Makaleler

Anasayfa

Hakkımızda

Yardım

Yasal Konular

Tevfik Fikret’in Hayatı ve Edebi Kişiliği

Servet-i Fünun dönemi denilince akla ilk gelen hatta bazı araştırmacılara göre bu edebiyatın kurucusu olan Tevfik Fikret, bu yazının konusu olacak. Yazı, önce Tevfik Fikret’in hayatını daha sonra da Tevfik Fikret’in edebî yaşamını işleyeceğiz.

Tevfik Fikret’in Hayatı

Tevfik Fikret’in asıl adı Mehmet Fikret’tir ve 1867 yılında İstanbul’da doğmuştur.  Galatasaray Sultanisi’nde okumuş ve daha sonra devlet memuru olarak işe başlamıştır. Memurluğunun büyük kısmını öğretmenlik yaparak geçirmiştir. En önemli öğretmenlik görevleri şunlardır : İlk öğretimde öğretmenlik; eskilerin tabiri ile darülmuallimin, eskiden Darülfünun olan şimdi İstanbul Üniversitesinde Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği ve Robert Koleji’nde Türkçe öğretmenliği. 

Tevfik Fikret, siyasi hayattan çok fazla etkilenmiştir. Bu bakımdan Kenan Akyüz onun hayatını dört aşamada inceler:

  1. Servet-i Fünun’dan önce ( 1867 – 1896 )

  2. Servet-i Fünun’da ( 1896 – 1901 )

  3. II.Meşrutiyet’e kadar ( 1901 – 1908 )

  4. II. Meşrutiyet sonrası ( 1908 – 1915 )

Siyasetle arasında her zaman sıkı bir bağ olmuştur hatta bu yüzden II. Abdülhamid zamanında tam üç kez tutuklanıp tevkif edilmiştir. 1908 yılından sonra siyasi hayatında bir taraf tutarak siyasi bir mücadeleye girmiştir.

Tevfik Fikret’in babası Hüseyin Bey, bir ağa oğluydu. Annesi ise sonradan Müslüman olan Rum bir ailenin kızıdır; Tevfik Fikret’in annesi Hatice Refika Hanım Yunan ayaklanmasıyla İstanbul’a gelip Tevfik Fikret’in babası olan Hüseyin Bey ile evlenmiştir. Tevfik Fikret’in Sıdıka adında kız kardeşi vardır.

Tevfik Fikret, 12 yaşında öksüz kalmıştır çünkü Refika Hanım, Hac ziyaretinden gelirken koleraya yakalanıp hayata gözlerini yummuştur. O esnada babası Arabistan’a gönderilen Tevfik Fikret ve kardeşi Sıdıka, anneannesinin ve büyük yengenin yanında kalmışlardır. Tevfik Fikret’in ve kardeşinin ölümle yüzleşmesi bu zamanda başladı; anneleri öldükten sonra babaları sürgündeydi. Babası tam 19 yıl sürgünde kaldı ve sürgündeyken de öldü. Çocuklarını çok az görebildi. Bu durum Tevfik Fikret’in hayatı boyunca onu etkiledi.

Galatasaray Sultanisi’ne başladığı zaman Recaizade Mahmut Ekrem’in , Muallim Naci’nin , Muallim Feyzi’nin  en sevdiği öğrencilerinden oldu.  Bu bakımdan  da şiir yazmaya başladı.  Yalnız belirtmek gerekir ki Tevfik Fikret, Galatasaray Sultanisi’nden önce Aksaray’da bulunan Mahmudiye Valide ortaokulunda okudu. Orada dinî bir eğitimin yanı sıra klasik bir edebiyat eğitimi aldı.

Tevfik Fikret’in Evliliği ve Oğlu Haluk

Tevfik Fikret,dayısı Mustafa Bey’in 15 yaşında olan kızı Nazime Hanım ile evlendi. Bu evlilik 1890 yılında gerçekleşti ve Tevfik Fikret o zaman 23 yaşında idi. Bu evlilikten oğlu Haluk doğdu.

Tevfik Fikret’in tek evladı Haluk idi.  Tevfik Fikret, oğlu üzerine her babanın haddinde hayaller kuruyordu.  Oğlunun memlekete yararlı olacak işler yapacağını düşünürdü ki bunu da “Haluk’un Vedaı” ve “Promete” adlı şiirlerinde belli etmekteydi. Bu yüzden de tek varı olan oğlunu okuması için İskoçya’ya gönderdi. Oğlunun elektrik mühendisi olmasını istiyordu. İskoçya’nın Glasgow kentine giden Haluk, pek babasının istediği yoldan gitmedi. Yanına yerleştirildiği Hıristiyan ailenin de etkisi ile din değiştirip Hıristiyan oldu. 

Haluk, babasının hayallerini sadece din değiştirerek yıkmadı. Bir süre sonra okulu bırakarak ailesine izini kaybettirdi. Tevfik Fikret, oğluna ulaşamadı. Bir süre sonra oğlunun Amerika’da olduğunu öğrendi ama iletişime geçemedi. Haluk 1913 yılında bu şekilde ortadan kayboldu. 1916 yılında ise Michigan Üniversitesinden Makine Mühendisi olarak mezun oldu. Ülkesine dönmeyen Haluk Fikret, babasının hayal ettiği yaşamdan çok uzaktaydı. 1943 yılından sonra kendisini tamamen Hıristiyanlığa verdi. 1965 yılını gösterdiğinde takvimler, o artık bir rahipti. Hayatı boyunca dindar bir ailede büyüyen Tevfik Fikret’in aksine oğlu, rahip olarak hayata gözlerini yummuştu. Tevfik Fikret, bir daha gerçek bir aile mutluluğu yakalayamadı.

Tevfik Fikret’in Edebiyata İlk Girişi

Edebiyata ilk kez lise yıllarında 1880 – 1890 yılları arasında başladı. Ortaokulun tümünde klasik bir edebiyat eğitimi gördüğü için klasik bir şiir yazma telaşına girdi.  Liseye gelince hocaların da etkisi ile Fransız edebiyatına “merhaba” dedi. 

Tevfik Fikret’in edebiyat anlayışı iki kutup arasında gelişmiştir. Önce Recaizade Mahmut Ekrem Galatasaray Sultanisi’ne öğretmen olarak atanmıştır. Ondan sonra ise Muallim Naci, Recaizade Mahmut Ekrem yerine atanmıştır.  Bu bakımdan Tevfik Fikret’in Batı edebiyatına bakışını Recaizade Mahmut Ekrem sağlamıştır ki zaten Tevfik Fikret’in ilk öğretmeni  de odur. Edebiyata yönelmesi de yine Recaizade Mahmut Ekrem sayesinde olmuştur.

Tevfik Fikret’in Galatasaray Sultanisi’nde eğitim gördüğü zamanlar “eski – yeni”  çatışması tüm alevi ile devam etmekteydi. Bu çatışmanın en önemli temsilcileri de yeni  edebiyat olarak Recaizade Mahmut Ekrem, eski edebiyat olarak Muallim Naci’dir. Tevfik Fikret, her ikisinin de eğitiminden geçme şansını bulmuş ama Recaizade Mahmut Ekrem’in hem kişiliğini hem de öğretmenliğini daha çok beğenmiş, onun izinden gitmeye karar vermiştir. Zaten kendisi de Fransız edebiyatı çizgisindeki Servet-i Fünun akımının en önemli temsilcisi olabilmiştir. 

İki büyük ustanın da üzerindeki etkisini atmak zor olmuştur Tevfik Fikret için. O  1894’e kadar iki hocası arasında gitmiş ama daha sonra kendi tarzını bulmak için ard arda ataklar yapmaya başlamıştır.

Tevfik Fikret’in Edebî Yaşamı

Tevfik Fikret, bir süre Recaizade Mahmut Ekrem’in etkisinde kalarak romantik duygulara kapılmıştır.  Onun etkisinden kurtulmak elbette onun için pek kolay olmamıştır. 1896 yılında Servet-i Fünun dergisinin başına geçip aslında bir fen dergisi olan bu dergiyi edebiyat dergisi haline getirdiğinde kendi edebi tarzını bulmak üzereydi. Bu aşamada “Hasta Çocuk” adlı manzumesi kaydettiği ilk önemli aşamadır.  Daha sonra başında olduğu dergide “Seza” adlı şiiri yayımlayarak kendi şiir tarzını kesin olarak belirledi. O, artık bir çığ gibi büyüyecek kendi  tarzını yaratmıştı. Servet-i Fünun dergisinde hemen her gün bir şiir yayımlayan Tevfik Fikret, 1899 yılında kendi şiirlerini topladığı “Rubâb-i Şikeste” adlı eserini yayımladı. 

Tevfik Fikret’in siyasi hayattan pek de uzak kalmadığını yukarıda belirtmiştik. O zamanlar, devrin siyasi durumları da zaten karışılmayacak gibi değildi. R. Mahmut Ekrem ve Abdülhak Hamid etkisinde Romantik akımını benimseyen Tevfik Fikret, kendi döneminde var olan İstibdat nedeni ile “Sanat sanat içindir” anlayışını sindirmek zorunda kalmıştır. Bu genel eğilim, II. Abdülhamit’in baskı döneminden meydana gelen bir durumdur ve 1899 yılına kadar Tevfik Fikret bu genel eğilimden etkilenmiştir. 1899 yılında “Şehriyan” adlı eserini yazan Tevfik Fikret, bireyselcilikten yavaş yavaş kurtulmaya başlamıştır.  Kendi çevresindeki şairler, toplumdan kopuk bir şekilde tamamen bireysel şiirler yazarken Tevfik Fikret “Balıkçılar”, “Ramazan Sadakası”, “Nesrin”, “Verin Zavallılara” adlı manzumeleri ile yine de toplumsal dürtülerine engel olamamıştır. Kendi dönem şairlerine göre topluma daha dönük ve daha farkındadır.

Tevfik Fikret, 1899 yılından itibaren bireyselcilikten toplumsalcılığa dönmeye başlamıştır. Servet-i Fünun dergisinde Fransua Kope’nin Demircilerin Grevi adlı şiiri için bir makale yazmış ve bu makalede toplumsal sorunlara eğilen bir edebiyattın toplum ve aydın için öneminden bahsetmiştir.

Tevfik Fikret’in sanat anlayışındaki bu küçük ama etkili değişimler kısa süre sonra onun şiirlerine de yansıdı. II. Abdülhamid’in tahta çıkışının “sene-i devriyesi”’nde yazdığı” Şehrayin” adlı bu şiirinin ilk ve küçük bir örneğidir.

Tevfik Fikret’in asıl önemli şiiri 1902 yılında yayımladığı “Sis” adlı şiiridir. Bu şiire tüm İstanbul’u etkisi altına alan özgürlük kısıtlamasının nasıl boğduğundan bahseder.Şehrin  ve insanların çevresini saran ahlaksızlığın en hat safhaya ulaştığından bahseder. Bu sahneleri anlatırken de gerçekten de çok güçlü bir şiir dili kullanır. Nida sanatının en iyi örneklerinden olan bu şiir, aynı zamanda Tevfik Fikret’in en iyi şiirlerinden sayılır. Tevfik Fikret, bu şiiri ile artık bireyselcilikten çok uzak bir yola girmiştir.

Tevfik Fikret 6 Eylül 1900 yılında Son Nağme adlı şiirini Servet-i Fünun dergisinde yayımlamış ve 1908 yılına kadar bir daha Servet-i Fünun dergisinde şiir yayımlamamıştır.  Onun toplumsal olaylarla ilgili olan şiirleri, elden ele gizlice yayılmıştır. Asıl garip olan şudur: Rübab-i Şikeste’nin 1908 yılından sonraki baskılarında 1902 ile 1908 yılları arasında yazılan toplumsal konulu şiirlerinin bir kısmı vardır ama maalesef şiirler Servet-i Fünun dergisinde yayımlanmadığı için bu şiirlerinin hepsinin de Rübab-ı Şikeste’de var olup olmadığını bilemiyoruz.  Sanıyoruz ki biz, bu yılları Tevfik Fikret’in bireyselcilikten toplumsalcılığa geçişi için ruhsal bir dinginlik dönemi olarak kabul etmek daha doğru olacaktır.

Sis 1902 yılında yazıldı.  Bu dönemden Tevfik Fikret’in ölümüne kadar yani 13 yıllık arada Tevfik Fikret kendine toplumsal amaçlar belirledi. Buna göre “Türkiye’yi Batı medeniyetleri seviyesine yükseltmek” istedi bunu yapmak için ihtiyacı olan yan durumları siyasi olarak “özgürlük” ve “vatanseverlik”; sosyo – kültürel olarak “doğru batılılaşma” ; manevi olarak “ahlak” ve “idealizm” olarak belirledi.

Tevfik Fikret’in Aşiyan İnzivası

Tevfik Fikret, dürüstlüğü ile nam salmış şerefli bir devlet memuru idi. Her ne kadar siyasi baskılara maruz kalsa da içindeki özgürlük ateşi hiç sönmemiştir. 1900 yılında Servet-i Fünun dergisinden ayrılan Tevfik Fikret daha sonra ne bir dergiye bağlandı ne de devlet memuriyetini kabul etti. Robert Koleji’nde Türkçe öğretmenliğini kabul etti sadece.  Bu aşamada ülkede II. Abdülhamit baskısı devam etmekteydi, Tevfik Fikret de bu bakımdan Aşiyan’da bulunan evine kapanarak inzivaya çekildi. 

Tevfik Fikret’in inzivası 23 Temmuz 1908 yılında ordunun yönetime el koyup II. Abdülhamit’i tahttan indirerek II. Meşrutiyet’i ilan etmesi ile son buldu.  Tam yedi yıl süren bu inziva, ülkenin rahat bir nefes alması ile son buldu. Tevfik Fikret, yeniden doğan bir bebek gibi yeniden hayata sarıldı ve  Hüseyin Cahid ve Hüseyin Kazım ile “Tanin” gazetesini kurdu. 24 Temmuz 1908 yılında Tanin dergisinin ilk sayısında “Rücu” adlı şiiri çıktı. Bu şiirinde “Sis” şiirinde olduğu gibi karamsar değildi; iyimserdi ama tedbirli idi. Ülkenin yine eski günlere geri dönmesinden fazlası ile korkuyordu. Yalnız Tevfik Fikret,  o aralar oğlundan haber alamayan bir baba ve aslında siyasi değişimlere uyum sağlayamayan bir aydın idi. Bu 1911 yılında  ikinci inzivasına çekildi. Bu inzivanın edebiyat dünyasına katkısı oldu: 1911 yılında yeni şiirlerini de ekleyerek Rübab-ı Şikeste’yi yeniden bastı. Ayrıca yine aynı yıllarda ikinci şiir kitabı olan Haluk’un Defteri adlı eserini yayımladı.  Bu ikinci şiir kitabının basımında özel bir teknik uygulanmış ve şiir kitabı Tevfik Fikret’in kendi el yazması ile basılmıştır.

Ölene kadar ikinci inzivasından çıkmadı ama kötü politikalara da şiirler yazdı.  Ölümüne yakın çocuk şiirlerini topladığı “Şermin” adlı eserini yayımladı.

Tevfik Fikret’in Şiir ve Sanat Anlayışı

Tevfik Fikret’in şiir anlayışı hem kendi ruhsal durumlarından hem de sosyal durumun verdiği rahatsızlıklardan dolayı iki ayrı zıt döneme ayrılabilir.

İlk dönemde

romantik akımın da etkisi ile “Sanat sanat içindir” anlayışı ile yazılan şiirler. Bu şiirlerin başlıca temaları aşk ve doğadır. Bu konuları işlediği en ünlü şiirleri şunlardır: Bir Ömr-ü Muhayyel, Seninle, İlelebed, Leyli Veda , Birlikte, Sen Olmasan ve Muvakkatten Sonra . Bahsedilen dönemde Tevfik Fikret tam anlamıyla zarif şiirler yazar. Şiir tarzında duyguların özelliğinden ziyade bu duyguların işlenişindeki edebî zarafet vardır. Ayrıca şiirlerinde hastalık derecesinde bir hassasiyet göze çarpar. Üstelik bu şiirler, aynı zamanda dergide de yayımlanmıştır. 

İkinci dönem

ise bireyselcilikten kurtulduğu toplumsal konulara değindiği şiirleridir. Bu şiirlerin yapısı da ise hikayemsidir. Yani manzum hikayeler yazmaktadır. İlk dönem şiirleri ile tamamen farklıdır. Sosyal konuları ele alır ve en çok işlediği sosyal konular “özgürlük / hürriyet” ve “uygarlık / medeniyet”’tir.  Bu şiirlerinde önem verdiği en önemli unsur insandır. İnsanın her şeyi yapabilecek bir güç olduğunu düşünür. Bu bakımdan sadece insan olduğu için insanın özgür olduğunu savunur ve  onun bu özgürlüğünü kısıtlayan her türlü güçten nefret eder. Zaten bahsedilen ikinci durum da birinci duruma tamamen zıttır çünkü Tevfik Fikret ilk şiir safhasında bir dindarken ikinci aşamada bundan iz bile bulunmaz. Tevfik Fikret, dini de insanların üzerinde bir güç olarak görür, insanlara hükmettiği için onları birbirine düşürdüğünü ve onların özgürlüğünü kısıtladığını düşünür. Bu bakımdan da insanın özgürlüğünü kısıtlayan her dine karşıdır.  Tarih-i Kadim, Haluk’un Vedaı, Haluk’un Amentüsü, Hilal-i Ahmer şiirlerinde , açıkça savaş düşmanı olduğunu bildirir. Bu yüzdendir ki Osmanlı’nın I. Dünya Savaşı’na girmesine de karşıdır. Sancağ-ı Şerif Huzurunda adlı şiiri, Osmanlı’nın eski bir geleneğine ( o geleneğe göre Müslüman olan bir ülke savaşa gireceği zaman Peygamber sancağını halkın önüne çıkarır, Osmanlı da bunu yapmıştır ve şiirin de adı buradan gelmektedir ) uyarak savaşı ilan etmesi üzerine yazdığı savaş karşıtlığını en güzel ifade eden son şiirlerinden birisidir.  Şair, uygarlığa ve  gerek toplumsal gerek de kişisel ahlaka büyük önem verir. Bu bakımdan da hürriyet mücadelesini 1908 yılına kadar gizli, 1908 yılından sonra açıkça dile getirmiştir. İkinci dönem şiir safhası da bu kavgalara rast gelmektedir.  Bu bakımında da ikinci safhadaki şiirleri de güçlü ve zaman zaman keskinleşen bir tarza sahiptir. Unutmamak gerekir ki Tevfik Fikret, oğlu Haluk’ın hayal kırıklığını, babasının savaşın ortasına sürgüne gidip 19 yıl onu hiç görmeden direk ölüm haberi almasını hiçbir zaman atlatamamıştır. Bu aşamada bir de II. Abdülhamit’in aydınlar üzerindeki baskısı düşünüldüğünde  Tevfik Fikret’in ikinci safha şiir aşamasının birinci aşamadan daha fazla sürmesi kabul edilebilir hale gelir.

Her iki şiir safhasında da şair, kendi üslubunu yaratmayı başarmıştır.  Her ne kadar kendine zıt iki safha geçirmişse de her zaman kendi tarzını yakalamayı başarmıştır. Bu bakımdan da Tevfik Fikret’in şairlik gücü kendi şiir anlayışı ne kadar değişse de işlediği konuyu şiir tarzına uydurma bakımından sınanmış ve her iki safhada da harika şiirlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. 

Tevfik Fikret’in Türk Şiire Katkıları

Tevfik Fikret, Tanzimat döneminden bu yana yani 1860 yılından bu yana edebî alanda oluşan çağdaşlaşmayı yakalayabilmiştir.  Türk edebiyatının batılılaşma çabalarında en büyük katkıyı belki de Tevfik Fikret sağlamıştır. Genel açıdan baktığımızda Servet-i Fünun, edebiyatımızın çağdaşlaşma aşamasıdır ve Tevfik Fikret de bu  çağdaşlaşma / batılılaşma serüvenine en çok  ve en doğru şekilde katkı sağlayan şairimizdir.

Edebiyatımızda kimi şairlerin fikirleri önemli şairlikleri kötü idi – Şinasi gibi –  kimilerin de hem şairlik yeteneği hem de önemli fikirleri vardı – Namık Kemal – gibi . Tevfik Fikret de edebiyatımızın hem yetenekli hem de düşünen adamlarındandır. Recaizade Mahmut Ekrem ve Abdülhak Hamit Tarhan’dan aldığı ilham ve kendi şairlik yeteneği ile Türk edebiyatına adını yazdıran Tevfik Fikret, her ne kadar bir süre üstatların etkisinde kalsa da kendi çizgisini sonunda bulmuştur.

1880 sonrasında Türk şiirinde Tevfik Fikret tarzı gelmiştir. Tevfik Fikret, edebiyatımızda şu yenilikleri yapmıştır:

  1. Tanzimat döneminde bile tam olarak bırakılmayan beyit anlayışını Tevfik Fikret yıkmıştır.

  2. Fransız edebiyatından alınan Sone nazım biçimini Türk şiir okuyucusuna sevdirmiştir.

  3. Divan edebiyatındaki Müstezat nazım biçimini çağdaşlaştırarak geliştirmiştir.

  4. Uyak düzenine büyük ölçüde özgürlük getirmiş, şiirde uyağı olabildiğinde kırmıştır.

  5. Aruz kalıplarını müzik bakımından değerlendiren ilk şairdir. 

  6. Konuşma dilinin akıcılığını şiirlerinde yakalamıştır.  Kendi dönemine kadar bunu başaran bir şair olmamıştır. Özellikle manzum hikayelerindeki akıcı dil onun şiirlerini mükemmele yakın hale getirmiştir.

Tevfik Fikret’in  tek hatası Osmanlı Türkçesini harika bulması bu Türkçe dil dönemine  Arapça ve Farsça dil etkilerini tesir etmekten kaçınmamasıdır. Bu bakımdan da şiir dili bazen ağırlaşmaktadır.  Maalesef kendi döneminde anlaşılma oranı ortalama olsa da bu nesil Tevfik Fikret’in şiirlerini anlayamamaktadır.

Tevfik Fikret’in tek ün yapan özelliği şairliği değildir; ayrıca o dürüstlüğüyle, temiz ahlakı ile, sağlam ve sarsılmaz karakteri ile de meşhurdur.  Yurtsever olmasının yanında insana olan tutumu ve savaşa olan tutumu ile de göz doldurmuş; bugün dahi kendisinden övgü ile söz edilmesine neden olmuştur.

İlgili Makaleler