Makaleler

Japonya Serüvenim

Yazar: ahmed rasim sunal
Japonya Serüvenim

2007-2008 yılları arasında 1 yıl boyunca şirketim tarafından Japonya'ya gönderildim.Bu benim hayatım boyunca unutamayacağım 1 yıl geçirmemi sağladı.Hem dünyanın en dürüst insanlarını tanıma fırsatı hem de bizden çok uzak ama bir o kadar da doğal ve tarihi güzellikleri olan Japonya'yı gezme şansını yakaladım.

İlk durağım 1,5 ay boyunca Japonca kursuna gittiğim Osakaydı. Benim için Osaka; Roma ve Londra ile beraber hala en sevdiğim ilk üç şehrin içindedir.Denizin kıyısındaki Universal Studios Japan sizi Amerikadaki film setlerine bir kaç saatliğine de olsa götürür.Herbir oyun için saatlerce kuyruk beklemek insanı önce biraz sıksa da oyunun sonunda alınan keyif ile birlikte tüm o kuyrukta geçen saatler unutulur gider.

Namba alışveriş,Dotombori ise yemek ve eğlence hayatının kalbidir.Osaka kalesi,Shitennoji tapınağı ise mutlaka görülmesi gereken tarihi yerlerdir.İnsanları Japonyanın diğer bölgelerinin aksine yabancılara karşı son derece sıcak ve yardımseverdir.Sakın bu sözlerimden Japonyanın geri kalanının yabancı düşmanı olduğu kanısına varılmasın,Japon halkı o kadar çekingendir ki,tanımadıkları bir Gaijin (Yabancı) onlara sokakta adres sorduğunda veya bir soru sormaya yöneldiğinde utanır,sıkılır hatta bazıları kaçarak uzaklaşır.

Osakadaki Japonca eğitimimi tamamladıktan sonra Japonya maceramın geri kalanını geçirmek üzere shinkansen (hızlı tren) ile Nagoya'ya geçtim.Stajer(Kenshuusei) arkadaşlarımla beraber hafta içleri Toyota fabrikasının bulunduğu Toyota-shi (Toyota city)'de fabrika stajımızı sürdürüp haftasonları Nagoya şehir merkezine gidip her haftasonu farklı bir yeri keşfetmek izin sabırsızlanıyorduk.En çok sevdiğimiz yer ise Nagoya şehir merkezinde bulunan ve her katında farklı tarzda şarkılar çalınan ID Bar idi.ID'ye her hafta sonu sanki ilk defa gidermiş gibi aynı heyecanla gider ve haftanın tüm stres ve yorgunluğunu burada atardık.

Nagoyada kaldığım yaklaşık 10 ay boyunca çeşitli tatillerde Japonyanın farklı şehirlerine gitme fırsatım da oldu.İnsanlığın en büyük suçlarından birinin işlendiği Hiroshimada; Hiroshima Peace Memorial Museum'a gidip Japonların bu acısını bir günlüğüne de olsa paylaşma imkanı buldum.Gerçekten bir şehir insanlarıyla,hayvanlarıyla tamamı ile  yok olmuş ve baştan başa yeniden yapılmıştı.Ancak atom bombasının kimyasal etkileri hala Japonyanın belli kesimlerinde devam etmekte ve kanser,yeni doğan Japon bebeklerinde uzuv bozukluğu gibi sağlık problemleri yaratmaktadır.

Hiroshima açıklarındaki Miyajima adası ise gerek denizin ortasındaki kırmızı tapınak gerek de geleneksel Japon kültürünü tam olarak yansıtan kasabasıyla muhteşem bir dünya mirasıdır.Japonların Golden week dedikleri bahar bayramı tatillerinde ise başkent Tokyo'ya gittim.Turistik olarak gezilebilecek yerler arasında Eyfel Kulesinin birebir kopyası olan Tokyo Tower,Japon imparatorunun yaşadığı ve sakura (kiraz çiçekleri) ile çevrili imparatorluk sarayı,Tokyonun Bağdat Caddesi Shinjuku,en ünlü markaların bulunduğu zenginlerin alışveriş yaptığı Ginza,Tokyonun Doğubankı Akihabara bulunmaktadır.

Tokyoda metroya binebilmek gerçekten zordu çünkü iş çıkış saatlerinde metrolar tıkabasa doluyordu.Japonyadaki son ayımda ise Kobe'ye ve Kyoto'ya gittim.Kobe harika bir liman şehriydi;Kyoto ise doğal güzellikleriyle ve Japonyanın eski başkenti olması nedeniyle birçok tarihi eseri içinde  barındıran doğa harikasıydı.Kyotonun her yanında tarihi tapınaklarla doludur.UNESCO tarafından dünya mirası olarak kabul edilen Kinkakuji Tapınağı gerçekten görülmeye değerdir.Japonyada kaldığım 1 yıl boyunca hiçbir adli vakaya rastlamayı bırakın Japon polisini bile sadece 1 kere devriye gezerken gördüm.Bu adanın insanları kendi içlerinde barış içinde dünya dertlerinden,tasalarından uzak bir şekilde yaşamaktalar.OOO BIG IN JAPAN TONIGHT!!!!!

Yorumunuzu Paylaşın