Makaleler

Anasayfa

Hakkımızda

Yardım

Yasal Konular

Karun Hazinelerinin Hikayesi

yazar: Hakan Kutluay

Kârûn ilk kez Kasaş, Mü’min ve Ankebut sürelerinde Kur’an’da karşımıza çıkmaktadır. Kur’an’dan direk bir örnek vermek gerekirse İsrailoğullarından olduğu söylenen Kârûn’ un serveti Kur’an’da şu şekilde geçmektedir:

"Biz ona, anahtarlarını (bile taşımanın) güçlü bir topluluğa ağır geleceği hazineler verdik." 

Serveti ile birçok durumda böbürlendiği söylenen Kârûn serveti için "Bunlar bana bendeki bilgi ve beceriden dolayı verilmiştir," dediği bilinmektedir. Bazı kaynaklara göre Kur’an’daki Kârûn hikayesi Tevrattaki Musa ile tartışma halinde olan ve zenginliği ile herhangi bir açıklama bulunmayan İsrail ileri gelenlerinden birisi olan Koreh’in serveti ve yunan mitolojisinde geçen Krezus’ un servetinin bir kombinasyonu olduğu kabul edilebilir. Krezus Antik çağın bilinen en zengin ve servetli Kralı idi. Onun hikayesine göre Krezus dokunduğu herşeyin altın olması için ilahlara yalvarır ve bu şekilde mutlak mutluluğa erişeceğini sanır ancak hikayenin sonunda isteği gerçek olan Kral çok zengin olmasına rağmen yine de mutluluğu bulamamıştır ve yine acılar içerisinde kıvranarak ölür. (bkz. Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Tarih Öğretmenliği Anabilim Dalı Bülteni) Lidya toprakları Anadolu’da bulunan en eski Yahudi yerleşim birimleridir ve bu özelliği ile Kur’an’da geçen bu hikayenin Yahudiler vasıtası ile bazı niteliklerinin (zaman, mekan vb. gibi) değiştirilerek Orta Doğu halklarına kadar ulaştığı ve orada da yayıldığı düşünülmektedir. Hikayeye diğer bir taraf olan Tevrat’tan bakıldığında ise Musa ile tartışan Korah isimli birisinin bir anlatısıdır. Burada Korah isimli kişinin zenginliği ya da serveti hakkında bilgi yoktur.

Bu şekilde genel olarak çerçevelendirilebilen Kârûn hikayeleri daha sonrasında Kârûn ile ilgili deyimlerimde oluşmasına neden olmuştur. Örnek vermek gerekirse: "Karun kadar zengin olmak“ Diğer bir örnek ise Gaziantep yöresine ait bir türküden gelmektedir:

“Kul Himmet üstadım gelse otursa

Hakk'in kelâmini dile getirse

Dünya benim deyi zapta geçirse

Karun kadar malın olsa ne fayda”

Kur’an’da Geçen Kârûn Hikayesi

Kur’an’da geçen Kârûn Hikayesine daha yakından bakarsak Kârûn’un Hz. Musa’nın hem amcaoğlu hem de eniştesi olduğunu görürüz. Gündüzleri oruç tuttuğu ve geceleri ise Namaz kıldığı bilinen Kârûn bu zamanlarında çok fakir ailesine bakmakta zorlanan bir kimseydi.

Günlerden bir gün Hak Celle ve Ala Hazretleri Hz. Musa’ya Tevrat’ı altın işleme ile yazmasını buyurmuştu bu durumda ise Hz. Musa “Ya Rabbi, halimi biliyorsun, ben çok fakirim“ diye karşılık vermişti. Bunun üzerine Cenabi Hak Hz. Musa’nın Simya ilmini öğrenmesini sağlamıştır. Yakın akrabası olan Kârûn’un büyük sıkıntı içerisinde olduğunu ve ailesine bile bakamadığını ancak dininin gereklerini yerine getiren bir kişi olduğunu gören Hz. Musa bu Simya ilmini Kârûn’a da öğretmeye karar vermiştir ancak bunun üzerine ibadet etmeyi bırakan Kârûn kar-ı ibadet bumuş der ve çok büyük mal ve servet sahibi olur. Bir rivayete göre Kârûn’un servetinin anahtarlarını 70 bir diğer rivayete göre ise 100 devenin taşıdığı söylenmekteydi ve yine rivayete göre sadece bir anahtar ile 70 adet hazine kapısı açılıyordu. Kârûn biryerden başka bir yere gideceğinde ona 1000 adet altın elbiseli ve altın lalıçlı kadın ve erkek eşlik ederdi. Zenginliği ile Beni İsrail’i ikiye ayırmayı başaran Kârûn bu sayede İsraili’in bir tarafının Hz. Musa’ya diğer tarafının da Kârûn’ a taraftar olmasını başarmıştı. İbadetleri bırakan Kârûn’ dan hiç olmazsa zekat vermesini isteyen Hz. Musa Kârûn’ un bu konuda bir hesap yapmasına neden olmuştur, yaptığı hesaplar üzerine sahip olduğu mala karşın çok büyük bir miktarda zekat vermesi gerektiğini farkeden Kârûn zekat ödemeyi de reddetmiştir.

Bu durumu gözlemleyen Hz. Musa Kârûn’a bizzat giderek ona dünya malını bir tarafa bırakmasını ve Hz. Allah’ın yoluna dönmesini nasihat eder ancak Kârûn Hz. Musa’yı ciddiye almaz ve mal ve serveti herşeyin üstünde tutarak yaşamaya devam eder, günler geçtikçe malına mal, servetine servet katan Kârûn’ un serveti artık bütün dünyaya yayılmış ve duyulmuştur.

En sonunda Hz. Musa’ya bir teklifte bulunan Kârûn bu teklifinde Hz. Musa’ya: „Ya Musa, Mısır ehlini toplayalım ve o cemaat içinde seninle bahis edelim. Eğer açık delil ile bana gâlib olursan, malımın zekâtını veririm. Ve eğer ben sana gâlib olursam, sen de bundan sonra peygamberlik davasından vazgeçip bir köşeye çekilirsin“ dediği bilinmektedir ancak Kârûn’ un aklında başka planlar vardır. Hz. Musa Mısır ahalisi ile Kârûn’un evinde toplandığında ahali Hz. Musa’dan bir vaaz vermesini ister. Ahaliyi itiraz etmeden kabul eden Hz. Musa:

«Bir kimse hırsızlık yaparsa elini keserim. Bir kimse eşkiyalık yapsa, başını keserim ve bir kimse evli olup zina etse taslayıp helâk ederim» derken Kârûn ayağa kalkıp sorar: «Ya Musa, sen de zina etsen ne yaparsın?» deyince, Hz. Musa Aleyhisselâm da «Eğer ben de (haşa) zina etsem, Cenabi Hak'kın emri bana bile böyledir» der.

Hz. Musa’nın cevabı sonrası Kârûn daha öncesinde planladığı oyunu devreye koymaya başlar. Daha öncesinde mal ve mülk ile kandırdığı bir kadını, halka karşı Hz. Musa ile zina ettiğini ve karnındaki çocuğun babasının da Hz. Musa olduğunu söylemesine karşı ikna etmiştir. Kârûn «Ya Musa senin zina ettiğine dâir, benim şahidim vardır. Zira şu kadın bana söyledi ki, sen bununla filan vadide zina etmişsin. Hatta karnındaki çocuk da senden imiş, diyerek, Hz. Musa'yı halk arasında mahçup etmek düşüncesi ile, o fahişeyi ayağa kaldırır. Ve ey kadın şöyle ki bütün insanlar duysun,» der. Ancak söz vakti kadına geldiğinde kadın gerçekleri söylemeye başlar ve „Ey Benî İsrail! Doğrusu Hz. Musa'nın bu işten haberi yoktur. Kârun'un söylediği yalan ve iftiradır. Zira Kârun, beni çağırıp bir Çok mal vadederek, bu yolda Hz. Musa'ya iftira etmemi tembih etti. Halbuki Hz. Musa, Kalîmullah’ tır. Öyle bir zata böyle bir adiliği isnad etmeye Allah'tan korkarım.“ der. Bunun üzerine çok sinirlenen Hz. Musa Kârûn’ a dönüp: „Ey Allah düşmanı: Bu iftiradan muradın nedir? Beni mahçub edip, Cenabi Hak'kın emri olan zekâti vermemek midir?“ diye sorar ve secdeye vararak «Ey bütün gizliliklere ve sırlara vakıf olan Rabbim! Kârun'un iftirasını sen bilirsin, gayret senindir“ der o anda gelen Hz. Cibril „Ya Musa! Hz. Allah, Kârun'un helaki için yeri emrine âmâde kıldı“ diye buyurur. Hz. Musa secdeden kalkarak doğruca Kârûn’ a gider ve elindeki asasıyla „Yut“ diye bağırarak yere vurur. O anda yer Kârûn’ u sediri ve adamları ve serveti ile birlikte yutar.

Kârûn’ un hikayesi ve serveti bu şekilde Kur’an’ın 40. ve 29. sayfalarında ayrıntılı olarak anlatılır ve dünya malının, servetin ne kadar değersiz olduğu vurgulanmaya çalışılmaktadır. Bir asa ile yer tarafından yutulan bütün mal ve servete karşılık doğruluk ve inanç kazanır.

Karun Kanatlı Deniz Atı

Karun Hazinesi isimli eserler aynı zamanda Uşak Arkeoloji Müzesin’de de sergilenerek halka sunulmaktadır.

İlgili Makaleler