Makaleler

Yabancılara Türkçe Öğretimi Nedir? (Tarih Boyunca)

Yazar: Diba Bahadıroğlu
Yabancılara Türkçe Öğretimi Nedir? (Tarih Boyunca)

Aslında konumuz yabancı diye kastedilenlere yerli dilin anlatılması, benimsetilmesi ve öğretilmesidir. Bu durum, insanların teşkilatlanması ile ortaya çıkmış; daha doğrusu. medeniyet anlayışı ile gelişmiş ve yaygınlaşmıştır.

Bir insanın, başka bir milletin bilmediği dillerini öğrenme isteklerinin altlarında çok çeşitli nedenler vardır ve bu nedenler arasında siyasi durum, gelecek kaygısı, kişisel nedenler, dil milliyetçiliği gibi hem kişisel hem de politik nedenler olabilir. Üstelik bu durumun tam olarak Türk milletine özgü bir durum değildir; gelişmiş ya da gelişmemiş diye nitelendireceğimiz her ülke için karşılıklı olarak gerçekleşebilir. Biz, bu konunun kapsamından dolayı, yazıyı daraltmak amaçlı sadece Türkçe öğretimini konu alacağız. Önce yabancılara Türkçe öğretimini tarihini kısaca verip, Türkçeyi öğretme aşamalarına genel bir bakış atacağız.

Yabancılara Türkçe Öğretimi İlk Kez Ne Zaman Başladı?

Yabancı diye kastedilen kişi, dilsel açıdan bakarsak yerel dili bilmeyen kişidir. Türkiye ve Türkçe konuşurları için yabancı dil, Türkçe dışındaki herhangi bir dildir; yabancı ise Türkçe bilmeyen kişidir. Yabancı diye tabir edilen kişiler, çeşitli nedenlerle Türkçe öğrenmek isterler; bu nedenler Türkiye’nin politik duruşu ile alakalı olabileceği gibi kişinin bireysel merakından ya da ticarî kaygılardan olabilir.

Medeniyetler kurulduğu anda yabancı dil öğrenimi başlamıştır. Dünya açısından bakarsak ilk yabancıya yerel dil öğretimi ya da kişinin kendi dili dışında başka bir dil öğrenme isteği MÖ 225 tarihinde Akadların Sümer topraklarını ele geçirdikten sonra Akadların Sümerlerin dillerini öğrenme çabasıdır. Bu durum daha sonra tekerrür etmiş ve Moğollar da fethettikleri Uygur topraklarında barınmanın ve bir devlet olmanın gereği olarak Uygurların dilini öğrenmek gerektiğini düşünmüşler ve öğrenmişlerdir.

Türkler için ilk Türkçe öğretiminin Hunlar ile başladığı varsayılır bazı araştırmacılar tarafından. Türklerin devlet kurmaya ve ülkeleri fethetmeye başladıkları tarihi aynı zamanda dil öğretimi tarihi olarak da alınabilir lakin maalesef bu konuda özellikle ilk ve orta çağ için delilimiz yok. Hunların da yabancılara dil öğretimi yaptıklarına dair bir kanıtımız yok. Çinli bir rahibin, siu-k’i t’i-li-kang puh-koh kü-t’u-tang ( Hun Türkçesi ile yazılan cümlenin çevirisini Talat Tekin şu şekilde verir: Ordu savaşmak için çıkacak ve Liu Yao’yu yakalayacak) ibaresini bilmesinden yola çıkarak Türkçeyi sadece Türklerin konuşmadığı bilgisine varabiliriz. Ama Hunların devlet çapında bir öğretme ağı kurup kurmadıklarını bilmiyoruz.

Kafaları karıştıran bir durum vardır Hunlar ile ilgili. Çin’in tarih kayıtlarında Hunların dillerini yazıya geçirdiklerinden bahsetmektedir. Çinli rahibin de Türkçeyi bilmesi, pek çok araştırmacı tarafından Hunların Türkçe öğretimi yaptığına yorulmuştur; yalnız aksine bu durum, Çin’in misyonerlik faaliyetlerinden dolayı bir yabancı dil öğretimi olabilir. Bu bakımdan Hun Devleti zamanında bu yana Türkçe öğretimi var demek, çok kapsayıcı ve genel bir yargı olacak; üstelik mesnetsiz ve asılsız olacaktır. Bir Çinli rahibin Türkçe bilmesi, Hunların, devlet bazında bir organizasyon ile Türkçe öğrettiği anlamına gelmez. Bu bakımdan kimi araştırmacıların Türkçe öğretim Hunlardan bu yana başlamıştır düşüncesi kanımca doğru değildir. Ama Karahanlı Döneminde bu durum böyle değildir. Yalnız, kronolojik sırayı takip edip önce Uygur devletindeki olayları gözden geçirmeliyiz..

Cengiz Han ve Uygur Türklerinin Yabancılara Türkçe Öğretimi

Moğol İmparatoru Cengiz Han, dünyayı fethetmeyi kafasına koyduğu zaman önce çevresindeki ülkeleri fethe başladı. Uygurlar, ilk fethedilen devlet düzenine sahip boydu. Moğolların dilleri vardı ama bir alfabeye sahip değillerdir. Uygurlar ise, yerleşik hayata geçmiş; mimaride, sanatta, dil ve kültürde ilerlemiş devletlerdendi. Bu bakımdan Moğollar, Uygur yazıcıları devlet kademelerinde görevlendirdi. Hatta, Fatih Sultan Mehmet zamanında sarayda görev yapan “Bahşı” denen birim, Orta Asya Türkleri ile irtibatı sağlamakla görevliydiler ve bu iletişim dili de Uygurca idi. Yani bahşılar, Uygurca bilen devlet adamları idi. Bu bilgi ile Uyguların Moğollara dil öğrettiğini; dolayısıyla yabancılara Türkçe öğretimini Uygur Türlerinin Moğollara yaptığını söyleyebiliriz.

Karahanlılar Döneminde Türkçe Öğretimi Nasıldı?

Türk devletlerinin tarihlerine baktığımızda devlet bazında bir dil öğretimi görmek yerine, kişisel çabalarla Türkçenin gelişimini görmekteyiz. Bu kişisel çabalardan bir tanesi de Kaşgarlı Mahmud’dan gelir. Kaşgarlı Mahmud, Divanu Lügati't - Türk adlı eserini yazarak, yabancılara Türkçe öğretiminde kasti olarak somut atan ilk kişidir. Dîvânu Lügâti't - Türk hakkında daha fazla bilgi için Dîvânu Lügâti't - Türk Nedir makalesine bakabilirsiniz. Ayrıca Kaşgarlı'yı da Kaşgarlı Mahmud Kimdir? makalelerinde işlemiştik. Daha fazla bilgi isteyenlerin bu makalelere bakmaları rica olunur; zira bu başlıkta sadece Türkçe öğretimi konusu işlenecektir. 

Dîvânu Lugâti’t-Türk, Türkçe öğretimi konusunda yazılan ilk eserdir. Kaşgarlı Mahmud, bunu bir emir ile değil, kendi hür iradesiyle ve Türkçeye olan aşkı ile kaleme almıştır. Amacı da Araplara Türkçe öğretmektir. Bu bakımdan, Türkçe gramer ve tanıklarıyla birlikte bir Türkçe Arapça sözlük hazırlamıştır. Kaşgarlı Mahmud, bu kıymetli eserini kaleme alırken bu sözlüğü nasıl hazırladığını da önsözünde anlatmıştır. Kaşgarlı Mahmud, sözlükteki Türkçe sözleri seçerken, tüm sözleri yazmadığını, kullanımda olmayan, halkın unuttuğu sözleri kaleme almadığını dile getirmiştir. Kaşgarlı Mahmud, bu şekilde, şuan yabancılara Türkçe öğretme programlarında uygulanan bir yolu bilmeden ya da bilerek izlemiş.. Dil öğrenimi, doğal dil dediğimiz konuşma dili ile mümkündür. Konuşma dili, pratik ve hızlıdır. Haliyle eskimiş ve hantal sözleri bünyesinde barındırmaz. Dil öğretiminde de esas olan çağdaş dildir. Kaşgarlı, sözlüğüne tüm sözleri almayarak, çağdaş dili öğretmiş ve sözlerin sadece tanımını değil; aynı zamanda tanıklarını da vererek sözlükçülüğün modern anlamda kurucusu sayılmıştır.

Kaşgarlı Mahmud, Araplara Türkçe öğretmek için genel dili bir sözlük haline getirdi. Ama dil öğrenmek için din de bir nedendi. Türkler, Arapçayı İslam’ı daha iyi anlamak ya da İslam’dan ötürü Arapçanın kutsal olduğunu düşündükleri için öğrendiler. İşte, İslamî terimleri Türkçe olarak yazan bir eser çıktı Karahanlı döneminde : Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig’i. Kutadgu Bilig, Türkçe olarak yazılan ve peygamber yerine YALAVAÇ, namaz yerine YÜKÜNÇ gibi terimleri ile dikkat çeker. Hacip, dibacesinde eserinin Türkçe öğretmek amacıyla yazılıp yazılmadığını belirtmez ama dinî terimlerinin Türkçesinin olması bakımından burada adının geçmesi gereken bir eserdi.

Kıpçak - Memlük Devleti Döneminde Türkçe Öğretimi

Kimi araştırmacılara göre Memlük ile Kıpçak sahası ayrıdır; kimi araştırmacılar içinse birdir. Biz, konu başlığımız için iki dönemi de birlikte değerlendireceğiz.

Memlük sahasının Türkçe öğretimi konusunda önemli gelişmelere bile isteye tanık olduğunu bilmeliyiz. Abbasi devleti yönetiminde bugünkü Arap topraklarında, Abbasilerinin askerî güçleri ciddi anlamda zayıftı. Türkleri, askerî alandaki açıkları kapatmak için orduya alan Abbasiler, sonunda bu durumu gelenek haline getirdiler. Memlük, kölemen denilen Türk asker – kölelerin Arap devletlerini yıkıp devlet kurmaları ile oluştu. Bu da yönetimi Türk ama tebası Arap olan beynelmilel bir devlet yarattı. Araplar, yönetimde yer almak ve yeni gelen yönetime ayak uydurmak için Türkçe öğrenmeye başladılar. Bu da, Arapların kendi gramerleriyle yazdıkları Türkçe sözlükleri, Arapların kendi milletlerine Türkçe öğretmek için yazdıkları kitapları ve kaynakları meydana getirdi. Memlük sahası, Arapların Türkçe öğrenmek için sistemli bir biçimde çalıştıkları bir saha olarak, yabancılara Türkçe öğretimi tarihinde çok önemli bir yere sahiptir.

Daha yukarıda, Balkanlar ve Kuzey Karadeniz taraflarında yine bir Türk milleti olan Kıpçaklar – Kumanlar bulunuyordu. Bu sahanın en önemli eseri Codex Cumanicus adlı sözlük. Bu sözlüğü Codex Cumanicus Nedir? adlı makalemizde işlediğimiz için sadece hatırlatacağız. Meraklılarının bu makaleyi okumasını tavsiye ederiz.

Codex, misyonerlerin ve kimi araştırmacılara göre tüccarların kendi ereklerince Türkçe öğrenmek için hazırladıkları sözlüktür. Türkler değil, Almanlar ve İtalyanlar hazırlamışlardır. Amaçları, kendilerinden sonra gelen misyonerlerin ya da tüccarların zorlanmamasıdır.

Çağatay Sahasında Yabancılara Türkçe Öğretimi

Karahalılar zamanında, İslamiyet’in devlet dini haline gelmesi ile birlikte Türkçenin Arapça ile savaşı da resmen başlamıştı. Hatta bu nedenle Kaşgarlı Mahmud, Divanü Lügatit Türk adlı eserini yazmıştır. Anadolu sahasında Osmanoğulları’nın hakimiyeti ile başlayan Osmanlı Türkçesi dönemiyle eş zamanlı olarak Orta Asya sahasında Çağatay Hanlığı hüküm sürmekteydi. Osmanlı Türkçesi Arapça – Farsça hücumuna karşı çıkamamıştı ama Çağatayca sahasında özellikle Ali Şir Nevai ile birlikte Arapça – Farsça hakimiyetine bir başkaldırı vardı. Ali Şir Nevai, gençlerin Farsça şiir yazma heveslerine karşı çıkıyordu ve bunun için Farsçanın Türkçeden daha üstün olmadığını kanıtlama ihtiyacı hissetti. İki dilin karşılaştırması anlamına gelen Muhakemetü'l Lügateyn, Ali Şir Nevai’nin eseridir ve Farsça ile Türkçenin kıyaslandığı bir sözlüktür. Bu sözlük, aynı zamanda yabancılara Türkçe öğretimi için kaynak olarak kullanılacak kapsamda idi. Çağatay sahasında, devlet çapında bir Türkçe yaygınlaştırılması ve öğretilmesi durumu vardı. Ali Şir Nevai hakkında daha fazla bilgi için Ali Şir Nevai Kimdir? ve Ali Şir Nevai'nin Edebi Kişiliği adlı makalerimize bakabilirsiniz. 

Anadolu sahasında Türkçe, pek fazla,  yabancılara öğretilmiyordu; zaten Türkçe Arap harfleri ile yazılan ve Arapça ve Farsça gölgesinde büyüyemiyordu. Selçuklular zamanında başlayan doğu dilleri etkisi, Osmanoğulları arasında da devam etti. Beylik döneminde, beylikler ama özellikle Karamanoğulları Beyliği Türkçeye önem verse de Osmanoğulları’nın Karamanoğlulları titizliğinde bir Türkçe aşkının olduğunu söylemek oldukça zor. Yavuz Sultan Selim devrinde de halifelik Osmanlılar’a geçince, durum iyice karışık hale geldi zaten..

Türkiye Cumhuriyeti için Yabancılara Türkçe Öğretimi

İmparatorluklar döneminde ulusal bir dilden söz etmek imkansızdı ama uluslar ortaya çıktıktan sonra devlet dilleri yani ulus dilleri ortaya çıkmaya başladı. Ulus dilleri, devletin ana dili kabul edildi.  Zaten Osmanlı Devleti zamanında - Avrupa ulus devlet anlayışına geçmeden önceki zamanlardan bahsediyoruz - yabancılara Türkçe öğretimi diye bir durum olmamasının nedeni de budur . Peki nedir ana dil ve bunun karşıtı olan yabancı dil..

Ana Dil: Ana dil, ana sütü gibidir. Annemizden duyduğumuz ilk dil ne ise, bizim dilimiz odur. Ailemizin konuştuğu dildir. İlk öğrendiğimiz dildir. Ulus devletler için, çoğunluk olan milletin ana dili, devletin de ana dili yani devlet dilidir.

Yabancı Dil: Ailemizdeki lisandan başka bir dildir. Türkçe konuşuru için İngilizce, İngilizce konuşuru için Türkçe yabancı dildir mesela. Annemizden öğrenmediğimiz dildir diyebiliriz. Bu durumun bir istinası var ama; iki ayrı milletten evlenenler. Bu durumda çocuk iki milletin dilini de öğrenebilir; bu da onun iki ana dili olduğunu gösterir kanımca. Ulus devletlerin ortaya çıkması ile, devlet dilleri yaygınlaştı. Bu bakımdan bugün yabancı dile, başka devletin, kabilenin ya da boyun dili de diyebiliriz. 

Türkiye Cumhuriyeti kurulmadan önce özellikle Osmanlı’nın gerileme devrinde, Avrupa iyiden iyiye ulus devlet anlayışını oturtunca dil öğreniminin önemi ortaya çıktı. Avrupa, siyasi, ticari ya da dinî nedenlerden ötürü her dili öğrenmeye başladı. 1699 yılında Fransa, Türkiye’ye Türkçe öğrenmeleri için çocuklar gönderdi. 18.yy döneminde bu durum İngiltere, Hollanda, Avusturya ve Rusya gibi ulus devletlerde de görülmeye başladı.

1960’lı yıllar, yabancılara Türkçe öğretiminin devlet eliyle öğretilmeye başlandığı dönemdi. Kenan Akyüz, Hüseyin Aytaç gibi değerli akademisyenler, yabancılara Türkçe öğretimi ile ilgili kitaplar yazmaya başladı.

Devlet kurumu olarak yabancılara dil öğretimi Ankara Üniversitesinin TÖMER yani Türkçe Öğretim Merkezi açması ile başladı. Daha sonra Ege, Bolu İzzet Baysal gibi okullar da TÖMER açmaya ve bu iş için eğitici – öğretmen yetiştirmeye başladılar. Bu programlar şuan hemen hemen her üniversitede aktif şekilde devam etmekte, hatta Türkiye dışındaki ülkelere Yunus Emre gibi kurumlar açılıp Türkçenin yaygınlaştırılması için çalışmalar yapılmaktadır.

Yabancılara Türkçe Öğretimi, sistemli ve kurallı bir hale getirilip bir disiplin haline gelmiştir bugün. Dış politika ile yakından ilgili olduğu için devlet kurumlarınca bu iş ciddi ve özverili bir şekilde yapılmaktadır.

Kaynaklar

Nurşat Biçer - HUNLARDAN GÜNÜMÜZE YABANCILARA TÜRKÇE ÖĞRETİMİ - Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim Dergisi Sayı: 1/4 2012 s. 107-133, TÜRKİYE
Cihan ÇAKMAK - YABANCILARA TÜRKÇE ÖĞRETİMİNİN TARİHÇESİNE GENEL BİR BAKIŞ DENEMESİ
Erol BARIN - YABANCILARA TÜRKÇE ÖGRETİMİNDE İLKELER, Türkiyat Araştırmaları Sayı -1 ,Güz 2004, Hacettepe Üniversitesi
İslam Ansiklopedisi Dîvânu Lugâti’t Türk maddesi, Mustafa Kaçalin
Besim Atalay - Dîvânu Lugâti’t Türk Metin ( 4 Cilt ), TDK, Ankara
Talat Tekin – Hunların Dili, Doruk Yay.

İlgili Makaleler

Yorumunuzu Paylaşın