Makaleler

Okurlara ve Yazarlara Adanmıştır!

Malazgirt

Yazar: admin | Tarih: 08.09.2008 | Gösterim: 128


Oğuzların kurduğu Oğuz Yabgu Devleti yıkıldıktan sonra, oğuzların bir bölümü Avrupaya göç ederken, bir bölümü de Selçuk Beyin yönetiminde Cent şehrine gelerek yerleşmişlerdir. Selçuk Bey ve Oğuzlar burada Müslüman olmuşlardır. Selçuk Bey vefat edince, yerine oğlu Arslan Bey geçmiştir. Gazne Sultanı Mahmud Arslan Beyi hapsettirince, Tuğrul ve Çağrı Beyler devletin başına geçtiler. 1035te Oğuz Boyları Karahanlı ve Gazneli baskısından kurtulmak için Horasana göç ettiler. Ancak burada Gazneliler ile savaşlar yaptılar. En sonunda 1040ta Dandanakan Kalesi yakınlarında Sultan Mesud ağır bir yenilgiye uğradı. Bu zafer ile Büyük Selçuklu Devleti kuruldu ve Tuğrul Bey de Selçuklu sultanı ilan edildi.

1063 yılında vefat eden Tuğrul Bey, çocuğu olmadığı için hayatta iken Çağrı Beyin çocuklarından olan Süleyman Beyi veliaht gösterdi. Ancak Tuğrul Beyin vefatından sonra Çağrı Beyin diğer oğlu Alp Arslan bu kararı kabul etmeyerek isyan etmiş ve tahtı ele geçirmiştir.

Alp Arslan 1064te Güney Kafkasyaya gelerek Gürcü Krallığını ortadan kaldırdı. Devrin en güçlü surlarına sahip olduğu için fethedilemez denilen Ani Kalesini fethetti. Ayrıca Kars ve Vanı da aldı. Ertesi yıl Maveraünnehre yöneldi. Harezm Ülkesine kadar ilerledi. Oradaki Oğuz kitlelerini, yeni fethedilen yerlere gönderdi.

Kendisi Maveraünnehrde iken Gümüş Tigin, Afşın, Emir Sanduk gibi ünlü Türk komutanları Anadoluya akınlar düzenlediler ve birçok şehri ele geçirdiler.

Bu sırada Bizans, iç karışıklıklar ve taht kavgaları ile karşı karşıyaydı. Türk akınları karşısında aciz kalan Bizans, Anadolunun elden gitmekte olduğunu görüyordu. Bu kötü gidişe dur demek için dul imparatoriçe, Kayserili bir general olan Romanos Diogenes (Romen Diyojen) ile evlendi. Böylece Romanos Diogenes Bizansın yeni imparatoru oldu. Romanos Diogenes Anadoluya geçerek, Selçuklulara karşı büyük bir ordu hazırlamaya başladı. Anadoludaki birçok Bizans Kalesi yenilendi. Ordunun ihtiyacı olan zahire ve mühimmat toplandı. Nihayet Romanos Diogenes Anadoluya iki sefer düzenledi. Romanos Diogenes çeşitli sebeplerle İstanbula dönmek zorunda kaldı.

Alp Arslanın öncelik verdiği iş, İslam Dünyasının bozulan birliğini sağlamaktı. Bunun için Mısırı fethederek, oradaki Şii-Fatimî idaresine son vermeliydi.

Ordusunu Azerbaycanda toplayarak, Diyarbakır ve Halep üzerinden Mısıra inmek üzere harekete geçti. 1070 yılı ortalarında Alp Arslan, birçok Bizans Kalesini de alarak Diyarbakıra geldi. Diyarbakır hükümdarları ona bağlılıklarını arz ettiler. Sonra Halepe geldi. Halep hükümdarı Mahmud, önünde diz çöktü. Tam Halepten Mısıra doğru bir günlük yol almıştı ki, Anadoludan gelen haberciler, Bizans İmparatorunun büyük bir orduyla doğuya yürüdüğünü, Türklerin elindeki bazı kaleleri de geri aldığını bildirdiler. Bunun üzerine Alp Arslan ordunun bir kısmını Suriyenin fethi için orada bıraktı ve yıldırım hızıyla Ahlat üzerinden Malazgirte geldi. Bu süratli yürüyüş sırasında; yaşlı,yorgun ve hasta askerleri bıraktı. Bütün askerleri 45 bin kadardı. Buna Doğu Anadolu Müslümanlarından 10 bin kişilik gönüllü bir ekip katıldı.

Durum Türkler için korkunçtu. Çünkü Bizansın Ermeni, Gürcü, Frank, Norman, Rus, Uz ve Peçeneklerden oluşan ordusunun sayısı 200 bindi. Alp Arslan herhangi bir felakete karşı veziri Nizamülmülkü Hemedana gönderdi ve gerekli tedbirleri aldırdı. Yerine daha önceden, oğlu Melikşahı veliaht tayin etmişti. Bağdattaki Abbâsi Halifesi bu büyük tehlike karşısında, Allahın Alp Arslana yardımını niyaz etmek üzere bütün İslam Alemine haber saldı. Camilerde milyonlarca Müslüman dua etmeye başladı.

Alp Arslan, kumandanlarından Sav Tigini Romanos Diogenese elçi gönderdi ve barış teklif etti. Bizans İmparatoru barış teklifine karşı Sav Tigine :

-Barışı Reyde görüşeceğiz. Ordum İsfahanda kışlayacak, hayvanlarımız Hemedanda sulanacaktır, diye son derece kibirli bir cevap verdi . Sav Tigin de bunun üzerine :

-Hayvanlarınız elbette Hemedanda kışlayacak ama sizin nerede kışlayacağınızı ancak Allah bilir, dedi ve geri döndü.

Alp Arslan savaş için mübarek Cuma gününü seçti. Bütün komutanlarını ve ordusunu toplayıp şöyle konuştu:

-Beylerim, yiğit erlerim! Babamın, amcam Sultanın ve benim yanımda yıllarca her türlü cefaya göğüs gererek din ve devlet için kanlarınızı akıttınız. İçimizden niceleri şehid olup Allah katına vardı, hepsinin yeri cennet olsun. İşte bugün bizim için en büyük imtihan gelip çatmıştır. Burada Allahtan başka sultan yoktur, emir ve kader sadece Onun elindedir. Hepimiz onun hükmü altındayız. Benimle birlikte savaşmakta veya benden ayrılmakta serbestsiniz Bugün burada ne emreden bir sultan ne de emir alan bir asker vardır. Bugün ben de sizlerden biri olarak sizinle birlikte savaşacağım. Biz, Müslümanların eskiden beri yapageldikleri bir gaza yapıyoruz. Beni takip edenler ve nefislerini Yüce Allaha adayanlardan şehit olanlar cennete, sağ kalanlar ise ganimete kavuşacaktırlar. Ayrılanları ahirette ateş, bu dünyada ise alçaklık beklemektedir.

Askerler:

-Allah şahid olsun, seni asla bırakmayacağız! diye bağırdılar. Alp Arslan:

-Askerlerim, işte atımın kuyruğunu bağladım. Bir er gibi savaşa gireceğim. Üzerimde sultanlık belirtisi hiçbir şey yoktur. Şehid olursam şu üzerimdeki beyaz elbise kefenim olsun. O zaman ruhum göklere çıkacaktırYa Rabbî! Seni kendime vekil ediyor, azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve senin uğrunda savaşıyorum. Ey Allahım niyetim halistir, bana yardım et. Sözlerimde yalan varsa beni kahret.

Üzerinde yay ve ok kesesi yoktu; sadece kılıcını ve gürzünü almıştı. Gerçekten bir er gibi göğüs göğüse çarpışacaktı. Yanına kumandanlarından Sav Tigin, Afşın, Kutalmışoğlu Süleyman, Ahmed Şah ve Artuk Bey i çağırarak son bir görüşme yaptı. Savaşta Turan Taktiği uygulanacaktı.

26 Ağustos 1071 Cuma günü sabah, Türk süvarileri Bizans ordusunu sağdan soldan ok hücumuyla yoklamaya başladılar. Türk süvarileri hücumlarının boşa gittiğini anlayınca, geri çekilirmiş gibi yaparak geri döndüler.(Sahte Ricat) Türklerin geri çekildiğini gören Bizans ordusu, takibe başladı. Bizans ordusu pusuya düştüğünü geç farketti. Geri çekilmeye başladıkları sırada Ermeniler ve yedek kuvvetler kaçtılar. Uzlar ve Peçenekler ise Selçuklu saflarına geçtiler. Romanos Diogenes kapanan çemberi yarmaya çalıştıysa da başaramadı. Bizans ordusu adeta yok edildi. Romanos Diogenes yaralı olarak ele geçirildi.

Alp Arslan, Romanos Diogenesi huzuruna getirdiklerinde onu kucakladı, bir çadır kurdurarak emrine hizmetçiler verdi. Ayrıca Alp Arslan malum imparatora:

-Müteessir olmayınız. Zira insanların maceraları böyledir. Korkmayınız, size bir esir değil bir hükümdar muamelesi yapacağım, dedi. Alp Arslan, amcazadesi El-Basanı niçin teslim etmediğini ve barış tekliflerini niçin reddettiğini sordu. Romanos Diogenes :

-Ey Sultan! Senin ülkelerini almak için türlü ırklardan çok sayıda insan topladım ve çok para harcadım. Zafer mümkün olmadı. Şimdi isnatları bırak da istediğini yap, deyince Alp Arslan:

-Ben bu duruma düşsem sen ne yapardın?

-Düşmana yapılması gerekeni yapardım.

-Şimdi sana ne yapacağımı sanıyorsun?

-Üç ihtimal vardır. Birincisi beni öldürebilirsin, bu kasap işidir. İkincisi; zaferini göstermek için beni şehirlerde dolaştırır ve satarsın, bu da sarraf işidir. Üçüncü ihtimali söylemek hayal ve deliliktir, deyince Alp Arslan, bununla neyi kastettiğini sordu. Romanos Diogenes:

-Beni tahtıma iade edersin. Sana dost kalır, yıllık haraç öderim.

-Ben muzaffer olursam sana iyi muamele edeceğimi Allaha ahd etmiştim. Serbestsiniz, ülkenize gidebilirsiniz, diye cevap verdi.

Alp Arslanın kazandığı zaferin haberleri hemen bütün İslam Dünyasına yayıldı. Milyonlarca Müslüman, lütuf ve yardımından dolayı Allaha şükrettiler.

Romanos Diogenesin yenildiği duyulunca yerine VII. Mikhail Dukas geçti. Dukas Romanos Diogenesin gözlerine mil çekti ve onu bir manastıra hapsetti. Anlaşmanın yerine getirilmediğini gören Alp Arslan. Kutalmışoğlu Süleyman Şaha barışla alınamayan yerlerin savaşla alınmasını emretti. Kendi de Maveraünnehre yöneldi.

1072 yılı Mayıs ayında fethettiği bir Karahanlı kelesinin komutanı ile konuşurken kale komutanı birden hücum ederek Sultanı göğsünden hançerledi. Aldığı yara ile ölen Alp Arslan, henüz 43 yaşında idi. Vezir Nizamülmülk, onun oğlu Melikşahı tahta oturttu.

Malazgirt Zaferinin sonuçları Türk ve Dünya Tarihi açısından büyük önem taşımaktadır.

Bu zaferle Bizansın direnci kırıldı, böylece Doğu Anadolu sınırları boyunca yığılan Türkmenlerin önü açıldı. Türkmen Beyleri karşılarına çıkacak bir kuvvet kalmayınca Ege Denizine kadar ilerlediler.

Malazgirt Zaferi ile Anadolu Türklerin ebedî vatanı olmuştur. Zaferden sonra Anadoluda birçok Türk Devleti kurulmuş, Türkiye Cumhuriyetine kadar uzanan Türkiye Tarihi başlamıştır.

Bu zaferle, Türklerin İslam Dünyasındaki prestiji ve liderliği daha da güçlenmiştir.

Malazgirt Zaferi Avrupada da derin izler bırakmıştır. Bizansın yenilmesi üzerine Avrupa Devletleri Türklere karşı ittifaklar oluşturmuşlardır. Haçlı Seferleri aslında bu zafere tepki olarak doğmuştur. Haçlı Seferleri ile, Türk ilerleyişi durdurulmak istenmiştir.

Türk ve İslam Tarihinin son 900 yıllık kaderini çizen insanlar, şüphesiz ki Alp Arslan ve Malazgirt de savaşan insanlardır. Onların Türklere Anadolunun ve bütün İslam Alemine de Ortadoğunun kapılarını açmış olmaları tarihin gidişini değiştirmiştir. Onlardan sonra Türk Tarihi, İslam Tarihi olmuştur.

Türk ve İslam Dünyası o mübarek Cuma sabahı, tekbirlerle hücuma kalkan Alp Arslana ve ardındaki 50 bin kişiye daima müteşekkirdir.
Bu Makaleyi Derecelendir:

Toplam Oy: 0, Rating: 0/5

Yazdır | Gönder | Sitene Ekle | Geribildirim

Etiketler: malazgirt


Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Profesyonel yorumcu olmak için Yorumlar.com'a üye olunuz!