Budizm, Kahire - Mısır, Kasım 1995
Emine Zehra Turan, Budizm’de Manastır Hayatı, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe Ve Din Bilimleri ( Dinler Tarihi) Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2004
Hans J. KLIMKEIT, Türk Orta Asyasında Budizm (Buddhism in Turkish Central Asia), Türkiyat Araştırmaları Dergisi 93, Çeviren: Mehmet T. BERBERCAN
Walter Ruben, Eski Metinlere Göre Budizm, Hazırlayan Lütfü Bozkurt, Okyanus Yayınları, 3.Baskı, İstanbul

Yorumunuzu Paylaşın