Makaleler

İbn-i Sina Kimdir?

Yazar: Hakan Kutluay
İbn-i Sina Kimdir?

Bazı kaynaklarda adı İbn Sina olarak geçen bilim adamı, filozof, Ortaçağ tıbbının mihenk taşı, İslam felsefesinin babası olarak bilinir. Birçok kaynakta Türk, bazı kaynaklarda Farsi olduğu bilgisi verilir; nitekim kendisi 980 ya da 981 yılları arasında Buhara’da dünyaya gelmiştir. O zamanlar dil, din, ırk fark etmeden bir ilim ve kültür yuvası olan Buhara, aynı zamanda birçok devlet tarafından da fethedilmiştir. Bu bakımdan onun ırkına değil de yaptığı işlere ve kendi ağzından olan hayat hikayesine bakacağız.

İbn-i Sina’nın Hayatı

Ortaçağ Arap, Fars ya da Türk ilim adamları içinde hayatı hakkında en çok bilgi sahibi olduğumuz bilim adamıdır çünkü o, kendi hayat hikayesini Ebu Ubeyd el- Cüzcani’ye bizzat yazdırmıştır. Bu bakımdan buradaki bilgiler ona ait olan ve ilk ağızdan elde edilen bilgilerdir.

Her alimde olduğu gibi İbn-i Sina’nın da babası, onun adının bu zamana kadar gelmesinde önemli bir rol oynamıştır. Aslında onun zekasını fark eden ve ona en iyi hocalardan ders aldırarak zekasını bir kuyumcu titizliğinde işleyen kişi babası Abdurrahman da kendi dairesinde hatrı sayılır bir adamdı. İsmaili görüşünü benimseyen Abdurrahman bu sayede İsmaililerle sürekli iletişim halindeydi. Bu bakımdan da onun evi felsefe, matematik yuvasına dönmüştür. İbn-i Sina, böylesi bir ortamda büyümüş ve Batı dünyasında da genellikle “Avicenna” olarak bilinmekte ve “filozofların prensi” lakabıyla tanımaktadır.

İbn-i Sina, diğer alimler gibi önce Kuran’ı ezberledi. Çok küçük yaşta hafız oldu ve olağanüstü zekasıyla dikkatleri üzerine topladı. Ayrıca babasının ilim çevresi sayesinde gerçekten de çok erken yaşta felsefe ile tanıştı. Devrin en iyi hocaların ders alan İbn-i Sina için hocalarının babasına söylediği şey aynıydı: “ İlimden başka bir şeyle meşgul olmasın.” İlk geometri, matematik, felsefe ve aritmetik derslerini babasından alan İbn-i Sina, daha sonra devrin en büyük hocaları ile çalışsa da sonrasında hocalarının da kendisinin de fark ettiği gibi hocalar ona yetersiz gelmeye başlamıştı. Hatta mantık hocasının ona yetersiz kaldığını düşünen İbn-i Sina, Öklid’in “Elementler” adlı eserinin ilk beş ya da altı bölümünü hocasıyla işledikten sonra kitabın diğer kısımlarını kendisi okumuştur. Yine hocasıyla Batlamyus' Almagest kitabının geometrik şekillerle ilgili kısmını hocasıyla birlikte okumuş ama diğer kısımlarını hocasının da yönlendirmesi ile kendi kendisine okumuştur. Bu kitaplarla İbn-i Sina, astronomide çok ileri seviyeye ulaşmış ve hocası Buhara’da ayrılmak zorunda kalınca da metafizik, fizik ve felsefe alanlarına yöneldi. Bu bölümlerle ilgili kitapları kendi kendisine okudu ve şerh etti.

İşin ilginç İbn-i Sina’nın tıp eğitimi. Döneminin en iyi hocalarından olan İsa bin Yahya el- Mesihi ve Samanî sarayının başhekiminden bir müddet ders alan İbn-i Sina, daha sonra tıp alanında da diğer bölümlerde olduğu gibi kendi kendine ilerlemiştir. Kendi ifadelerinde göre İbn-i Sina daha 16 yaşındayken tanınmış eczacı ve tabipler onu bir otorite olarak görmekteydi. Nitekim İbn-i Sina’nın tıptaki bu bilgieri teoriden pratiğe de geçirdiği, böylelikle kendisini daha çok geliştirdiği bilinmektedir.

Fıkıh öğrenimine devam eden İbn-i Sina, imamlarla ve o zamanın din büyükleri ile tartışacak kadar fıkıh bilgisine sahip olmuştu. Bu alandan sonra 1,5 yıl kadar inziva dönemi yaşayarak fizik, metafizik, mantık ve felsefe konularına yönelerek kitaplarını tanzim etti. Bu arada, Aristo’nun Metafizika adlı eserini okumaya yeltendi ama çok kötü bir Arapça olduğu için kitaptan pek de bir şey anlamadı.

İbn-i Sina ve Samani Hükümdarı Nuh b. Mansur İlişkisi…

İbn-i Sina tıp alanında kendisine saygı duyduracak aşamaya gelmişti. Bu bakımdan da onu saray da hekimler de tanıyordu. Bir gün dönemin Samanî Hükümdarı Nuh b. Mansur ağır bir hastalığa yakalandı. Hekimlerin çare bulamadığı hastalık için İbn-i Sina saraya davet edildi. Saray doktorları ile ortak çalışma sonucu kısmen padişahı iyileştirmeyi çalışan İbn-i Sina’nın ünü daha da arttı ve daha 18 yaşındayken saraya hekim olarak girdi. Saraya girmesi, onun saray kütüphanesinden faydalanmasını da sağladı. Şimdi yıkık olan bu muazzam kütüphanede binlerce kitap okudu ve kendini daha da geliştirdi.

Nuh b. Mansur’dan sonra gelen iki hükümdar zamanında da sarayda bulunduğu anlaşılan İbn-i Sina, bu zamanda matematik dışında tüm ilimleri içeren el – Hikmetü’l aruziyye kitabını ve 20 ciltlik el-Hasıl ve’l mahsul adlı kitabı ve el-bir ve’l ism adlı kitaplarını yazmıştır.

Babası 1003 yılında vefat eden İbn-i Sina, bu felaket yetmiyormuş gibi 1005 yılında Samanilerin çöküşünü de görmüştür. Böylece İbn-i Sina, Buhara’yı terk etmiş ve kendisine güvenli bir yer bulmak amacıyla seyahat etmeye başlamıştır.

İbn-i Sina için seyahatler dönemi başlıyor…

İbn-i Sina, ilk olarak Harizm’de bir kasaba olan Ürgenç (Gürgenç)’e gitti. Burada Emir Ali bilime ve ilme önem veren birisiydi ve İbn-i Sina burada maaşa bağlandı. Emir’in sarayında o zamanın alimlerinden Biruni, Ebu Sehl el- Mesihi, İbnü’l Hammar ve İbn Irak bulunuyordu. Bu alimler ile İbn-i Sina beraber çalışma, tartışma fırsatı buldu. İbn-i Sina ile Biruni arasında fizik astronomiye dair bazı bilimsel tartışmalar da burada gerçekleşti. Bir gün Gazneli Mahmud, Emir Ali’den sarayındaki alimleri kendi sarayında himaye etmek istediğini belirtti. Bu daveti yalnızca İbn-i Sina ve Mesihi reddetti ama İbn-i Sina Ürgenç’te kalmayı tehlikeli gördü ve Ürgenç’ten ayrıldı. Böylelikle seyahatinin ilk durağı sonlandı.

İbn-i Sina, Nesa, Baverd, Tus, Şakkan, Semirkan ve Cacerm’e geçti. Ziyari Hükümdarı Emir Kabus ile buluşmak üzere Cürcan’a gitmek üzereyken Emir Kabus hapsedilip bir kalede ölüme terk edilince Dihistan’a geçti. Orada ağır bir hastalığa yakalandı ve aynı yılda yani 1012 yılında Cürcan’a dönerek hayatı boyunca yanından hiç ayrılmayacak Ebu Ubeyd el – Cüzcani ile tanıştı.

İbn-i Sina, şahsına yakışır bir muamele görmediği için 7 yıl seyahat ettiğini söyler. Sonunda ise Cürcan’da kendisine kendisinin istediği gibi muamele edilir ve ilme düşkün zenginlerden Ebu Muhammed eş-Şirazi ona bir ev satın alır. İbn-i Sina bu evde bir yandan öğrencilerine felsefe, mantık, matematik dersleri verirken bir yandan da kendi eserlerini yazmaya başlar. 

İki yıl sonra Cürcan’dan ayrılan İbn-i Sina, Rey’e giderek orada bir bilim otoritesi olduğunu kabul ettirdi. Büveyhi Devleti’nin valisinin oğlu olan Mecdüddevle’nin melankoliye tutulmuş olduğunu görüp onu iyileştirdi. Böylelikle Büveynii Hanedanı ile arasındaki ilişki başlamış oldu.

Rey’den sonra Kazvin, oradan da Hemedan’a giden İbn-i Sina Hemedan’da Kezbaneveyh’in hizmetine girdi. Burada rahat bir ortama kavuşan İbn-i Sina, Büveyni Hükümdarı Şemsüddevle’nin kolik hastalığına yakalanması üzerine saraya çağrıldı. Hükümdarın hastalığına deva olan İbn-i Sina, binbir hediye ile sarayda kalmaya ikna edildi. Savaşlara da katılan İbn-i Sina, hükümdarın kendisine vezirlik telif etmesiyle vezirlik makamına yükseldi. Bir süre sonra muhtemelen yönetimle ilgili sıkıntılar yüzünden ordu mensupları onun evini basıp kitaplarını yağmaladı ve hatta öldürülmesini istendi. Şemsüddevle onun zarar görmemesi için vezirlik görevinden uzaklaştırdı ama İbn-i Sina’ya yeniden ihtiyacı olunca bu makama onu yeniden getirdi. İbn-i Sina, hükümdar ile Tarım seferine çıktı ama hükümdar yolda hastalanıp öldü. Onun yerine oğulları başa geçti ama İbn-i Sina ona yeniden teklif edilen vezirlik görevini kabul etmedi ve aile ile arası açıldı.

İbn-i Sina, Büveyhiler ile arasındaki gerginliğe rağmen hanedanda kalmaya devam etti. Bu yüzden de iftiraların hedefi oldu. Atılan iftiralar sonucu Ferdecan Kalesi’ne hapsedildi ve bu kalede 4 ay kaldı. Bu 4 aylık süreçte mantık ile ilgili olan kitabını bitirmiştir.

Kendisini hapse attıran Şemsüddevle’nin oğlu Tacilmülk’ün elinden İbn-i Sina’yı Ebu Talip el-Ulvi kurtardı. Tacülmülk, İbn-i Sina’ya geri dönmesi için ricada bulunsa da İbn-i Sina ona bir daha güvenmedi ve 1024 yılında İsfahan’a iki kardeşi, can dostu Cüzcani ile birlikte Hanedan’dan ayrıldı.  

Isfahan’ın Taberan bölgesine ulaşan İbn-i Sina, burada istediği saygı ve ilgiyi gördü. Alâüddevle’nin ilim meclislerine katılan İbn-i Sina, bu sayede ününe ün kattı. İsfahan’da saygınlığı ve namı giderek artan İbn-i Sina, burada kitaplarını yazmaya devam etti. Alâüddevle’nin isteği üzerine takvimde olan sıkıntıları gidermek için astronomik gözlemlerde bulundu ve gerçekten de bu konuyla ilgili sıkıntıların büyük bir kısmını halletti. İsfahan ona iyi gelmiş, ilmi çalışmaları için yeterince refah ve huzura kavuşmuştu.

İsfahan’daki bu güzel zamanlar İbn-i Sina için Gaznelilerin İsfahan’a saldırması ile son buldu. Gazneli Hükümdarı Mesud İsfahan’a sefer düzenlemiş ve İbn-i Sina’nın evi ve kütüphanesi yağmalanmıştı. Bu, İbn-i Sina için büyük bir sarsıntı idi. Bu ruhsal sarsıntı ona iyi gelmedi ve sağlığı bozuldu. Devrin önemli ve yaygın hastalığı olan kulunç hastalığına yakalandı. Kendi kendisini tedavi etmeye çalışması sadece ölümünü geciktirdi. Nitekim Alâüddevle ile sefere çıkmışken sefer zamanı hayata gözlerini yumdu.

İbn-i Sina’niın Kişiliği..

İbn-i Sina, tüm dünyanın kabul ettiği gibi zeki, çalışkan ve bilgili idi. Ama bazı kaynaklara göre o, bunların yanı sıra hırslı, hırçın ve biraz da kibirliydi. Bilmediği bir konu olursa onu araştırır ve o konunun erbabı olmak isterdi.

Kaynaklarda İbn-i Sina’nın dilci Ebu Mansur el- Cübbai ile olan bir tartışmasından bahseder ve bilgi direk İbn-i Sina’nın yakın dostu Cüzcani tarafından anlatılır: Bir gün İbn-i Sina ile Cübbai dil hakkında münazara yaparlar ve Cübbai, İbn-i Sina’ya onun dil hakkında hiçbir şey bilmediğini söyler. Bunun üzerine İbn-i Sina dil konusundaki kitapları okumaya başlar. 2 yıl sonra yeniden Cübbai ile görüşür ve Cübbai’yi kendisinden özür dileyecek hale getirir.

NOT: İbn-i Sina’nın İslam felsefesi, mantık hakkındaki düşünceleri, onun Farabi ile ilişkisi ayrı bir makale konusu olacaktır. Bu bakımdan burada sadece İbn-i Sina’nın hayatı vardır. Onun fikirleri daha sonra “ İbn-i Sina ve Felsefesi” başlığına incelenecektir.

ESERLERİ (ALINTIDIR)

El-Kanun fi't-Tıb, (ö.s), 1593, "Tıpta Kanun"(Tıp ile ilgili zamanının bilgilerini ihtiva eder. Orta çağda dört yüz yıl Batı'da ders kitabı olarak okutulmuştur. Latinceye on çevirisi yapılmıştır.)

Kitabü'l-Necat, (ö.s), 1593, ("Kurtuluş Kitabı"Metafizik konularda[kaynak belirtilmeli] yazılmış özet bir eserdir. )

Risale fi-İlmi'l-Ahlak, (ö.s), 1880, ("Ahlak Konusunda Kitapçık")

İşarat ve'l-Tembihat, (ö.s), 1892, ("Mantık, Fizik ve Metafizik bölümlerini içerir. 20 bölümden oluşur.)

Kitabü'ş-Şifa, (ö.s), 1927, ("Mantık, Matematik, Fizik ve Metafizik konularında yazılmış on bir cilt hacimli bir eserdir. Birçok kere Latinceye çevrilmiş ve ders kitabı olarak okutulmuştur."). Mantık bölümü, Giriş, Kategoriler, Yorum Üzerine, Birinci Analitikler, İkinci Analitikler, Topikler, Sofistik Deliller, Retorik ve Poetika kitaplarından oluşur. Tabiat Bilimleri bölümü, Fizik, Gökyüzü ve Âlem, Oluş ve Bozuluş, Etkiler ve Edilgiler, Mineroloji ve Meteoroloji, Psikolıji, Botanik ve Biyoloji kitaplarından oluşur. Matematik Bilimleri bölümü, Geometri, Aritmetik, Musiki ve Astronomi kitaplarından oluşur. Yirmi ikinci ve son kitap ise Metafizik'tir.

Kaynaklar

İslam Ansiklopedisi, Ömer Mahir Alper, yıl: 1999, cilt: 20, sayfa: 319-322
J. Arberry, “Avicenna: His Life and Times”, Avicenna: Scientist and Philosopher (ed. G. M. Wickens), London 1952, s. 9-28;

Yorumunuzu Paylaşın