Makaleler

Ontoloji Nedir?

Yazar: Hakan Kutluay
Ontoloji Nedir?

Var olmanın veya varlığın tam olarak ne anlama geldiğini hiç merak ettiniz mi? Varlığı varlık yapan nedir? Bu tür soruların yanıtları, felsefenin ‘ontoloji’ olarak bilinen dalında incelenir. Ontoloji en basit anlatımıyla varlık felsefesidir; varlığın kanıtlanması ile uğraşır. Fakat esasında bundan çok daha fazlasıdır ve birçokları için de kafa karıştırıcıdır. Peki ontoloji nedir? Metafizikten nasıl ayrılır? Bir şeyin ontolojik olması ne demektir, ontolojik sorular nelerdir?

Ontoloji Sözcüğünün Etimolojisi

Ontoloji terimi, eski Yunanca ‘on’ ve ‘logos’ sözcüklerinden türetilmiştir; Türkçe’ye Fransızca’dan geçmiştir. ‘On’ sözcüğü, Yunanca’da ‘olmak’ anlamına gelen ‘einai’ fiilinden gelir; ‘onto’ ise ‘var olan herhangi bir şey’ anlamındadır. ‘Logos’ bilim anlamına gelmektedir. O halde ‘ontoloji’ sözlük anlamıyla ‘varlık bilimi’ demektir.

Ontoloji Neyi Sorgular?

Aristoteles’in ‘ilk felsefe’ dediği varlık felsefesi, ‘Var olmak nedir?’ ve ‘Varlık nedir?’ sorularına yanıt arar. Varlık felsefesi bu bağlamda, var olan şeyleri, varlıkların temellerini, diğer varlıklar arasındaki bağları ve varoluş biçimlerini sorgular; bu şeylerin varlıklarını sistematik bir biçimde tanımlamaya çalışır. Bir varlığı kendi içinde (mikro) ve diğer varlıklarla ilişkileri açısından (makro) boyutlarda, nicelik ve niteliksel olarak, somut ve soyut bağlamlarda ele alır.

Ontolojik Sorular Nelerdir?

Temel ontolojik sorular şöyle sıralanabilir:

  • Varlık var mıdır?
  • Var olan şeyler nelerdir?
  • Varlık sadece fiziksel midir?
  • Varlığın kökeni nedir?
  • Varlığın nitelikleri nedir?
  • Varlık değişken midir?
  • Varlıklar hangi kategoridedir?
  • Varlık var değil ise bunun sebebi nedir?
  • Evrende bir düzen var mıdır?

Varlık Felsefesinin Amacı Nedir?

Varlık felsefesi, yukarıdaki sorulara yanıt arayarak varlığı kanıtlamaya, diğer varlıklarla ilişkilerini bir bütün olarak izah etmeye çalışır. Buradaki amaç, varlığı kendi içinde tutarlı ve çelişki içermeyen bir şekilde kanıtlamaktır. Felsefede varlığın sorgulanması, evreni açıklama ihtiyacı ve bu yöndeki çabalar sonucunda ortaya çıkmıştır.

Varlığın Ne Olduğu Problemi

Bilim, ‘Varlık var mıdır?’ sorusu ile uğraşmaz. Bilime göre, sadece varlığından şüphe duyulmayan gerçekliklerin varlık olduğu kabul edilir. Felsefi açıdan ise var olan şeyler su, ağaç, masa veya ateş gibi reel (gerçek) şeylerden ibaret değildir; düşünmek gibi ruhsal eylemler, inanç gibi manevi durumlar ve sayılar gibi soyut, düşünülebilir (ideal) kavramlar da varlık sayılabilir. Yani varoluşları bilime göre şüphe taşıyan ve yok kabul edilen soyut kavramlar, ontoloji açısından varlığı sorgulanarak kanıtlanabilecek şeyler arasındadır. Öte yandan, farklı felsefi öğretiler varlığı farklı şekillerde inceler.

"Varlık Yoktur" Diyenler

  • Nihilizm (Hiççilik): Latince ‘hiç’ anlamındaki ‘nihil’ sözcüğünden türetilen nihilizme göre varlık yoktur, evrendeki her şey sürekli bir değişim halindedir. Bu nedenle varlık felsefesinde nihilizm hiçbir şeyin var olmadığını savunur. Epistemolojik açıdan da nihilist öğretiye göre her bilgi bir aldanmadır; hiçbir şey bilinemez. Nihilizme göre ahlaki kuralları belirleyen değerler de esasında yoktur. Nihilizm bu bağlamda verili bütün kuralları ve otoriteyi reddeder.

Nihilizmin en önemli temsilcileri İlk Çağ Yunan filozofu Gorgias ile Nietzsche’dir. Bir sofist olan Gorgias ortak bir bilgi olmadığını, olsa bile bunun aktarılamayacağını, dolayısıyla varlığın gerçek olmadığını savunur; "Hiçbir şey yoktur [Varlık yoktur], olsa bile bilemeyiz, bilsek bile bildiremeyiz" sözü ona aittir. Nietzsche ise evrendeki nesnel düzenin bir yanılsama olduğunu söyleyerek mevcut tüm değer ve normlara karşı çıkar.

  • Taoculuk: M.Ö. 6. yüzyılda Lao Tse adlı düşünür tarafından Çin’de kurulduğu kabul edilen Taoculuk öğretisinde, tüm varlıklar tek ve değişmeyen bir mutlak gerçeklikten çıkar. ‘Tao’ adı verilen, doğanın yasaları olarak kabul edilen bu gerçekliğin dışındaki hiçbir şey gerçek değildir, değişkendir. Bu nedenle varlıkları yoktur.

"Varlık Vardır" Diyenler

Nihilizmin aksine, varlığın var olduğunu ve gerçekliğini kabul eden görüşe realizm (gerçekçilik) denir. Ancak realist yaklaşımlar da, varlığı inceleme yöntemleri ve ‘Varlık nedir?’ sorusuna verdikleri yanıtlar açısından temelde beşe ayrılır:

  •  Varlığı ‘Oluş’ Olarak Kabul Edenler: Bu yaklaşımda varlık, evrenin durağan kalmadığı, sürekli bir değişim (oluş) halinde olması üzerinden açıklanır. Buna göre değişmeyen tek şey değişimdir ve varlıkları da bu değişim meydana getirir.

Bu yaklaşımın en önemli iki temsilcisi İlk Çağ düşünürlerinden Herakleitos (MÖ 540-480) ve Whitehead olarak bilinir.

Herakleitos evrenin ana maddesini ateş olarak görür; ona göre tüm varlıklar ateşten çıkmıştır ve yine ateşe dönecektir. Ateş dışındaki her şey, doğa, insan, sürekli bir oluş içindedir. Bu durumu “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” ve “Aynı nehirde iki kez yıkanamazsınız” sözleriyle açıklayan Herakleitos, varlıkları değişimin meydana getirdiğini söyler.

Whitehead de aynı şekilde evrende sürekli bir oluş yaşandığını savunur, tek gerçekliğin görünen ve algılanan olduğunu söyler. Bu oluş sırasında varlıklar başka varlıklarla ilişki içindedir; yok olsalar bile bu ilişkilerden dolayı varlıkları devam eder. 

Varlığı "İdea" Olarak Kabul Edenler (İdealizm/ Düşüncecilik): İdealizme göre varlık ideadır (ruh ya da düşünce). Bu öğreti, var olan her şeyi düşünceye bağlar; evrendeki her şeyin zihinsel olduğunu savunur. Bu yaklaşım, maddenin gerçek değil düşünsel olduğu ve nesnelerin insan idealarından bağımsız olarak var olamayacağı anlamına gelir. İdealizmin en önemli temsilcileri Platon, Aristoteles, Farabi ve Hegel'dir.

Platon evreni ikiye ayırır: Nesneler evreni ve idealar evreni. Platon’a göre içinde yaşadığımız evren gerçek evren değildir, zira nesneler sürekli değişir. Gerçek varlıklar ise idealar evrenindeki idealardır; yani gerçek varlık düşünceyle kavranır. Bu şu anlama gelir: Gördüğümüz nesneler -örneğin ağaç, çiçek, böcek- sürekli değişse de, düşünceyle kavradığımız anlamları değişmez.

Platon'un öğrencisi olan Aristoteles de varlığı idealar üzerinden açıklar ama madde ile form arasında bir ayrım yapar. Aristoteles’e göre dış dünyadaki bir varlığı o varlık yapan şey formudur.

İslam felsefesinin kurucusu olan Farabi de varlığın idea türünden olduğunu savunur. Farabi varlığı ikiye ayırır: Mümkün varlık (mümkünül vücut) ve zorunlu varlık (vacibül vücut). Vacibül vücut, var olmadığı düşünülemeyecek olan varlıklardır. Mümkünül vücut ise varolmak için başka varlıklara bağımlı olan, var olmaması mümkün olan varlıklardır. Farabi'ye göre zorunlu varlık Tanrıdır.

Hegel de varlığı idea üzerinden tanımlar; gerçekte var olanın ide, Geist (Gayst) diye adlandırdığı ‘mutlak akıl’ olduğunu söyler. Hegel’e göre Geist değişkendir; tez, antitez ve sentez aşamalarından oluşan diyalektik bir süreç içinde sürekli değişir.

Varlığı Madde Olarak Kabul Edenler (Materyalizm): Bu yaklaşıma göre gerçek olan tek şey maddedir ve düşünmek de (idea) maddenin bir sonucudur. Yani madde düşünceden bağımsız olarak var olur ve düşüncenin var olması için de önce maddenin var olması gerekir.

Materyalizmin en önemli temsilcileri varlığın ve ruhun atomlardan meydana geldiğini söyleyen Demokritos; maddeyi (varlığı) ve ruhu cisim olarak tanımlayıp ruh, melek ve tanrının varlığını reddeden Thomas Hobbes; maddenin insan düşüncesinden bağımsız var olduğunu ve devamlı değiştiğini savunan Karl Marx’tır.

Varlığı ‘Madde’ ve ‘İdea’ Olarak Kabul Edenler: Düalizm (İkicilik) olarak bilinen bu görüşe göre varlık tek değildir; hem madde hem ideadan oluşur. Yani, varlık insan zihninden bağımsız var olur. Buna göre madde (cisim) yer kaplar ve hareket eder; ruh ise düşünür ve bilinç sahibidir. Descartes, bu görüşün en önemli temsilcisi sayılır.

Varlık ‘Fenomen’ Olarak Kabul Edenler: Fenomenolojiye göre (görüngübilim), varlık bilinç ile ilişkilidir. En önemli temsilcisi Edmund Husserl olan fenomenolojistler, şeylerin bilinçte inşa edildiğini savunur. Buna göre, varlık bilinç dışında var olamaz; bilinç onu nasıl betimliyorsa o şekilde var olur. 

Ontoloji - Metafizik İlişkisi

Ontoloji ve metafizik çoğu zaman birbirine karıştırılır, benzer sorularla uğraşıyor gibi göründükleri için aralarındaki fark her zaman belirgin değildir. 

Metafizik, sözlük anlamıyla ‘fizik ötesi’ demektir. Metafizik gerçekliğin temel doğasını anlamaya çalışır. Var olan bir şeyi tanımlamak için ona temel olacak şeyler arar; ‘nasıl’ sorusunu yanıtlamaya çalışır. Metafizik günümüzde ispatlanması mümkün görünmeyen sorunlara işaret eden bir anlam kazanmıştır.

Ontoloji ise ‘nedir’ sorusunu yanıtlamaya çalışır; varlıkları ne oldukları açısından inceler.

Metafizik ile ontolojinin sorguladıkları alanlar bazen çakışır. Ancak metafizik çok geniş kapsamlı bir kavramdır. Ontoloji felsefede metafiziğin en temel kollarından biri sayılır.

Metafizik ile ontoloji arasındaki farkı anlamak için sözgelimi, yerçekimini ele alalım. Yerçekimi bir cisim değildir ama gerçek olduğu yadsınamaz. O zaman yerçekimi nedir? Yerçekiminin, maddeyi etkileyen bir fizik kanunu olduğunu biliyoruz. Bu noktada, şu metafiziksel sonuca varabiliriz: “Dünyada madde, fizik kanunlarıyla yönetilir.” Bu bir metafiziksel sonuçtur zira gerçekliğin nasıl olabileceğine dair bir çıkarımda bulunmaktadır. Şu ana kadar elimizdeki ontolojik çıkarım ise şu: “Yerçekimi denilen bir fizik kanunu vardır.” Bu cümle ontolojiktir çünkü bir varlığın, yani ‘yerçekimi kanunu’nun varlığını kabul etmektedir. Kısacası, ontoloji ile metafizik arasındaki ayrım, ‘ne’ ve ‘nasıl’ soruları üzerinden daha anlaşılır kılınabilir.

Yorumunuzu Paylaşın