Makaleler

Okurlara ve Yazarlara Adanmıştır!

Balkanlar Ya Da Tamamlanmamış Tasfiye

Tarih: 05.10.2009 | Görüntülenme:
Loading


O günlerde Avrupa kamuoyu için Balkanlar Batı sömürgeciliÄŸi karşısında gittikçe güçsüzleÅŸen bir direniÅŸin siyasi merkezi konumunda olan Osmanlı Devletinin Avrupa’dan tasfiyesi açısından büyük bir önem taşıyordu. Balkan savaşı ile Osmanlı Devletinin Avrupa topraklarından -DoÄŸu Trakya hariç- gerçekleÅŸtirilirken 1. Dünya Savaşı sonrasında uluslar arası siyaset ve hukuk açısından da nihai tasfiye tamamlanmış oldu.
Asrın sonuna geldiÄŸimizde Balkan meselesinin bütün özellikleriyle tekrar gündeme geliÅŸi ÅŸu soruyu da son derece anlamlı kılıyor: “Omsalı Devletinin tasfiyesi daha tamamlanmadı mı?”

Siyasi tabirlerin ortaya çıkışı bazen siyasi olayların geliÅŸmesinden daha önemli ipuçları verebilir. 19.yüzyıla kadar Osmanlı’nın Avrupa toprakları için Avrupalılar “European Turkey” Turkey d’Europe” , Turkey in Europe (Avrupa Türkiyesi. Avrupa’daki Türkiye) vb tabirler kullanırken Osmanlı Devleti”Avrupa-i Osmani” ve “Rumeli-i Åžahane” gibi idimleri tercih ediyordu. Bu dönemden itibaren siyasi geliÅŸmelere paralel olarak Türk ve Müslüman imajlarını silecek yeni bir isimlendirme gerekiyordu ki bundan sonra sürekli olarak bunalım krizle özdeÅŸ hale gelecek iki tabir birden bu bölge için kullanılmaya baÅŸlandı: Balkanlar ve OrtadoÄŸu (veya yakındoÄŸu) “Balkanlar” ve “Balkan Yarımadası” tabirleri siyasi literatüre ilk olarak 1808’de Alman coÄŸrafyacı A. Zeune tarafından kullanıldı. 19.Asrın ortalarına doÄŸru (1835) D.Ornalins d’Halloy Hazar-Türklerinden alındığı rivayet edilen Balkan tabirini de yetersiz bularak Islav-Yunan (Slavogrece) tabirini kullanmayı tercih etmiÅŸ, K.Ritter ise doÄŸrudan (Halbinsel Griechenland) Yunan yarımadası demiÅŸtir. Fischer ve Wagner gibi bazı Alman araÅŸtırmacıların ilk defa 1863’de Avusturyalı konsolos I.G.von Hahn tarafından kullanılmış olan Güney -DoÄŸu Avrupa yarımadası (Südosleuropaische Halbinsel) tabirini geliÅŸtirerek yarımadayı Avrupa ismi ile doÄŸrudan iliÅŸkilendirmelerinin Avrupalı büyük devlelerinin bölgeye yönelik ilgilerinin yoÄŸunlaÅŸmaya baÅŸladığı bir dönemde ortaya çıkması kesinlikle bir tesadüf deÄŸildir. Yugoslavia coÄŸrafyacı Cvijic’in bölgenin Avrupa’daki Türkiye gibi tabirlerle herhangi bir ÅŸekilde Türk adıyla özdeÅŸleÅŸmesini “çirkin bir ÅŸahadet” olarak deÄŸerlendirip Balkan tabirinin kullanılması gerektiÄŸini söylemesi de bu konuda ilginç bir “ÅŸahadet” tir.

19.Asrın sonlarından itibaren birçok siyaset bilimci ve seyyahın Orta-DoÄŸu tabirini özellikle Balkanları kastederek kullanmaları bu tabirin coÄŸrafi olmaktan çok kültürel bir zıtlığı ayrımı ifade etmesi açısından önemlidir. Daha sonra Orta-DoÄŸu tabirinin kullanımı Müslümanların hakimiyet sahalarının daralmasına paralel bir deÄŸiÅŸiklik gösterecektir.

Balkan yarımadası tabiri ile bu bölge için Türk ve Müslüman imajlardan arındırılmış yeni bir kimlik tespit edilirken Orta-DoÄŸu tabiri ile Batı ile DoÄŸu arasında oynak bir siyasi hattın sınırları belirlenmiÅŸ oluyordu. Bugün tek tek kiÅŸiler düzeyine kadar inmiÅŸ bulunan isim deÄŸiÅŸtirme operasyonunun global düzlemdeki ilk habercileri Balkan ve Orta-DoÄŸu tabirlerinin siyaset literatürüne girmiÅŸ olmalarıdır. Endülüs Devletinin İspanya’dan , Osmanlı Devletinin DoÄŸu Avrupa’dan çekilmesiyle siyasi coÄŸrafya düzeyindeki kimlik deÄŸiÅŸimi bugün Avrupa sınırları içinde yaÅŸayan tek tek bireyleri kapsayan bir yoÄŸunluk kazanmıştır. ÇoÄŸulcu(!) Avrupa kültürünün brakın etnik sosyokültürel gurupları homojen hristiyan isimlerine niteliÄŸini sarsan birey isimlerine dahi tahammülü yoktur. Almanya’dakÅŸ Türk iÅŸçi çocuklarının Alman toplumuna uyum projeleri ile Bulgaristan’ın zorla müslümanlaÅŸtırılmış (!) Bulgarlara gerçek kimliklerini iade etme operasyonu arasında bir nitelik farkından çok bir taktik yöntem farkı vardır. YetmiÅŸ sene önce savaÅŸ ÅŸartlarında söz konusu olmuÅŸ Ermeni tehcir olayını sürekli sıcak bir ÅŸekilde gündemde tutmaya gayret eden Batı kamuoyunun yıllardır Balkanlarda gözler önünde sergilenen asimilasyon ve tehcir faaliyetlerine sessiz kalışı Avrupa sınırları içinde müslüman kimliÄŸini muhafaza eden bütün etnik unsurların tasfiye edilmesini hedef edinen bu ÅŸuurlanmanın tabi sonucudur. Türkiye’nin AT’a müracaatı safhasında Balkanlarda müslümanlara yönelik operasyonların artış göstermesi dramatik bir geliÅŸme olarak kabul edilmelidir.

Tükiye açısından bu geliÅŸmelerin ortaya çıkardığı diÄŸer önemli bir sonuçta ülke içinde gittikçe artan bir önem kazanan sosyo-politik ve sosyo-kültürel kimlik meselesinin uluslar arası bir eksende kendini göstermeye baÅŸlamuÅŸ olmasıdır. 1.Dünya savaşı sonrasında evrensel misyonlardan ve bu misyonların gerekli kıldığı müesseselerden soyutlanarak kapalı bir sistem içerisinde yeni bir kültürel çerçeve ve siyasi kimlik oluÅŸturma çabasına giren Türkiye bugün bu geliÅŸmelerle birlikte sadece uluslararası iliÅŸkilerine temel teÅŸkil eden bazı edilgen prensipleri deÄŸil aynı zamanda ülke içi ve dışı bütün siyasi kültür dengelerini gözden geçirmek zorundadır. Bu zorunluluk yazımızın başındaki “Osmanlı Devletinin tasfiyesi daha tamamlanmadı mı?” ÅŸeklindeki sorumuzu daha bir anlamlı kılmaktadır. Evet , uluslar arası hukuk açısından Osmanlı Devleti tasfiye edilmiÅŸtir, ama bu tasfiyeyi deklare eden Türkiye Cumhuriyeti bugün Osmanlı Devletinin tasfiyesi ile ortaya çıkan “siyasi merkez” boÅŸluÄŸunu doldurma zorunluluÄŸu ile karşı karşıya kalmıştır. Kıbrıs Türklerinin Anavatanın güvenlik ÅŸemsiyesi altında bulunma arzuları. Balkanlardan gelen kitlevi göç dalgaları. Irak-İran savaşından kaçan maÄŸdur insanların güneydoÄŸu sınırlarından giriÅŸleri. Kafkasya’da milliyet çatışmalarında yaygınlık kazanmaya baÅŸlayan semboller hatta ve hatta sınırların çok ötesinde Özbekistan’dan tahliye edilen Misid Türklerinin iltica talepleri, dış siyasi baskılar karşısında siyasi merkeze yönelik sığınma talepleri ÅŸeklinde özetlenebilir. Yani bütün bu unsurlar için Türkiye hala siyasi merkez konumundadır. Ya bulundukları yerlerde onları korumalı, yada sınırlarını açarak ülkeye kabul etmelidir. Sizin kendinizi bu misyondan soyutlamış olmanız onlar açısından bir kıymet ifade etmez. Bulgaristan’dan kaçan binlerce Müslüman Türkün sınırlara dayandığı günlerde Azerbaycan Gürcistan ve Ermenistan ÅŸeyhulislamı Pasazade’nin Türkiye’ye gelerek Kafkaslardaki dini eÄŸitim için yardım talebinde bulunması sadece siyasi deÄŸil kültürel bir sığınma ve merkez konumunu göstermesi bakımından son derece ilginçtir. Bu tarihin belli dönemlerde sınırlı iradeleri aÅŸarak günlük politikaya ağırlığını koymasından baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. Sosyalist ülkelerde reform hareketleri yaygınlaÅŸtıkça kendini gösterecek milliyet çatışmaları bu ağırlığın daha da hissedilir bir ÅŸekilde artmasına yol açacaktır.

Türkiye böyle bir geliÅŸmeye her zaman olduÄŸu gibi son derece hazırlıksız bir ÅŸekilde karşı karşıya kalmıştır. Öncelikle bu tür dış unsurlarla etkili bir iliÅŸki kurulmasını temin edecek siyasi kurumlar ve bu kurumların özünü teÅŸkil eden siyasi kültürün terkedilmesi ciddi bir boÅŸluk doÄŸurmuÅŸtur. BaÅŸka bir deyiÅŸle Türkiye Cumhuriyeti bir yandan tasfiyesini deklare ettiÄŸi Osmanlı Devletinin mesuliyetlerini üstlenmek zorunda kalırken öte yandan bu zorunluluÄŸun altından kalkılması için asgari ÅŸart olan siyasi kültür ve kurumlardan yoksun bulunmaktadır. Bulgaristan karşısında düÅŸülen aciz durumun temel sebebi ülke dışında bulunan Müslüman Türk unsurların meselelerine müdahaleyi haklı çıkaracak hukuki ve reel olamamaktır.

İkinci önemli husus ÅŸu anda ülke içinde bulunan kitlelerin psikolojik hazırlıklarının yetersizliÄŸidir. Yaklaşık bir asırdır yaÅŸanan kimlik krizinden sonra 80’li yıllarda tırmanış gösteren ekonomi merkezli hayat anlayışının yol açtığı deÄŸer yıpranması ve depolitizasyon halkın bu çapta bir meseleyi göÄŸüsleyerek manevi motivasyondan mahrum brakılmasına yol açmıştır. Bu çapta bir mesele ancak fedakarlık esası üzerine oturmuÅŸ bir deÄŸer sistemine sahip toplumlarca göÄŸüslenebilir. Fenerbahçe’nin ÅŸampiyonluÄŸunun uyandırdığı heyecan dalgasının Bulgaristan meselesinde onda bir nispetinde bile görülmeyiÅŸi, zekat potansiyeli trilyonlarca ifade edilen bir toplumda yardım kampanyası için bütün yoÄŸun propagandaya raÄŸmen 2-3 milyar toplanmış olması halktaki güvensizliÄŸin ve manevi motivasyon yetersizliÄŸinin önemli göstergeleridir. Son yıllarda ülke içinde inananları rencide edici kısıtlama ve saldırıların yoÄŸunlaÅŸmasının da etkisi göz ardı edilmemelidir. BaÅŸörtüsü gibi dini bir vecibeyi çaÄŸdaÅŸlığa en önemli engel olarak görenlerin Balkanlardaki Müslüman kitlelerin kültürel kimliklerinin muhafazası konusundaki hassasiyetlerini halk nezdinde bir samimiyet ve güven ortamı oluÅŸturmamaktadır.
Özetle, toplumumuz bu son geliÅŸmelerle birlikte son derece dinamik bir sürece girmiÅŸtir. Bu sürecin temel çeliÅŸkisi coÄŸrafya ve tarihin yüklediÄŸi mesuliyet ve zorunluluklarla bunları karşılayacak siyasi kurumlar ve kültür arasındaki dengesizliktir.

Ahmet DAVUDOÄžLU



Makaleyi Derecelendirin:

Toplam oy: 0, Oran: 0/5

Yazdır | Gönder | Yayınla | Yazara Geribildirim | Etiketler

    • Son Bilim Makaleleri
    • Ahmet Polat'dan Makaleler
  • Delilik Genini BoÅŸuna Aramayın
    Yazar: Ahmet Polat | Tarih: 17.12.2009
    Bugüne kadar, bu tür bulgulan bildiren yayınlardan hiçbirinin doÄŸrulandığı görülmedi. 1980’li yılların başından itibaren, moleküler biyoloji ve genetik a...
  • Akraba Evlilikleri
    Yazar: Ahmet Polat | Tarih: 17.12.2009
    Kalıtımın taşıyıcısı genlerdir. Bizler nesiller öncesinden gelen atalarımızın  bize hediye ettiÄŸi genetik kalıtımla yaÅŸama baÅŸlamaktayız.  Vücudumuzun büy&uum...
  • Aşılar
    Yazar: Ahmet Polat | Tarih: 17.12.2009
    Böylece vücudun,hazırlıklı olduÄŸu hastalık etkenlerinden biriyle karşılaÅŸtığında, önceden, oluÅŸmuÅŸ antikorlar sayesinde bu maddelerle savaÅŸması kolaylaşır. AÅžILARIN BÄ...
  • Aminoasitler
    Yazar: Ahmet Polat | Tarih: 17.12.2009
    Yani amino asitler uzun zincirler oluÅŸturarak proteinleri, proteinlerde kompleks bir ÅŸekilde organize olarak hücreyi meydana getirir. Tabii karmaşık bir yapıya sahip olan hücre yanlızc...
  • Besin Enfeksiyonları
    Yazar: Ahmet Polat | Tarih: 17.12.2009
    BozulmuÅŸ besinlerin tüketimi ile oluÅŸan bu hastalık haline genel olarak besin zehirlenmesi adı verebiliriz. Bu mikroorganizmalar doÄŸada bakteri, virüs ya da mantar formlarında ç...
  • Diyabet
    Yazar: Ahmet Polat | Tarih: 17.12.2009
    Belirtiler;İnatçı hiperglisemi neredeyse ÅŸeker hastalığı ile ilgili sizi uyarabilecek tüm belirtilere sebep olur.Bu belirtiler: Sık sık idrara çıkma Aşırı susama Bula...
  • Saglikli Beslenme Ve Diyet
    Yazar: Ahmet Polat | Tarih: 17.12.2009
    Hayvansal gıda maddeleri dışarda yerken olsun, annelerimizinmutfağında olsun, seçeneklerimiz arasında önemli yer tutar. Peki ama, hayvansal besinler nedir, özellikleri nelerdir?...
  • Babalık Tayini
    Yazar: Ahmet Polat | Tarih: 17.12.2009
    DNA kimlik testi bilinen kimlik tespiti yöntemleri arasında ayırım gücü en yüksek olanıdır. DNA kimlik testi yaygın olarak nesep ya da babalık tayininde ve Adli Tıp’t...
  • DNAnın Öyküsü
    Yazar: Ahmet Polat | Tarih: 17.12.2009
    Bu baÅŸarı 1962 yılında Nobel ödülü ile deÄŸerlendirilmiÅŸ, proteinlerle birlikte kromozomları oluÅŸturan, nesilden nesile kalıtlanan bu dinamik molekülün açıklan...
  • DNAnın Replikasyonu Duplikasyonu
    Yazar: Ahmet Polat | Tarih: 17.12.2009
    DNA'nın kendini eÅŸlemesinde üç farklı replikasyon teorisi öne sürülmüÅŸtür. Bunlar;Konservatif,Semikonservatif ve Dispersif replikasyon teorileridir.Konservatif...
  • DNA Replikasyon Mekanizması
    Yazar: Ahmet Polat | Tarih: 16.12.2009
    3.)Hidrojen baÄŸlarının kopmasıyla, kalıp olarak görev yapabilecek duruma gelen ipliklere, primozom kompleksi baÄŸlanır.bu kompleks replikasyonun baÅŸlangıç noktasnı bulur ve primaz...
  • Genetik Kopyalama
    Yazar: Ahmet Polat | Tarih: 16.12.2009
    Hücre, çevresi ile iliÅŸkisini hücre zarı vasıtasıyla saÄŸlar. Hücreler; doÄŸrudan temas, salgıladıkları kimyasal maddeler (hormonlar,enzimler) ya da elektriksel impulslar ...
  • Genetik Tarihi
    Yazar: Ahmet Polat | Tarih: 16.12.2009
    1- MENDEL'DEN ÖNCEKİ DEVİR 1828 Tradescantinia (Telgraf çiçeÄŸi) hücresinde nükleusun görülmesi (Robert Broun)1839 hücre teorisinin bulunması: Canlı org...
  • Hipnoz
    Yazar: Ahmet Polat | Tarih: 16.12.2009
    Söz gelimi tüm fobileri ilaçla tedavi edebilmek mümkün deÄŸildir. Belki uzun zaman alan psikoterapi seansları ile fobiler önlenebilir fakat hipnoterapi ile çok ...
  • Hipotalamus
    Yazar: Ahmet Polat | Tarih: 16.12.2009
    Bu hücrelerin salgıladıkları hormonlara genel adıyla " Nörohormonlar " adı verilir. ÖzelleÅŸmiÅŸ bu hücreler kendi aralarında gruplara ayrılırlar. Öyle ki sa...
  • Bağışıklık (immun Sistem) YetersizliÄŸi
    Yazar: Ahmet Polat | Tarih: 16.12.2009
    Her sistem bağımsız olarak yada bağışıklık sistemlerinden biri veya birkaçıyla birlikte davranabilir. Bağışıklık yetersizliÄŸi doÄŸumsal (X genine baÄŸlı antikor yoklugu), edinse...
  • Mayoz Bölünme
    Yazar: Ahmet Polat | Tarih: 16.12.2009
    Mayoz bölünmede hücre kromozom sayısını bir defa arttırdıktan sonra iki defa bölünme geçirir. Bunlar mayoz I ve mayoz II olarak adlandırılır ÅŸimdi bunları ayr...
  • Mitoz Bölünme
    Yazar: Ahmet Polat | Tarih: 16.12.2009
    Ayrıca hücre büyüdükçe sitoplazma / çekirdek oranı büyüyeceÄŸinden, çekirdeÄŸin etki alanı küçülecektir.Bu durum hücre i&cce...
  • Asrın Süper Gıdası "Spirulina Platensis"
    Yazar: Ahmet Polat | Tarih: 16.12.2009
    Spirulina her ne kadar 21. yüzyılın süper gıdası olarak tanıtılsa da yüzyıllar önce insanoÄŸlu tarafından keÅŸfedilmiÅŸ bir besindir. Spirulina'nın Texcoco gölü ...
  • Stres
    Yazar: Ahmet Polat | Tarih: 16.12.2009
    Stres öldürmüyor ama AİDS gibi çok ciddi bir tehlike. Neden mi? Çünkü tıpkı AİDS gibi bağışıklık sistemini zayıflatıp insanları her türlü h...

Yorumlar (0)
Yorum Gönderin
Profesyonel bir yorumcu olmak için yorumlar.com'a üye olunuz.



Makaleler.comKullanım KoşullarıGizlilik PolitikasıEditör Yönergeleriİletişim