Dünyanın İlk Güzellik Yarışması
Yazar: admin | Tarih: 08.09.2008 | Gösterim: 189
Günümüzden dört 1000 sene önceye gidelim.
Dünyanın ilk güzellik yarışmasının ve Troya savaşının arifesindeyiz.
Ve en büyük şiirine İlyada ya sahne olacak o günün Anadolusuna düş gözüyle şöyle 1 bakalım. Yumuşak çimenlere uzanarak yaz gününü kavalının sesiyle geçirmiş olan çoban yorulup susunca, kendi acemi sanatının çıkarabildiği seslerden kat kat tatlı 1 müziğin taa ücralardan geldiğini duyar ve gönül gözüyle güneş arabası üstünde Apollonun 1 altın liri çalarak güneşle parlayan yeryüzünü büyülediğini görürdü.
Gece avcısı yepyeni doğan hilalin ışığını şükran dolu yürekle karşılar; ay ışığı gövdeli tanrıça Artemisi ay ve yıldızlar gibi kendi perileriyle avının peşinde hızla koşmakta olduğunu sanırdı.
Rüzgar sıcak esince kaynağından serin ve berrak fışkıran sularından susuzluğunu giderirken gurbet yolcusu su perileri naiadlara dualar ederdi.
Uzak dağ yamaçlarından güneş ışınlarının ve gölgelerin koğalaştığını gören ova orakçıları, dağ perileri oreadların koşuşmakta ve birbiri ile ünlemekte olduğunu sanırlardı.
Sık ormanlarda, sessizlik içinde, yaprakların derin derin iç çekişinde Zephyrosun sevgilisini, arayıp fısıldadığı işitilirdi.
Çalılar arasında yaban keçisinin boynuzunu görünce yolcular tanrı Panı görmekte olduklarını sanırlardı.
Dünyanın o dönemi masumluk, çocukluk ve rüya dönemiydi.
O sezon Homerik Çağdı.
İşte o çağda dünyanın ilk güzellik yarışması, Artemisler, naiadlar ve oreadlar Anadolusunda yapıldı.
Argo gemisi, dümenin yanında duran şair Orpheusun müzik uyumlu dizemine(temposuna) göre kürek çalarak Çanakkaleden geçti.
Marmara Denizindeki yeşil diplerde, bu şanlı tekneye hayran kalan deniz kızları hep yüze geldiler.
İşte o gün Okyanus perileri, bellerine kadar denizlerin köpüklerinden çıkarak sütbeyaz gerdanlarını siftah bi şekilde insanlara gösterdiler ve yine o gün Peleus, deniz tanrıçası Thetis i gördü ve ona gönlü sevgiyle aktı. Thetis de hemen orada onun bu arzusunu gülümsemeyle karşılayarak onu çıldırasıya bahtiyar etti.
Peleusun deniz perisi Thetis birlikte evleneceği gün düğüne her tanrılar çağrıldı. ancak fesat çıkarmaması ve oyunbozanlık etmemesi için kıskançlık ve nifak tanrıçası Eris düğüne çağrılmadı. İşte buna kızan Eris, coşkulu şölenin en aşkın anında masanın üzerine 1 altın elma( Hespereid, Balear adalarında hasıl olan altın elmalardan, yani portakallardan) atmıştı.
Elmanın üzerinde En güzele! yazılıydı.
Her kadın gibi bütün tanrıça da kendini, en güzel sanarak elmaya sahip çıktı. Elemeler yapıldı ve sonunda güzeller üçe indi.
Bunlar, Aphrodite(*), Hera, Pallas Athena idi.
Bu 3 güzel, Tanrılar Tanrısı Zeus a gidip, aralarında, en güzeli seçmesini rica ederler. Zeus, bu işin sonunda 1 çapanoğlu çıkacağını tahmin ederek, onlara Troyanın yanında İda dağına gitmelerini, orada hem Paris, hem de Aleksandros diye anılan 1 prens olduğunu, babasının koyun sürüsüne çobanlık etmekte olan bu gencin, çok güzel 1 güzellik bilgini olduğunu, Parisin 1 şehzade olmasına rağmen, babası Troya hükümdarı Priamos a bu oğlunun 1 gün ülkesinin mahvına sebep olacağı için uzaklara gönderdiğini söyler.
Paris o anda Kocakatran dağlarında Oinone adlı güzel 1 peri kızıyla yaşamaktaydı. Ayın onbeşi Kocakatran dağlarının İda doruğunu tepeden tırnağa kadar gelin tellerine benzeyen nurla örtmektedir.
Küçük Menderes nehri de kendi bölgesi boyunca ay ışığından hilalimsi gümüş kavisler çizerek Boğaz a akmaktadır
Tam o sırada 3 tanrıça, güzelliklerinin her gururuyla Parisin karşısına çıkagelirler. Üç büyük tanrıçanın olağanüstü güzelliklerini görünce delikanlı şaşırır. Tanrıçaların herbiri delikanlıya 1 şey adar.
Hera, Paris e Asya ve Avrupanın sahipkıranlığını;
Athena, Troyalıları Akhalar üzerine muzaffer etmeyi;
Aphrodite ise zevce bi şekilde dünyanın en güzel kadınını vaad eder.
Esmer Hera 1 eliyle sert, kabarık ve sivri memesini, diğeri eliyle de mükellef örtüyü kalçalarının hizasında tutmaktadır.
Pallas Athena, güzellik yarışmasına katıldığı halde, kendisinin utangaç yaradılışına ihanet etmeden giyinik bi şekilde gelmiştir.
Aphrodıte, altın saçlarının ağırlığı altında yine de başını dik tutmaktadır. Gövdesi ak 1 nehir gibi akarak genişlemekte ve göbeğinde 1 tek çiçekle süslenmiş 1 süt gölüne dönmektedir.
Paris, elmayı kime verecektir? Yoksa 3 parçaya mı bölecektir? Ya da asla bölmeden ve kimseye vermeden elmayı oturup kendi mi yiyecektir?
Aphrodıte, zon ya da sestus denilen dar 1 kuşak takıyordu. O kuşağı takan kadın, erkeklerin gözlerinde güzeller güzeli olurmuş. üstelik Hera, kocası Zeustan iltifat görmediği vakitler Aphrodıte den 1 gece için kuşağını ödünç vermesini yalvarırmış. Bu kuşakta her zerafetler, çekicilikler, tatlı gülümsemeler, süzgün gözlü ya da ateşli bakışlı çağrılar, kandırıcı iç çekişleri, anlamlı susuşlar ve bakışlar görünmeyen bulunuyormuş.
Elmayı elinde tutan Parisin gözlerini Aphrodıteden ayırmadığını gören Hera, güzellik tanrıçasına kızarak ona, Sen haksızlık ediyorsun. O kuşak senin belini sardıkça her gözler sana dönüyor. diye çıkışmış Bunun üzerine Aphrodıte, sinirli 1 davranışla kuşağını koparırcasına çıkararak Heraya uzatmış. Hera kuşağı takınmış. bundan sonra Aphrodıte yalınkılıç gibi boyunca çıplak kalmış.*
Paris, altın elmayı yavaş yavaş ona uzatmış.
O devirde yaşayan kadınların en güzeli Helene olduğu sebebiyle, onun elini isteyen isteyeneydi. Bunların arasında kurnazlığıyla ün salmış İlias da vardı. İlias, Helene kime varırsa varsın 1 haksızlığa uğrarsa, kendisiyle evlenmeye aday olan herkesin kıza yardıma koşacaklarına yemin etmelerini istedi. Onlar yemin ettiler. Helene adaylar arasında Sparta kralı Menelaos birlikte evlendi.
Paris, güzel kadını Spartadan kaçırıp Troya kentine getirdi. İşte o vakit her adaylar, yani Akhalar, Agamemnonun emrinde Troyaya saldırdılar.
Bu savaşta altın elmayı alamayan Hera birlikte Athena, Akhalara; Aphrodıte ve cenk tanrısı Ares birlikte Apollon Troyaya yardım ettiler.
(*) Aphrodıtenin, Zeus ve karısı veya Deus birlikte onun dişisi olan Dioneden doğmuş olduklarını söylerler. fakat Yunanca aphro, köpük; aphrodıte de köpük yavrusu demektir. Aphrodıte, Batı Anadolunun güneyindeki ufuktan sabah yıldızının doğduğu gibi bembeyaz ve yumuşak köpükten çırılçıplak doğmuştur. Aslında Aphrodıte, 1 bereket, ay, sevgi ve güzellik tanrıçasıydı. Doğuda onun adı yıldız anlamına gelen Astoreth ve Astarte idi. Güzellik örtü kabul etmediği sebebiyle, Olympos tanrıları arasında giyinmemiş olan biricik tanrı Aphrodıtedir.
Bu Makaleyi Derecelendir:
Toplam Oy: 0, Rating: 0/5
Etiketler: dünya, ilk güzellik yarışmaları

Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Profesyonel yorumcu olmak için Yorumlar.com'a üye olunuz!





