Makaleler

İbn Haldun Kimdir?

Yazar: Diba Bahadıroğlu

Doğu medeniyetinin çıkardığı ilim adamlarından sadece birisi İbn Haldun. Biz de bu yazıda İbn Haldun'u tanıtmaya çalışacağız...

İbn Haldun Kimdir?

Tarihçi, sosyolog, filozof ve devlet adamı olan İbn Haldun’un hayatını anlatmakla başlayacağız; daha sonra onun görüşlerini ayrı bir başlık altında değerlendireceğiz. 

İbn Haldun’un Hayatı

İbn Haldun, Tunus’ta dünyaya gelmiştir. Tam doğum tarihi miladi takvimle 27 Mayıs 1332, hicri takvimle 1 Ramazan 732’dir. Hayatının büyük kısmını da Kuzey Afrika’da geçirmiş ve köklü bir kabilenin de mensubudur. Kendisini Arap toplumlarında adet olduğu üzere şu şekilde tanıtır: Ebu Zeyd Veliyyüddin Abdurrahman b. Muhammed b. Muhammed b. Muhammed b. Hasen el-Hadrami el-Mağribi et- Tûnisî. Soy adı denen bir durum yerine, kendi isimlerinden önce lakaplarını, cedlerini anarlar Doğu toplumlarında aydınlar. Bu bakımdan İbn Haldun da Tunuslu olduğunu Tunusi diyerek, aslen Yemen’in Hadramut bölgesinden olduğu için Hadrami adını kullanarak, Kuzey Afrika’da hayatının büyük kısmını geçirdiği için Mağrabi lakabını yazarak kendini tanıtır. Kendisinden önce “b.” ifadesi “bin” demektir ve “oğlu” anlamına gelir. Bu bakımdan gördüğünüz uzun isminde kendisinden sonra “bin” ifadesi gelenler İbn Haldun’un atası, en son yazan “Hasen” gerçek ismidir. Hasan isminden sonra ise yaşadığı yerleri bildirir.

İbn Haldun’un kabilesi, Hz. Muhammed’den dua almış bir kabiledir. İbn Haldun’un ceddi Vail b. Hucr, Hz. Muhammed’i görmek ve onu desteklediğini bildirmek için Medine’ye gittiğinde “Allahım, Vail’i ve soyunu mübarek kıl” diye dua almıştır Hz. Muhammed’den.

İbn Haldun adı da kulaktan kulağa aktarılarak bu duruma gelmiştir. Vail’in torunları, Endülüs Araplar tarafından fethedilirken buraya yerleşmişlerdir. İbn Haldun kabilesinden Endülüs’e ilk yerleşen Halil b. Osman b. Hani’dir. Endülüs’te çokça da sevilen birisi olduğundan ona saygı ve sevgi ifade eden “Haldun” lakabını takan halk, onun soyundan gelenlere “Beni Haldun” demişlerdir. Haldun ailesi, Endülüs’te uzun süre kalmış ve buranın en sevilen kabilelerinden olup Endülüs ve Kuzey Afrika’nın devlet yapısını etkilemiş, topluma ve tarih bilimine yön vermiş bir ailedir. Devlet idaresinde önemli görevlere nail olmuşlardır.

Endülüs’te hakim olan Endülüs Emevî hükümdarlarından Emir Abdullah ( 888 – 912) Benî Haldun ailesinin de içinde bulunduğu bir grup ailenin isyanıyla karşılaştı. Bu isyan sonucunda Işbîliye yönetimi ele geçirilmiştir. Bir süre siyasal olarak zayıf düşen Beni Haldun ailesi, İbn Abad’ın yönetiminde önemli mevkilere geldi. Hatta İbn Haldun’un dedesi, sarayın en önemli görevlerinden olan haciblik rütbesine kadar yükseldi; ama daha sonra devlet işlerini bırakıp kendini ibadete verdi. Babası da dedesi gibi siyasal alana girmedi; bunun yerine eğitimle, dinle, ilimle ilgilendi.

İbn Haldun’un aldığı eğitimler…

İbn Haldun, pek çok Doğu medeniyetinde olduğu gibi ilk eğitimini babasından aldı. Babası ona, din hakkında temeli attıktan sonra dönemin en önemli hocalarından olan Muhammed Bin Sad, Bürra el – Ensari’den Kuran ve kıraat dersleri almaya devam etti. Kuran-ı Kerim’i ezberledi; kıraat ilmine hakim oldu. Arap dili ve edebiyatı, belagat konusunda da dersler alan İbn Haldun, fıkıh ve şiir alanlarına da hakim olmak için Ebu Temmam ve Mütenebbi gibi usta şairlerin şiirlerinin bir kısmını ezberledi.

Dönemin karmaşık yapısı, onu eğitimi için bir şanstı. Bulunduğu bölgede Mısır’ın hakimi Türk devleti olan Memlükler vardı. Fas’ta Meriniler, Tunus’ta Hafsiler, Endülüs’te pek çoğumuzun Beni Ahmer olarak bildiği Nasriler bulunmaktaydı. Üstelik, tüm bu devletler ve aileler arasında mücadele de söz konusu idi. En sonunda İbn Haldun’un içinde bulunduğu Tunus, Meriniler tarafından işgal edildi. Tunus da Fas da artık Meriniler’in yönetiminde idi. İbn Haldun için bunun iyi tarafı, Fas’ta yaşayan ve fıkıh, kelam, mantık, felsefe ve matematik hocaları da Tunus’a gelmişti. O zamanlar henüz 16 yaşına olan İbn Haldun, Fas’tan gelen Muhammed b. Süleyman es-Satti, Ahmed ez-Zevavi, Muhammed b. İbrahim el-Abil, Ebü'I-Kasım ibn Rıdvan. Ebu Muhammed Abdülmüheymin el-Hadrami gibi usta hocalardan hadis ve siyer dersi aldı. Dönemin en meşhur kıraat hocası olan Zevavi’den kıraat, yine usta öğretmenlerin en meşhuru olan Satti’den fıkıh derslerini aldı. Belki de ona farklı dallardan pek çok birikim sağlayan tek isim olan Abil’den fıkıh üsulü, kelam mantık, felsefe ve matematik dersleri aldı. Her şey yolunda giderken 749 senesinde Kuzey Afrika kıtasını kasıp kavuran veba salgınında İbn Haldun hocalarının bir kısmını ama en önemlisi anne ve babasını kaybetti. Tunus’u ele geçiren Meriniler de Fas’a dönme kararı alınca, ders aldığı tüm bu önemli isimler de Fas’a gitmek üzere harekete geçti. İbn Haldun, eğitiminin yarıda kalmasını istemediği için onlarla birlikte Fas’a gitmek istediyse de abisi onu vazgeçirdi. Bu vazgeçiş, onun siyasi hayata girmesine vesile oldu.

İbn Haldun’un Siyasi Hayatı

Meriniler, Tunus’u terk edince Tunus yeniden Hafisiler tarafından işgal edilip ele geçirildi. O dönemde hakim II. Ebu İshak’tı ama neredeyse tüm yetkiler vezir İbn Tafragin idi. O da İbn Haldun’u sultanın “alamet katibi” olması için atadı. Ama o dönemlerde Kuzey Afrika’da sadece ülkeler değil; ülke yönetimi için sultan adayları da savaşıyordu. Nitekim, Hafisiler taht kavgasına tutuşup kendi içlerinde savaşmaya başlayınca İbn Haldun kaçıp Tilimsan’a gitti. Oradan da Meriniler’in topraklarına girdi. Meriniler’in hükümdarı Ebu İnan ve onun veziri ile görüşme şansı bulup başkent Fas’a davet edildi. Sultan, onun ilmini beğenmişti. Bu yüzden onu yanında tuttu. Bir yıl sonra İbn Haldun, katiplik ve mühürdarlık görevlerine terfi etti. Ama aklı fikri hala ilimdeydi ve maalesef çok da hırslıydı.

Meriniler’in himayesinde İbn Haldun, Endülüs’ten gelen alimlerle sohbet şansı buldu. Fas’ta bulunan “tüm kütüphaneleri gezme şansı buldu. Ama bunlar onu tatmin etmedi. Meriniler’in ona verdikleri görev, ailesine verilen görevden çok ama çok aşağıdaydı. Beni Haldun ailesine mensup olan İbn Haldun, ne kendisine ne de ailesine bu görevi yakıştıramıyordu. Daha yüksek bir makam istiyordu. Bu yüzden de Sultan Ebu İnan için düzenlenen komployu destekledi ve suikasta katıldı. Komplo, tutsak edilip Fas’a getirilen Hafsi emirini (Ebu Abdullah Muhammed) hapisten çıkarmak ve onun Fas’a hakim olmasını sağlamaktı. İbn Haldun, bu komploya katılmak için Hafsi emirine, kendisini hacip yapması için şart koştu. Ne de olsa, dedesi ailesini hacip unvanı ile onurlandırmıştı. Ne yazık ki Merini hakimi Sultan Ebu İnan, bu plandan haberdar oldu ve İbn Haldun’u Hafsi emirinin yanına hapse gönderdi. İbn Haldun, iki yıl hapiste kaldı; hatta bu süre içinde Hafsi emiri bile salındı ama İbn Haldun salınmadı. Ebu İnan’a kasideler yazsa da görmezden gelindi. 1357 yılında hapse giren İbn Haldun, ancak Ebu İnan ölünce hapisten çıkartıldı. Ebu İnan’ın ölümünden sonra tüm yetkiyi elinde toplayan vezir Hasan Bin Ömer, İbn Haldun’un hapisten çıkmasına müsaade etti ama onu ülkesine de göndermedi. Üstelik, eski görevini de iade etti.

İbn Haldun, vezir Hasan bin Ömer’in tüm yetkileri elinde bulundurmasından dolayı bu karara itiraz edemedi. Ayrıca vezir Ömer, tahta Ebu İnan’ın küçük yaştaki oğlunu tahta geçirdiği için devlet kararlarında daha etkili idi. Ama taht kavgaları durulmamıştı. Ebu İnan’ın kardeşi Ebu Salim tahtta hak ilan etti ve İbn Haldun’un desteğiyle de Merinilerin yeni hükümdarı oldu. Ebu Salim, İbn Haldun’un fikirlerine önem veriyordu. Onun yükselmesini önlemedi. Şiir konusunda deneyimli olan İbn Haldun, fermanların dilini sadeleştirmesini çok iyi biliyordu. Dildeki bu yeteneği onun hakim olmasını sağladı.

Tahta kavgaları dinmek bilmiyordu. Vezir Ömer, Ebu Salim’i öldürüp tahta yine egemen oldu. İbn Haldun, kendisini ve konumunu korumayı başarmıştı. Ama kesinlikle şuan bulunduğu görevi ne ailesine ne de kendisine yakıştırıyordu. Konuyu vezir Ömer bin Hasan’a açtı ama olumsuz bir cevap aldı. İsteği, Merini ailesinin düşmanlarından birsinin yanına gitmekti ama Vezir Mesud bin Rahhu’nun isteği ve uyarısı üzerine bu fikirden vazgeçti. Endülüs’e gitmek üzere yola çıktı.

26 Aralık 1362 yılında İspanya’nın Endülüs eyaletinde bulunan Gırnata’ya ulaştı. Orada egemen olan Nasri ailesinin veziri Lisanüddin İbn’ül Hatip’e yardımı dokunmuştu İbn Haldun’un. İbn Haldun burada sevilmiş, hatta Kastilya Kralı Pedro ile ilişkilerin düzeltilmesi için görevlendirilmiş; Pedro’nun ona vadettiği mülkü reddetmiş, böylelikle Nasri hükümdarı Muhammed’in gözüne girmiştir. Ama vezir Hatip ile araları bozulunca Nasri hükümdarı Muhammet ile de araları bozulmuştur. Ama bu zamana kadar Gırnata’da refah içinde yaşamış ve hatta ailesini de buraya getirmiştir.

İbn Haldun, Fas’ta Emir İnan’a komplo düzenlemek isterken yakalanmış ve komplo ortağı eski Hafsi emiri Ebu Abdullah Muhammed ile birlikte hapsedilmişti. Cezayir’in önemli liman kentlerinden olan Bicare’nin yardım ettiği emir Ebu Abdullah Muhammed’in emri altında geçtiği; kardeşi Zekerriya’nın vezir olduğunu öğrenen İbn Haldun, Endülüs’ten ayrılıp Hafsi Emiri Ebu Abdullah Muhammed’in yanına gitti. Törenle karşılanan İbn Haldun, en nihayetinde haciplik görevine getirildi. Bicaye’de devlet yönetiminde etkin bir görev alarak siyasi hayatına devam etti.

Cezayir Bicaye’de haciplik görevini eda ederken bir yandan da ders vermeye devam eden İbn Haldun varlık içinde yaşamaktaydı. Ailesini de yanına getirtmişti. Yalnız, taht kavgaları bitmedi. Bu sefer Kostantine Emiri olan amcasının oğlu Ebu’l Abbas Ahmed ile himayesinde bulunduğu Bicaye emiri Hafsi Emir Ebu Abdullah arasında savaş çıktı. Kostantine Emiri Ebu’l Abbas Ahmed, Bicaye’yi almak istiyordu. Savaşta Bicaye emiri oldu. O sırada sarayda bulunan İbn Haldun’a Hafsi Emir Ebu Abdullah’ın oğullarından birisi tahta çıkarması ve Bicaye’yi savunması istendi. İbn Haldun bu teklifi reddetti ve kendi ellerinde Bicaye’yi amcasının oğluna teslim etti. Kostantine Emiri Ebu’l Abbas Ahmed ise ona ödül olarak İbn Haldun’un haciplik makamını korudu. Onun hizmetine girmekte de bir sakınca görmedi. Ama tüm bu olanlardan sonra Emir Abu’l Abbas Ahmed, akrabası bile olsa İbn Haldun’un sadakatine itimat etmiyordu. Emirin kendisinden şüphelendiğini fark eden İbn Haldun onun yanından ayrılmak istedi ve emirden izin aldı. Emir izin verdi ama İbn Haldun şehri terk edecekken fikrinden caydı; onun hapsedilmesini istedi. İbn Haldun kaçtı ama onun kardeşi eski vezir Ebu Zekarriyya Yahya yakalanıp hapse atıldı. İbn Haldun, kardeşinin tutuklanmasına itiraz etmedi ya da geri dönmedi.

Tüm bu olaylardan sonra İbn Haldun, devlet yönetiminden uzak durdu. Arap kabileleri arasında gezinmeye başladı. Bu kabileler içinde saygınlığı arttı. Kendisine bir kamu gücü kurdu. O kadar ki ona haciplik teklif eden Tilimsan Sultanını reddetti. Yalnız onun bölgesinde olan İbn Haldun, sultanın istediklerini yapmak zorundaydı; bu yüzden de kabileler arasında Tilimsan Sultanı Ebu Hammu’ya herhangi bir isyanı engellemek onun görevi haline geldi. Tunus’un hakimi olan Meriniler, Tilimsan üzerine yürüme kararı aldıklarında İbn Haldun halen Tilimsan’da ve Tilimsan Sultanının himayesindeydi ama Meriniler’in kendilerine doğru geldiklerini Tilimsan Emiri Ebu Hammu’ya bildirmedi. Üstelik onun yenileceğini bildiği için de Endülüs’e gitmek için ondan izin aldı. Sonunda Merini lideri Ebu Faris, İbn Haldun Tilimsan’da iken bölgeyi işgal etti ve İbn Haldun’u yakalattı. Onu yaptıklarından ötürü kınadı. İbn Haldun özür diledi ama kabul edilmedi. Bunun üzerine emire kabileler arasındaki gücünü hatırlatarak yeniden özür diledi. Ebu Faris, hala hayatta olan eski emir Ebu Hammu’nun kabileler arasında taraftar toplamaması için İbn Haldun’u görevlendirdi. İbn Haldun sadece bunu başarmadı; aynı zamanda Ebu Hammu’nun bir daha toparlanamayacak kadar ağır zarar veren bir baskında etkin rol oynadı. Ebu Faris, bu emeklerini karşılıksız bırakmadı ve ona hediyeler sundu. Ebu Faris, İbn Haldun’dan bazı Arap kabilelerini saraya bağlaması için emir verdi ama İbn Haldun bunu başaramadı. Bunun yerine, isyancılara karşı yapılan bir harekatta etkin bir rol oynadı. İsyancılarda birlikte hareket ettiği kişi, yakın zamanda ihsanına nail olacağı Vezir İbn Gazi idi. Nitekim, Ebu Faris öldü, oğlu Said başa geçti ve İbn Haldun, vezir sayesinde Fas’ta barınmaya devam edebildi. Bu arada zaten Ebu Hammu’nun eşkıya baskınında neredeyse canından oluyordu, bu yüzden Fas’ta bulunduğu zamanlarda kendini ilme verdi. Devlet işlerinden elini eteğini bir müddet çekti.

Fas’ta Ebu Salim oğlu tarafından bertaraf edilmiş ve Ebu Abbas Ahmet 1374 yılında Fas’ın hakimi olmuştu. Yaptığı ilk iş ise İbn Haldun’u hapse attırmak oldu. Yeni yönetim katiyen İbn Haldun’a güvenmiyordu. İbn Haldun, aynı yıl, Vezir Lisanüddin Hatib’in idam olmasına da şahit olunca kendi canından endişe edip ailesini Fas’ta bırakıp Endülüs’e geçti. Lakin Fas yönetimi, Endülüs yönetiminden İbn Haldun konusunda onları uyarıp onun hain olduğunu ve Fas’a iade edilmesini istedi. Endülüs bu isteği kabul etti ve İbn Haldun’u sürgün etti. Bir süre liman kentinde yaşayan İbn Haldun, Tilimsan’da bulunan ve ağır yenilgilere uğrattığı, saraydan sürgün ettirdiği Sultan Ebu Hammu’ya haber gönderip himayesini istedi. Birkaç yıl önce İbn Haldun’un canına kast eden Sultan Ebu Hammu, bu isteği geri çevirmedi. 1375 yılında İbn Haldun Tilimsan’a geçti. Kendini ilme verip siyasetten el etek çekmek istese de Ebu Hammu, onun Arap kabileler arasındaki anlaşmazlığı dindirmesini istediğinde mecburen kabul etti. Yoldayken, İbn Haldun fikrini değiştirdi ve İbn Selame kabilesinde kendine bir yer edinip burada dört yıl, sakin bir hayat yaşadı. Kabile, o zamanki Arap kabileleri arasındaki en güçlü kabilelerdendi ve İbn Haldun’un ailesini de yanına getirecek kudretteydiler. Burada meşhur EL İLBER kitabının MUKADDİME kısmını yazdı. 1377 yılında bu müsvedde tamamlandığında El İlber’in diğer kısımlarını yazmak için Tunus’a gitmişti. Ebu’l Abbas himayesinde, hocalık da yaparak eserini tamamladı ve meşhur Tunus nüshası ortaya çıktı. Bundan sonra ilme daha çok vakit ayırmak niyetiyle Tunus’ta ders vermeye başladı.

İbn Haldun ve Siyasi – İlmi Hayatı

1381 yılında Tunus’ta bulunan İbn Haldun, ailesiyle siyasetten uzak bir hayat yaşamaktaydı. Ders veriyordu ve derslerine geniş bir katılım oluyordu. Bu durum ya da anlattıkları veya ilimden irfandan ayrı başka bir konu yüzünden baş müftü tarafından olumsuz yönde eleştiri aldı. Ayrıca başmüftü ona muhalifti. Dönemin Tunus sultanı, İbn Haldun’u askerî bir sefere davet etti. Mecburen sefere giden İbn Haldun, gelecek yıl da aynı sefere gitmemek için hac bahanesiyle 1382 yılında Tunus’tan ayrıldı. Hacca gitmedi. Bunun yerine o zamanlar Türklerin yönettiği ama halkının Arap olduğu Memlük Devleti başkenti olan Kahire’ye gitti. Sultan Berkuk, İbn Haldun’a itimat ediyordu. Kahire’de çok ilgi gördü.

İbn Haldun ile Türk Devletlerinin Alakası

İbn Haldun hatipliği, şiir bilgisi, geniş tarih malumatı ile ilim konusunda gittiği her yerde hocaların yoğun ilgisine mazhar oluyordu. Derslerine, vezirlerden sultanlara, hocalardan müftülere kadar toplumda değer gören kişiler katılıyor ve onu her zaman övüyorlardı. Kahire’de de böyle oldu. İlimle ilgilendiği sürece el üstünde tutuldu. Müderris oldu, hatta Veliyyüddin unvanına sahip oldu. 135-84 tarihinde, iyi bir alim olarak Kahire’de saygı görüyordu. Ama aynı yıl, ailesinin de içinde bulunduğu geminin battığı haberi geldi. Tüm ailesini kaybetti.

1387 ertelediği hac görevini yerine getirip yeniden Kahire’ye döndü. Hükümdar yine Çerkez Türkü Sultan Berkuk idi. Memlük Sarayında sultan olan Türk beyi Sultan Baybars kendi adına bir hankah yaptırmış ve başkanlığı da İbn Haldun’a vermiştir. Hankah, dervişlerin yetiştiği, inzivaya çekildiği bir nevi evdir. Eğitim de bir yandan verilir. İbn Haldun, bu başkanlıktan önce üç ay hadis dersi aldığı, Kuran’ı ezbere bildiği, fıkıh – kelam gibi İslam ilimlerine hakim olduğu için bu göreve layık görülmüştür. Lakin, Nasıri olan Halep Valisi, Sultan Berkuk’u tahttan uzaklaştırmak için bir nevi imza toplarken, İbn Haldun da imza vermiş; bu hareketi desteklemiştir. Sultan Berkuk, tahttan indirilmiş ama yeniden tahta çıkmış ve ilk işi de imza verenlerin hesabını sormak olmuştur. İbn Haldun’un cezası da hankah yönetiminden uzaklaştırılmak olmuştur. Ama 1399 yılında, tüm bu olaylar olduğu zamanlara, İbn Haldun kasideler yazarak kendisini affettirmiş ve yeniden hankah yönetimine getirilmiştir. Babasının yerine tahta geçen Nasır Ferec de İbn Haldun’dan bu görevi alma gereği duymamıştır. Lakin ona verilen kadılık görevi, Suriye seferi dönüşü, 1400 yılında, ondan geri alınmıştır.

İbn Haldun ve Moğollar Arasındaki Anlaşma

Sultan Baybars, Moğol hükümdarı Timur’un başlattığı ve sürdürdüğü Moğol akınlarında, mahvolan Bağdat’ı ve yok olan hilafeti toparlayan kişi olarak tarihe geçmiş, Memlük Devleti sultanlarından bir Türk olmakla birlikte, bu akınlara Memlükler de pek fazla dayanamamıştır. Onlarla karşılaşma anı gelip çatmıştır. Zira Timur, Hindistan seferinden dönüp, Memlük Sultanı Berkuk’un vefat edip onun kadar güçlü olmayan çocuk yaştaki Ferec’in tahta çıktığını öğrenince Suriye üzerine yürüme kararı almıştır. Memlük sultanı Ferec, Timur’un Halep ve civarını ele geçirdiğini Suriye dolaylarına ilerlediğinin haberini almış, Moğollar ile Kahire yakınlarında karşılaşmıştır. Yanında İbn Haldun da bulunmaktadır. 25 Aralık 1400 yılında, her iki tarafın ordugahı kurulmuş, aralarında küçük çatışmalar dahi başlamıştı. Hatta Ferec ile Timur mektuplaşmış, elçiler gönderilmişti. Lakin Ferec’in gönderdiği üç elçinin de görevi Timur’u öldürmekti. Başarısız oldular. Timur, üç elçi tarafından öldürülmedi ama torunu Hüseyin’in, Memlük Devletine kaçıp sığınması onu manen çok üzdü. Bunu, mektuplarında da belirtmiştir.

Savaş, Dımaşk’ta bugünkü Şam’da gerçekleşmek üzereyken Sultan Ferec, Kahire’de ayaklanma girişimini alır. Timur ile savaşmak fikrinden vazgeçmiş değildir. Bu yüzden Timur’u oyalamak için teslim olacaklarına dair bir mektup yazar ve yanında neredeyse hiçbir şey almadan birkaç güvendiği adam ile Dımaşk’ı terk eder. Dımaşk’ta bulunan vali, kalesini sultan gelene kadar savunma taraftarı olsa da ulema takımı kalenin Timur’a teslim edilmesini, yenilginin kaçınılmaz olduğunu, en azından can kaybının önlenmesi gerektiğini savunur. İbn Haldun da bu fikirdedir. Vali, reddedip kalesini savunma pozisyonuna geçirir ve Timur ordusuyla savaşmayı bekler. Timur bu sırada Dımaşk halkına ve valiye bir elçi yollayarak adeti olduğu üzere dokuzluk ( Timur’un bir şehre girmemesi için halkın vermesi gereken dokuz ganimet: altın, hayvan, yiyecek gibi) ister ve dokuzluğu alırsa şehri terk edeceğini bildirir. Dımaşk halkı, hanları Ferec’in savaş alanını terk edip başkente döndüğü bilgisini alır. Bunun üzerine savunma fikirleri değişir, teslim olmak ister. Yalnızca vali buna izin vermez kale kapılarını açmaz. Halk da istenilen dokuzluğu kale surlarından Timur’a gönderir.

İbn Haldun, fikir adamı olmaktan ziyade aynı zamanda eylem adamıdır. Genelde bu eylemlerinden en çok kendisi kâr eder, temsil ettiği devlet değil. Yine aynısı olmuştur. İbn Haldun, vuruşma yanlısı olan valinin ya da Sultan Ferec’in isteklerini önemsemeyip gizlice Timur’un karargahına gider. Ona Kuzey Afrika ve asabiyet teorisi hakkında bilgi verir; Sultan’ın isteği üzerine bu söylediklerini yazılı hale de getirir. 1401 yılında gerçekleşen bu görüşmede aynı zamanda İbn Haldun, Timur’u överek beklenilen fatihin, ulu hakanın Timur olduğunu dile getirir. Timur, İbn Haldun’a ne istediğini sorar; İbn Haldun da güvenli bir şekilde Mısır’a gitmek istediğini belirtir. Timur, ona kendisine ait bir mühür ve belge vererek onun Mısır’a gitmesini sağlar. Timur, Suriye’de 80 gün kaldıktan sonra Bağdat’a geçmiş, buraları da talan etmiştir. Suriye Seferi, Kuzey Afrika medeniyetleri için derin yaralar açmış, verilen zararların onarılması çok ama çok uzun sürmüştür. Bu arada, Kahire’de işleri yoluna koyan Ferec, yeni bir ordu toplayıp Timur üzerine yürümeye hazırlanırken, Timur çoktan Suriye’yi terk etmiş, Bağdat’ı darmadağın etmiştir. Timur 1402 yılında, Ankara Çubuk Ovasında Yıldırım Beyazıd ile savaşmak üzere yola çıkmıştır. Yanında ise, Kuzey Afrika alimleri, ulemaları, ilim adamları esir haldedir.

İbn Haldun’un Son Anları

İbn Haldun, Mısır’a gitti. Burada meşhur MUKADDİME bitti. Tunus nüshasına da bazı eklemeler yapmıştır. Hayatının 20 yaşına kadarki aşamasını Tunus’ta, sonraki 26 yılını Cezayir – Fas – Tunus arası mekik dokuyarak geçiren İbn Haldun, 1401- 1406 yıllarında yine kadılık görevine getirildikten sonra bu görevini eda ederken 17 Mart 1406 yılında hayata gözlerini yumdu. 74 yaşında, o dönemde rekor sayılabilecek bir yaşta öldü. Mezarının yeri ile tam olarak bilinmemektedir.

İbn Haldun Hakkında Yazılanlar ve Söylenenler

Onun hakkında yazılar yazan, İbn Haldun çalışan pek çok akademisyen, araştırmacı onun siyasal hayatta çok etkili olduğunu kabul eder. Lakin önemli olan nasıl etkili olduğudur. İbn Haldun, kendi çıkarlarını devlet çıkarları üzerinde tutan bir ulemadır. Merini, Hafsi ve Abdülvadi gibi çok ama çok köklü hanedanlıklarda bazen emirler kadar etkili olmuştur. Sadece kendi makamını düşünerek tahttan sultan indirmeye kalkışmış, pek çok kez pek çok aile tarafından hain ilan edilmiş; buna rağmen bedevi kabileler arasında gücü ve etkisi olduğu için affedilmiştir. Bedevi hayatını yakından tanıması, onun elini sadece siyasal olarak değil güçlendirmemiştir; aynı zamanda tarih hakkındaki düşüncelerini, toplum hakkındaki fikirlerini oluşturup olgunlaştırmıştır.

İBNÜ’L HATİB, İBNÜ’L AHMER gibi bugünkü İspanya’da bulunan Endülüslü ve Kuzey Afrikalı ilim adamı tarafından sevilmiştir. Bu bölgedeki alimler, onun ilmini taktir etmişlerdir. Edebiyat ve şiir bilgisini de övmüşlerdir.

CEMALEDDİN EL-BEŞBİŞİ, İBN HACER, ŞEMSEDDİN ER REKKAKİ gibi Doğulu ve Mısırlı alimler onun bazı yönlerini övmüş pek çok yönünü de eleştirmişlerdir. İbn Haldun’un takdir edilen yönü genelde belagat ilmidir. Bunun dışında siyasi hayatı eleştirilir. Makam sahibi olunca kimseyi tanımaması ama makamından düşürülünce alçakgönüllü olması; Hz. Hüseyin’in katledilmesini legal ve haklı görmesi, makam söz konusu olunca ailesini bile tanımaması, makamı için devletlerin varlığına kast etmesi, duygusal hareket etmesi, sağduyu ve akıl olmadan devlet yönetiminde söz sahibi olması eleştirilen durumlardandır. Aynı zamanda, Timur’un bile savaşmakta imtina gösterdiği, Memlük Devletine gelmiş geçmiş en güçlü zamanlarını yaşatan Sultan Berkuk’a karşı, ona verdiği tüm makamlara ve lütuflara karşın, ulema ile işbirliği yapıp fetva imzalaması en çok eleştirilen durumdur. Yukarıda adı geçen Şemseddin er Rekkaki, onun sahte evrak düzenlendiğini, makamdaki yetkilerini her zaman kendi lehine kullandığını dile getirir. Buna rağmen sohbet ve belagat ilimlerinde çok iyi olduğunu da ekler. MAKRİZİ, İbn Haldun’un Mukaddime eserini yere göre sığdıramaz ama İbn Haldun’un kendi öğrencisi İBN HACER EL ASKALANİ, Makrizi’ye katılmaz. Hocasının genelde belagat ilminde usta olduğunu kabul eder. Ayrıca Makrizi dışındaki alimler, İbn Haldun’un tarihçiliğini sıradan görür, onun akademik yeteneklerini ortalama olarak değerlendirirler.

İbn Haldun, bu yazıya tarihçiliği, siyaseti ile konu olmuştur. Bu yazıdaki tüm bilgiler, onun kaleme aldığı otobiyografisindendir. Otobiyografisi bu kadar ayrıntılıyken, onu anlatan kaynağa, onun hayatını yazarken ihtiyaç duyulmamış ama onun hakkında fikir beyan edenler de ayrı başlık altında değerlendirilmiştir. İbn Haldun’un görüşleri ve eserleri, eserlerinin içerikleri başka bir yazıda irdelenecektir.

Kaynaklar

Cüneyt Kanat, “Orta Doğu'da Hâkimiyet Mücadelesi (1382-1447) Memlûk-Timurlu Münasebetleri”. Tarihtarih Dergisi. Kaynak https://www.tarihtarih.com/?Syf=26&Syz=367215&/Orta-Do%C4%9Fuda-H%C3%A2kimiyet-M%C3%BCcadelesi-(1382-1447)-Meml%C3%BBk-Timurlu-M%C3%BCnasebetleri-/-Yrd.-Do%C3%A7.-Dr.-C%C3%BCneyt-Kanat-
İbn Haldûn, Kitâb el-'Iber ve Divân el-Mubtedâ ve'l-Haber, VII, Beyrut 1992, s. 618; İbn İyâs, Bedâyi', I-2, s.500, s.100 – 203
İbn Haldûn, Târih el-'Iber, VI, s. 618-626
İsmail Aka, "Timur'un Ölümünden Sonraki Hakimiyet Mücadelelerine Kısa Bir Bakış", Cumhuriyet'in 50. Yıldönümü Anma Kitabı, Ankara 1974, s. 383-390; İsmail Aka, "Timur'un Ölümünden Sonra Güney İran'da Hâkimiyet Mücadeleleri", Atsız Armağanı, İstanbul 1975.
İslam Ansiklopedisi, Süleyman Uludağ, mad. İbn Haldun, cilt: 19, yıl 1999, sayfa: 538-543

Yorumunuzu Paylaşın